İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLDİ, YA DİĞER SÖZLEŞMELER!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLDİ, YA DİĞER SÖZLEŞMELER!

 

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye’nin öncülüğünde imzaya açıldı. İlk imzalayan devlet Türkiye oldu. Bu dönemde Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇAVUŞOĞLU ve Aile Bakanı Fatma ŞAHİN idi.

Bu yasa AK Parti, CHP, MHP, HDP, İYİ partili milletvekillerinin desteği ile mecliste kabul edildi ve yasalaştı. Kadın haklarını korumak amacıyla kabul edilen bu sözleşme yürürlükte olduğu yaklaşık 10 yıllık süreç içinde kadın cinayetleri, boşanmalar ve birçok olumsuz sonuçların daha da artmasına sebep oldu. Bu sözleşmenin kadın ve aileyi korumadığı tam aksine kadın, aile ve tüm toplumu her türlü ifsad ettiği anlaşıldı. İstanbul sözleşmesi büyük bir fitne idi, ifsad ediyordu, bozuyordu, zulmediyordu feshedildi ve başımızdan defedildi. Seviniyoruz ancak fazla da sevinmemek gerekiyor çünkü bir batılı def ederken başka batılların  hala ayakta olduğunu unutmayalım. Yürürlükte olan bu yasalar, anlaşmalar ve sözleşmeler toplumu ifsad etmeye devem ediyor. İstanbul sözleşmesi feshedildi ancak bu yasaların, sözleşmelerin yerini başka batıl ve ifsad edici yasalar değil de Yüce Allah’ın insanlar için indirdiği yasalarla doldurulması gerekir. Çünkü kadın aile ve tüm toplum huzuru, mutluluğu ve kurtuluşu ancak Allah indirdiği yasalarda bulabilir. Ümmet olarak hedefimiz bir batılı def edip başka batılın gölgesine ve hükmüne sığınmak değil hakkı haykırmak ve hakkı egemen kılmak olmalıdır. O hak ise İslam’dan başkası değildir. 

Şunu unutmayalım ki; İnsanı yaratan neye ihtiyacı olduğu, nasıl mutlu olacağı, nasıl terbiye edileceği ve nasıl yönetileceğini en iyi bilendir. İslam’ın dışındaki bütün din, felsefe, kanun, düzen, yaşam tarzı vs. hepsi batıldır, ifsad eder, zulmeder ve cehenneme götürür. Tüm bu batılları reddedip ayaklarımızın altına alarak Alemlerin Rabbine teslim olmalıyız. İşte bu sebeptendir ki kadının hakkı, erkeğin izzeti ve tüm toplumun mutluluğu İslam hukukunda gizlidir. Biz haklarımızı, izzetimizi ve mutluluğumuzu başka yerlerde aramayalım. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın insanlar için indirdiği bu eşsiz ve mükemmel yasalar dururken. Avrupa birliğinin ifsad edici yasalarına. Birleşmiş Milletlerin uyduruk kadın hakları, insan hakları, çocuk hakları yasalarına. Veya falan milletin yapboz oynar gibi uydurdukları yasalara ben Müslümanım diyenlerin ihtiyacı yoktur ve bunların bir an önce çöpe atılması gerekir. 

Beşeri sistemler ile İslam hukukunu kadın ve aile bağlamında karşılaştırırsak aradaki farkı görmüş oluruz. Ekonomi, siyaset, hukuk, uluslararası ilişkiler, şehirleşme, çevrenin korunması, havyan hakları gibi birçok meseleyi de buna göre değerlendirmek mümkündür.  

 

İslam Kadın ve Aile Konusunda Neler Yapıyor: 

İslam toplumun pis şeylerden, haramdan ve şirkten uzak durmasını temiz, helal ve tevhid üzere yetiştirilmesini hedefler. Beşeri sistemler ise nerede, ne zaman ne yapacakları belli olmaz, bu gün “Ak” dediklerine yarın “Kara” derler. Çünkü bu sistemler insanların heva ve hevesine göre şekillenen sürekli değişen kuralı ve sınırı olmayan bir hevadan ibarettir.

