بســـم الله الرحمن الرحيم

 

İnsanların İlmi ve Ameli Kuvvet Yönünden Taksimi

 

- Bir kısım insanlarda; yolu aydınlatan, onun merhalelerini, işaretlerini, arızalı ve kaygan zeminlerini gösteren ilmi kuvvet bulunur ve bu kuvvet o insanların ameli kuvvetlerine galip gelir. Böyle olan insanların ameli kuvvetleri çok zayıf olur. Bu insanlar hakikatleri / gerçekleri görür, fakat onların gerektirdiği şekilde amel etmezler.Aynı şekilde bunlar, korkulu yerleri, telef ve helak olunabilecek zeminleri görürler; ancak bu yerlerden sakınmazlar. Amel söz konusu olmadıkça bu kimseler fakih sayılırlar; fakat amel söz konusu olunca; bunlar amel yapmamakta cahillere ortak olur, ilimde onlardan farklı olurlar. Allah'ın rahmetiyle korudukları hariç tutulursa ilimle meşgul olanların çoğu böyledir. Bundan korunmak ancak Allah'ın kuvvetiyle mümkündür.

- Bir kısım insanlarda da; iradeye bağlı ameli kuvvet daha galip olur. Bu kuvvet, onların Allah'a yönelmelerini, dünyaya karşı zahit olmalarını, ahirete rağbet etmelerini ve amel etmek için paçaları sıvayıp ciddi bir şekilde çalışmalarını gerektirir. Fakat akaid meseleleri hakkında varid olan şüpheler ve söz amel ve makamlar hususundaki sapmalar söz konusu olunca; bunların göz ve basiretleri körleşir ve doğruyu bulamazlar.

Nitekim birinci kısımdakilerin de akılları, şehevi duyguların vurudu esnasında zayıf düşmekteydi,

İkinci kısımdakilerin hastalığı cehaletlerinden kaynaklanırken, birinci kısımda bulunanların hastalığı iradelerinin bozulmuşluğundan ve akıllarının zayıflığından kaynaklanmaktadır.

İşte bu cehalet hastalığı, ilimsiz bir şekilde seyru sulukta bulunan fakr ve tasavvuf erbabının çoğunun hâlidir. Bilakis bunlar zevk, vecd ve âdet yoluyla sülüklerini sürdürmektedirler. Bunlardan herhangi biri neye ibadet edeceğini ve O'na nasıl ibadet edeceğini bilmeyerek matlubu hususunda kör olarak görülür...

Bazen O'na zevk ve vecdiyle, bazende içinde bulunduğu ashabının âdetiyle ibadet eder ki bu adetler belli bir şekilde giyinmek veya başı açık bulunmak, yahut da sakalı tıraş etmek ve benzeri şeylerdir.

Bazen de dinde aslı olmayan ve ilim sahibi olduğunu taslayan bir takım kimseler tarafından konulmuş kurallar ve davranış şekilleriyle Allah'a ibadet eder. Bazen de ne olursa olsun nefsinin arzulayıp sevdiği şekillerde Allah'a ibadet eder...

Bu hususta kulların Rabb'inden başkasının sayamayacağı kadar çok ve çeşitli yollar vardır.

Hiç şüphesiz ki bütün bunlar, Rabb'leri hakkında ve O'nun şeriatıyla dini hususunda kördürler.

Bunlar, Allah'ın peygamberleriyle gönderdiği, kendisiyle kitaplarını indirdiği ve hiç kimseden kendisi dışında hiçbir dini kabul etmeyeceği şeriatını ve dinini bilmezler.

Yine bunlar, Allah'ın peygamberlerinin diliyle kendileriyle kendisini kullarına tanıttığı, kulları bilmeye davet ettiği ve onlar yoluyla kendisini sevmelerini istediği sıfatlarınıda bilmezler. Dolayısıyla bunlar, ne Rabb'lerini tanırlar ve ne de gereği gibi O'na ibadet ederler.

Bu iki kuvvete sahip olan kimseler...

Evet ancak bu kimselerin Allah'a olan seyru sulukları istikamet üzere olur, bunların Allah'a ulaşmaları umulur ve ancak bunlar Allah'ın havi ve kuvvetiyle bütün manileri ve engelleri ortadan kaldırmaya güç yetirebilirler. Zira bu engeller çok ve kuvvetli olup, bunların tuzağından ancak ardı ardına birer kişi kurtulabilir.

 Eğer bu engeller ve musibetler olmasaydı, Allah'a giden yol sâliklerle dolu olurdu. Şayet Allah dileseydi, bunları giderir ve ortadan kaldırırdı. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. Denildiği gibi vakit kılıç gibidir, eğer sen onu kesmezsen bu sefer o seni keser. Bundan dolayı da eğer yürüyüş zayıf, himmet zayıf, yol hakkındaki bilgi zayıf ve hem harici hem de dahili engeller çok ve kuvvetli olurlarsa..

Evet bütün bunlar bir araya geldiği zaman musibet çok büyük olur ve bedbaht olmakla düşmanların alay etmeleri söz konusu olur. Ancak hiç hesapta olmayan bir yerden Allah'ın rahmetinin erişmesi ve onun elinden tutarak onu bu engellerden kurtarması müstesna...

Başarıya eriştiren sadece Allah'tır.

 

İÇİNDEKİLER

4. Bölüm