KIR ARTIK ZİNCİRLERİNİ

Ayaklarındaki zincirleri kırarak özgürlüğe koşacaklarına ayaklarındaki zincirlerin muhafızlığını yapanlar ancak zavallılardır.

 

Müslümanların İslam’daki delil sorununu halletmeleri gerekiyor. Kur’an’ı kerim; “Delil nedir?” sorusuna “Kur’an ve Sünnettir.” cevabını veriyor. Allah Rasulü de veda hutbesinin sonunda şunları söylüyor;

 

‘Size iki şey bırakıyorum bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe doğru yoldan ayrılmazsınız’ Der ve bu iki şeyin Kur’an ve Sünnet olduğunu bildirir.

 

Ancak Müslümanlar Kur’an ve Sünnetin dışında falan şahısların eserlerinden delil getirirler. Elbette bu eserlerde Kur’an’a rağmen olmayan, Kuran’la çelişmeyen, Kur’an’ın desteklediği cümleler ve ispatlar delil olarak kabul edilir lakin içerisi bidat ve şirk unsuru ile dolu olan eserler kaynak delil olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu eserler Kur’an ve Sahih Sünnete arz edilirse bu eserlerdeki sirk ve bidat olan kısımlar tespit edilecektir. Bizim rehberimiz Kur’an ve Sahih Sünnettir. Bu iki kaynakla çelişmeyen her şey makbulümüzdür.

 

Ancak tam aksi olduğu takdirde o sözleri kim sarf ederse etsin hangi kitaplarda yazarsa yazsın yazan adam kim olursa olsun reddedilmiştir ve kabul edilemez.

 

Tasavvufu İslam’dan zannedenlere gelince tasavvuf İslam’la alakası olmayan bir akımdır. Resul döneminde İslam’ın içerisinde böyle bir şey bulunmamaktadır ve tasavvufun getirisi olan akideler ve ameli uygulamalar asrısaadette yoktur.

 

Allah’ın Rasulü (sav.) şöyle buyurmaktadır:

 

“Bundan sonra;  

Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah’ın kelamı yolların en hayırlısı Muhammed (sav.) ‘in yoludur. Amellerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” Buyuruyor. (Tirmizi Hutbetül Hace)

 

İslam’a mal edilen tasavvuf akımının dinle hiç bir ilgisi bulunmamaktadır.

Kur’an’daki evliya kavramına gelecek olursak Kur’an’daki evliya kavramı Kur’an’a uyan herkes İçin kullanılır yanı genellemedir. Bu İslam dairesine giren bütün Müslümanlara verilen bir sıfattır ve unvandır.

 

Kur’an’da; Taçlandırılmış, bazı kişilerin tekeline verilmiş veya kurumsallaştırılmış bir veli tanımı yoktur.

 

Kur’an’a parçacı (cımbızlama) değil de bütüncül yaklaşırsanız ayetleri cımbızla çekip ayetin anlamı doğuya gidecekken batıya götürmeyi bırakırsanız, Kur’an’ı Kur’an’ın açıklamasına izin verirseniz ya da Kur’an’ın hudutlarını koruyarak açıklama yaparsanız Kur’an’daki veli kavramını daha iyi anlarsınız.

 

Eğer dost Allah’ın dostuysa Allah’ın dostunu kişiler değil Allah tanır Allah’ın işine mi karışıyorsunuz. Yoksa Araf suresindeki ayette dediği gibi hakkında delil inmeyen şeylerin pesinden mi gidiyorsunuz.

 

De ki; «Allah sadece açık gizli bütün kötülükleri, günahı, haksız saldırıyı, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediklerinizi söylemeyi haram kıldı. (Araf Suresi: 33)

 

Hakkında delil inmeyen şahıslar için bu Allah’ın velisidir bunu Allah önerdi dercesine vahye dayanmayan tamamen zanna dayanan bir tavırla bunu iddia ediyorsunuz. Kur’an’da taçlandırılmış kurumsallaştırılmış bazı kişilerin tekeline verilmiş veli tanımlaması yoktur.

