Mekke'de inmiştir, 21
âyettir.
Leyi sûresi Mekke'de
inmiştir. Bu sûre insanın gayret ve çabasından, bu dünya hayatındaki
mücadelesinden ve neticede de âhirette cennete veya
cehenneme gideceğinden bahseder.
Bu mübarek sûre,
karanlığı ile mahlûkâtı örttüğünde geceye; aydınlığı ve ışığı ile varlıkları
aydınlattığında gündüze ve iki cinsi yani erkek ve dişiyi vücûda getiren Yüce Yaratıcı'ya yeminle başlar. Mahlûkâtın işlerinin muhtelif
ve yollarının ayrı olduğuna yemin eder: "Karanlığı ile etrafı örttüğü
zaman geceye, açılıp ağardığında gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana yemin
ederim ki işiniz pek çeşitlidir.
Sonra bu sûre mutluluk
ve mutsuzluk yollarım açıklar, kurtuluş isteyenler için ona giden yolu çizer
ve iyilerle kötülerin, cennet ehli ile cehennem ehlinin niteliklerini
belirtir: "Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu
en kolaya hazırlar ve bunda başarılı kılarız. Kim cimrilik edip vermez, kendini
zengin sayıp hakka boyun eğmez ve en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora
yöneltiriz"
Daha sonra sûre, bazı
kişilerin biriktirmiş oldukları mallarına ve yığdıkları servetlerine
aldandıklarına dikkat çeker. Oysa bu mal ve servetleri kıyamette onlara hiç
fayda vermez. Allah'ın, kullarına hidayet ve sapıklık yolunu açıklamasındaki
hikmetini onlara hatırlatır: "Çukura yuvarlandığında malının ona hiç
faydası olmaz. Doğru yola iletmek sadece bize aittir. Şüphesiz âhiret de dünya da bizimdir"
Bundan sonra sûre,
Mekkelileri yani Allah'ın âyetlerini ve Peygamberini (s.a.v.) yalanlayanları
O'nun azap ve intikamından sakındırır. Onları, aşırı derecedeki kızgın ve sıcak
ateşe karşı uyarır. Bu ateşe ancak bedbaht ve Allah'ın hidayetinden yüz çeviren
kâfir girer ve onun ateşini o tadar: ' "Yanan bir ateşle sizi uyardım. O ateşe
ancak yalanlayıp yüz çeviren bedbahtlar girer"
Sûre, nefsini arıtmak ve onu
Allah'ın azabından korumak için malını hayır yollarında harcayan sâlih mü'min örneğini anlatarak
sona erer. Bilâl'ı satın alıp onu Allah için azat eden Ebûbekir'i
(r.a.) misal getirir: "Temizlenmek üzere malını hayra verenler iyiler
ondan uzak dururlar. Onda hiç kimseye, bir minnet borcu yoktur. O ancak, Yüce
Rabbinin Rızasını istediği için verir. Böylesi hoşnut olacaktır." [1]
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1, 2, 3, 4.
Karardığında geceye, açılıp ağardığı vakit gündüze, erkeği ve dişiyi yaratan
(güce) yemin ederim ki işiniz pek çeşitlidir.
5, 6, 7.
Artık, kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya
hazırlar, (onda başarılı kılarız.)
8, 9, 10, 11.
Kim cimrilik edip vermez, kendini zengin sayıp (hakka boyun eğmez), en güzeli
de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Kim yuvarlandığı zaman malı
kendisine fayda verir.
12, 13, 14, 15, 16. Doğru yola iletmek sadece bizim işimizdir. Şüphesiz âhiret de, dünya da bize aittir. (Ey insanlar!) Yanan bir
ateşle sizi uyardım. O ateşe ancak yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer.
17, 18, 19, 20, 21. Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondanuzak
dururlar. Onda hiç kimseye verilecek bir minnet borcu yoktur. Ancak Yüce Rab-bi'nin rızasını araması hariç. O hoşnut olacak.
Açıldı, ortaya çıktı.
Şettâ, dağınık ve muhtelif.
Hüsnâ, Kelime-i tevhîddir.
Yüsrâ, kolaylık ve rahata yani cennete götüren haslet.
Usrâ, zorluk ve sıkıntıya yani cehenneme götüren haslet.
Ateşe düşüp yok oldu.
Alevlenir, yanar, Aslı
dır.