Mukayese için bir örnek verirsek;

İslam zinanın her çeşidini yasaklamış ve bu kötü fiili önlemek için birçok tedbir almıştır. Evvela evliliği teşvik etmiş ve evlilik dışı her türlü ilişkiyi yasaklamıştır. Sonra evlenmenin kolaylaştırılması için tavsiyelerde bulunup tedbir almıştır. Kız babalarına dininden ve ahlakından razı olduğunuz biri geldiğinde kızlarınızı bir an önce ve kolaylıkla evlendirilmelerini istemiştir. Harama bakmamayı öğretmiştir. Şehveti kontrol altında tutabilmek için oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. İnsanların şehevi arzularını harekete geçirecek resim, video ve film gibi müstehcen şeyleri yasaklamıştır. Kadınları açık seçik bir tarzda sokağa salmayarak tesettürü emretmiştir. Kadının yürüyüşüne, sesine, kokusuna ve makyajına ayrı ayrı hüküm ve sınırlama koyarak erkekleri tahrik etmenin yolunu kapatmıştır. Böylece hem kadın hem de erkek korunmuştur.

Tüm bu tedbirlere rağmen başkasının namusuna ve şerefine dokunan zinakâra cezai müeyyide olarak Allah ve resulünün emrettiği bekârlar için: 100 değnek, hapis ve sürgün cezası verilmiş; evliler için: Recim yoluyla temizlenerek zinakarların toplumu ifsat etmesini önlemiştir.

Evli erkek veya kadın zina etmesi halinde İslam mahkemesi kararıyla taşlanarak öldürülmesine recim denir. İslam’da zina büyük günahlardan olup ırz, namus ve neseplere yönelik olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir. Zinanın cezası fiili işleyenin evli veya bekar oluşuna, İslami emir ve yasaklarla yükümlü bulunup bulunmamasına göre değişik cezalar verilir. Bu cezalar adaletli, caydırıcı ve ıslah edici mahiyettedir.

 

Beşeri Sistemler Kadın ve Aile Konusunda Neler Yapıyor Birde Ona Bakalım

Bu düzenlerde kimseye ahlak, namus ve kıskanma gibi ahlaki ve erdemli şeyler öğretilmez ve anlatılmaz. Zina arkadaşının ismi kız/erkek arkadaş, başkasının kadını-kızı, manita; zinanın ismi ise aşk denilerek ahlaksızlık ve fuhşiyat toplumda şirin gösterilip teşvik edilir. Evlilik olabildiğince zorlaştırılır, bu toplumun dayattığı şartlara göre evlenebilirsen evlen. Kadınlar olabildiğince açılmaları teşvik edilir. Kadın ne kadar açılıp soyunursa o kadar özgür ve çağdaş olur algısıyla zihinler kirletilir. Kadın soyunup, süslenip ve boyanıp sokağa salınarak insanların şehevi arzuları tahrik edilir. Sokaklarda, reklam panolarında ve medyada kadın olabildiğince soyularak çıplaklık özendirilip ahlaksızlık yaygınlaştırılır. Her türlü ahlaksızlık, fuhuş ve haram güzel gösterilip teşvik edilir. Bütün bu şeyler hak ve özgürlük olarak sunulur.

Tüm bunlarla toplumun ahlakını ve fıtratını bozan beşeri sistemler artan ahlaksızlık, tecavüz, boşanma, kadın cinayeti gibi şeylerin önüne geçmek için uyduruk yasalar ve cezalar belirleyerek kendi ekip büyüttüğü necaseti temizlemeye çalışır.  Verilen hüküm ise ceza mı, ödül mü, zulüm mü, adalet mi, ıslah mı, ifsat mı belli olmaz.

İnsanların heva ve heveslerine göre belirlenen bu yasaların işe yaramadığı anlaşılınca bu defa başka bir düşünce, başka bir rüzgar, başka bir heva ve heves ilah edinilerek yeni kanunlar uydurulur. Yeni başkan, yeni hükümet, yeni düzenleme, yeni af, yeni amir, yeni memur derken senaryo sil baştan yeniden oynanır. Toplum bir batıldan başka bir batıla yönlendirilerek bir süre daha avutulur ve aldatılır. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın hükümleri bırakılıp aciz ve zavallı insanlar hüküm koyarsa ıslah değil ifsad olur, adalet değil zulüm olur. Kısaca şeriatın dışındaki her şey batıldır, zulümdür, ifsattır ve cehenneme götürür.

