HACCIN ORTA MUHTASAR
KÝTABI
BÝR BAB
iHRAM ÝÇÝN TAHARET
iHRAM ÝÇÝN GÝYÝNMEK
ÝHRAM ÝÇÝN HOÞ KOKU SÜRÜNMEK
TELBÝYE GETÝRMEK
iHRAMA GÝRERKEN NAMAZ KILMAK
ÝHRAMA GÝRDÝKTEN SORA GUSLETMEK
ÝHRAMLI KÝÞÝNÝN BEDENÝNÝ YIKAMASI
ÝHRAMLININ YAPABÝLECEÐi ÝÞLER
ÝHRAMLININ YAPAMAYACAÐI ÞEYLER
ÝHRAMLI KÝMSENÝN AVLANMASI
UÇAN AV HAYVANLARI
HAREM BÖLGESÝNDEKÝ AÐAÇLARIN KOPARILMASI
ETÝ YENÝLMEYEN AV HAYVANLARI
DENÝZ AVI
MEKKE'YE GÝRÝÞ
SAFA'YA ÇýKMAK
BÝR KÝÞÝNÝN BAÞKASINI TAÞIYARAK TAVAF
ETMESÝ
KÝÞÝ SAFA VE MERVE'DEN SONRA NE YAPAR?
ÝFRAD HACCI VE KIRAN HACCI YAPAN KÝÞÝ NE
YAPAR?
ARAFAT'TAN AYRILAN KÝMSE NE YAPAR?
MÝNA'YA GÝRÝÞ
MÝNA'DA TAÞ ATMA DIÞINDA NE OLUR?
ÝFADA TAVAFI YAPMAYANIN VE YAPANIN TAVAF
YAPMASI
HEDÝYE KURBANLIK
HEDÝYELÝK KURBAN ÝKÝ TÜRLÜDÜR:
HACCI ÝFSAD (BOZAN) EDEN ÞEYLER
ÝHSAR
HASTALIK VE BAÞKA BÝR SEBEPTEN DOLAYI
ÝHSAR / ALIKONUlMAK
KÜÇÜK MUHTASAR HAC KÝTABI BÝR BAB
TELBÝYE
BÝR BAB
Bize er- Rebi' b.
Süleyman haber verip dedi ki: Bize Muhammed b. idris eþ-Þafii haber verip dedi
ki: Medinelilerin mikatý Zülhuleyfe'den baþlar. Medine'den uzakta olan Þam,
Maðrip, Mýsýr ve diðerlerinin mikatý Cuhfe'den; Yemen Tuhamesi, ahalisi
Yemlem'den; Yemenin Necid'i ve her Necid ahalisi, Karn'dan; Meþrýklýlar Zatu
Irk'tan ihrama girerler. Bununla birlikte el - Akik'dan ihrama girmelerini daha
çok severim.
Mikat yerleri, oranýn
ahalisi için ve hac yahut umre yapmak isteyip de oradan geçen herkes içindir.
Meþrýklý, Magripli, Þamlý, Mýsýrlý ya da daha baþka bir kiþi Zülhuleyfe'den
yolu geçerse, orasý onun mikatý olur. Ayný þekilde Medineli birisi kendisine
ait mikattan baþka mikattan yolu geçer ve kendi þehrinden gelmeyecek olursa,
onun mikatý oradan yolu geçen þehir ahalisinin mikatý ile aynýdýr.
Hac (temettü, ifrad),
umre ve kýran haccý için mikadar arasýnda fark yoktur. Dedi ki: Bir kimse, kara
yahut denizden mikadarýn dýþýnda bir yol izleyecek olursa, mikadarýn hizasýna
geldiði takdirde telbiye getirip ihrama girer. Ýhrama girmek için mikadarýn
sýnýrlarýný tespit eder ya da mikadardan erken bir yerde ihrama girer. Herhangi
bir kimse için mikadara varmadan ihrama girmesinde bir sakýnca yoktur. Elverir
ki mikadarýn üzerinden ihramsýz geçmesin. Eðer mikatý aþýncaya kadar ihrama
girmeyecek olursa, mikata geri döner. Eðer dönmezse bir kan akýtýr (kurban
keser).
Dedi ki: Eðer mikat yeri
bir kasaba ise, kendi ülkesi tarafýndan en uzak yerinden ihrama girer. Ayný
þekilde mikat bir vadi ya da yüksekçe bir yer olursa, Haremden daha uzak olan
ve þehrinin tarafýna düþen en uzak yerinden ihrama girer. Bu hususta üzerindeki
asgari yükümlülük o kasabanýn evlerinden çýkmadan kasabadan yahut vadiden ya da
tepeden telbiye getirerek ihrama girmeden çýkmamasýdýr.
Eðer hac ve umre isteði
olmadan mikadardan birisine yolu uðrayacak olursa, ihramsýz olarak o mikatý
geçtikten sonra ihrama girmeyi arzu ederse, bu isteðinin doðduðu yerden ihrama
girer ve orasý onun mikatý olur.
Aile halký Harem'in
içinde ve mikat'tan sonra olanýn mikatý ailesinin yanýndan çýktýðý yerdir. O
burayý ihramsýz geçemez. Ýhramsýz geçtikten sonra ihrama girecek olursa, geri
dönüp ailesinin bulunduðu yerden ihrama girer ve bu dönüþü sýrasýnda da ihramlý
sayýlýr. Eðer oraya dönmezse, bir kurban keser.
iHRAM ÝÇÝN TAHARET
Þafii dedi ki: Erkeðin
de temiz kadýnýn, ay hali ve loðusa kadýnýn da ihram sebebiyle gusletmesini
müstehab görüyorum. Þayet bunu yapmazlarsa ve bir adam abdestsiz ya da cünüp
olarak ihrama girerse, iade yükümlülüðü de yoktur, ona kefaret düþmez. Çünkü ay
hali kadýnýn yapma imkanýna sahip olduðu bir þeyi erkek de cünüp olarak da
abdestsiz olarak da yapabilir.
iHRAM ÝÇÝN GÝYÝNMEK
Erkek de kadýn da ihram
dolayýsýyla bir þey giyinmekte ortaktýrlar, ama bunun dýþýnda ayrýdýrlar. Ortak
olduklarý husus þudur: Onlardan herhangi birisi hoþ koku ile boyanmýþ bir
elbise ya da hoþ kokusu olan bir elbise giyin em ez. Hoþ koku ise zaferan,
alaçehre ve bunun dýþýnda türlü kokulardýr. Bir elbiseye bu tür kokulardan bir
þeyler isabet ederse, kokusu gidip ondan koku alýnmayacak hale gelinceye kadar
yýkanýr. Eðer giyilen elbise (ihram) kuru ya da nemli olursa onu giymekte
-kokunun izi olan renk gitmemiþ olsa dahi- bir sakýnca yoktur.
Erkek de kadýn da kokusu
olmayan her türlü boya ile boyanmýþ elbise giyinebilirler. Sedir ile toprak ile
siyah ile uspur ile boyanmýþ elbiseler gibi. Rengi kýsmen solmuþ olsa dahi.
Bununla beraber bütün bu hallerde kiþinin beyaz giyinmesini daha çok severim.
Elbiselerinin (ihramlarýnýn) yeni ya da yýkanmýþ olmasýný da daha çok severim,
yeni olmaz ve yýkýnmýþ olmasa da onlara bir zararý olmaz.
Ýhramlarýný yýkayabilir
ve ihrama girdiklerinde giymemiþ olduklarý baþka elbiseleri de giyinebilirler.
Diðer taraftan erkekler
sarýk, þalvar, mest, gömlek ve dikilerek giyilen kabilden dikiþli herhangi bir
elbisede giyinemezler. Palto, çuha ve yünden ve benzerlerinden yapýlmýþ
elbiseler gibi elbiseleri giyinemez. Bu kabilden bir elbiseye ihtiyaç duysa
dahi onu giyinemez. Ancak izar (ihramýn belden aþaðýsýný örten kýsmýný)
bulamayacak olursa, þalvar giyer ve onu kesmez. Nalýn bulamazsa mest giyer ve
onlarý topuklarýnýn altýndan keser.
[1297] Bize Süfyan haber
verip dedi ki: Amr b. Dinar'ý þöyle derken dinledim: Ebu Þa'sayý þöyle derken
dinledim: Ýbn Abbas'ý þöyle derken dinledim: Rasulullah (s.a.v.)'ý þöyle
buyururken dinledim: "ihramlý bir kiþi, nalýn bulamazsa mest giyer, izar
bulamazsa þalvar giyer.''
[1298] Bize Malik,
Nafi'den haber verdi o, Ýbn Ömer'den rivayet ettiðine göre Nebi (s.a.v.):
"Nalýn bulamayan mest giyer ve onlarý topuklarýnýn altýndan keser"
buyurdu.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
kiþi þayet þalvar ve mestlerinin dýþýnda bir þey giymek zorunda kalýrsa, giyer
ve fidye öder.
Fidye ise üç gün oruç
tutmak yahut bir koyun kurban etmek ya da altý yoksula Nebi (s.a.v.)'in müddü
ile ikiþer müd sadaka vermektir.
Kadýn, baþörtüsü takar,
mest giyer ve konçlarýný kesmez. Zaruret olmasa dahi þalvar, gömlek ve kaftan
da giyebilir. Onun ihramý ise, yüzünün üzerine bir þey örtmemesidir. Bu sebeple
yüzünü örtmez baþýný örter. Kasten yüzünü örterse, fidye verir. Ýhramlý erkek
ise kasten baþýný örterse, fidye verir ama yüzünü örtebilir. Bununla birlikte
kadýn peçeyi yüzünden uzak tutmak suretiyle yüzünü örtebilir. Örtüyü uzak
tuttuktan sonra, yüzüne deðmeyecek þekilde onu yukarýdan aþaðýya sarkýtýr.
Erkek de kadýn da
elbiselerinin üstünde de altýnda da para koymak için kemer kuþanabilir.
Dedi ki: Kadýn ve erkek
unutarak giymemeleri gereken bir þeyi giyseler ya da ihramlarýný hatýrlamayýp
koku sürünseler ya da bu husustaki yükümlülüklerini bilmediklerinden bunu
yapsalar o vakit süründükleri kokuyu yýkar elbiseyi çýkartýrlar ve onlara fidye
düþmez.
[1299] Bize Süfyan, Amr
b. Dinar'dan haber verdi o, Atadan o, Safyan b.
Ya'ladan o, babasýndan rivayet
ettiðine göre bir bedevi Nebi (s.a.v.)e üzerinde çizgili bir elbise olduðu
halde geldi. Elbisesinde sarý rengin izi de vardý. Umre niyeti ile ihrama
girdim, üzerimde de þu gördüðün var dedi. Nebi (s.a.v.): "Haccýnda
olsaydýn ne yapardýn" buyurdu, O: Bu elbiseyi çýkartýr bu sarý boyayý da
yýkardým, dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): "O halde haccýnda ne yapacak
idiysen umrende de onu yap" buyurdu.
Þafii dedi ki: Nebi
(s.a.v.), kefarette bulunmasýný emretmedi. Ýhrarný bir kadýnýn eldiven
giyinmesinde bir sakýnca yoktur.