 

Eğer bu veli kavramı konusuna eğer dediklerinizde samımı iseniz Araf suresi 3. ayette, Şura suresi 6 ve 9. ayette ve Zümer suresi 3. ayette gecen veli kavramlarını da o şahıslar için kullanın.

Rabbiniz tarafından size indirilen mesaja uyunuz, O’nun dışında başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyiniz. Ne kadar kıt düşüncelisiniz! (Araf Suresi: 3)

Allah’tan başka dostlar edinenleri Allah gözetlemektedir. Sen onların üzerinde vekil değilsin. (Şura Suresi: 6)

 

Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar (veli)mi edindiler? Hâlbuki dost (veli) yalnız Allah’tır. O ölüleri diriltir ve O’nun gücü her şeye yeter. (Şura Suresi: 9)

İyi bil ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’ndan başka dostlar edinerek, «Onlar bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz» derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde hüküm verecektir. Allah, yalancı, inkârcı insanı doğru yola iletmez. (Zümer Suresi: 3)

 

Eğer davanızda samimi iseniz bu veli kavramlarını da onlara kullanıverin ve bu verdiğim ayetleri okuyunca velilerin pesinden değil Kur’an’ın pesinden gelin dediğini çok iyi göreceksiniz ve size tavsiyem Araf suresinde dediği gibi hakkında delil inmeyen şeylerin veya kişilerin pesinden gitmemenizdir.

 

Ayriyeten tasavvufun getirisi olan tarikatlara bakacak olursak hepsi gurup gurup ayrılmış din içinde bölünmüş durumdalar.

 

Bu konuda Kur’an Ali İmran 19, Rum suresi 32, Enam suresi 159,  Müminin suresi 53. ayet ve Alı İmran suresi 103. ayetleri karşı çıkarken bölünmeye gruplaşmaya din içinde bölük bölük olmaya Allah karsı çıkarken bu şahıslar az bir dünya menfaati için gruplaşmışlar. Ve her gurup kendi elindekilerle övünüp durmakta; risale cisi risalesinin, tarikat cisi şeyhinin cemaat çisi cemaat liderinin daha iyi olduğunu iddia ediyor.

 

Allah Resulüne bile Ey Muhammed sen o müşriklerden olma onları Allah’ın kitabına çağır derken bu şahıslar tarikatlarına gurup ve hiziplerine kendi ön plana çıkardıkları eserlere fiillere çağırmaktır.

 

Allah’ın resulü bile insanları kendine değil Kur’an’a çağırmıştır. Kendisine çağırma işini kendi değil Allah Teâlâ “Ey insanlar aranızdan gelen ümmi peygambere uyun” diyerek Kur’an bizi teşvik etmiştir. Yani bizi resule resulün kendisi değil Allah’ın kitabı çağırmıştır.

 

Yoksa resul asla hayatında insanlara bana gelin dememiştir. Resul bile insanları kendine çağırmazken bu tasavvuf tarikat ve cemaat veya sıyası ekollerin liderleri insanları kurmaylarına talimat vererek kendisine çağırtıyor gurubuna fikrine vesairelere çağırıyor.

 

Kur’an’ı kerim koruma altındadır o tahrif edilmeyecektir. Lakın Allah bizi uyarıyor Ali İmran Suresi: 7. ayette onu bu şekilde tahrif ederler dikkat et mesajı veriliyor.

 

Sana bu Kitabı indiren O’dur. Bu Kitap’ın bir kısım ayetleri kesin anlamlı (muhkem)dir, bunlar onun özünü oluştururlar. Diğer kısmı da birden çok anlamlı (müteşabih)dir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve keyfi yorumlar yapmak amacı ile bu kitabın birden çok anlamlı ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onların yorumunu sadece Allah bilir. Köklü bilgiye sahip olanlar ise «Bu Kitap’a inandık, O bütünü ile Allah katından gelmiştir» derler. Bunu ancak aklı başında olanlar düşünebilirler. (Ali İmran Suresi: 7)

 

Ve Bakara suresinde toplumdan ayetleri gizleyenler var ya onlar karınlarına ateş doldurmuşlardır diyor Kur ’anın tahrifi böyle gerçekleşiyor yanı Kur’an’dan cımbızla ayet çekilip ayetin anlamı doğuya gidecekken anlamı batıya götürülüyor kelime kavramları rayından çıkartılıp başka manalar yükleniyor vesaire…

