Sahih

İbn Hibban

 

REKAİK

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

باب الأذكار

Bab: Zikirler  ALLAH'I Zikretmek

 

[ 804 ] أخبرنا أحمد بن محمد الحيري قال حدثنا عبد الله بن هاشم قال حدثنا يحيى القطان عن سليمان التيمي عن أبي عثمان النهدي عن أبي موسى قال أخذ القوم في عقبة أو ثنية فكلما علاها رجل قال لا إله إلا الله والله أكبر والنبي صلى الله عليه وسلم على بغله يعرضها في الجبل فقال يا أيها الناس إنكم لا تدعون أصم ولا غائبا ثم قال يا أبا موسى أو يا عبد الله بن قيس ألا أدلك على كنز من كنوز الجنة قال بلى يا رسول الله قال لا حول ولا قوة إلا بالله قال أبو حاتم قوله صلى الله عليه وسلم إنكم لا تدعون أصم ولا غائبا لفظة إعلام عن هذا الشيء مرادها الزجر عن رفع الصوت بالدعاء

 

804- Ebu Musa der ki: (Bir yolculuktayken) halk bir yokuşu tırmanırken veya bir tepeye çıkarken, her tepeye varan: "La ilahe illallah vallahu ekber" demeye başladı. Bir katıra binmiş olarak dağa çıktığında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey insanlar! Siz, sağır veya bir gaibe seslenmiyorsunuz" buyurduktan sonra şöyle dedi: "Ey Ebu Musa -veya Ey Abdullah b. Kays- Sana Cennet hazinelerinden birini bildireyim mi?" Ben: "Evet" karşılığını verince. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "La havle vela kuvvet illa billah, sözüdür" buyurdu.

 

Ebu Hatim der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "sağır veya bir gaibe seslenmiyorsunuz" sözüyle dua ederken seslerini fazla yükseltmelerini yasaklamak istemiştir.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (Sahih Ebu Davud 1365-7); Şuayb: İsnadı Müslim'in şartınca sahih. Ahmed 4/402; Buhari 6610; Müslim 2704; Ebu Davud 1527; Tirmizi 3461; İbn Mace 3824.

 

ذكر خبر قد يوهم عالما من الناس أن ذكر العبد ربه جل وعلا على غير طهارة غير جائزة

Insanlardan Bir Alime Kulun Abdestiz Olarak Rabbini Zikretmesinin Caiz Olmadığı izlenimi Veren Haber

 

[ 805 ] أخبرنا عمر بن محمد الهمداني قال حدثنا الربيع بن سليمان قال حدثنا شعيب بن الليث عن الليث بن سعد عن جعفر بن ربيعة عن عبد الرحمن بن هرمز عن عمير مولى بن عباس أنه سمعه يقول أقبلت أنا وعبد الله بن يسار مولى ميمونة حتى دخلنا على أبي الجهيم بن الحارث بن الصمة فقال أبو الجهيم أقبل رسول الله صلى الله عليه وسلم من نحو بئر الجمل فلقيه رجل فسلم عليه فلم يرد رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى أقبل على الجدار فمسح بوجهه ويديه ثم رد السلام

 

805- ibn Abbas'ın azatlısı Umeyr. ibn Abbas'ın şöyle söylediğini işitmiştir: Meymune'nin azatlısı Abdullah b. Yesar ile birlikte yürüyerek Ebu'I-Cuheym b. el-Haris b. es-Sımme'nin yanına girdik. Ebu'I-Cuheym dedi ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Cemel Kuyusu tarafından geliyordu. Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile karşılaştı ve O'na selam verdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kimsenin selamını almadan önce duvara dönüp yüzünü ve ellerini duvara vurduğu elleriyle meshetti, daha sonra o kimsenin selamını aldı.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (Sahın Ebu Davud 357); Şuayb: İsnadı sahihtir. Ahmed 4/169; Buhari 337; Müslim 369; Ebu Davud 329; Nesai 1/165.