[1300] Sa'd b. Ebu
Vakkas, kýzlarýna ihramda eldiven giymelerini emrederdi. Ýhramlý kadýn burka
(yüzünü örten peçe) giyemez.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
kiþi ölürse, ona hoþ koku yaklaþtýrýlmaz, su ve sidir ile yýkanýr. Kamis
(gömlek) giydirilmez, yüzü örtülür, baþý örtülmez, yani ölümü halinde ona
kendisi hayatta iken kendisine uyguladýklarýnýn aynýsý yapýlýr.
[1301] Bize Süfyan, Amr
b. Dinar'dan haber verdi, Said b. Cübeyr'den o, Ýbn Abbas'tan þöyle dediðini
rivayet etti: Nebi (s.a.v.) ile birlikte idik, ihramb bir adam devesinden
düþtü, boynu kýrýldý ve öldü. Bu durum Nebi (s.a.v.)'e zikredilince þöyle
buyurdu: "Onu su ve sidir ile yýkayýn, ölümü sýrasýnda üzerindeki iki
elbise ile (ihramý) ile kefenleyin. O kýyamet gününde telbiye getiren birisi
olarak diriltilecektir"
[1302] Süfyan dedi ki:
Bana Ýbrahim b. Ebu Hurre, Said b. Cubeyr'den haber verdi, Ýbn Abbas'tan o,
Nebi (s.a.v.)'ten aynýsýný nakletti ve bu rivayetinde: "Ona hoþ koku
yaklaþtýrmayýn" ibaresini ekledi.
[1303] Bize Müslüm b.
Halid, Ýbn Cüreyc'den haber verdi, onun Ýbn Þihab'dan rivayetine göre Osman b.
Affan ihramlý olarak ölen bir oðluna bunun bir benzerini uyguladý.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
kimse hevdecin, bineðin ve yerin üzerinde baþýna deðmediði sürece dilediði her
bir þey ile gölgelenebilir.
ÝHRAM ÝÇÝN HOÞ KOKU
SÜRÜNMEK
[1304] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan b. Uyeyne, Ýbn Þihab ve Hiþam b. Urve'den yahut Osman b. Urve'den
haber verdi; Urve'den o, Aiþe ve Abdullah b. el-Kasýmdan o, babasýndan o,
Aiþe'den þöyle dediðini rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.), ihrama girmeden önce
ihrama gireceði için kendi ellerim ile hoþ koku sürdüm. Beyt'i tavaf etmeden
önce de ihramdan çýkacaðý için.
[1305] Osman b. Urve
babasýndan þunu da eklemektedir: Ne ile dedim o:
Hoþ kokularýn en güzeli
ile dedi.
[1306] Bize Süfyan, Ýbn
Adan'dan haber verdi o, Sa'd kýzý Aiþe'den rivayet ettiðine göre, ihram için
babasýný misk ve baþka kokularýn karýþýmý olan es-sük denilen ve zerrecikler
halinde saçýlan koku olan zerire ile kokulandýrdý.
[1307] Bize Said b.
Salim, Hasan b. Zeyd'den haber verdi. Ben onun bunu ancak el-Hasan'dan iþitmiþ
olduðunu biliyorum. O babasýndan þöyle dediðini rivayet etti: Ýbn Abbas'ý
ihramlý iken gördüm. Baþýnda ve sakalýnda ise, pek hoþ kokulardan er-rub'a
benzer bir kokunun parçacýklarý görülüyordu.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
kadýn ve erkeðin galiye, naduh ve daha baþka isimlerle bilinen kalýcý kokularýn
en ileri olanlarý ile kokulanmalarýnda bir sakýnca yoktur. Çünkü bu hoþ
kokular, ihramlý deðilken kullanýlmýþtýr. Eðer ihramlý halde iken bir þey
kalmýþ ise ihram, bundan sonra meydana gelmiþ bir haldir.
Ama ihrama girdikten
sonra hoþ koku sürünemezler, ellerini de hoþ kokuya deðdiremezler. Elleriyle
kasten hoþ kokuya dokunsalar ve bu kokunun izi ve kokusu kalýyor ise, onlara
fidye düþer. Bunun azý ile çoðu arasýnda fark yoktur. Eðer koku kuru olup onun
herhangi bir izi kalmýyorsa, kokusu kalsa dahi fidye gerekmez.
Attarýn (kokucunun)
yanýnda oturmalarýnda, evine girmelerinde, koku satýn almalarýnda bir sakýnca
yoktur. Elverir ki, onu bedenlerine deðdirmesinler. Kabe'nin tütsülendirilmesi
esnasýnda, Kabe'nin yakýnýnda oturmalarýnda -ýslak olmadýðý sürece- ona
dokunmalarýnda da bir sakýnca yoktur. Eðer ýslak olduðunu bilerek ona dokunup
koku da ellerine bulaþýrsa, bunu yýkarlar ve onlara bir þey düþmez. Þayet ýslak
olarak kasten ona dokunurlarsa, koku da ellerine yapýþýrsa fidye verirler.
Yað sürünemezler, hoþ
koku olan yaða el deðdiremezler. Bu da koku katýlmýþ ban yaðý, zambak, hiri
gibi hoþ kokulu bitkiler ile bir takým otlarýn bulunduðu yaðlar gibidir. Eðer
bu tür kokulara kasten dokunurlarsa fidye verirler. Yine reyhan koklarlarsa
fidye verirler.
Ýnsanlarýn koku olarak
kullanmadýklarý þeylerden kokusu hoþ bir bitki koklarlarsa, bundan dolayý fidye
gerekmez. Ayný þekilde elma yeseler yahut koklasalar, turunç, ayva ya da
yiyecek türü þeyleri koklasalar bundan dolayý fidye yoktur. Zaferaný veya hoþ
kokuyu herhangi bir yemeðe katsalar, eðer o koku alýnýyor ya da tadý alýnýyorsa
yahut dili boyuyorsa bunu yerlerse fidye verirler. Kokusu da tadý da alýnmýyor,
dili boyamýyorsa fidye yoktur. Çünkü bu artýk yemek içinde kaybolmuþ olur. Çið
olmasý ile piþmiþ olmasý ayný þeydir. Aralarýnda fark yoktur.
Zeytinyaðý, susam yaðý,
sadeyað, tereyaðý, etin yaðý gibi hoþ kokulu olmayan ve yenilen her bir þey ile
bedenlerinin tamamýný yaðlayabilirler. Baþa yað sürmekten yahut erkek sakalýný
yaðlamaktan kaçýndýklarý sürece bunlarý burunlarýna çekebilirler. Çünkü yaðýn
sürilleceði yerler bunlardýr (baþ ve sakaldýr). Erkek yahut kadýn baþýný, erkek
sakalýný bunlarýn hangileriyle yaðlarsa fidye verir.
Tedavi olmak için
herhangi bir hoþ kokuya gerek duyarlarsa, onunla tedavi olurlar ve fidye
verirler.
Dedi ki: Ýbranýlýnýn
koklamasýný yahut giyinmesini hoþ görmediðim her türlü koku yahut
kokulandýrýlýþmýþ herhangi bir þeyin üzerinde yatmasýný da hoþ görmem. Þayet
çýplak teniyle onun üzerine uyuyacak olursa fidye verir. Kendisi ile o koku
arasýnda bir örtü, elbise varsa ona fidye düþmez.
TELBÝYE GETÝRMEK
ÞafIi dedi ki: Erkek
ihrama girmek istediði takdirde, ister hac edenlerden olsun ister olmasýn sýrf
umre ile ihrama girebileceði gibi hac ve umre ile birlikte ihrama girebilir,
ifrad haccý da yapabilir. Ýfrat haccý yapmasýný daha çok severim. Çünkü bizce
sabit olan Nebi (s.a.v.)'in ifrad haccý yaptýðýdýr.
[1308] Bize er-Rebi'
haber verip dedi ki: Bize Þafii haber verip dedi ki: Bize Malik, Abdurrahman b.
el- Kasým'dan haber verdi o, babasýndan o, Aiþeöen rivayet ettiðine göre, Nebi
(s.a.v.) ifrad haccý yapmýþtýr.
Bütün bunlarý yaparken
hac ya da umre adýný zikretmeksizin niyet etmesi ona yeter. Ýhramdan önce ya da
onunla birlikte ismen söylemesinde de bir sakýnca yoktur.
Dedi ki: Umre yapmak
istediði halde, haccý zikrederek telbiye getirirse, bu bir umredir. Hac etmek
isterken umre diye telbiye getirirse bu da hacdýr. Þayet hac ve umre istemediði
halde telbiye getirirse, bu ne hac ne de umre olur. Telbiye getirirken ihrama
niyet etmekle birlikte, hac ve umre için niyeti yoksa, ikisinden istediðini
tayin etmekte serbesttir. Ýkisinden birisini niyet etmiþ olduðu halde telbiye
getirse ve hangisine niyet ettiðini unutsa, o kýran haccý yapacak demektir.
Baþkasý onun için geçerli olmaz. Çünkü eðer umreci ise umre yapmýþ ve fazladan
ona haccý katmýþ olur. Eðer hac için niyet etmiþse, haccý ve umreyi yapmýþ
olur. Kýran haccý için niyet etmiþse böylelikle kýran haccý yapar.
Telbiye getireceði
vakit: Buyur Allah'ým buyur, buyur Senin hiçbir ortaðýn yoktur buyur, þüphesiz
ham d de, nimet de, mülk de yalnýz Senindir, Senin hiçbir ortaðýn yoktur"
der.
Telbiye getirirken buna
bir harf dahi eklemesini güzel görmem. Ancak beðeneceði bir þey görürse o
vakit: "...'' Buyur, þüphesiz gerçek hayat ahiret hayatýdýr" der.
Çünkü Nebi (s.a.v.), hoþuna giden beðendiði bir þey gördüðü vakit telbiye getirdiði
sýrada buna tek bir harf eklediði rivayeti gelmemiþtir.
Telbiyeyi bitirdikten
sonra, Nebi (s.a.v.)'e salavat getirir. Yüce Allah'tan rýzasýný ve cenneti
diler. Rahmetiyle cehennem ateþinden O'na sýðýnýr. Çünkü bu þekilde dua Nebi
(s.a.v.)öen rivayet edilmektedir.
Dedi ki: Ayakta iken,
otururken, binek üzerinde iken, inerken, cünüpken, taharetli iken ve her
durumda telbiye getirir. Bütün mescitlerde, cemaatle namazla kýlýnan
mescitlerde de baþka mescitlerde de ve her bir yerde yüksek sesle telbiye
getirir. Kadýn yüksek sesle telbiye getirmekle yükümlü deðildir. Sadece
kendisine duyurur. Selef, arkadaþlarýn toplanmalarý, yüksek yerlere çýkmak,
yüksekten aþaðýya inmek, namazdan sonra, seher vakitlerinde, gecenin bastýrdýðý
esnada telbiye getirmeyi müstehab görüyorlardý. Biz de her bir durumda telbiye
getirmeyi severiz.
iHRAMA GÝRERKEN NAMAZ
KILMAK
Þafii dedi ki: Bir kimse
ihrama girmek isterse, nafile bir namaz kýlmasýný, sonra bineðine binmesini
severim. Bineðine bindikten sonra ayaða kalkýp kýbleye doðru yola koyulmak
üzere yöneldiðinde ihrama girer. Þayet yayan ise, yürüyerek kýbleye yöneldiði
vakit ihrama niyet eder (girer).