Oysa yaratan yarattığını bilmez mi? Onun neye ihtiyacı olduğunu, nasıl yönetileceğini, nasıl terbiye edileceğini ve nasıl ıslah edileceğini bilmez mi? O alemlerin Rabbi olan Allah’tır, ondan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

Peki, bu zalimler, Kur’an’ın rehberliğinden uzak kalındığı zaman insanlığın başına neler geleceğini bilmiyorlar mı? Elbette birçoğu biliyor ancak kibir, taassup, makam ve menfaatler bu zalimlerin hakkı kabul edip bu uğurda mücadele etmelerine engel olmaktadır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 

“Yoksa onlar, cahiliye hükümlerini mi istiyorlar? Hâlbuki yürekten inanan bir toplum için Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir?” (Maide Suresi: 50)

Kadının hakkını, hukukunu, Erkeğin hakkını hukukunu kısaca nefes alan her canlının hakkını hukukunu İslam şeriatı korur ve muhafaza eder. Hem dünyada ve hem de ahirette huzura, mutluluğa ve kurtuluşa sadece İslam ile ulaşabilirsiniz. İşte bu sebepten biz Müslümanlar olarak diyoruz ki;

 

Kadınlar Ancak Şeriat İle İzzete Kavuşur:

Yüce Allah’ın Peygamberine indirdiği İslam başka bir ifade ile şeriat kıyamete kadar hükmü geçerli olan tek hukuk düzenidir. Kıyamete kadar insanlığı aydınlatacak ve yol gösterecek bu yasalara insanlık itaat etmekle yükümlüdür. İslam şeriatı hak ve hakikati ortaya koyan doğrunun ve gerçeğin ta kendisidir. İslam şeriatının dışında kalan bütün inanç, sistem ve yasalar ise batılın başka bir ifade ile heva ve hevesin ta kendisidir.

Bütün peygamberlere gönderilen İslam dini, inanç ve ahlâk kuralları olarak aynıdır. Helal, haram, ibadet ve müeyyideler konusunda ise bazı farklılıklar vardır. Çünkü insanlık tarihi süresince toplumlara farklı imkânlar, yetenekler, eğilimler, nimetler ve belâlar verilir. Dolayısıyla her toplum kendi ihtiyaçlarına, ortam ve şartlarına, kültürel gelişimine uygun farklı bir şeriat, farklı bir hukuk sistemi belirlenmiştir. Son peygambere indirilen şeriat ise tüm insanlığa gönderilen ve kıyamete kadar geçerli tek hukuk sistemi olarak geçerliliğini sürdürecektir. Başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık sadece İslam şeriatı ile huzura, izzete ve kurtuluşa ulaşabilir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 

“Ey Muhammed! Sana da daha önceki kitapları tasdik edici ve denetleyici olarak bu kitabı hak diye indirdik.

Öyleyse Allah’ın indirdikleriyle aralarında hükmet! Sakın sana gelen hakikati bırakıp da onların heveslerine uyma! 

Biz, her biriniz için bir yol ve yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek tip bir toplum yapabilirdi fakat sizlere verdiği çerçevesinde sizi imtihan etmek için, o hâlde hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepiniz eninde sonunda Allah’ın huzuruna varacaksınız. O zaman Allah anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda aranızda hükmünü verecektir!” (Maide Suresi: 48)

“Sonra Ey Muhammed seni de bu dinde yeni bir hukuk düzeni bir şeriat ile görevlendirdik o hâlde ona uy, cahillerin arzu ve heveslerine uyma!” (Casiye Suresi: 18)

Şeriatın dışındaki beşeri sistemler de kadının izzeti, şerefi ve namusu bir meta gibi alınır ve satılır. İster doğuda ister batıda İslam’ın hüküm sürmediği tüm zaman ve mekânlarda durum böyledir. Bugün öyle ülkeler var ki ulusal gelirlerinin ana kaynağını “hayat kadını” ismini verdikleri fahişelik yapan kadınlar üzerinden sağlıyor. Bu ülkelerde fuhuş sektörü yasal ve devletin kontrolünde yapılmaktadır.

Beşeri sistemlerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda zina suç olmaktan çıkarılmış resmi ve gayrı resmi yollarla kadınların izzeti ve namusu devletlerin izini ve kontrolü altında pazarlanıyor. Bu yetmezmiş gibi birde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında LBGT lezbiyen, gey, biseksüel ve travesti gibi eşcinsel sapıklıklar özendirilmeye, meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu çirkefliği üreten ve izin veren beşeri sistemler çağdaşlık, eşitlik, özgürlük ve kadın hakları demekten de utanmıyor ve sıkılmıyorlar.