 

ذكر العلة التي من أجلها فعل صلى الله عليه وسلم ما وصفناه

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Anlatıldığı Şekilde Davranmasının Nedeni

 

[ 806 ] أخبرنا خالد بن النضر القرشي بالبصرة وابن خزيمة حدثنا محمد بن المثنى قال حدثنا عبد الأعلى قال حدثنا سعيد عن قتادة عن الحسن عن حضين بن المنذر عن مهاجر بن قنفد أنه أتى النبي صلى الله عليه وسلم وهو يبول فسلم عليه فلم يرد عليه حتى توضأ ثم اعتذر فقال إني كرهت أن أذكر الله إلا على طهر أو قال على طهارة

 

806- Muhacir b. Kunfuz bildiriyor: Kendisi, küçük abdest bozduğu sırada Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına vardı. O'na selam verdi. Fakat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alana kadar onun selamına karşılık vermedi. Sonra da ona mazeret bildirerek: "Doğrusu ben, temiz olmadan ya da abdestsiz bir vaziyette Allah'ı anmayı uygun görmedim" buyurdu.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (es-Silsiletu's-sahiha 834); Sahih Ebu Davud 13); Şuayb: İsnadı Müslim'in şartınca sahih.

 

قال أبو حاتم رضى الله تعالى عنه في هذا الخبر بيان واضح أن كراهية المصطفى صلى الله عليه وسلم ذكر الله إلا على طهارة كان ذلك لأن الذكر على طهارة أفضل لا أن ذكر المرء ربه على غير الطهارة غير جائز لأنه صلى الله عليه وسلم كان يذكر الله على أحيانه

 

Ebu Hatim der ki: "Bu hadis Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdestsiz bir şekilde Allah'ı anmasını mekruh görmesinin abdestli bir şekilde anmanın daha faziletli olduğuna dayandığını açık bir şekilde göstermektedir. Yoksa mekruh görmesi kişinin abdestsiz bir şekilde Rabbini anmasının caiz olmadığı anlamına gelmemektedir. Zira ResUlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her durumunda Allah'ı zikrederdi."

 

ذكر أسامي الله جل وعلا اللاتي يدخل محصيها الجنة

Sayan ya da Ezberleyenin Sayesinde Cennet'e Gireceği Allah'ın isimleri

 

[ 807 ] أخبرنا عبد الله بن أحمد بن موسى بعسكر مكرم قال حدثنا يوسف بن حماد المعني قال حدثنا عبد الأعلى قال حدثنا هشام عن محمد عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن لله تسعة وتسعين اسما مائة إلا واحدة من أحصاها دخل الجنة

 

807- Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah'ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Kim, bunların hepsini ezberlerse / sayarsa Cennete girer" buyurdu.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih; Şuayb: İsnadı Müslim'in şartınca sahih. Ahmed 2/427; Müslim 2677/6; Tirmizi 3506; İbn Mace 3860.

 

ذكر تفصيل الأسامي التي يدخل الله محصيها الجنة

Yüce Allah'ın Sayan ya da Ezberleyeni Cennet'e Sokacağı isimlerin Ayrıntıları

 

[ 808 ] أخبرنا الحسن بن سفيان ومحمد بن الحسن بن قتيبة ومحمد بن أحمد بن عبيد بن فياض بدمشق واللفظ للحسن قالوا حدثنا صفوان بن صالح الثقفي قال حدثنا الوليد بن مسلم قال حدثنا شعيب بن أبي حمزة قال حدثنا أبو الزناد عن الأعرج عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إن لله تسعة وتسعين اسما مائة إلا واحدا إنه وتر يحب الوتر من أحصاها دخل الجنة هو الله الذي لا إله إلا هو الرحمن الرحيم الملك القدوس السلام المؤمن المهيمن العزيز الجبار المتكبر الخالق البارىء المصور الغفار القهار الوهاب الرزاق الفتاح العليم القابض الباسط الخافض الرافع المعز المذل السميع البصير الحكم العدل اللطيف الخبير الحليم العظيم الغفور الشكور العلي الكبير الحفيظ المقيت الحسيب الجليل الكريم الرقيب الواسع الحكيم الودود المجيد المجيب الباعث الشهيد الحق الوكيل القوي المتين الولي الحميد المحصي المبدىء المعيد المحيي المميت الحي القيوم الواجد الماجد الواحد الأحد الصمد القادر المقتدر المقدم المؤخر الأول الآخر الظاهر الباطن المتعال البر التواب المنتقم العفو الرؤوف مالك الملك ذو الجلال والإكرام المقسط المانع الغني المغني الجامع الضار النافع النور الهادي البديع الباقي الوارث الرشيد الصبور