[1309] Þafii dedi ki:
Bize Müslim b. Halid, Ýbn Cüreye'den haber verdi o, Ebu Zübeyr'den o, Cabir'den
rivayet ettiðine göre, Nebi (s.a.v.) onlara dedi ki: ''Minaya doðru gittiðiniz
zaman ihrama girmek üzere telbiye getirin"
[1310] Þafii dedi ki:
Ýbn Ömer'in, Nebi (s.a.v.)'den rivayetine göre, onun devesine binmiþ olduðu
halde devesi yerinden kalkýnadýkça ihram için telbiye getirdiðini görmedi.
Þafii dedi ki: Bundan
önce ihrama girse yahut kýldýðý bir farz namazm akabinde yahut da herhangi bir
namazm akabinde olmayarak ihrama girse, Yüce Allah'ýn izni ile bir sakýnca
yoktur.
Hac eden ve kýran hacý
yapan bir kimse, Beyt'i tavaf ederken Safa ile Merve üzerinde iken ve her
durumda iken telbiye getirir. Eðer imam ise, Mekke'de minberin üzerinde ve
Arafat'ta telbiye getirir. Arafat'ta vakfe yaparken telbiye getirir. Arafattan
ayrýlýrken Müzdelife'deyken, Müzdelife'de vakfe yerinde bulunuyorken,
Müzdelife'den cemrelere taþ atmak üzere giderken hep telbiye getirir.
Ýlk taþý attýktan sonra
da telbiyeyi keser.
[1311] Bize Müslim ve
Said, Ýbn Cüreye'den haber verdi o, Atadan o, Ýbn Abbas'tan þöyle dediðini
rivayet etti: Bana el-Fadýl b. Abbas'ýn haber verdiðine göre, Nebi (s.a.v.)
Cem' (Müzdelife)'den Mina'ya kadar kendisini terkisine bindirmiþti. Cemreye taþ
atýncaya kadar telbiye getirip durdu.
[1312] Bize Süfyan,
Muhammed b. Ebu Harmele'den haber verdi o, Cüreye'den o, Ýbn Abbas'tan o,
el-Fadýl b. Abbas'tan o, Nebi (s.a.v.)'ten aynýsýný rivayet etti.
[1313] Þafii dedi ki:
Ýbn Mesud da Nebi (s.a.v.)'den benzerini rivayet etmiþtir.
[1314] Ömer (r.a.)
cemreye taþ atýncaya kadar telbiye getirdi.
[1315] Nebi (s.a.v.)'in
zevcesi Meymune de cemreye taþ atýncaya kadar (telbiye) getirdi.
[1316] Ýbn Abbas da
cemreye taþ atýncaya kadar Ata, Tavus ve Mücahit'te (böyle yaptý).
Dedi ki: Umreci, Hacer-i
Esved'i istilam ederek yahut etmeyerek tavafa baþlayýncaya kadar telbiye
getirmeye devam eder.
[1317] Bize Müslim ve
Said, Ýbn Cüreye'den haber verdi o. Atadan o, Ýbn Abbas'tan þöyle dediðini
rivayet etti: Umreci, Hacer'i istilam ederek yahut etmeyerek tavafa
baþlayýncaya kadar telbiye getirir.
Dedi ki: Mikattan önce
mikattan itibaren mikattan sonra ihrama giren ile Mekkeli olanla olmayan
arasýnda hiçbir fark yoktur.
ÝHRAMA GÝRDÝKTEN SORA
GUSLETMEK
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Ýhramlý kimsenin serinlemek maksadýyla ya da baþka bir maksatla,
yýkanmasýnda bir beis yoktur. Suyu baþýndan aþaðýya boþaltýr. Saçlarýna
dokunacak olursa, saçlarýný yolmamasý için ona yumuþakça dokunur. Ayný þekilde
suya dalmasýnda baþýný da suyun altýna sokmasýnda bir sakýnca yoktur. Nebi
(s.a.v.) ihramlý olduðu halde yýkanmýþtýr.
[1318] Bize Süfyan,
Abdulkerim el-Cezeri'den haber verdi o, Ýkrime'den o, Ýbn Abbas'tan þöyle
dediðini rivayet etti: Bazý hallerde Ömer, bana: Gel de seninle suyun altýnda
kalmakta yarýþalým, hangimizin nefesi daha uzundur bakalým, derdi. Üstelik
ihramlý idik.
[1319] Bize Süfyan'ýn
haber verdiðine göre, Ömer'in bir oðlu ile kardeþinin oðlu onun önünde suyun
altýnda kalmakta birbirleriyle yarýþtýlar. Her ikisi de ihramlý idiler. Onlara
bu iþi yapmamalarýný söylemedi.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
bir kimsenin hamama girmesinde bir sakýnca yoktur.
[1320] Bize ya Süfyan ya
da bir baþkasý ama sika / güvenilir birisi Eyyüb es-Sahtiyani'den haber verdi
o, Ýkrime'den o, Ýbn Abbas'tan rivayet ettiðine göre, Cuhfe hamamýna ihramlý
olduðu halde girdi.
[1321] Þafii dedi ki:
Bize Ýbn Ebu Necih'in haber verdiðine göre, ez-Zübeyr b. el-Avvam ihramlý
olduðu halde sýrtýnda bulunan bir kirin kazýnarak çýkarýlmasýný emretti.
ÝHRAMLI KÝÞÝNÝN BEDENÝNÝ
YIKAMASI
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Ýhramlý kimsenin cesedini su ile ve baþka þeyle ovalamasý,
dilerse kanatýncaya kadar kaþýmasýnda bir sakýnca yoktur. Baþýný ve sakalýný
kaþýmasýnda da bir sakýnca yoktur. Bununla birlikte, baþýný ve sakalýný
kaþýdýðý vakit saçlarýn koparýlmamasý için parmak uçlarýnýn iç tarafý ile
kaþýmasýný severim eðer baþýný ve sakalýný kaþýr yahut onlara dokunur da eline
baþýndan ve sakalýndan yahut da bunlardan birisinden saçýndan bir þey gelirse,
ihtiyaten fidye vermesini müstehab görürÜID. Fakat bunlarýn kendisinin fiili neticesinde
dökilldüklerini bilmediði sürece, ona fidye düþmez. Çünkü saç telleri esasen
baþta ve sakalda dökülmüþ hali ile durabilir. Ona dokundu mu hemen
dökillebilir.
Bir saç telinden ötürü
fidye, Nebi (s.a.v.)'in müddü ile bir müd buðdayolup bunu bir yoksula tasadduk
eder. Ýki saç teli koparsa iki müddü iki yoksula tasadduk eder. Üç ve
yukarýsýnda ise kurban keser. Kopan saç telleri ne kadar çoðalýrsa çoðalsýn bir
kurbandan fazla fidye vermez.
ÝHRAMLININ YAPABÝLECEÐi
ÝÞLER
[1322] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan b. Uyeyne, Amr b. Dinarüan haber verdi o, Ata ve Tavus'tan birisi
ya da her ikisi Ýbn Abbas'tan rivayet ettiðine göre, Nebi (s.a.v.), ihramlý
olduðu halde hacamat yaptýrmýþtýr.
Þafii dedi ki: Ýhramlý
bir kimsenin zaruretten ötürü olsun ya da olmasýn hacamat yaptýrmasýnda bir
sakýnca yoktur -fakat saç týraþ etmez-o Bu þekliyle damarý açar ve yarayý
deler. Ýlaç için azayý böylece keser. Bundan dolayý ona hiçbir þey düþmez. Eðer
ihtiyatlý davranacak olursa, saç bulunan bir azasýný kesmesi halinde fidye
vermesini daha çok severim. Fakat bu ona vacip deðildir. Çünkü saç
koparmamýþtýr. Onun kestiði ancak kesebilme hakký bulunan organý kesmektir.
Ýhramlý sünnet de olabilir. Üzerine ilaç konur ve bundan dolayý ona bir þey
düþmez. Sünnetsiz bir kiþi hac ederse, bu onun için geçerlidir. Eðer
yaralarýndan bir þeyleri tedavi eder ve ona bir bez yahut ilaç yapýþtýracak
olursa, cesetten herhangi bir þeyin(alýnmasýndan, koparýlmasýndan) ötürü ona
bir þey düþmez. Bunun baþta olmasý müstesnadýr, o vakit ona fidye düþer.
ÝHRAMLININ YAPAMAYACAÐI
ÞEYLER
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Ýhranýlý bir kimse saçýndan bir þey koparamaz, týrnaklarýný
kesemez. Týrnaklarýndan birisi kýrýlsa ve asýlý kalsa týrnaðýn geri kalan
kýsmýna da bitiþik deðilse, kýrýlan týrnaðýný koparmasýnda bir sakýnca yoktur.
Geri kalan kýsmý ile bitiþik olan bir parçasýný koparmasýnda da bir hayýr
yoktur. Çünkü o takdirde de o týrnak öbür kýsmýnda sabit deðildir.
Týrnaklarýndan birisini yahut da týrnaðýn bir kýsmýný keserse, bir yoksula
yemek yedirir. Ýkinci bir týrnak daha keserse, iki yoksula yemek yedirir. Ayný
konumda üç týrnak keserse bir kan akýtýr. Þayet týrnaklarý ayrý ayrý keserse
her bir týrnak için bir müd yedirir. Saçýn durumu da böyledir.
Týrnaklarda, saçta ve av
hayvanýn öldürülmesinde, unutmak ile kasýt arasýnda bir fark yoktur. Çünkü bu
gidip de geri gelmeyen bir þeydir. Bununla birlikte ihranýlý kimsenin, ihranýlý
olmayanýn týrnaklarýný kesmesinde, saçlarýný týraþ etmesinde bir sakýnca
yoktur. Fakat ihramda olmayan bir kimsenin ihramlýnýn týrnaklarýný kesmek,
saçlarýný týraþ etmek hakký yoktur. Eðer ihramlýnýn emri ile bu iþi yaparsa
fidye ihranýlýya düþer. Þayet bu iþi ihramlýnýn emri olmadan yapmýþ ve ihranýlý
kiþi uyuyan ya da mükreh / zorlanan birisi ise ihramlý kiþi fidyesini verir ve
verdiði fidyeyi dönüp ihramsýz olandan alýr.
ÝHRAMLI KÝMSENÝN
AVLANMASI
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Kara avý üç türlüdür: Bir türü yenilir.
Yenilen bütün türleri
ise iki sýnýftýr; uçan ve yerde yürüyen. Yerde yürüyenlerden öldürdüklerine
davarlar arasýndan öldürülmüþ av hayvanýna en yakýn olana bakýlýr.