 

İste Kur’an’daki zikir kavramı, veli kavramı bu şekilde tahrife uğrayan şeylerdendir. Üstte veli kavramının nasıl tahrif edildiğini söyledik şimdide sizlerden Kur’an’daki zikir gecen ayetleri okumanızı istiyorum emin olun oradaki tanımda sunu göreceksiniz;

Birincisi; Zikir Kur’an’ın bir adıdır; tıpkı Furkan, nur, hidayet gibi isimleri olduğu gibi.

İkincisi; Zikir düşünmek, öğüt almak, emredileni yapmak anlamına gelir.

Üçüncüsü; Duadır, ibadettir, Yaratanı tesbih etmektir

Ama tasavvuf bu kelimeyi rayından çıkarmış ağzını tıpkı Yahudiler gibi eğerek bükerek ayakta ayin seklinde sesli bağırarak (cehri zikir) veya sessiz olarak ayın seklinde yapılan sayıklanan kendinden geçercesine (hafi zikir) bir fiil tanımına dönüştürülmüştür.

Kur’an’da savaştan geri kalıp ihanet eden kişiler için, onları Allah affettikten sonra öğüt bölümünde onlara sadıklarla beraber olun öğüdünü vermiştir. Lakin tarikat mensupları aslında ihanet edenlerden uzak durun sadakatli olanların Allah’a sözünde duranların yanında yanı Allah için savaşanlarla beraber olun anlamına gelen bu ayeti alıp kendi kafalarına göre işte bu şeyhimle beraber olmamı, onu hayal etmemi, ona rabıta yapmamı söylüyor. Çünkü şeyhim sadıklardan şeklinde yorumlayarak ayetleri gerçek manalarından saptırarak tahrif ermişlerdir.

 

Ayette anlatılmak isteneni Kur’an’a ayetleri cımbızla çekmeden sure ve Kur’an bütünlüğünde bakacak olursanız doğru olan mesajı anlayacaksınız inşallah…

 

Evet devam edecek olursak; vahdeti vücud, fenafillah, rabıta, virt, ayin seklinde zikir, hatmei hacegan, sema… Gibi fiili ve itikadı şeyler İslam’da olmadığı halde dinimize sızdıran tasavvuf akımıdır.

 

Dört mezhep imamından Ebu Hanife bu konu için söyle diyor; Kur’an’da muhkem ayette ve tekrar edilen ayetlerle ibadet şekli belirlenir aksi halde Kur’an’da muhkem ayette geçmeyen herhangi bir ibadet şeklini kişi isterse ömrünün sonuna kadar yemeden içmeden ve isterse Allah’a ortak koşmadan yapsın bu ondan kabul edilmez. Çünkü ibadetin ne olacağını Allah emreder şeklini de resul belirler diye içtihadını sonlandırır.

 

Sema resul ile değil Mevlana ile ortaya çıkan bir şey ve diğer saydıklarımda ya Kur’an’ın ayetlerinin anlamını kaydırdıkları kavramlarla yâda cımbızla ayet çekip kafalarına göre yorumlayıp Kur’an’a uymayıp Kur’an’ı kendine uydurmaya çalışıp ayetin anlamı doğuya gidecekken batıya götürerek tahrif eden zihniyetlerin işidir.

 

Allah Teâlâ sadece kendisine tazim getirilmesini yanı adının dini amaçlı anılmasını kabul eder. Harici dini amaçlı Allahtan başkasına tazım getirilmesine Allah şiddetle karsı çıkmış ve men etmiştir.