 

808- Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu bildirir: ''Yüce Allah'ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Allah tektir ve tek'i sever. Kim bunları ezberlerse Cennete girer ki bu isimler şöyledir: Allah (her şeyin gerçek mabudu), er-Rahman (dünyada bütün mahlukatı rızıklandıran), er-Rahim (ahirette yalnız dostlarına rahmet edecek olan), el-Melik (bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı), el-Kuddus (bütün mahlukatı maddi ve manevi kirlerden arındıran), es-Selam (her türlü tehlikeden kullarını selamette kılan), el-Mümin (kalplerde iman nurunu yakan ve kullarına güven ren), el-Muheymin (bütün varlıkları ilim ve kontrolü altında tutan), el-Aziz (sonsuz izzet sahibi olan), el-Cebbar (istediğini zorla yaptıran), el-Mütekebbir (sonsuz büyüklük ve azamet sahibi), el-Halik (her şeyi yoktan yaratan), Bariu (her şeyi kusursuz yaratan), el-Musavvir (her varlığa münasip şekil giydiren), el-Gaffar (çok atfeden), el-Kahhar (her şeye galip gelen ve bütün düşmanlarını kahreden), el-Vehhab (bol bol hediyeler veren), er-Rezzak (bütün rızka muhtaç olanları rızıklandıran), el-Fettah (her şeyi hikmetle açan), el-Alım (her şeyi hakkıyla bilen), el-Kabid (istediğinin maddi ve manevi rızkını daraltan), el-Basıt (istediğinin maddi ve manevi rızkını genişleten), el-Hafid (istediği kulunu şeref sahibi iken rezil rüsva eden), er-Rafi' (dilediklerinin mertebesini yükselten), el-Mu'iz (istediğine izzet veren ve şereflendiren), elMuzil (istediğini zelil kılan), es-Semi' (gizli açık her sesi işiten), el-Basir (her şeyi bütün incelikleriyle gören), el-Hakem (hükmeden ve hakkı yerine getiren), el-Adl (tam adaletli), el-Latif (lütfu keremi bolalan), el-Habir (her şeyden haberdar olan), el-Halim (yaratıklarına son derece yumuşak davranan), el-Azim (kendisine büyük ümitler beslenen), el-Gafur (kullarının günahlarını bağışlayan), eş-ŞekOr (rızası için yapılan işleri bol sevapla karşılayan), el-Aliy (her şeyiyle yüce olan), el-Kebir (büyüklüğünün benzeri olmayan), el-Hafiz (her şeyi muhafaza eden), el-Mukit (her türlü mahlukata münasip rızık veren), el-Hasib (kullarının bütün fiillerinin hesabını gören), el-Celil (yücelik ve ululuk sahibi), el-Kerim (iyilik ve ikramı bolalan), er-Rakib (bütün varlıklar üzerinde gözcü), el-Vasi' (ilim ve ihsanı her şeyi içine alan), elHakım (her şeyi yerli yerinde yapan), el-Vedud (itaatkar kullarını çok seven), el-Mecid (azamet şeref ve hakimiyeti sonsuz), el-Mucib (kullarının dualarına cevap veren), el-Bais (peygamberler gönderen ve ölüleri dirilten), eş-Şehıd (kullarının her yaptığını gören), el-Hak (varlığı hiç değişmeden duran, daima sabit), el-Vekil (kendine güvenen kullarının işini en iyi yoluna koyan), el-Kaviy (güç ve kuvveti sonsuz olan), el-Metin (hiçbir şey hükmünü sarsmayan ve kendisine güvenilen), el-Veliy (müminlerin dostu olan), el-Hamid (en çok övülen ve en çok övgüye layık olan), el-Muhsi (her şeyin sayısını bir bir bilen), el-Mubdi' (mahlukatı örneksiz ve yoktan yaratan), el-Mu'id (mahlukatı öldükten sonra yeniden dirilten), el-Muhyi (canlılara hayat veren), el-Mumit (canlı bir mahlukun ölümünü yaratan), el-Hay (gerçek hayat sahibi olan), el-Kayyum (gökleri yeri ve bütün mahlukatı ayakta tutan), el-Vacid (istediğini bulan), el-Macid (sonsuz şan ve yücelik sahibi), Vahidü'l-Ahmed (isimlerinde sıfatlarında ve fiillerinde ortağı olmayan), es-Samed (her şeyin kendisine muhtaç olduğu, hiçbir şeye muhtaç olmayan), el-Kadir (sonsuz kudret sahibi olan), el-Muktedir (her şeye gücü yeten), el-Mukaddim (dilediğini öne geçiren), el-Muahhir (istediğini sonraya bırakan), el-Evvel (her şeyden önce olan), el-Ahir (her şeyden sonra olan), ez-Zahir (varlığı apaçık görünen), elBatın (her şeyin iç yüzünden haberdar olan), el-Muteal (ulu, büyük), el-Berr (herkesten fazla iyilik yapan), et-Tevvab (bütün tövbeleri kabul eden), el-Muntekim (suçluları müstahak oldukları cezaya çarptıran), el-Afuv (kullarını çok çok affeden), er-Rauf (kullarına çok şefkat edip esirgeyen), Malikü'l-Mülk (hakiki mülk sahibi), Zül-Celal Vel-ikram (büyüklük, fazlu kerem sahibi), Muksit (bütün işleri denk, birbirine uygun), el-Mani' (dilediği şeyin meydana gelmesine engel olan), el-Ğaniy (gerçek zenginlik sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan), el-Muğni (mahlukatının ihtiyacını giderip zengin kılan), el-Cami' (istediğini istediği şekilde toplayan), ed-Darru (hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri yaratan), en-Nafi' (faydalı şeyleri yaratan), en-Nur (alemleri nurlandırıp aydınlatan), el-Hadi (kullarına hidayet veren), el-Bediu (bütün varlıkları eşi ve örneği olmayan bir şekilde yaratan), el-Baki (varlığının sonu olmayan), el-Varis (bütün mülk ve servetlerin hakiki sahibi), er-Reşid (bütün işlerini ezeli hikmetine göre neticeye ulaştıran), es-SabOr (asileri hemen cezalandırmayıp çok sabreden).''