"...'' Neam
(davarlar), deve, inek ve koyun türüdür. Ceza bunlardan verilir. Deve kuþunda
bir bedene (deve), yabani öküzde bir inek, yaban eþeðinde bir inek, dað
keçisinde bir inek, ceylanda bir keçi, sýrtlanda bir koç, tavþanda bir oðlak,
yer sýçanýnda da bir oðlak verilir. Bunlarýn küçük yavrularýna karþýlýk
öbürlerinin küçük yavrularýndan fidye verilir. Bu anýlanlardan bir gözü kör
yahut bir tarafý kýrýk biri öldürülecek olursa, onun gibi bir gözü kör ya da o
tarafý kýrýk olaný fidye verir. Bununla birlikte saðlýklý olaný fidye vermesini
daha çok severim.
[1323] Bize er-Rebi'
haber verip dedi ki: Bize Þafii haber verip dedi ki: Bize Malik, ez-Zübeyr'den
haber verdi, onun Cabir'den rivayetine göre, Ömer b. el-Hattab (r.a.) sýrtlana
karþýlýk bir koç, ceylana karþýlýk bir keçi, tavþana karþýlýk bir oðlak, tarla
faresine karþýlýk bir oðlak fidye verilmesine hükmetti.
[1324] Bize er-Rebi'
haber verip dedi ki: Bize Þafii haber verip dedi ki: Bize Süfyan Abdulkerim
el-Cezeri'den haber verdi o, Ebu Ubeyde b. Abdullah b. Mesud'dan o, babasý Ýbn
Mesud'tan rivayet ettiðine göre, yer sýçanýna karþýlýk erkek ya da diþi bir oðlak
verilmesi hükmünü verdi.
[1325] Bize Süfyan,
Muharik'ten haber verdi, onun Tarýk'tan rivayet ettiðine göre, Erbed, bir
keleri çiðnedi ve sýrtýný kopardý. Ömer'e gelerek sordu, Ömer:
Senin görüþün nedir dedi
o: Su içmiþ, ot otlamýþ bir oðlak, dedi. Ömer: Ona karþýlýk iþte o verilir,
dedi.
[1326] Bize Süfyan,
Mutarrif'ten haber verdi o, Ebu Sefer'den rivayet ettiðine göre, Osman b. Affan
(r.a.) um hubeyn denilen bir tür kertenkele için koyun türündün bir oðlak
verilmesine hüküm verdi.
[1327] Bize Abdülvehab,
Eyyüb'ten haber verdi o, Ýbn Sirin'den o; Ýbn Cüreyc'den þöyle dediðini rivayet
etti: Benimle birlikte hüküm verecek bir hakem daha olsaydý, tilki karþýlýðýnda
bir oðlak fidye verilmesi hükmünü verecektim.
[1328] Bize Müslim, Ýbn
Cüreyc'den haber verdi o, Atadan þöyle dediðini rivayet etti: Av hayvanlarýnýn
küçüklerine karþýlýk, koyun türünün küçüklerinden, kusurlu olanlarýna karþýlýk
koyun türünün kusurlularýndan fidye verilir. Bunun yerine saðlýklý ve büyük
(iri) koyunlar ile bunlarýn fidyesini vermesini daha çok severim.
Dedi ki: Bir kimse bir
ava vursa, onu yaralasa öldü mü yaþadý mý bilmese, bana göre onun için gerekli
olan yara sebebiyle onun eksilttiði deðeri ödemesi gerekir. Eðer bu av bir
ceylan ise, ona saðlýklý iken ve bu kusurlu hali ile deðer biçilir. Þayet
yarasý deðerini eksiltirse o takdirde koyunun bedelinin onda birini ödemesi
gerekir. Eðer bir inek yahut da bir deve kuþu ise de bu böyledir.
Daha sonra bir insan o
avý öldürse, bu sefer ona yaralý bir koyun düþer.
Saðlýklý bir koyunu onun
yerine fidye vermesini daha çok severim. Daha çok sevdiðim bir diðer husus ise,
av hayvanýný yaraladýktan sonra gözünden kaybolsa, ihtiyaten onun fidyesini
vermesidir. Eðer bir tarafýný kýrmýþsa, bu hali ile ona düþen iyileþince ve
kendisini koruyabilecek hale gelinceye kadar, onu beslemesidir. Eðer kendisini
koruyacak hale gelemiyorsa, o takdirde onun tam olarak fidyesini ödemekle
yükümlüdür. Gebe bir ceylaný vursa ve ölse, o takdirde gebe bir koyunun
kýymetini tasadduk etmesi gerekir. Çünkü ben ona: Gebe bir koyun kes diyecek
olursam bu hiç þüphesiz yoksullar için gebe olmayan bir koyundan daha kötü
olur. Ben onlarýn lehine bir fazlalýk isteyecek olursam onlarýn payýnýn
eksilmesine sebep olan bir þey ile onlarýn lehine arttýrmýþ olmam. Fakat ben,
onlarýn lehine deðerinde artýþ yaparým ve onu onlara yiyecek olarak veririm.
Dedi ki: Ýhramlý bir
kimse, cezasýný ödemekle yükümlü olduðu av hayvanýný öldürse, dilerse misli ile
onun cezasýný verir. Eðer misliyle onun cezasýný vermek istemezse, bu sefer
onun misline dirhem türünden deðer biçilir. Sonra o dirhemler ile yemek /
buðday alýnýr. Sonra da o buðdayý tasadduk eder. Eðer oruç tutmak isterse, her
bir müd yerine bir gün oruç tutar.
Buðdayý da eti de Mekke'de
yahut Mina'da tasadduk etmedikçe, cezasýný ödemiþ olmaz. Eðer bunu Mekke ya da
Mina'nýn dýþýnda bir yerde tasadduk ederse, bunu Mekke ya da Mina'da iade eder.
Bu cezasýný ihramdan çýkmadan önce de yerine getirebilir, ama ihramdan
çýktýktan sonra derhal yerine getirmelidir. Eðer cezasýný yerine getirmeden
ayrýlacak olursa, kendi adýna yerine getirilmesi için o cezasýný (oraya)
gönderir. Þayet fidye olarak oruç tutmak isterse, dilediði yerde oruç
tutabilir. Çünkü onun oruç tutmasýnýn Harem'deki yoksullara bir faydasý yoktur.
Ýhramlý kiþi hata
yoluyla yahut kasten bir av hayvaný öldürse, onun cezasýný verir. Eðer bir av
hayvanýna isabet ettirip onun cezasýný verirse, bundan sonra tekrar ayný iþi
her yaptýkça öldürdüðü hayvanýn cezasýný verir. Hayvaný öldürdükten sonra yese,
yemesinden ötürü ona fazla ceza söz konusu olmaz. Fakat yaptýðý iþ çok kötü bir
iþ olur. Ýhramlý iki kiþi yahut bir topluluk bir av hayvanýný öldürürse hepsi
bir tek ceza verir.
[1329] Þafii dedi ki:
Bize Malik, Abdülmelik b. Kurayr'dan haber verdi onun Ýbn Sirin'den rivayetine
göre, Ömer ve Nebi (s.a.v.)'in ashabýndan bir adam ile birlikte -Malik: O
Abdurrahman b. Avf'týr dedi- bir ceylaný çiðneyip öldüren iki kiþi hakkýnda bir
koyun fidye vermesine hüküm vermiþlerdir.
[1330] Bana sika kiþi,
Hammad b. Seleme'den haber verdi o, Mahzum oðullarýnýn sika / güvenilir birisi
olan mevlalarý Ziyadaan rivayet ettiðine göre, ihramlý bir topluluk, bir av
hayvanýný öldürdüler. Ýbn Ömer onlara: Size ceza düþüyor dedi. Onlar: Her
birimize bir ceza mý yoksa hepimize bir tek ceza mý, dediler: Ýbn Ömer,
þüphesiz size (o takdirde) çok aðýr gelir, aksine hepinize bir tek ceza düþer.
[1331] Þafii dedi ki:
Bize Müslim b. Halid, Ýbn Cüreyc'den haber verdi o, Atadan bir avý ortaklaþa
öldüren bir topluluk hakkýnda þöyle dediðini rivayet etti: Hepsine bir tek ceza
düþer.
Dedi ki: Bu da aziz ve
celil Allah'ýn Kitabýna uygundur. Çünkü þaný yüce ve mübarek Allah:
"Cezasý öldürdüðü hayvanýn benzeridir" (Maide, 95) buyurmaktadýr. Bu
da onun bir misli demektir. Ona iki misli / benzeri düþer diyen kimse Kur'anýn
manasýna muhalefet etmiþ olur.
UÇAN AV HAYVANLARI
Þafii dedi ki: Uçan
kuþlar iki sýnýftýr, güvercinler ve güvercinlerin dýþýndakiler. Güvercinler,
erkek olsun diþi olsun, her birisinin fidyesi, (nassa) tabi olarak bir
koyundur. Ayrýca Araplar hep güvercin ile diðer uçan kuþlar arasýnda fark
gözete gelmiþlerdir ve: Güvercinler kuþlarýn efendisidir, 'güvercin öttüðünde
ve su içtiðinde' gibi deyimler kullanýrlar. Araplar toplu olarak ona
"el-Hamam: Güvercin" derler ve ondan sonra farklý isimler
kullanýrlar. El-Hamam, el- Yamam, ed-Dubasi, el-Kubadi, el-Pevahit ve buna
benzer güvercin gibi ses çýkartan kuþlara verdikleri diðer isimler.
[1332] Bize Süfyan b. Uyeyne,
Amraan haber verdi, o Atadan o, Ýbn Abbas'tan rivayet ettiðine göre, Mekke
güvercinlerinden bir güvercin hakkýnda bir koyun (fidye) hükmünü vermiþtir.
Þafii dedi ki: Ömer,
Osman, Nafi b. Abdulharis, Abdullah b. Ömer, Asým b.
Ömer, Said b. Müseyyeb
ve Ata da böyle demiþlerdir.
Dedi ki: Bu güvercinin
Mekke'de öldürülmesi yahut da ihramh birisinin onu öldürmesi halinde böyledir.
Dedi ki: Güvercin
dýþýndaki kuþlarýn fidyesi ise, az ya da çok olsun öldürüldüðü yerdeki
kýymetidir.
[1333] Þafii dedi ki:
Bize Müslim b. Halid ve Said b. Salim, Ýbn Cüreyc'den haber verdi, o Bükeyr b.
Abdullah'dan, o el-Kasým'dan, o Ýbn Abbas'tan rivayet ettiðine göre, bir adam
kendisine çekirge öldüren bir ihramlýnýn durumunu sormuþ o da: Bir avuç buðday
tasadduk eder, buyurmuþtur. Ýbn Abbas ayrýca: Gerçi bununla bir avuç çekirge
alýr, ama benim görüþüm böyle, demiþtir.
