ÂDIYAT SÜRESİ 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2


ÂDIYAT SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- (Allah için savaş meydanında) soluk soluğa koşan (at) lara,

2- Kıvılcımlar saçanlara,

3- Sabahleyin akına çıkanlara,

4- Tozu dumana katanlara

5- Düşman topluluğunun içine dalanlara andolsun ki,

6- Şüphesiz insan Rabbine karşı çok nankördür.

7- O  (insan)  buna karşı hakikaten şahiddir.

8- Gerçekten o  mala da çok düşkündür.

9- Bilmez mi ki mezarlarda olanların deşilip dışa atıldığı,

10- Göğüslerde olanların da devşiriidiği zamanı?..

11- Doğrusu Rableri o gün kendilerinden tamamıyla haberdardır. [1]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-11)   «(Allah için savaş meydanında) soluk soluğa...» Bu Ayetlerin Tefsiri Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 11 ayet'tir.

tbn Mesud, Cabir, Hasan, İkrime ve Ata'nin görüşüne göre bu sure Mekkî'dir. Enes ve Katade'nin görüşüne göre ise Medenî'dir.

tbn Abbas'tan gelen ikinci bir rivayet, Medenî olduğunu destek­lemektedir.

Ayetleri ittifakla ll'dir. Kelimeleri 40, harfleri 163'tür.

«El-Adiyot»tan maksat, cumhura göre Allah yolunda savaşan­ların düşmana doğru süratle giden atlan demektir.

«Dabhan» kelimesi ya «Adiyat»m mefulüdür veya mukadder bir fiilin mefulüdür. Yani o hani hani koşan atlara yemin olsun ki!

İbn Abbas, «Canlılar içerisinde at, köpek ve tilkiden başka «dabh» yapan bir hayvan yoktur» demiştir. Atların ağızlan kişne­mesin, düşmanı^ uyarmasın diye bağlanır. O zaman kuvvetli şe­kilde nefes alarak horultu çıkarırlar.

tbn'ul-Arabi, . «Cenab-ı Hak Hz. Muhammed'e yemin ederek, «Yasin, hakim olan Kur'an'a andolsun ki» demiş ve onun hayatıy­la yemin ederek «Ömrüne andolsun ki onlar sarhoşlukları içinde kör, sersemdirler.» (Hicr: 72) buyurmuştur. Burada da (Adiyat Suresi'nde) birinci ayetten beşinci ayete kadar Rasûlullah'm adı­na, o atın kişnemesine, kopardığı toz-dumana ve tırnaklarından çıkan ateşe yemin etmiştir» der.

Ebu Ubeyde, «Debh ve debih, koşmak ve yürümek mânâsına-dır» demiştir. Muberrid, «Debh yürüyüşte atın hırıltısını uzatması demektir» diyor.

Rivayete göre Allah'ın Rasûl-ü bir akıncı grubunu Beni Kina-ne Kabilesi'nden bazı insanlar üzerine gönderdi. Onlann haberle­ri gecikti. Kumandanları olarak Munzir bin Amr el-Ensarî'yi ta­yin etmişti. Bu zat nakiblerden birisiydi. Münafıklar «onlar öldü­rüldüler» dediler, bunun üzerine bu sure indi. Cenab-ı Hak burada onların sağ-salim olduklarını peygamberine haber verdiği gibi, bir de müjde veriyor: Onlar o kavmin üzerine hücum etmiş vö kendilerim esir etmişlerdir.

«Âteş çîkaranlar»dan maksat İkrime, Ata ve Dahhak'ın dedi­ğine göre tırnaklarıyla koşarken taşlardan ateş kıvılcımları çıka­ran atlardır. Zira «Muriyat» ateş çıkarmak mânâsına gelen «İra» kökünden geliyor. «Kadh» kelimesi ise esasında vurmaktır. Yani çakmağı çakıp kıvılcımlar çıkarmaktır. Burada maksat yine at­lardır. Yani taşlara dokunduklarından ötürü tırnaklarından ateş çıkaran atlara yemin edilmektedir.

«el-Muğiyrat», düşmanın malını yağma etmek, veya öldürmek veya esir almak için ansızın düşmana hücum eden atlardır. Esa­sında atların değil binicilerin sıfatıdır. îsnad mecazidir

«Eserne» fiili koparmak, tozu hareketlendirmek mânâsına ge­len «İşaret» kökünden geliyor.