 

[Tahric:]  Elbani: İsimlerin zikredilmesi dışında sahihtir (Mişkat 2288); Şuayb: Ravileri güvenilir kimselerdir. Ahmed 2/258; Buhari 2736; Müslim 2677/5; Tirmizi 3507; İbn Mace 3861.

 

ذكر البيان بأن ذكر العبد ربه جل وعلا بينه وبين نفسه أفضل من ذكره بحيث يسمع صوته

Kulun Rabbini içinden Zikretmesinin Sesi işitilecek Şekilde Zikretmesinden Üstün Olması

 

[ 809 ] أخبرنا بن قتيبة قال حدثنا حرملة قال حدثنا بن وهب قال أخبرنا أسامة بن زيد أن محمد بن عبد الرحمن بن أبي لبيبة حدثه أن سعد بن أبي وقاص قال سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول خير الذكر الخفي وخير الرزق أو العيش ما يكفي الشك من بن وهب

 

809- Sa'd b. Ebi Vakkas der ki: Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "En hayırlı zikir, gizli yapılan zikirdir. En hayırlı rızık ya da geçim sadece yetecek kadar alandır." -"ya da" şeklindeki şüphe ibn Vehb'e aittir-

 

[Tahric:]  Elbani: Zayıf (et-Ta'liku'r-rağib 3/9); Şuayb: İsnadı zayıftır. Ahmed 11172, 1/178, 1/180.