[1334] Þafii dedi ki:
Ömer de: Çekirgenin fidyesi bir hurmadýr, demiþtir. Þafii dedi ki: Fidyesi
verilen av hayvanlarý arasýnda; deve kuþu, güvercin ve benzeri yumurta yapan
bütün kuþlarýn, eðer yumurtalarý kýrýlýrsa, bunun fidye si o yumurtanýn
kýrýldýðý yerdeki deðeridir. Týpký bir insana ait olup kýrýlmasý halinde,
kýymetinin ödendiði gibi. Bir insana ait bir av hayvaný öldürülecek olursa,
onun deðeri sahibine dirhem ya da dinar olarak verilmelidir. Bunun cezasýný ise
(fidyesini) yoksullara verir. Ýhramlý bir kimse, Harem bölgesinin içinde yahut
dýþýnda ister kýran haccý, ister ifrad haccý, isterse umre için ihrama girmiþ
olup bir av hayvanýný öldürürse, onun cezasý bir tanedir. Harem bölgesinin uzak
oluþundan dolayý ona bir þey arttýrýlmaz. Çünkü Harem'in azý da çoðu da orada
avlanma yasak olmasý itibariyle aynýdýr.
Ýhramlý bir kimsenin,
ihramýndan çýkacaðý vakte kadar, fidye ödemek yükümlülüðü bulunan hayvanlardan
öldürdüklerinin hepsi için, fidye verir.
Umreden çýkmasý, tavaf,
say, saçlarýný týraþ etmesi ya da kýsaltmasýyla olur. Hac için ihramdan çýkýþ
ise ikidir. Birincisi taþ atmak ve týraþ olmakla gerçekleþir. Eðer Harem'in
dýþýnda (bu halde iken) bir av öldürürse, ona bir ceza düþmez. Çünkü o
hanýmlara yaklaþmanýn dýþýnda ihramýn yasaklarýnýn tümünden çýkmýþ olur.
Ýkincisi, Arafat'tan sonra Beyt'i tavaf etse yahut týraþ olsa da cemrelere taþ
atmamýþ olsa dahi hükmü böyledir.
Ýhramlý kiþi, bizzat
avlamadýðý ya da kendisi için avlanmadýðý sürece av hayvanýndan yiyebilir.
[1335] Þafii dedi ki:
Bize Ýbn Ebu Yahya el-Muttalib'in azatlýsý Amr b. Ebu Amröan haber verdi; o
el-Muttalib b. Abdullah b. Hantaböan, o Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiðine
göre, Rasulullah (s.a) þöyle buyurdu: ''Av hayvanýn eti bizzat siz
avlamadýðýnýz yahut sizin için avlanmadýðý sürece ihramda iken size
helaldir."
[1336] Þafii dedi ki:
Süleyman b. Bilal de hadisi böylece rivayet etmiþ bulunmaktadýr.
[1337] Þafii dedi ki:
Bize ed-Deraverdi, Amr b. Ebu Amröan haber verdi, o Selime oðullarýndan bir
adamdan, o Cabir b. Abdullantan rivayet ettiðine göre, Rasulullah (s.a.v.),
þöyle buyurdu: "Bizzat avlamadýðýnýz yahut sizin için avlanmadýðý sürece
ihramda iken av eti size helaldir."
Þafii dedi ki: Ýbn Ebu
Yahya'nýn hýfzý, ed-Deraverdiöen daha saðlamdýr. Þafii dedi ki: Ýhramb bir
kimse için, bir av hayvaný avlansa bir baþkasý onu kesse kendisi de onu yese,
kendisine haram olan bir þeyi yemiþ olur. Bununla birlikte, onun cezasýný
vermekle yükümlü deðildir. Çünkü þaný yüce Allah, onun cezasýný öldürülmesi
sebebiyle tespit etmiþtir. O ise onu öldürmemiþtir. Kiþi bazý hallerde haram
olmakla birlikte, meyte / leþ yiyebilir ve bundan dolayý ona ceza düþmez.
Ýhramb bir kimse, ihramda
olmayan birisine bir av hayvanýný gösterse ya da ona bir silah verse yahut o av
hayvanýný öldürmesi için binsin diye ona bir binek verse ve o da onu öldürse,
ona bundan dolayý ceza düþmez, fakat kötü bir iþ yapmýþ olur. Týpký Müslüman
bir kimseyi öldürmeyi emretmesi halinde olduðu gibi. Kýsas o emri verene deðil,
katile uygulanýr. Ama bu emri veren kiþi de günahkardýr.
Dedi ki: Ýhramda olmayan
birisi, bir av avlasa, ihramb bir kiþi ondan onu satýn alsa yahut kendisine
hibe etmesini istese ve onu kesse, onun cezasýný vermekle yükümlüdür. Çünkü onu
öldüren odur.
Ýhramsýz birisinin Harem
bölgesinde av hayvanýný öldürmesi, týpký ihramlý bir kimsenin Harem bölgesinde
ve ihramlý iken öldürmesi gibidir ve onu öldürecek olursa, cezasýný verir.
HAREM BÖLGESÝNDEKÝ
AÐAÇLARIN KOPARILMASI
Þafii dedi ki: Kiþi,
ister ihramlý ister ihramsýz olsun, Harem bölgesi içindeki aðaçlardan bir þey
keserse, cezasýný öder. Küçük aðaçtan ötürü bir koyun, büyük aðaçtan ötürü bir
inek ceza olarak kesilir.
[1338] Bu ayný zamanda
Ýbn ez-Zübeyr ve Atadan da rivayet edilmektedir. Þafii dedi ki: Ýhramb birisi,
Harem bölgesi dýþýnda aðaç kesebilir. Çünkü aðaç bir av deðildir.
ETÝ YENÝLMEYEN AV
HAYVANLARI
Þafii (Allah ondan razý
olsun) dedi ki: Eti yenmeyen av hayvanlarý iki sýnýftýr: Bir sýnýfý düþman ve
saldýrgandýr. Bundan dolayý zarar gelir. Ayrýca bunun eti de yenmez. Bu
türlerini ihramh kiþi öldürebilir. Aslan, pars, karga, çaylak, akrep, fare,
saldýrgan köpek (yahut ta canavar vahþiler) gibi. Ýhramh bir kiþi, iþin baþýndan
kendisi faaliyete geçip bunlarýn küçüklerini de büyüklerini de öldürebilir.
Çünkü bunlar (öldürülmeleri) mubah bir sýnýftýr. Kendisine zarar vermeyecek
olsa dahi ilk önce kendisi ona hücum edebilir.
Bir diðer sýnýfýn ise
eti yenmez ve zararý da yoktur. Boz renkli, iþe yaramayan buðase denilen kuþ,
akbaba, kertenkeleye benzer gök renkli kumlarda yürüyüp kumun içine dalabilen
lühka, baðýdak kuþu, domuzlan böceði, hamam böceði gibi. Bu gibileri hakkýnda
verilmiþ herhangi bir hüküm bilmediðim için onu kendiliðinden öldürmeye
kalkýþmayý emr edemiyorum. Fakat bunlardan birini öldürecek olursa, ona fidye
düþmez. Çünkü bunlar av hayvaný türünden deðildir.
[1339] Bize Müslim, Ýbn
Cüreyc'den haber verdi, o Atadan þöyle dediðini rivayet etti: Ýhramh bir kimse,
eti yenenlerden baþkasýnýn fidyesini vermez.
Dedi ki: Bu ise, mana
itibariyle, Kur'an ve Sünnete uygundur.
Ýhramb bir kimse,
keneleri büyük olanlarýný küçük olanlarýný, kütaleyi, pire, bitleri
öldürebilir. Þu kadar var ki, eðer bitler baþýnda bulunuyorsa o bitlerin
baþýndan ayýklanmasýný müstehab görmüyorum. Çünkü bu rahatsýzlýk veren bir þeyi
gidermektir. Ayrýca ihramhnýn biti öldürmesini, hoþ görmüyorum. Eðer öldürürse
bundan dolayý bir þeyler tasadduk etmesini emrederim. Tasadduk edeceði her ne
olursa olsun, elbette ondan daha deðerlidir ve bu tasadduku da vacip deðildir.
Eðer biti, deri üzerinde görecek olursa, onu atar ve öldürür. Biti öldürmek
helal iþlerdendir.
[1340] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan b. Uyeyne, Ýbn Ebu Necih'ten haber verdi, o Meymun b. Mihran'dan
þöyle dediðini rivayet etti: Ýbn Abbas'ýn yanýna oturdum. Saçý ondan daha
uzununu görmediðim bir adam geldi, yanýna oturdu ve: Saçlarýmýn bu haliyle
ihrama girdim dedi. Ýbn Abbas dedi ki: Saçýnýn kulaklarýndan aþaðýya sarkan
kýsmýnýn üzerini örtebilirsin. Adam: Eþim olmayan bir kadýný öptüm, dedi. Ýbn
Abbas: Bu senin aðzýnýn zinasýdýr, dedi. Adam: Bir bit gördüm onu attým, dedi.
Ýbn Abbas: O arkasýna düþülmeyen bir kayýptýr, dedi.
[1341] Bize Malik,
Muhammed b. el-Munkediröen haber verdi, o Rabia b. el-Hudeyröen rivayet
ettiðine göre, Ömer b. el-Hattab'ý es-Sükya denilen yerde çamur içinde bir
devesinin kenelerini ayýkladýðýný görmüþtür.
[1342] Þafii dedi ki:
Ýbn Abbas dedi ki: Ýhramlý bir kimsenin küçük büyük keneleri öldürmesinde bir
sakýnca yoktur.
DENÝZ AVI
Þafii dedi ki: Yüce
Allah buyurdu ki: "Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere
deniz avý yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helM kýlýndý?' (Miide, 96);
"Ýki deniz bir olmaz, bu çok tatlý, içimi hoþ ve kolaydýr, diðeri ise çok
acý ve tuzludur. Bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz."
(Fatýr, 12)
Þafii dedi ki: Ýçinde av
hayvaný barýnan, ister kuyu, ister su göleti, isterse de baþkasý olsun ona
"bahrideniz" denir. Bu yerler, ister Harem'in dýþýnda, ister Harem
bölgesinin içinde olsun hayvaný avlanýr ve yenilir. Çünkü bunlarýn hiçbirisi
haram olduðundan dolayý yasaklanmýþ deðildir. Deniz avý ise, ancak yaþantýsýnýn
çoðunu suda geçirenler demektir. Denizin uçan kuþlarý ise aslýnda oradaki bir
karaya gider sýðýnýrlar dolayýsý ile bunlar kara avýndandýr. Öldürülmeleri
halinde cezalarý ödenir.
MEKKE'YE GÝRÝÞ
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Mekke'ye girmek istediði takdirde erkeðin Mekke'nin bir tarafýnda
gusledip sonradan Beyt'e gitmesini, baþka bir tarafa gitmeden iþe tavaf ile
baþlamasýný müstehab görüyorum. Eðer gusletmeyecek yahut bir ihtiyaç sebebiyle
baþka bir tarafa gidecek olursa bunda da onun için bir beis yoktur.
Beyt'i gördüðü zaman:
Allah'ým bu Beyt'in þerefini, ta'zim edilmesini, ona ikram ve saygý
gösterilmesini, onun heybetini arttýr. Bu Evi hac ya da umre yaparak ziyarete
gelenler arasýndan, þerefine þeref katmak isteyenleri, onu ta'zim edenleri, ona
gerektiði gibi saygt gösterenleri þereflendir. Onlarý ta'zim ve ikram
görmelerini saðla, heybetlerini, güzellik ve iyiliklerini artttr. Allah'ýn
selam Sensin, selam Sendendir. Rabbimiz bizi selam ile selamla."