«Nak'an» kelimesi gubar (toz) demektir. «Bihndeki zamir de sabaha racidir. Yani onlar sabah vaktinde baskın yaparlar. Böyle­ce o zamanda düşman gruplarının araşma dalarlar.

Süddi, Muhammed bin Kâb ve Ubeyd bin Ümeyr, «Adiyat de­velerdir» demiştir. Onlar ses çıkararak Arafat'tan Müzdelife'ye Müzdelife'den Mina'ya doğru koşarlar. (Bu görüş Hz. Ali'ye de nis-bet edilmiştir).

îbn Cerir, İbn Ebi Hatim, Îbn'ul-Enbari «EUEzdad» kitabın­da, İbn Merduveyh ve Hakim, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor-lar: «Ben Hicri İsmail'de oturuyordum. Bana bir kişi geldi, «Adi-yat nedir?» diye .sordu. «Atlardır» dedim: «Allah yoluna düşmana hücum ettikleri zaman güp güp diye ses çıkaran atlardır. Sonra* onlar geceleyin oldu mu yemeklerini yaparlar, ateşlerini yakarlar.»

Ben bu cevabı alan kişi Hz. Ali'ye gitti. O da «Zemzem» suyu­nun altında oturuyordu. «Adiyati Dabhannn ne demek olduğunu ona sordu. Hz. Ali: «Sen benden önce bu soruyu hiç kimseye sor­dun mu?» deyince, O: «Evet, ben bunu îbn Abbas'tan sordum. O, bunlar Allah yolunda savaşan atlardır» dedi.

Hz. Ali, o kişiye: «Git, bana İbn Abbas'ı çağır» dedi. Hz. Ali' nin yanma gittiğimde bana: «Halka bilmediğin bir konuda fetva mı veriyorsun? Allah'a yemin olsun, İslâm'da İlk Gazve Bedir Gazvesi'dir. Bizimle beraber iki at vardır.* Biri Zübeyr'in biri de Miktad bin Esved'in atıydı. O halde koşarak güp güp diye ses çı­karan atlar hangileriydi? Bunlar develerdir. Arafat'tan Müz&e. life'ye koşarlardı. Orada yerleştikten sonra ateş yakarlardı. Sabah vakti hücum etmekten maksat ta onların Miizdelife'den Mina'ya hücum etmeleridir. İşte Mina cemi'dır; yani bütün hacılar orada toplanır. «Onunla tozu dumana katarlar» cümlesinden maksat o develerin yere bastıkları zaman kaldırdıkları toz demektir» dedi.

îbn Abbas, Hz. Ali'den bunları dinledikten sonra «Sözümü bu raktım, Hz. Ali'nin sözüne gittim» demiştir. ,

Fakat Hz. Ali'nin bunlardan atların kastedildiğini Bedir Gazve-si'nin durumuyla izah etmesi müşküldür. Çünkü İbn Abbas, El-Adiyat'ın başındaki elif-lamların ahd için olduğunu söylememiştir ve «Bu Bedir'de koşan atlara işarettir» de dememiştir. Bu surenin Bedir Gazvesi hakkında nazil olduğunu da iddia etmemiştir. İbn Abbas'ın kelâmından açıkça anlaşılan şudur ki ö Allah yolunda koşan atların cinsini kastetmiştir. Eğer İbn Abbas «Eliflamlar ahd içindir» demişse burada Munzir bin Amrln kumandasında gön­derilen müfrezenin atları kastedilmiş olur. Çünkü onların haberi Rasûlullah'a geç gelince münafıklar onların Öldürüldüğünü söyle­diler. Bunun üzerine bu sure Rasûl-ü Ekrem'in onların sağ olduğunu, o kavme hücum ettiklerini ve muvaffak olduklarını müjde­ledi.

Hz. Ali'den gelen haberin sıhhati yoktur. Hakim'in onu tas­hih etmesi de muhaddisler nezdinde yerinde değildir. Çünkü Ha­kim çok musahele (gevşeklik) gösterdiği için tashihi muteber sa­yılmamıştır. Sonra Hz. Ali'den «Adiyat'tan maksat develerdir» şeklinde gelen nakil mutearizdir. Çünkü hem daha önce bu deve­lerin hacıları taşıyan develer olduğu ve hem de tevilat sahibinin nakline göre Hz. Ali'nin onu Bedir develeriyle tefsir ettiği bildiril­mektedir.

