|
- Bir kısım insanlarda; yolu aydınlatan, onun
merhalelerini, işaretlerini, arızalı ve kaygan zeminlerini gösteren ilmi kuvvet
bulunur ve bu kuvvet o insanların ameli kuvvetlerine galip gelir. Böyle olan
insanların ameli kuvvetleri çok zayıf olur. Bu insanlar hakikatleri / gerçekleri
görür, fakat onların gerektirdiği şekilde amel etmezler.Aynı şekilde bunlar,
korkulu yerleri, telef ve helak olunabilecek zeminleri görürler; ancak bu
yerlerden sakınmazlar. Amel söz konusu olmadıkça bu kimseler fakih sayılırlar;
fakat amel söz konusu olunca; bunlar amel yapmamakta cahillere ortak olur,
ilimde onlardan farklı olurlar. Allah'ın rahmetiyle korudukları hariç tutulursa
ilimle meşgul olanların çoğu böyledir. Bundan korunmak ancak Allah'ın kuvvetiyle
mümkündür.
- Bir kısım insanlarda da; iradeye bağlı ameli kuvvet daha galip olur. Bu kuvvet, onların Allah'a yönelmelerini, dünyaya karşı zahit olmalarını, ahirete rağbet etmelerini ve amel etmek için paçaları sıvayıp ciddi bir şekilde çalışmalarını gerektirir. Fakat akaid meseleleri hakkında varid olan şüpheler ve söz amel ve makamlar hususundaki sapmalar söz konusu olunca; bunların göz ve basiretleri körleşir ve doğruyu bulamazlar.
Nitekim birinci kısımdakilerin de akılları, şehevi duyguların vurudu
esnasında zayıf düşmekteydi,
İkinci kısımdakilerin hastalığı
cehaletlerinden kaynaklanırken, birinci kısımda bulunanların hastalığı
iradelerinin bozulmuşluğundan ve akıllarının zayıflığından kaynaklanmaktadır.
İşte bu cehalet hastalığı, ilimsiz bir şekilde seyru sulukta bulunan fakr ve tasavvuf erbabının çoğunun hâlidir. Bilakis bunlar zevk, vecd ve âdet yoluyla sülüklerini sürdürmektedirler. Bunlardan herhangi biri neye ibadet edeceğini ve O'na nasıl ibadet edeceğini bilmeyerek matlubu hususunda kör olarak görülür...
Bazen O'na zevk ve vecdiyle, bazende içinde bulunduğu ashabının âdetiyle ibadet eder ki bu adetler belli bir şekilde giyinmek veya başı açık bulunmak, yahut da sakalı tıraş etmek ve benzeri
şeylerdir.
Bazen de dinde aslı olmayan ve ilim sahibi olduğunu
taslayan bir takım kimseler tarafından konulmuş kurallar ve davranış
şekilleriyle Allah'a ibadet eder. Bazen de ne olursa olsun nefsinin arzulayıp
sevdiği şekillerde Allah'a ibadet eder...
Bu hususta kulların Rabb'inden başkasının sayamayacağı kadar çok ve çeşitli yollar vardır.
Hiç şüphesiz ki bütün bunlar, Rabb'leri hakkında ve O'nun şeriatıyla dini hususunda kördürler.
Bunlar, Allah'ın peygamberleriyle
gönderdiği, kendisiyle kitaplarını indirdiği ve hiç kimseden kendisi dışında
hiçbir dini kabul etmeyeceği şeriatını ve dinini bilmezler.
Yine bunlar,
Allah'ın peygamberlerinin diliyle kendileriyle kendisini kullarına tanıttığı,
kulları bilmeye davet ettiği ve onlar yoluyla kendisini sevmelerini istediği sıfatlarınıda bilmezler.
Dolayısıyla bunlar, ne Rabb'lerini tanırlar ve ne de gereği gibi O'na ibadet ederler.
Bu iki kuvvete sahip olan kimseler...
Evet ancak bu kimselerin Allah'a olan seyru
sulukları istikamet üzere olur, bunların Allah'a ulaşmaları umulur ve ancak
bunlar Allah'ın havi ve kuvvetiyle bütün manileri ve engelleri ortadan
kaldırmaya güç yetirebilirler. Zira bu engeller çok ve kuvvetli olup, bunların
tuzağından ancak ardı ardına birer kişi kurtulabilir.
Eğer bu engeller ve musibetler olmasaydı,
Allah'a giden yol sâliklerle dolu olurdu. Şayet Allah dileseydi, bunları giderir
ve ortadan kaldırırdı. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. Denildiği gibi vakit
kılıç gibidir, eğer sen onu kesmezsen bu sefer o seni keser. Bundan dolayı da
eğer yürüyüş zayıf, himmet zayıf, yol hakkındaki bilgi zayıf ve hem harici hem
de dahili engeller çok ve kuvvetli olurlarsa..
Evet bütün bunlar bir araya geldiği zaman musibet
çok büyük olur ve bedbaht olmakla düşmanların alay etmeleri söz konusu olur.
Ancak hiç hesapta olmayan bir yerden Allah'ın rahmetinin erişmesi ve onun
elinden tutarak onu bu engellerden kurtarması müstesna...
Başarıya eriştiren sadece Allah'tır.
|