Tavafa baþlayacaðý
vakit, ýztýba yaparak ridasýný (ihramýnýn üst örtüsünü) sað omuzunun altýndan
solomuzunun üzerine atar. Sað omuzunu da böylelikle açýk býrakýr. Sonra Hacer-i
Esved rüknünü -eðer gücü yeterse- istilam eder. Onu istilam ettiði sýrada da:
''Allah'ým Sana iman ederek, kitabýný tasdik ederek, Sana olan ahdime baðlý
kalarak, Nebin Muhammed (s.a.v.)'ýn sünnetine uyarak (tavafýma
baþlýyorum)." der.
Sonra sað taraftan
yoluna devam eder. Hacer-i Esvedüen (baþlayýp tekrar) Hacer-i Esved'e kadar
yaptýðý ilk üç tavafýnda (turunda) remel yapar. Tavaflar arasýnda yürüme
yoktur. Diðer dördünü ise yürüyerek bitirir. Eðer bir miktar izdiham olduðu
için remel yapamayacak olursa, durduðu takdirde kimseye eziyet vermeyecekse önü
açýlýncaya kadar durur, sonra remel yaparak devam eder. Eðer durduðu takdirde
kimseyi rahatsýz edecekse, insanlarla birlikte onlarýn yürüyüþ temposu ile
yürür. Önünde açýklýk gördükçe remelini yapar. Bununla birlikte insanlarýn
arasýndan remel yapabilecek þekilde kenara çýkarak tavaf etmesini daha çok
severim. Þayet bir tavafýnda (turda) remel yapmazsa ikisinde remel yapar,
ikisinde yapmazsa birinde yapar, üçünde de yapmazsa kazasýný yapmaz. Çünkü
remelin yapýlacaðý yer, geçtikten sonra onun kazasýný geri kalan turlarda
yapmaz. Bundan dolayý ona fidye de düþmez iade de etmez. Remeli unutarak ya da
kasten terk etmesi arasýnda fark yoktur. Ancak kasten terk etmesi halinde kötü
bir iþ yapmýþ olur. Iztýba ve istilam da böyledir. Yapmayacak olursa, fidye
gerekmez ama iade etmekle yükümlü de deðildir.
Dedi ki: Bununla
birlikte, gücünün yettiði kadarý ile istilam yapmasýný müstehab görürüm.
Yalnýzca Hacer-i Esved rüknü ile Rükn-i Yemani'yi istilam eder. Rükn-i
Yemani'yi eliyle istilam eder (selamlar) sonra elini (avuç içini) öper, fakat
rüknün kendisini öpmez. Hacer-i Esved'i eliyle istilam eder ve elini öper,
imkaný bulursa Hacer'i de öper. Bunu yaparken gözlerinin (zarar göreceðinden)
ve yüzünün yaralanmasýndan korkmaz.
Ayrýca Hacer-i Esved'in
hizasýna her geldiðinde tekbir getirmesini ve remel yaptýðý sýrada:
"Allah'ým bunu
kabul edilen bir hac kýl, günahýmý baðýþlanan bir günah, çalýþýp çýrpýnmamý
mükafatlandýrýlan bir amel kýl" demesini de müstehab görürüm.
Diðer dört tavafta da:
Allah'ým maðfiret buyur,
rahmet ihsan eyle, bildiðim günahlarýmý baðýþla þüphesiz sen en aziz ve en
kerimsin. Allah'ým Rabbimiz bize dünyada bir güzellik, ahirette bir güzellik
ver ve bizi ateþ azabýndan koru" der.
Tavafýný bitirdikten
sonra Makam (-ý Ýbrahim)'ýn arkasýnda iki rekat namaz kýlar. Birinci rekatta,
Kafirun Suresi'ni, diðerinde ise Ýhlas Suresini okur.
Elbette ki bunlarýn her
birini Ummu'l-Kur'an'ý (Fatiha'yý) okuduktan sonra okur. Sonra tekrar rükne
dönüp onu istilam eder. Bununla birlikte bu namazý nerede kýlarsa yeterlidir.
Ummu'l-Kur'an (Fatiha) ile birlikte ne okursa o da yeter.
Rükn-i Yemani'yi istilam
etmeyecek olursa ona bir þey düþmez.
Abdestsiz olarak Beyt'i
tavaf etmesi de namaz kýlmasý da olmaz. Yedi tavaf (tur )den daha aþaðý yapýlan
tavaf da geçerli deðildir. Eðer yediyi tamamlamadan çýkýp Safa ile Merve
arasýnda sayedecek olursa, onun yapacaðý say'ý taharetli olarak ve tam yedi
tavaftan (turdan) sonra yapýlmadýkça geçersizdir.
Namaz dolayýsý ile
tavafý kesilecek olursa, tavafýnýn kesildiði yerden devam eder. Abdesti bozulur
yahut burnu kanarsa, çýkýp abdest alýr sonra döner, tavafýna kesintiye uðradýðý
yerden devam eder. Ayný þekilde abdesti bozulursa, böyle yapar. Eðer arada
geçen zaman uzarsa tavafa yeniden baþlar. Tavaf sayýsýnda þüphe edip beþ mi
dört mü tavaf ettiðini bilemezse, kesin emin olduðunu esas alýr. Þüphe ettiðini
saymaz. Böylelikle tam yedi ya da ondan fazla tavaf (þavt / tur) yaptýðýndan
kesin emin olmuþ olur.
SAFA'YA ÇýKMAK
Þafii dedi ki: Daha çok
sevdiðim Safa tepesine Safa kapýsýndan girmesi, tepenin üstüne Kabe'yi
görebileceði bir yere çýkmasý, sonra Beyt'e dönerek tekbir getirip þöyle
demesidir:
"Allahu ekber,
Allahu ekber, Allahu ekber, ham d Allah'a mahsustur. Bizi hidayete ilettiði
için Allahu Ekber. Bizi hidayete ilettiðinden ve bize bunca ihsanlarý
lütfettiðinden ötürü hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan baþka hiçbir ilah
yoktur. O bir, tektir O'nun ortaðý yoktur. Mülk yalnýz O'nundur, hamd yalnýz
O'nadýr. Diriltir, öldürür, hayýr yalnýz O'nun elindedir. O her þeye gücü
yetendir. Allah'tan baþka ilah yoktur. O vadini gerçekleþtirdi. Kuluna yardým
ve zafer verdi. Bütün gruplarý tek baþýna O bozguna uðrattý. O'ndan baþka ilah
yoktur. Dinimizi yalnýz O'na halis kýlanlar olarak, yalnýz O'na ibadet ederiz.
Ýsterse kafirler hoþlanmasýn."
Sonra dua ve telbiye
getirir. Sonra döner ve tekrar bunlarý söyler. Bunlarý üç defa tekrar eder.
Sonra her iki tekbir arasýnda din ve dünyasýna dair içinden geldiði gibi dua
eder.
Sonra Safa'dan inip
yürümeye baþlar. Nihayet Mescid'in Rüknü'nde yaklaþýk altý zira kadar
(yüksekte) asýlý bulunan yeþil milden biraz öncesinden hýzlýca koþar ve ta ki
Mescid'in avlusunda ve Abbas'ýn evinin yanýnda bulunan diðer iki yeþil milin
hizasýna gelinceye kadar, böyle koþar. Sonra Merve'nin üstüne çýkýp eðer
görebilirse Beyt'i görünceye kadar yürür. Sonra Merve'in üzerinde Safa'nýn
üzerinde yaptýðýný yapar ve bunu yedi saye tamamlayýncaya kadar sürdürür. Saye
Safa ile baþlar Mervede bitirir.
Bu husustaki asgari
yükümlülüðü, ikisi arasýnda yürümeyi de koþmayý da eksiksiz yapmasýdýr. Eðer
ikisine ya da onlardan birisine çýkmazsa, tekbir getirmezse, dua etmezse,
sayetmesi gereken yerde sayetmezse, fazilet olan iþleri terk etmiþ olur, fakat
iade etmesi de gerekmez, ona fidye de düþmez.
Safa ile Merve arasýnda
say yaptýðý sýrada, taharet üzere (abdestli) olmasýný müstehab görüyorum, eðer
taharet üzere olmayýp cünüp ya da abdestsiz ise yine ona bir zararý yoktur.
Çünkü ay hali kadýn da say yapar.
Safa ile Merve arasýnda
say yaparken, namaz için kamet getirilecek olursa, kendisi de gidip namazýný
kýlýr sonra döner ve say'ýni kestiði yerden devam ettirir. Burnu kanar yahut
abdesti bozulacak olursa, say'ý býrakýr abdest aldýktan sonra dönüp kaldýðý
yerden devam eder.
Safa ile Merve arasýnda
sayetmek vaciptir, baþka þeyonun yerini tutmaz.
Umre yapan bir kimse
evine dönünceye kadar say yapmayacak olursa, geri dönünceye kadar yine her
þeyona (ihramlý olarak) haramdýr. Eðer hac eden birisi olup cemreye taþ atmýþ
ve týraþ olmuþ ise, yine dönünceye (say yapýncaya) kadar kadýnlara yaklaþmasý
haramdýr.
Safa ile Merve arasýnda
ancak tam yedi þavt yeterli olur, eðer yediye tamamlamadan dönecek olursa,
þayet yedinci þavtýndan yalnýzca bir arþýn kadarýný dahi terk etmiþ ise, hiç
say yapmamýþ gibi, ayný durumda kalýr ve geri dönüp yeniden tavaf (say)
yapýncaya kadar bu halde kalmaya devam eder.
[1343] Bize er-Rebi'
haber verip dedi ki: Bize Þafii haber verip dedi ki: Bize Abdullah b.
el-Müemmel el- Aiz'i, Ömer b. Abdurrahman b. Muhaysýn'dan haber verdi. O Ata b.
Ebu Rebah'tan, o Þeybe kýzý Safiyeöen þöyle dediðini rivayet etti: Abduddar
oðullarýna mensup bir kadýn olan Ebu Ticrat'ýn kýzý bana haber vererek dedi ki:
Kureyþli bazý kadýnlarla birlikte Ýbn Ebu'l-Hüseyn'in evine girdik. Rasulullah
(s.a.v.) Safa ile Merve arasýnda say yaparken onu görmek istedik. Onun say
yaptýðýný gördüm, beline baðladýðý izarý hýzlý koþmasýndan dolayý dönüp
duruyordu, hatta ben kendi kendime: Gerçekten diz kapaðýný görüyorum, diyordum.
Ayrýca onun: "Sayedin þüphesiz Allah üzerinize sayetmesini yazdý"
buyurduðunu da iþittim.
[1344] Bize Süfyan, Ýbn
Ebu Necih'ten haber verdi, o babasýndan þöyle dediðini rivayet etti: Bana Osman
b. Affan (r.a.)'ý gören birisinin haber verdiðine göre, o Satinýn alt tarafýnda
bir çukurca yerde ayakta durur, fakat tepenin üstüne çýkmazdý.
Þafii dedi ki:
Kadýnlarýn Beyt'i tavaf ederken de Safa ile Merve arasýnda sayederken de remel
yapmalarý (koþmalarý yükümlülükleri) yoktur. Onlar normal halleriyle yürürler.