«AdiyaUtan maksadın at olması daha kuvvetlidir iddiası mu­cibinde, atların tozu dumana katmaları, develerin yapmasından daha açıktır. Sonra İbn Abbas'tan gelen bu haber kendisiyle yemin edilenin iki çeşit olduğunu ifade edebilir: Birincisi atlar, ikincisi de develerdir. Gaziler cemaati veya yemeklerini pişirmek veya baş­ka ihtiyaçları için ateş yakan hacılar.

«Kesinlikle insan Rabbine karşı çok nankördür» cümlesi ka­semin cevabıdır. İbn Abbas, Mukatil, «Kenud kelimesinden mak­sat Kinde ve Hadramut dilinde asi, Rebia ve Mudar lugatıyla nan-fcör, Kinane diliyle cimri, kötü ahlâklı demek oluyor» demişler­dir.

Ebu Umame el-Bahili, Rasûlullah'ın şu hadisini naklediyor: «Kenud o kişidir ki tek başına yer. İkram yapmaz ve kölesini dö­ver».

îbn Abbas şöyle rivayet ediyor: Allah Rasûlü, «Size en şerli­lerinizi haber vereyim mi?» dedi. Biz de, «Evet ya Rasûlullah, biz isteriz» dedik. Bunun üzerine: «O kimsedir ki tek başına konakla­mıştır. İkramım menetmiştir, kimseye vermez. Kölesini de döv­müştür».

Bu iki hadisi de Hakim Tirmizi Nevadir'ul-Usul'de tahriç et­miştir.

Bazıları «Kenud hakkı inkâr edendir», bazıları ise «Sıla-i rah­mi kesendir» demişlerdir. Bazıları «Kenud, Allah'tan gelen nimetleri çokça inkâr edendir» derler. îbn Abbas, «Buradaki insandan maksat kâfirdir» diyor. Yani o kâfir çokça nankördür!

Ebu Bekr el-Vasiti, «Kenud, Allah'ın nimetlerini Allah'ın ma-siyetinde kullanan kişidir» der. Ebu Bekir Verrak, «Kenud nimeti kendisinden, dostlarından ve yardımlarından bilen kimsedir» de­miştir. Tirmizi, «Kenud o kimsedir ki, nimeti görür, fakat nimeti vereni görmez» der.

Yedinci ayetteki zamir Allah'a racidir. Yani kesinlikle Allah, Ademoğlu'ndan gelen bu duruma şahiddir. Hasan, Katade ve Mu-hammed bin Kâb, «İnnehu'daki zamir insana racidir» demişler­dir. Yani kesinlikle insan aleyhinde yaptıklarını söylemek suretiy­le şahiddir.

Sekizinci cümlenin başındaki zamir kesinlikle insana racidir. Hayr'dan maksat da maldır. Çünkü hayr'ın «mal» mânâsına gel­diği Bakara Suresi'nin 18. ayetinde de yer almaktadır. Yani malı sevmek hususunda kuvvetlidir, şiddetlidir veya cimridir.

îbn Zeyd, «Mal'a hayr denilmiştir. Halbuki malın bir kısmı şer ve haram da olabilir Fakat halk malı hayr sandıklarından ötiU rü Cenab-ı Hak da hayr demiştir» diyor.

Nitekim Halk cihada «Sûu'n» kelimesini kullandığı için Ce­nab-ı Hak Al-i îmran Suresi'nin 174. ayetinde aynı tabiri kullan­mıştır. Halbuki cihad Allah'ın sevdiği bir durumdur.

«Bu'sire» füli karıştırılırsa, alt üst edilirse, araştırılırsa ve içinde olanlar çıkartılırsa demektir. Ebu Ubeyde, «Bu fiil alt-üst etmek mânâsını taşıyor» demiştir. Muhammed bin Kâb, «Bu ha. dişe insanlar haşre gönderildikleri anda olacaktır» eliyor.

«Hussile» fiili göğüslerde olan hayr ve şer ayırd edilirse de-mektir. îbn Abbas, «Ortaya çıkarsa demektir» diyor. «Habirun», hiçbir şey kendisine gizli kalmaksızın alimdir demektir. O günde onların her şeyini bilir. O günün gayrisinde de. Fakat mânâ şu­dur: Allah o gün onlara cezayı verecektir. Eğer hayr işlemişlerse hayrda, şer işlemişlerse serde. [2]

ADÎYAT SURESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/141.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/141-146.