Bazı ülkelerde ise zinaya sözde bir ceza uygulansa da ceza sadece hayat kadınına verilen formalite ve uyduruk bir cezadır. Parasıyla fuhuş yapan erkek ise müşteri kabul edilerek ona bir ceza verilmez. İşte beşeri sistemlerin kadına verdiği değer budur. Onlar için kadın müşterinin memnuniyeti için pazarlanan bir metadan başka bir şey değildir.  Birçok ülkede bu aşağılık durumu yasalarıyla koruma altına almıştır. Kadına saygı, kadın hakları ve kadın erkek eşitliği diyerek geveleyip zırvaladıkları şey işte budur.

Fuhuş ticaretinde pazarlanan bu kadınların bir kısmı ise İslam coğrafyasındaki savaş ve işgaller sebebiyle kaçırılan veya esir edilen Müslüman kadınlardır. Özellikle savaş bölgelerinde bunun örnekleri Bosna, Suriye, Irak, Doğu Türkistan ve daha birçok bölgeden Müslüman kadınlar kaçırılarak fuhuş sektöründe pazarlanmaktadır.  Sadece Sincar bölgesinden kaçırılan Müslüman kadınların sayısının yüz binlerle ifade edilmektedir. Bir insan için hele hele bir Müslüman için bundan daha aşağılık bir zillet olabilir mi? Bu zillet ancak Allah Resulünün ifade ettiği gibi kılıçla yani cihatla ümmetin üzerinden kalkar. Bunun dışında kim ne söylerse yalan söylüyor.

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini haber vermiştir: 

    İyne yoluyla alışveriş yaptığınız öküzlerin kuyruğuna yapışıp ziraata hayatınız hasrettiğiniz (razı olduğunu) ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki, dininize (yani Allah yolunda cihada) dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.” (Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdu:

“Dikkat edin İslam bir dairedir. Döndüğü müddetçe siz de kitapla (Kuran/Sünnet) beraber o dairenin içinde dönünüz. Dikkat edin, kitap ile sultanlık (din ve devlet işleri) birbirinden ayrılacak. Dikkat edin, onlar sizin başınıza emir (idareci) olacak. Sizin aleyhinize olan kendilerinin lehine olan şekilde hükmedecekler.

Eğer onları dinlemezseniz sizi öldürecekler, itaat ederseniz sizi sapıtacaklar. Onlara karşı Meryem oğlu İsa (aleyhisselam)’ın arkadaşlarının davrandığı gibi davranın. Onlar ki testerelerle biçildiler, çarmıha gerildiler ama yine de davalarından vazgeçmediler.

Allah’a itaat ederek ölüm, Allah’a isyan ederek yaşamaktan daha hayırlıdır.” (İmam Taberani Mu’cemu’l Kebir, Mu’cemu’s Sağir isimli eserlerinde rivayet etti.)

İşte bu sebeptendir ki özellikle günümüzde Müslüman bir erkeğin olması gereken en önemli yer cihad meydanlarıdır. Çünkü bir kadının veya bir erkeğin izzete kavuşmasının yolu bu emperyalist zalimlerin egemenliklerinin yıkılarak Allah’ın şeriatının hâkimiyetinden geçer. Bu hâkimiyet ise ancak Allah yolunda cihat ile gerçekleşecek bir hadisedir.

Peki, bir kadının olması gereken yer neresidir?

Allah Teâlâ Peygamberin hanımları üzerinden tüm mümin hanımlara seslenerek evlerinde vakar ile oturmalarını, tesettüre titizlikle riayet etmelerini, ibadetlerine dikkat ederek Allah ve resulüne itaat etmelerini emretmektedir. Kadının huzuru, karargâhı ve faaliyet alanı evidir; çocuklarıdır ve eşidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 

İffet ve edebinizle vakar içinde Evlerinizde oturun. Çünkü kadının asıl faaliyet alanı evidir.  Eski cahiliye kadınlarının yaptığı gibi süslenip püslenerek sokağa çıkmayın! Namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin! Ey ev halkı Allah ancak kirlerden sizi arındırıp tertemiz kılmak istiyor.” (Ahzab Suresi: 33)

 

Müsennif VELİOĞLU

 

Bu Yazılar da var

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Evlilikleri

  Yüce Allah Müslüman erkeklere aynı anda en fazla dört hanımla evlenmeyi helal kılmıştır. Peygamber …

RESULULLAH’IN MÜŞRİKLERE VEFASI

Risâlet geldiğinden itibaren Efendimiz bütün çile ve ızdıraplara katlanarak İslâm’ı anlatmaya ve yaymaya devâm ediyordu… …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.