Bununla birlikte, güzelliðiyle ün salmýþ bir kadýnýn geceleyin tavaf ve say
yapmasýný müstehab görüyorum. Gündüzün tavaf edecek olursa, elbisesini yüzünün
üzerine sarkýtýr yahut tesetlürlü bir þekilde tavafýný yapar.
Kadýnlar ve erkekler
Beyt'i, Safa ile Merve arasýný da yürüyerek tavaf ederler. Bir hastalýktan
ötürü, taþýnarak tavaf etmelerinde bir sakýnca yoktur. Hastalýksýz olarak
taþýnarak tavaf ederlerse iade etmeleri de fidye vermeleri de gerekmez.
[1345] Bize er-Rebi'
haber verip dedi ki: Bize Þafii haber verip dedi ki:
Bize Said b. Salim el-
Kaddah, Ýbn Ebu Zi'b'den haber verdi. O Ýbn Þihab'dan, o Ubeydullah b. Abdullah
b. Abbas'tan rivayet ettiðine göre, Nebi (s.a.v.) devesi üzerinde oluðu halde,
Beyt'i tavaf etti, rüknü (Hacer-i Esvedi) bastonu ile istilam etti.
[1346] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan, Ýbn Tavus'tan haber verdi, onun babasýndan rivayet ettiðine göre,
Nebi (s.a.v.), ashabýna, öðle sýcaðýnda ifada tavafýný yapmalarýný emrederdi.
Kendisi ise hanýmlarýyla birlikte geceleyin ifada tavafýný yaptý. O Beyt'i
tavaf ederken rüknü elindeki bastonu ile istilam etti, zannederim:
Bastonun ucunu da
öpüyordu, dedi
BÝR KÝÞÝNÝN BAÞKASINI
TAÞIYARAK TAVAF ETMESÝ
Þafii dedi ki: Kiþi
ihramlý olursa ve küçük yahut da büyük ihramlý birisini taþýyarak tavaf ederse,
bunu yaparken hem küçük ve büyük kiþinin hem de kendisinin tavafýný yapmayý
niyet etmesi gerekir. Çünkü tavaf, taþýnanýn tavafýdýr. Taþýyanýn deðiL.
Taþýyana da tavafýný iade etmesi düþer ve o tavaf etmekle yükümlüdür. Çünkü
tavaf etmemiþ kimse gibidir.
KÝÞÝ SAFA VE MERVE'DEN
SONRA NE YAPAR?
Þafii dedi ki: Kiþi umre
yapýyorsa, beraberinde kurbanlýk varsa, Safa ile Merve say'ýný bitirmesinden
sonra týraþ olmadan yahut saçlarýný kýsaltmadan kurbanýný kesmesini müstehab
görüyorum. O bu kurbanýný da Merve'nin yakýnýnda keser. Bununla birlikte,
Mekke'nin neresinde keserse bu yeterli olur. Kurbanýný kesmeden önce týraþ olur
yahut saçlarýný kýsaltýrsa ona fidye gerekmez. Kurbanýný keser. Keseceði kurban
ister vacip ister tetavvu olsun, fark etmez.
Eðer kýran haccý yahut
sadece hac (ifrad haccý) yapýyor ise, týraþ etmeyi erteler. Nahr günü cemreye
taþ atýncaya kadar týraþ olmaz. Ondan sonra saçlarýný týraþ eder yahut
kýsaltýr. Bununla birlikte, týraþ olmayý daha çok severim. Kiþi dazlak ya da
baþýnda saçý yoksa yahut daha önceden týraþ olmuþsa, usturayý kafasý üzerinden
geçirir. Sakalýndan ve býyýklarýndan Allah için saçlarýnýn bir kýsmýný kesmiþ
olmasý için kesmesini daha çok severim. Bunu da yapmazsa ona bir þey düþmez.
Çünkü ibadet sakalda deðil baþta söz konusudur. Kadýnlar hakkýnda saçlarýn
týraþ edilmesi söz konusu deðildir. Saçlarýnýn uçlarýndan parmak ucu kadar
alýnýr. Bundan daha az kesilir yahut da baþýn cihetlerinden birisinden alýnýrsa
üç tel ve fazlasý olduktan sonra bu onlar için de erkekler için de yeterli
olur.
Saçlarýný ister bir
demir (makas) ile ya da bir baþka þey ile almýþ olsunlar, ister yolarak, ister
keserek yapmýþ olsunlar, eðer buna bir þeyler almak denilebiliyorsa ve ona bir
miktar saç adý verilebilecek kadar aziz ve celil Allah için ondan kesilmiþ ise,
yeterli olur. Bu miktar ise üç saç teli ve fazlasýdýr.
ÝFRAD HACCI VE KIRAN HACCI
YAPAN KÝÞÝ NE YAPAR?
Þafii dedi ki: Ýfrad
haccý ve kýran haccý yapan kimsenin, Beyt'i çokça tavaf etmesini müstehab
görürüm. Tevriye (Zülhiccenin 8. Arefe gününden önceki) gün Mina'ya çýkmalarýný
sonrada orada öðlen, ikindi, akþam, yatsý ve sabah namazýný kýlýncaya kadar
kalmalarýný sonra güneþ Sebir tepesi üzerine doðduðu mu -ki bu güneþin ilk
doðduðu zamandýr- erkenden yola koyularak Arafat'a gitmelerini, orada imamla
birlikte namaz kýlmalarýný, onunla beraber güneþin zevalinden sonra öðle ve
ikindiyi cem ederek kýlmalarýný müstehab görüyorum. Bu þekilde hac edenler için
müstehab gördüðümü imam için de müstehab görüyorum.
O gün, kýraati açýktan
okumaz, çünkü bu bir Cuma namazý deðildir. Güneþ zevale erdi mi mescide gelir,
minbere oturur birinci hutbesini verir. Oturduðu zaman müezzin ezaný okumaya
baþlar. Ýmam konuþmaya baþlar ve müezzinin ezaný okuyup bitireceði kadar bir
süre de ininceye kadar konuþmaya devam eder. O inince müezzin kamet getirir.
Öðlen namazýný (imam) kýldýrýr. Ýmam öðlen namazýndan selam verince müezzin
kamet getirir ve ikindi namazýný kýlar. Sonra imamýn vakfe yapacaðý yer olan
kayalýklarýn yakýnýnda vakfe yerine gider. Sonra kýbleye yönelerek geceye kadar
dua eder insanlar da ayný þeyi yapar.
Kiþi Arafat'ýn neresinde
vakfe yaparsa onun için geçerlidir.
[1347] Çünkü Nebi
(s.a.v.); "Ýþte vakfe yeri burasýdýr ve Arafat'ýn tamamý vakfe yapýlacak
yerdir." buyurmuþtur.
Vakfe yerinde telbiye
getirir. Ayakta da binekli olarak da vakfe yapar. Eðer beraberinde bineði
varsa, bana göre ayakta durmanýn binekli vakfe yapmaya göre fazileti yoktur.
Kendisinin buna gücünün yetip zayýf düþmeyeceði hali müstesna o vakit
bineðinden inip ayakta vakfe yapmasýnda bir sakýnca olmaz. Bineðinden inse ve
otursa, ona bir þey düþmez. Vakfe yaptýðý yer ister kumluk olsun ister tepe
olsun fark etmez.
Hacca yetiþmiþ olabilmek
için Arafat'ta ona yeterli gelecek asgari þey Arafat'ýn sýnýrlarýna gelmekten
ibarettir. Ýsterse vakfe yapmasýn ve zevalden Nahr gecesinin fecrinin doðuþuna
kadar dua etmemiþ olsun, ama bu kadarýna dahi yetiþemeyen bir kimse haccý
kaçýrmýþ olur.
Bununla birlikte, hac
edenin, o gününü baþka hiçbir þeyle uðraþmayarak duaya ayýrmasýný müstehab
görürüm. Eðer ticaret yaparsa yahut dua etmeyip baþka þeylerle uðraþýrsa haccý
fasit olmaz, bundan dolayý ona fidye de gerekmez.
Arafat'tan, zevalden
sonra ve güneþ batmadan önce çýkarsa çýktýðý vakit ile fecrin doðuþu arasýndaki
sürede dönmekle yükümlüdür. Eðer bunu yaparsa, ona fidye düþmez. Fakat yapmazsa
ona fidye düþer. Fidye ise, bir kan akýtmak (kurban kesmektir). Güneþin
batýþýndan sonra geceleyin Arafat'tan çýkýp bundan önce de gündüzün vakfe
yapmamýþ ise ona fidye düþmez.
Arafat, içinde mescidin
bulunduðu Urana vadisini aþan yerdir. Mescid, Arafat'tan deðildir. Arafat'tan
itibaren Ýbn Amir bahçeleri ve Hýsn yolu bitiþiðinden itibaren Arafat'ýn
karþýsýndaki bütün daðlara kadar bulunan Urana vadisi de Arafat'tan deðildir.
Kiþi ilk geliþinde,
Mina'ya uðramayacak olursa, ona bir þey düþmez. Ayný þekilde oraya uðramakla
birlikte konaklamasa da durum böyledir. Ama güneþ batmadan ve battýðý açýkça
görülmeden Arafat'tan (Müzdelife'ye gitmek üzere) ayrýlmaz.
ARAFAT'TAN AYRILAN KÝMSE
NE YAPAR?
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Arafat'tan ayrýldýðý zaman ister binekli olsun ister yayan
gitsin, pek hýzlý yürümemesini müstehab görürüm. Eðer normalden hýzlý yürümekle
birlikte, kimseye eziyet etmiyorsa, bunu da mekruh görmem, ama baþkasýna eziyet
vermesini mekruh görürüm. Baþkasýna eziyet verecek olursa, ona fidye gerekmez.
El-Me'zimeyn diye
bilinen Arafat ile Meþ'ar arasýndaki yolu takip etmesini de severim. Þayet Dab
yolunu izlerse bir sakýncasý yoktur. Müzdelife'ye varýncaya kadar akþam ile
yatsýyý kýlmaz. Oraya varýnca, ikisini bir arada beraberlerinde ezan olmaksýzýn
iki kamet ile birlikte (cem' ederek) kýlar. Müzdelife'ye varmadan gece yarýsýný
bulursa, akþam ile yatsýyý Müzdelife'den önce kýlar.
Müzdelife ise Arafat'ýn
iki Me'zimesinden geçtikten sonra baþlar. Bu iki Me'zime ise Karn Muhassýr
denilen yere varýncaya kadar Müzdelifeöen deðildir. Karn Muhassýr ise, o
yerlerde saðýnýzda ve solunuzda kalan yerlerdir. Yukarýlarý, dað yollarý ve
aðaçlýklarýn hepsi Müzdelifeöendir.
Müzdelife bir konaklama
yeridir. Bir kiþi gece yarýsýndan sonra oradan çýkacak olursa, ona fidye
düþmez. Gece yarýsýndan önce çýkýp ta Müzdelife'ye geri dönmezse, fidye verir.