 

Lakin bu tasavvufun getirisi olan tarikatlarda yetiş ya Abdulkadir Geylani duası (arkadaşlar dua çağırmak demektir. Dini amaçlı sadece Allah’ın kadir olduğu durumlara Allah çağırılır. Haricinde Allah’ın kadir olduğu bir duruma başkası çağırılmaz. Yani dua edilmez dua kelimesinin anlamı çağırmak demektir) diye çağrıda bulunulmakta ve Allah’ın kadir olduğu bir duruma bir kul çağırılmakta ondan yardım beklenmekte. Hâlbuki Abdulkadir Geylani ölmüştür. Ama bu şahıslar Abdulkadir Geylani’ye Allah’ın semi (yanı işitme sıfatını) vererek onun duyabileceğini iddia edercesine söz ve fiillerde bulunarak Allah’ın bu sıfatında sapıklığa düşmüşlerdir.

 

Allah Araf suresinde kendisinin isim ve sıfatlarında sapıklığa düşülmesini men etmektedir. Ayrıyeten Allah’ın sıfatı olan hidayet yetkisi resulde bile yokken şuanda nakşı şeyhi menzilde bulunan şahıs kendi sitesi menzil nette söyle bir söz yayınlamıştır.

 

“bu insanlar bir sürüdür bu sürünün sahibi resulullahtır bizde çobanları işte yanımıza gelenlerde koyunlardır isteyeni güderiz hasta olanı ölmeden murdar olmadan keseriz. Allah’a hamd olsun postumuza oturduk oturalı öteki tarafa kimseyi imansız göndermedik” (Menzil Şeyhi)

 

Demekte ve hidayet yetkisi olduğunu iddia edercesine konuşmaktadır. Allah’ın tekelinde olan bu sıfat resulde bile yokken bu düzenbaz kendinden görürcesine laflar sarf etmektedir.

 

Yine Allah’ın tekelinde olan şefaat yetkisini Said Nursi risalesinde; “Bu risale okuyanlarına şefaat edecektir” diyerek Allah’ın tekelinde olan şefaat yetkisini kendi risalesine ilahı dokunulmazlık ve meyledilmesini sağlamak için bu kelimeleri sarf etmiş. Allah’ın tekelinde olan şefaat yetkisini bir beşerin yazmış olduğu risalesine vermiş. Allah’ın isim ve sıfatlarında sapıklığa düşmüştür.

 

Allah’ın resulü hadisinde üç mescidin dışında hiçbir yer dini amaçlı ziyaret için yolculuk edilemez bu üç mescit hangisidir Ey Allah’ın resulü dediklerinde; Biri Mekke, biri Medine, biri Kudüs cevabını verir.

 

Ancak günümüzde tasavvuf akımının oluşturduğu tarikatlar kimi zaman köylerini, kimi zaman dergâhlarını dini amaçlı ziyaret yapıyorlar. Oysa ibadet amaçlı ancak camiler, dini amaçlıda ancak resulün saydığı mescitlere ziyaret için yolculuk yapılır.

 

Devam edecek olursak bir kişiyi tekfir etmek için o kişinin küfre düşüren bir itikadı veya ameli işleyip savunduğuna dair açık ve kesin bir delilin olması gerekir. Tekfir için karşıdakinin görüşünü tanımak şarttır. Tekfir Kur’an’a ve sahih sünnete rağmen izlenen yola yapılır.

 

“Ey müminler Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice emin olmadan silah çekmeyiniz. Size selam verene, dünya hayatının malına göz dikerek ‘sen mü’min değilsin’ demeyiniz. Zira asıl bol ganimetler Allah katındadır. Bir zamanlar siz de öyle idiniz de Allah’ın lütfu ile mümin oldunuz. O halde silah çekmeden önce durumu iyice anlayınız. Hiç şüphesiz ne yaparsanız Allah ondan haberdardır.” (Nisa Suresi: 94)

 

Söyleyin bana imanın şartlarında tasavvufa bağlan yada Allah dostuna intisap et diye bir kelime geçiyor mu tabi ki hayır ve şahısların takvasını sadece Allah bilirken siz nasıl o şahıslarla yaşamadan yasayışlarını görmeden zanla onların Müslüman olduğunu ve de Allah’ın dostu olduğunu iddia eder ve de cennete mi cehenneme mi gittikleri belli olmayan bu şahıslar için cennetlikmiş gibi tavır takınıyorsunuz.