 

ذكر الخبر الدال على أن ذكر العبد ربه جل وعلا في نفسه أفضل من ذكره بحيث يسمع الناس

Kulun Rabbini içinden Zikretmesinin Sesi işitilecek Şekilde Zikretmesinden Üstün Olduğuna Delalet Eden Haber

 

[ 810 ] أخبرنا محمد بن الحسن بن خليل حدثنا أبو كريب حدثنا معاوية بن هشام حدثنا حمزة الزيات عن عدي بن ثابت عن أبي حازم عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم قال الله يا بن آدم اذكرني في نفسك أذكرك في نفسي اذكرني في ملأ من الناس أذكرك في ملأ خير منهم

 

810- Ebu Hureyre der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah şöyle buyurur: Ey A-dem oğlu! Beni içinden zikret ki ben de seni içimden zikredeyim. Beni insanlardan bir topluluğun arasında zikret ki ben de seni onlardandaha hayırlı bir topluluğun içinde zikredeyim."

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (es-Silsiletu's-sahiha 5/2011); Şuayb: İsnadı Müslim'in şartınca hasen. Ahmed 2/405.

 

ذكر الله جل وعلا في ملكوته من ذكره في نفسه من عباده مع ذكره إياهم في المقربين من ملائكته عند ذكرهم إياه في خلقه

Yüce Allah'ın Kendisini içinden Zikreden Kişileri içinden, insanlar içinde Zikreden Kişileri de Mukarreb Melekler içinde Zikretmesi

 

[ 811 ] أخبرنا عبد الله بن قحطبة بن مرزوق قال حدثنا محمد بن الصباح قال أخبرنا جرير عن الأعمش عن أبي صالح عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم قال الله تبارك وتعالى أنا عند ظن عبدي بي وأنا معه حيث يذكرني إن ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي وإن ذكرني في ملأ ذكرته في ملأ خير منهم وإن تقرب مني ذراعا تقربت منه باعا وإن أتاني يمشي أتيته هرولة

 

811- Ebu Hureyre der ki: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah buyurdu ki: ‘‘Ben kuluma, hakkımda beslediği zanna göre muamele ederim. O, Beni zikrettiğinde onunla beraber olurum. Eğer Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım. Eğer Beni bir topluluk içinde anarsa Ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Eğer Bana bir arşın yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.'' ''

 

[Tahric:]  Elbani: Muhtasaru'l-uluvv s. 95/19; es-Silsiletu's-sahiha 5/2011); Şuayb: İsnadı sahihtir. Ahmed 2/251; Buhari 7405; Müslim 2675; Tirmizi 3603; İbn Mace 3822.

 

قال أبو حاتم رضى الله تعالى عنه الله أجل وأعلى من أن ينسب إليه شيء من صفات المخلوق إذ ليس كمثله شيء وهذه ألفاظ خرجت من ألفاظ التعارف على حسب ما يتعارفه الناس مما بينهم ومن ذكر ربه جل وعلا في نفسه بنطق أو عمل يتقرب به إلى ربه ذكره الله في ملكوته بالمغفرة له تفضلا وجودا ومن ذكر ربه في ملأ من عباده ذكره الله في ملائكته المقربين بالمغفرة له وقبول ما أتى عبده من ذكره ومن تقرب إلى الباري جل وعلا بقدر شبر من الطاعات كان وجود الرأفة والرحمة من الرب منه له أقرب بذراع ومن تقرب إلى مولاه جل وعلا بقدر ذراع من الطاعات كانت المغفرة منه له أقرب بباع ومن أتى في أنواع الطاعات بالسرعة كالمشي أتته أنواع الوسائل ووجود الرأفة والرحمة والمغفرة بالسرعة كالهرولة والله أعلى وأجل

 