Ona girer ve sıcağına
katlanır. [2]
Rivayete göre Bilâl
(r.a.) Ümeyye b. Halefin kölesi idi. Bilâl müslü-man olduğu için, efendisi Ümeyye ona işkence ederdi. Güneş iyice kızdığında onu
çıkarır, Mekke'nin taşlı vadisinde sırt üstü yere atardı. Sonra büyük kaya
getirilmesini emreder, kaya getirilerek Bilâl'ın göğsü üzerine konurdu. Sonra
ona: "Ya ölünceye kadar böyle kalır, ya da Muhammed'i inkâr edersin" derdi. Bilâl, bu
durumda iken yine "birdir, birdir" derdi. Onlar Bilâl'e
bunu yaparken, Ebûbekir (r.a.) ona uğradı ve Ümeyye'ye, "Bu zavallıya böyle yaparken, Allah'tan
korkmuyor musun?" dedi. Ümeyye de ona: "Onu
bana karşı kışkırtan-ve isyan ettiren sensin. Şimdi onu, gördüğün bu durumdan
kurtar" dedi. Bunun üzerine Ebûbekir (r.a.) Bilâl'i (r.a.) ondan satın alıp Allah rızası için azat
etti. Bunu gören müşrikler: "Ebûbekir'in Bilâl'e minnet borcu olduğu için onu azat etti"
dediler. Bunun üzerine şu âyetler indi: "Onda, hiç kimseye, karşı bir
minnet borcu yoktur. O, Yüce Rabbinin rızasını istediği için verir. Böylesi
hoşnut olacaktır"[3]
1. Karanlığı
ile kâinatı kapladığı ve varlıkları gizlediğinde geceye yemin ederim. [4]
2. Açılıp
aydınlandığı âlemi kâinatı aydınlattığında gündüze yemin ederim. Tefsirciler
şöyle der: Gece, bütün mahlûkât için dinlenme zamanı olduğundan Yüce Allah ona
yemin etti. Geceleyin insan ve hayvan, barınaklarına sığınır; hareket ve
didinmeyi bırakıp sükûna ererler. Mahlûkât gündüzleyin
hareket edip nzık peşinde koştuklarından, Allah
gündüze de yemin etti. Bu yeminin hikmeti, gece ve gündüzün birbirini izlemesinde
sayılamayacak kadar var olan menfaatlerdir. Zira bütün ömür gece olsa geçim
imkânsız olur. Bütün ömür gündüz olsa, o zaman da insan dinlenip rahat edemez
ve insanların menfaatlerine halel gelirdi. [5]
3. İki
cinsi, yani erkek ve dişiyi, atılan bir nutfeden
yaratan O yüce ve büyük güce yemin ederim. Yüce Allah, kendisinin eşsiz ve
hikmet sahibi bir yaratıcı olduğuna dikkat çekmek için, erkek ve dişi cinsini
yarattığına dâir Zât'ına yemin etti. Çünkü erkek ve dişi arasındaki bu
farklılığın, şuursuz ve kör tabiat tarafından, sadece bir tesadüf eseri olarak
meydana geleceği düşünülemez. Çünkü menideki aslî unsurlar dengelidir. Aynı
unsurlardan bazan erkek bazan
dişi çocuk yaratmak, bu nizamı koyanın, yaptığını bilen ve sağlam yapan biri
olduğuna delildir. [6]
4. Bu,
yeminin cevabıdır. Yani kuşkusuz sizin yaptığınız işler çeşitlidir. İçinizden,
takva sahibi olanlar da vardır, bedbaht olanlar da vardır. İtaatkâr da vardır,
isyankâr da vardır.
Yüce Allah, daha sonra
bunu şu sözüyle tefsir etti: [7]
5. Malını
Allah rızası için verip harcayan ve Allah'ın haram kıldığı şeylerden uzak durup
Rabbinden korkan kimseye gelince... İbn Kesîr şöyle
der: Bunun mânâsı "Harcaması emredileni veren ve işlerin-de Allah'tan
korkana,"[8] demektir. [9]
6. Ve
Allah'ın, iyiler için hazırlamış olduğu cennetin varlığını doğrulayana gelince. [10]
7. Onu iyi
iş yapmaya hazırlar ve ona, itaat etmeye ve haramları bırakmaya götüren hasleti
kolaylaştırırız. [11]
8. Malını
harcamayarak cimrilik eden, Yüce Allah'a ibadet etme ihtiyacı duymayana... İbn Abbâs şöyle der: Malında
cimrilik yapan, Yüce Rabbine ihtiyaç duymadığını söyleyene... [12]
9. cenneti
ve nimetleri yalanlayana gelince.. [13]
10. Zorluğa
yani dünya ve âhirette kötü hayata, kötülük yoluna
götüren hasleti ona kolaylaştıracağız. Tefsirciler şöyle der: Hayır yolunun
sonu kolaylık, yani Naîm yurdu olan cennete girme
olduğu için Yüce Allah ona adını verdi. Şer yolunun sonu zorluk, yani cehenneme
girme olduğu için Yüce Allah ona da dedi. [14]
11. Bu,
istifhâm-ı inkârîdir. Yani, kim yok olup cehennem
ateşine düştüğünde malı ona fayda sağlar? Malı ona fayda verir mi? Vebali ondan
savar mı? [15]
12.