 

Oysa sizler inandıklarınızı ve savunduğunuz kişileri Kur’an’a ve Sünnete arz etmeliydiniz. Siz ise onların yasayışını ve eserlerini Kur’an’a ve Sünnete arz etmeden her şeylerini olduğu gibi kabul ediyorsunuz,  hatta cennetlik vasfını verebiliyor veli kavramını kullanabiliyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmediği halde sizler zanla hareket ediyorsunuz.

 

Allah size zanna uymayı men etmiyor mu? Allah size Kur’an’da; Çoğunluğa uyma, onların çoğu bilmezler, onların çoğu fasık kimselerdir… Gibi birçok ayet indirmişken çoğunluğun fikri hep doğru olur fikriyle ve zanla birilerine kutsiyet atfediyorsunuz.

 

Allah’ın resulü Sahihi Buhari de nakledilen hadiste birine teskiye (birinin cennetlik olduğu kanısına varmak Allah’ın bilebileceği bu durumu kulların bildiğini iddia etmesi) getirmeyi yasaklarken siz nasıl şahıslara teskiye getirircesine hakkında Kur’an’dan delil inmemiş bir kimsenin cennetlik olduğunu doğru yolda olduğunu iddia edercesine konuşuyorsunuz.

 

Ey Âdemoğlu; Allah zannı dört ayette yasaklar, zanna uymayın vahye uyun. Allah birçok ayette; çoğunluğa uymanın ve çoğunluğun hüsrana erdiğine vurgu yapar. İnsanların çoğunluğunun görüşüne uyarak yön belirlemeyin çoğunluk Said Nursi’yi seviyor diye sevmeyin, Mevlana’yı seviyor yâda şu görüşü benimsiyor diye benimsemeyin. Çoğunluğa değil Kitaba ve Sünnete uyun. Unutmayın ki sahabe önceden müşrik kimselerdi eğer resul onlara Kur’an’ı getirdiğinde onlar resule değil de toplumun çoğunluğunun kanaatine uysalardı resulün getirdiği dine iman etmez ve sahabe olamazlardı.

 

Kur’an’a uymayı bırakıp Kur’an’ı kendine uydurmaya çalışanlardan uzak durun. Ayetlerin bir kısmını kabul, bir kısmını reddedercesine tavır sergileyenlerden uzak durun.

 

İşine gelen ayetleri topluma okuyan işine gelmeyen ayetleri toplumdan gizleyen şahıslardan uzak durun.

 

Kur’an’dan cımbızla ayet çekip kafasına göre yorumlayıp ve ayetin anlamı doğuya gidecekken Sure ve Kur’an bütünlüğüne bakmayıp ayetin anlamını batıya götürenlerden uzak durun.

 

Ağzını eğip bükerek ayetlerin anlamlarını yerinden kaydırmaya çalışanlardan uzak durun.

 

Kur’an’ı doğru yolu bulmaktan ziyade fikrine gurubuna destek olsun diye Kur’an’dan delil aramaya çalışanlardan uzak durun.

 

İnsanları bir guruba bir partiye herhangi bir beşeri ideolojiye değil sadece Allah’ın kitabına çağırın. Allah Teâlâ; “Ey inananlar! Allah’ın ve peygamberinin önüne geçmeyin…” diyor.

 

Allah’ın Resulü de; Veda hutbesinde delilin Kur’an ve Sünnet olduğunu belirtiyor. Sakın onların önüne geçmeyen ve delil anlayışınızı yola koyun yoksa dini kitap diye basılan her kitabın içindekileri doğru zanneder vahiyle eş değerde tutarsınız. Hurafelerden, bidatlerden, hikâyeci yaldızlı sözle aklınıza değil duygunuza hitap edecek şekilde din anlatıcılarından uzak durun.

 

Çünkü Allah “Ey duygu sahipleri” demez. “Ey iman edenler” der ve duygu konusunda Kur’an’ın sevdiği şeyleri sev der. Sevmediği şeylere heybetli ol dik dur taviz verme der.

 

Sevgi anlayışınızı düzeltiniz, sevgi her şeyi sevmek değil sonsuz olan Allah’ı seven ve Kur’an’ın hudutlarını koruyanı sevmektir.