Ebu Hatim der ki: "Yüce Allah mahlukatın vasıflarından herhangi biriyle vasıflandırılmaktan münezzehtir. Zira hiçbir şey O'na benzemez. Ancak Hadislerde böylesi sıfatlar insanların anlayabilmesi için yine günlük dilde kullandıkları lafızlar üzerinden zikredilmiştir. Kişi Allah'a yaklaşmak için O'nu kendi kendine sözle veya bir amelle andığı zaman Yüce Allah da ihsanı ve ketemiyle bu kişiyi melekler içinde mağfiretle zikreder. Rabbini topluluk içinde zikreden kişiyi de mukarreb melekler içinde mağfiretle ve bu kulun amellerini kabulle zikreder. Kişi taatle Rabbine bir karış yaklaştığı zaman Yüce Allah rahmeti ve şefkatiyle bu kişiye bir arşın yaklaşır. Kişi taatle Rabbine bir arşın yaklaştığı zaman da Allah'ın mağfireti kendisine bir kulaç daha yakın olur. Kişi yürüme gibi bir hızla taatte bulunup Allah'a yaklaşmaya çalıştığı zaman Allah'ın İhsanı, rahmeti, şefkati ve mağfireti koşma hızında kendisine ulaşır."

 

ذكر الإخبار بأن ذكر العبد جل وعلا في نفسه يذكره الله عز وجل به بالمغفرة في ملكوته

Kulun içinden Zikretmesi Nedeniyle Yüce Allah'ın Onu Kendi HÜkümranlığında Mağfiretle Zikretmesi

 

[ 812 ] أخبرنا محمد بن عمر بن يوسف قال حدثنا بشر بن خالد قال حدثنا محمد بن جعفر عن شعبة عن سليمان قال سمعت ذكوان يحدث عن أبي هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم قال قال الله جل وعلا عبدي عند ظنه بي وأنا معه إذا دعاني إن ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي وإن ذكرني في ملأ ذكرته في ملأ خير منه وأطيب

 

812- Ebu Hureyre bildiriyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah buyurdu ki: ‘‘Ben kuluma, hakkımda beslediği zanna göre muamele ederim. O, Beni çağırdığı (dua ettiği) zaman onunla beraber olurum. Eğer Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım. Eğer Beni bir topluluk içinde anarsa Ben de onu o topluluktan daha hayırlı ve daha güzel bir topluluk içinde anarım.'' 

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (es-Silsiletu's-sahiha 2942); Şuayb: İsnadı Buhari: ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir. Ahmed 2/480.

 

قال أبو حاتم رضى الله تعالى عنه قوله جل وعلا إن ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي يريد به إن ذكرني في نفسه بالدوام على المعرفة التي وهبتها له وجعلته أهلا لها ذكرته في نفسي يريد به في ملكوتي بقبول تلك المعرفة منه مع غفران ما تقدمه من الذنوب ثم قال وإن ذكرني في ملأ يريد به وإن ذكرني بلسانه يريد به الإقرار الذي هو علامة تلك المعرفة في ملأ من الناس ليعلموا إسلامه ذكرته في ملأ خير منه يريد به ذكرته في ملأ خير منه من النبيين والصديقين والشهداء والصالحين في الجنة بما أتى من الإحسان في الدنيا الذي هو الإيمان إلى أن استوجب به التمكن من الجنان

 

Ebu Hatim der ki: "Eğer Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım" sözüyle "Kul beni kendisine ihsan ettiğim ve ona ehil kıldığım marifetle devamlı olarak zikrettiği zaman ben de onu melekler içinde bu marifetini kabul eder ve geçmiş günahlarını affederim" denilmek istenmiştir. "Eğer Beni bir topluluk içinde anarsa" sözünden kasıt, kulun Yüce Allah'ı diliyle anması, yani topluluk içinde söz konusu marifetin alameti olan ikrarı yapıp Müslüman olduğunu göstermesidir. Kul Yüce Allah'ı bu şekilde andığı zaman Yüce Allah da bu kulu söz konusu topluluktan daha hayırlı olan bir topluluk içinde, yani cennette Peygamberlerin, sıddiklerin, şehitlerin ve salih kişilerin içinde anıp dünyadayken kendisine cenneti vacip kılan bir imana sahip olduğunu ifade eder.