insanlara hidayet yolunun sapıklık yolundan ayrı olduğunu açıklamak, doğru yol
ile eğri yolu izah etmek bize aittir. Nitekim Yüce Allah meâlen
şöyle buyurmuştur: "De ki, hak, Rabbinizdendir. Öyleyse dileyen iman
etsin, dileyen inkâr etsin'[16]
13. Dünyadaküer de, âhirettekiler de
bizimdir. Kim onları Allah'tan başkasından isterse yolunu şaşırmıştır. [17]
14. Ey Mekke
halkı! Ben sizi, aşırı derecede sıcak ve kızgın ateşe karşı uyardım. [18]
15. Orada
ebedî kalmak üzere sadece bedbaht kâfir oraya girer ve onun ateşini tadar. [19]
16. O
bedbaht kâfir, peygamberleri yalanlayan ve imandan yüz çevirendir. [20]
17. O
ateşten, ancak takva sahibi ve tertemiz olup da şirk ve isyanlardan son derece
sakınan kimse uzak durur. [21]
18. O,
nefsini temizlemek için, hayır yollarında malını harcayan kimsedir. [22]
19. Onda hiç
kimseye karşı bir minnet borcu yoktur ki borcuna karşılık ona versin. O, sadece
Allah rızası için harcar. Tefsirciler şöyle der: Bu âyetler, Bilâl'i (r.a.) satın alıp Allah rızası için azat ettiği
zaman, Ebûbekir (r.a.) hakkında inmiştir. Ebûbekir (r.a.)'in böyle yaptığını gören müşrikler:
"Onun Bilâl'e minnet borcu olduğu için onu azat
etti" dediler. Bunun üzerine bu âyetler indi. [23]
20. Onun
Allah rızasından başka istediği bir şey yoktur. [24]
21. Âhirette onu razı edecek şeyi Allah ona verecektir. Bu, rahmet
sahibi Rab tarafından verilmiş kıymetli bir sözdür. [25]
Bu mübarek sûre,
birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda
özetliyoruz:
1.
kelimeleri arasında tıbâk vardır.
2. "Veren,
sakınan ve en güzeli tasdik edene gelince.." âyetleri ile "Cimrilik
eden, ihtiyaç duymadığını söyleyen ve en güzeli yalanlayana gelince.."
âyetleri arasında latîf bir mukabele vardır.
3. arasında
cinâs-ı iştikak vardır. Çünkü kelimesindendir. Dolayısıyle
aralarında cinas vardır.
4. "Veren
ve sakınana gelince..." âyetinde, muhatabın zihni verilebilecek ve
sakınabilecek her şeyi düşünsün diye, umum ifade etmesi için mefûl (tümleç)
zikredilmemiş tir.
5. ve
benzeri âyet sonlarında akıcı sağlam bir seci' vardır. [26]
Ömer (r.a.) şöyle
derdi: "Efendimiz efendimizi azat etti" Bununla şunu kastederdi:
Efendimiz Ebûbekir, efendimiz Bilâl'ı azat etmiştir.
Bunlar, ne temiz ruhlar! Ey Allah'ım! Bize, Rasulullah
(s.a.v)'ın, bütün Ashabını (r.anhum)
sevmeyi nasip et!
Yüce Allah'ın yardımıyle "Leyi Sûresi"nin tefsiri bitti. [27]
[1] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/331.
[2] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/333.
[3] Sâvî Haşiyesi. 4/326; Hâzin,
4/256
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/333.
[4] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/333.
[5] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/333.
[6] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[7] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[8] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/646
[9] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[10] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[11] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[12] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[13] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[14] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[15] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[16] Kehf sûresi, 18/29
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334.
[17] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/334-335.
[18] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[19] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[20] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[21] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[22] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[23] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[24] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[25] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[26] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/335.
[27] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/336.