 

İslam’da batıni ilim diyen Tasavvufçulara uymayın. Zahirde elinizde olan zahiri ilim olan Kur’an’ı okuyun İslam’da batını ilim yoktur. Olsa olsa basiret hikmet ve feraset vardır. Bu da batını ilim tanımlamaları gibi gayb bilmek rüyada Allahtan veya resulünden tebligat almak vesaire değildir. Olayları iyi tespit yapıp iyiyi kötüden ayırmak anlamına gelir. Şu ayeti kerime bu meseleyi güzel bir şekilde anlatmaktadır.

 

Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yürekten bir saygı ile bağlanarak dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih eder ve gücünüz yettiğince kötülüklerden sakınırsanız, o zaman Allah size, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilmenizi sağlayacak bir kavrayış ve sağlıklı düşünme yeteneği verecek ve günahlarınızı silerek sizi bağışlayacaktır. Çünkü Allah, büyük lütuf sahibidir. (Enfal Suresi: 29)

 

Ata dinciliğinden ve toplumun dinciliğinden uzak durun Kur’an’daki ve sahih sünnetteki dine uyun.

 

Mezhebi din edinenlerden uzak durun mezhebi içtihat olarak kullananlarla olun.

 

Mezhebi zorluk güçlük çıkarmak bölücülük yapmak için kullananlardan uzak durun.

 

Mezhebi din edinenlerden uzak durun. Mezhepleri ancak içtihat için ve sünneti ameli uygulamanın aktarımı için kullanın.

 

Aklın işlevselliğini ortadan kaldırmayın. Allah akıl sahiplerine hitap eder bunu unutmayın.

 

Aranızdaki ihtilaf ve ayrılıklarda hüküm vermek Allah’a aittir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Görüş ayrılığına düştüğünüz herhangi bir meselede hüküm vermek Allah’a aittir. İşte bu, benim Rabb’im olan Allah’tır. O’na dayandım, O’na yöneldim.(Şura Suresi: 10)

O da Kur’an’la müdahale edicidir. Allah’ın kanunlarını görmezlikten gelmeyin. Beşeri olan şeyler çürütülmeye çelişkiye veya hataya müsaittir. Onun için tahkik ve tenkit edin ve unutmayın şeytan insanı din ile aldatır ve bunu yaparken insan şeytanlarını kullanır.

 

Şeytan kendi sekliyle karsınıza çıkmaz çünkü çıkarsa şeklinin size benzememesinden ötürü sizi aldatamaz. Onun için insan şeytanlarını kullanır ve din ile aldatır.

 

Dikkat edin aldatılmayın aldatılanların durumu için Kur’an’a bakabilirsiniz o Kur’an’ı rafından alın tozunu silin ve anlayarak okuyun artık beşerden getireceğiniz deliler çok küçük kalır çünkü Allah ayetinde bütün melekler ve insanlar birleşse ve bir misli daha üzerlerine eklense bu Kur’an’ın bir benzerini denizler mürekkep olsa getiremezler buyuruyor.

 

Demek ki değil Risale-i nur bütün insanların yazdığı eserler birleşse ve meleklerde yardım etse Kur’an’a denk bir söz getiremez onun için risale mesnevi vesairelerle ilgilenmeyin delil olarak ta görmeyin.

 

Bir kardeşiniz olarak sizi partime, gurubuma, tarikatıma, cemaatime, vesaire şahıslara değil sadece Allah’ın kitabına ve sahih sünnete ve Kur’an’la çelişmeyen Kur’an’ın desteklediği onay verdiği ve tevhidi bozmayan şeylere davet ediyorum.

Allah hidayet yolunda olanlardan eylesin selametle kalın Allah’a emanet olunuz.

 

Sadece Allah’a “Kul ol” Diyen

Allah’ın bir kulu

 

 

 

Bu Yazılar da var

Aişe radıyallahu anha

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yakın dostu, Ebu Bekir radıyallahu anh’ın kızıdır. Peygamberliğin 4. yılında …

Zeynep Binti Cahş radıyallahu anha

Peygamber’in halası Ümeyye’nin kızı olan Zeynep radıyallahu anha önce Resulullah’ın evlatlığı Zeyd radıyallahu anh ile …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.