 

ذكر مباهاة الله جل وعلا ملائكته بذاكره إذا قرن مع الذكر التفكر

Yüce Allah'ın Melekler Karşısında Zikri Tefekkürle Birlikte Yapan Kişiyle Övünmesi

 

[ 813 ] أخبرنا أحمد بن علي بن المثنى قال حدثنا أحمد بن إبراهيم الدورقي قال حدثنا مرحوم بن عبد العزيز قال حدثنا أبو نعامة السعدي عن أبي عثمان النهدي عن أبي سعيد الخدري قال خرج معاوية بن أبي سفيان على حلقة في المسجد فقال ما يجلسكم قالوا جلسنا نذكر الله قال آلله ما أجلسكم إلا ذلك قالوا والله ما أجلسنا إلا ذلك قال إن رسول الله صلى الله عليه وسلم خرج على حلقة من أصحابه فقال ما يجلسكم قالوا جلسنا نذكر الله ونحمده على ما هدانا للإسلام ومن علينا به قال آلله ما أجلسكم إلا ذلك قالوا والله ما أجلسنا إلا ذلك قال أما إني لم أستحلفكم تهمة لكم ولكن جبريل أتاني فأخبرني أن الله يباهي بكم الملائكة

 

813- Ebu Said el-Hudri der ki: Muaviye b. Ebı Süfyan, mescidde halka halinde oturan bir topluluğun yanına çıkıp: "Neden oturuyorsunuz?" diye sordu. Halkadakiler: "Allah'ı zikretmek için oturduk" cevabını verince, Muaviye: ''Allah hakkı için sizi burada oturtan sebep sadece bu mudur?" diye sordu.

 

Onlar: "Vallahi! Sadece bu sebeple burada oturmaktayız" cevabını verince, Muaviye şöyle dedi: Bir gün Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından halka kurmuş bir grubun yanına çıkıp: "Neden oturuyorsunuz?" diye sordu. Sahabe: ''Allah'ı zikretmek için, bizi islam'a hidayet ettiğinden ve seni bize bağışladığından dolayı hamd etmek için oturduk" cevabını verince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah hakkı için sizi burada oturtan sebep sadece bu mudur?" diye sordu. Sahabe: "Vallahi! Sadece bu sebeple burada oturmaktayız" cevabını verince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben size inanmadığım için yemin teklif etmiş değilim. Cibrıl bana geldi ve Allah'ın, meleklere karşı sizinle övündüğünü bildirdi" buyurdu.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih; Şuayb: İsnadı Müslim'in şartınca sahih. Ahmed 4/92; Müslim 2701; Tirmizi 3379; Nesai 8/249.

 

ذكر الاستحباب للمرء دوام ذكر الله جل وعلا في الأوقات والأسباب

Her Türlü Vakit ve Durumlarında Yüce Allah'ı Zikretmeyi Sürdürmenin Müstehaplığı

 

[ 814 ] أخبرنا بن قتيبة قال حدثنا يزيد بن موهب قال حدثنا بن وهب قال حدثني معاوية بن صالح أن عمرو بن قيس الكندي حدثه عن عبد الله بن بسر قال جاء أعرابيان إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال أحدهما يا رسول الله أخبرني بأمر أتشبث به قال لا يزال لسانك رطبا من

 

814- Abdullah b. Busr der ki: iki bedevi Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi. Biri: "Ey Allah'ın Resulü! Bana amel olarak yapacağım bir şey söyle" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Dilin devamlı olarak Allah'ı anmakla ıslak kalsın" buyurdu.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (et-Ta'lıku'r-rağib 2/227); Şuayb: İsnadı kavıdir. Ahmed 4/190; Tirmizi 3375; İbn Mace 3793.

 

ذكر الله ذكر رجاء سرعة المغفرة لذاكر الله إذا تحركت به شفتاه

Dudakları Hareket Ettikçe Allah'ı Zikredene Süratle Mağfiretin Gelme Beklentisi

 

[ 815 ] أخبرنا أحمد بن عمير بن جوصا أبو الحسن بدمشق قال حدثنا عيسى بن محمد النحاس قال حدثنا أيوب بن سويد عن الأوزاعي عن إسماعيل بن عبيد الله عن كريمة بنت الحسحاس قالت سمعت أبا هريرة في بيت أم الدرداء يحدث عن النبي صلى الله عليه وسلم قال قال الله تبارك وتعالى أنا مع عبدي ما ذكرني وتحركت بي شفتاه

 

815- Kerıme binti'I-Hashas der ki: Ümmü'd-Derda'nın evinde iken Ebu Hureyre'nin Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) naklen şöyle dediğini işittim: "Yüce Allah: ‘‘Kulum beni anarak dudakları zikrimle kıpırdadığı müddetçe ben o kulumla beraberim’‘ buyurur."

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih liğayrihi (et-Ta'liku'r-rağıb 2/227); Şuayb: Ravileri güvenilir kimselerdir. Ahmed 2/540; İbn Mace 3792.

 

ذكر ما يكرم الله جل وعلا به في القيامة من ذكره في دار الدنيا

Dünyada Kendini Zikreden Kimseyi Yüce Allah'ın Kıyamette Onurlandırması

 

[ 816 ] أخبرنا عمر بن محمد الهمداني قال حدثنا أبو طاهر قال حدثنا بن وهب قال أخبرني عمرو بن الحارث عن دراج أبي السمح عن أبي الهيثم عن أبي سعيد عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال يقول الله جل وعلا سيعلم أهل الجمع اليوم من أهل الكرم فقيل من أهل الكرم يا رسول الله قال أهل مجالس الذكر في المساجد

 

816- Ebu Said'in bildirdiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yüce Allah: Bugün toplayıcılar (malı yığıp biriktirendir), ‘‘kimin cömertlik sahibi olduğunu bilecektir’‘ buyurur." Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Kerem sahibi olanlar kimlerdir?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Mescidlerde oturup da zikir edenlerdir" karşılığını verdi.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (et-Ta'liku'r-rağib 2/233); Şuayb: İsnadı zayıfhr. Ahmed 3/68.

 

ذكر استحباب الاستهتار للمرء بذكر ربه جل وعلا

Eleştiriye Uğrayacak Derecede Rabbini Zikretmenin Müstehaplığı

 

[ 817 ] أخبرنا عمر بن محمد الهمداني قال حدثنا أبو الطاهر قال حدثنا بن وهب أخبرنا عمرو بن الحارث أن أبا السمح حدثه عن أبي الهيثم عن أبي سعيد الخدري أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال أكثروا ذكر الله حتى يقولوا مجنون

 

817- Ebu Said el-Hudri, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size ‘‘Bu delidir’‘ denilecek derecede Allah'ı çokça zikrediniz" buyurduğunu nakleder.

 

[Tahric:]  Elbani: Zayıf (et-Ta'liku'r-rağib 2/230; es-Silsiletu'd-daife 517, 7042); Şuayb: İsnadı zayıftır. Ahmed 3/68, 3/71.

 

ذكر البيان بأن المداومة للمرء على ذكر الله من أحب الأعمال إلى الله جل وعلا

Kişinin Daimi Olarak Allah'ı Zikretmesinin Allah'a En Sevimli Olan Amellerden Olması

 

[ 818 ] أخبرنا محمد بن عبد الله بن عبد السلام مكحول ببيروت قال حدثنا محمد بن هاشم البعلبكي قال حدثنا الوليد عن بن ثوبان عن أبيه عن مكحول عن جبير بن نفير عن مالك بن يخامر عن معاذ بن جبل قال سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم أي الأعمال أحب إلى الله قال أن تموت ولسانك رطب من ذكر الله

 

818- Muaz b. Cebel der ki: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yüce Allah hangi amellerimizi diğerlerinden daha fazla sever?" diye sorduğumda: "Dilin Allah'ın zikri ile ıslak bulunduğu halde ölmendir" karşılığını verdi.

 

[Tahric:]  Elbani: Sahih (es-Silsiletu's-sahiha 1836); Şuayb: Ravileri güvenilir kimselerdir.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

Besmele ile Başlama