Fidye ise keseceði ve sadaka olarak daðýtacaðý bir koyundur. Sabah namazýný ilk
vakitlerinde kýlýncaya kadar orada kalmasýný sonra Kuzah tepesinde ortalýk
aydýnlanýncaya ve güneþ doðmadan az öncesine kadar vakfe yaparak sonrada oradan
ayrýlmasýný müstehap görürÜID. Müzdelife'nin neresinde vakfe yapar yahut inerse
/ konaklarsa onun için yeterlidir. Müzdelife'de güneþ doðuncaya kadar yahut
bundan sonrasýna kadar gecikecek olursa, bunu mekruh görürÜID. Bununla birlikte
ona fidye gerekmez.
Müzdelife'yi býrakýp
orada konaklamaz ve gecenin ilk yarýsýndan itibaren sabah namazý arasýndaki
vakitte orada bulunmazsa, fidye verir. Bu vaktin (kýsa) bir süre içinde
bulunursa ona fidye gerekmez. Sonra yine Arafat'tan ayrýlýþta -söylediðim gibi-
acele etmeyecek bir surette Müzdelifeöen yola koyulur. Bununla birlikte,
Muhassýr vadisinin iç tarafýnda, bir taþ atýmlýðý kadar bir mesafe içerisinde,
daha hýzlý yol almasýný müstehab görürüm. Böyle yapmayacak olursa ona bir þey
düþmez.
[1348] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan, Ýbn Tavusöan haber verdi, o babasýndan rivayet etti (H). Bize
Müslim b. Halid de Ýbn Cüreycöen haber verdi, o Muhammed b. Kays b. Mahremeöen
rivayet etti. Ýkisinden birisi diðerine göre bazý fazlalýklar zikretmekle
birlikte, her ikisi ortak bir mana ile Nebi (s.a.v.)'ýn þöyle buyurduðunu
rivayet etti: "Cahiliye dönemi insanlarý güneþ batmadan önce Arafat'tan
vakfeyi býrakýp ayrýlýyorlardý. Müzdelife'den de güneþ doðduktan sonra
ayrýlýyor ve: Ey Sebir (daðý), tepene güneþ doðsun ki biz de ayrýlýp gidelim,
derlerdi. Ýþte yüce Allah bunlarýn birincisini geciktirdi, ikincilerini de öne
geçirdi. Yani Müzdelife'den ayrýlýþý güneþin doðuþundan öncesine aldý.
Arafat'tan ayrýlýþý da güneþ batýncaya kadar geciktirdi."
[1349] Bana Müslim b.
Halid, Ýbn Cüreycöen haber verdi, o Ebu Zübeyröen, o Cabiröen rivayet etti. ..
[1350] Bize Süfyan b.
Uyayne de Muhammed b. el-Munkediröen haber verdi. O Said b. Abdurrahman b.
Yerbuöan, o Ýbn el-Huveylis'ten þöyle dediðini rivayet etti: Ebu Bekir
es-Sýddýk'ý Uza (tepesi üzerinde) vakfe yaparken þöyle dinledim: Ey insanlar,
sabahý edin, ey insanlar sabahý edin, sonra oradan ayrýldý ve devesini bastonu
ile dürtüklemesinden ötürü onun uyluðunu dahi gördüm.
[1351] Þafii dedi ki:
Bize sika birisi olan Ýbn Ebu Yahya yahut Süfyan ya da her ikisi Hiþam b.
Urveöen haber verdi, o babasýndan rivayet ettiðine göre, Ömer, Muhassýr
vadisinin iç tar,Üinda bineðini hýzlýca dürtükler ve þöyle derdi:
"Onlar karýnlarý
zayiflamýþ olduklarý halde sana doðru koþuyorlar dinleri Hristiyanlarýn
dinlerine muhalif olarak"
[1352] Þafii dedi ki:
Bize Süfyan'ýn haber verdiðine göre o, Abdullah b. Ebu Yezid'i þöyle derken dinlemiþ:
Ýbn Abbas'ý þöyle derken dinledim: Ben Nebi (s.a.v.)'ýn önden gönderdiði yakýn
akrabalarý arasýnda idim - bu sözleriyle Müzdelifeöen Mina'ya önden
gönderildiklerini kast ediyor.
MÝNA'YA GÝRÝÞ
Þafii dedi ki: Güneþ
doðmadan önce, kimsenin cemreye taþ atmamasýný müstehab görürüm. Bununla
birlikte gece yarýsýndan sonra, güneþ doðmadan önce ve fecirden önce taþ
atmasýnda da bir sakýnca yoktur.
[1353] Bize Davud b.
Abdurrahman ve Abdulaziz b. Muhammed ed-Deraverdi, Hiþam b. Urve'den haber
verdi, o babasýndan þöyle dediðini rivayet etti:
Nahr (Kurban bayramý
birinci günü) Rasulullah (s.a.v.) Umm Seleme'nin yanýna gitti, ona cemreye taþ
atýp Mekke'de sabah namazýna yetiþmek için Cemden (Müzdelife'den) ayrýlmakta
acele etmesini söyledi. O gün sýra Umm Seleme'nin günü olduðundan ötürü, onun
da vaktinde (gelmesini) arzu etmiþti.
[1354] Bize sika ravi,
Hiþamdan haber verdi, o babasýndan, o Ebu Seleme kýzý Zeynep'ten, o Umm
Seleme'den, o Nebi (s.a.v.)'dan aynýsýný rivayet etti.
Þafii dedi ki: Bu ise ancak
onun fecirden bir süre önce cemreye taþ atmýþ olmasý halinde mümkün olabilir.
Nahr (Kurban bayramý birinci günü) ise yalnýzca Akabe cemresine taþ atar ve
buraya binekli olarak taþ atar. Nefr günü(bayramýnýn üçüncü günü öðleden sonra)
de ayný þekilde binekli olarak buraya taþ atar. Son iki günde ise, yürümesini
müstehab görürüm. Binse de ona bir þey düþmez.
[1355] Bize Said b.
Salim haber verdi dedi ki: Bana Eyman b. Nabil haber verdi dedi ki: Bana Kudame
b. Abdullah b. Ammar el- Kilabi haber verdi, dedi ki:
Nebi (s.a.v.)'ýn
es-Sahbah adýndaki devesi üzerinde taþ atarken gördüm. Ne vurma ne kovma vardý,
ne de kenara kenara diye bir þey denildi.
Þafii dedi ki: Müstehab
gördüðüm bir husus da cemreye atacaðý taþlarý Nahr günü (gecesi) Müzdelife'den almasýdýr.
Bununla birlikte, nereden alýrsa yeterli olur. Bütün Mina günlerinde de ayný
þekilde taþlarý nereden alýrsa olur. Ancak üç yerden almasýný mekruh görüyorum.
Mescidin çakýllarýnýn dýþarýya çýkmamasý için mescitten almasý, abdest bozulan,
açýk yerlerden, necasetinden ötürü alýnmasýný da ve necis her bir yerden
alýnmasýný da mekruh görüyorum. Cemrenin, kendi çakýl taþlarýnýn alýnmasýný da
mekruh görüyorum. çünkü o taþlar makbul görülmeyen taþlardýr ve bir defa taþ
olarak atýlmýþ bulunuyorlar. Bununla birlikte bütün bu tür taþlarla atarsa yine
yeterli olur.
Dedi ki: Cemrelere
taþtan baþka atýlan þeyler kabul olunmaz. Kendisine taþ denilebilen parlak
keskin taþ, mermer, kil taþý, nisbeten yumuþak ve sert türden hangisi olursa
olsun geçerlidir. Kendisine taþ denilmeyen hiçbir þey de geçerli olmaz. Kireç,
bir araya toplanmýþ çamur, ister piþmiþ olsun ister çið olsun, tuz, cam
kýrýklarý ve daha baþka kendilerine taþ denilemeyen þeyler gibi. Bu türden
þeyleri atan, bir daha tekrar eder, taþ atmamýþ gibi olur. Cemrelere üst
taraflarýndan, alt taraflarýndan ya da hizasýndan, nereden olursa olsun, taþ
atmasýnda bir sakýnca yoktur.
Nahr günü dýþýnda Mina
günlerinde herhangi birisinde, cemrelere ancak zevalden sonra taþ atýlýr.
Cemrelere zevalden önce taþ atan iade eder. Hiçbir cemreye yedi taþtan aþaðý
atmaz. Eðer altýþar taþ atsa yahut da beraberinde 2 ý taþ bulunmakla birlikte
cemrelere attýðý halde, hangi cemreye altý taþ attýðýný bilmiyorsa bu sefer
yeniden birinci cemreye bir tek taþ atar. Böylelikle oraya attýðý taþlarýn
sayýsýný yediye tamamladýðýndan kesinlikle emin olur. Sonra diðer iki cemreye
yediþer taþ atar.
Attýðý bir taþ, bir
insana yahut bir mahfeye isabet etse, sonra oradan yönünü alýp cemrenin taþ
düþen yerlerinin bir kýsmýna isabet etse, onun için geçerli olur. Fakat taþ
düþtükten sonra insan yahut deve onu silkelese taþlarýn düþtüðü yere deðse onun
için sayýlmaz.
Bir kiþi, iki yahut üç
taþý ya da daha fazlasýný bir defada atacak olsa, bu ancak tek bir taþ atmýþ
gibi olur ve yedi defa atmakla yükümlüdür. Taþ atmakta onun asgari görevi,
taþý, taþlarýn düþtüðü yere düþürecek kadar atmaktýr. Attýðý taþ gözünden
kaybolursa ve nereye düþtüðünü görmezse onu iade eder. Taþlarýn yerine
düþtüðünü bilmedikçe o taþ onun için geçerli olmaz.
Ýlk ve orta cemreye üst
taraflarýndan taþ atar. Bununla birlikte nereden taþ atarsa onun için
geçerlidir. Akabe cemresine de vadinin iç tarafýndan taþ atar. Buraya da
nereden atarsa geçerlidir.
Birinci cemreye taþ
attýktan sonra, ileriye geçer ve cemreyi oradan uçuþacak taþlarýn kendisine
isabet etmeyeceði bir yere gelince, arkasýna alýr sonra durur tekbir getirir
Allaný anar. Bakara suresi kadar dua eder. Bunun bir benzerini orta cemrede
yapar. Ancak orta cemreyi sað tarafýna alýr. Çünkü orta cemre baþka türlüsünü
yapmasýna imkan vermeyecek þekilde bir tepecik üzerindedir. Taþlarý kendisine
isabet etmekten uzak selin aktýðý yerin iç tarafýnda durur. Fakat bunu Akabe
cemresinin yanýnda yapmaz. Ayný iþi bütün Mina günlerinde tekrar eder.
Fakat bunlarý yapmayacak
olursa, iade yükümlülüðü de yoktur. Ona fidye de düþmez. Çobanlarýn Nahr
(Kurban bayramý birinci) günü cemreye taþ attýktan sonra ayrýlýp Mina'da
gecelemeyi terk etmelerinde, kendi develeri arasýnda gecelemelerinde, orada
kalýp Kurban bayramý birinci gününden sonraki günde taþ atmayarak, orada
kalmalarýnda bir sakýnca yoktur. Ayný þekilde Kurban bayramý birinci gününün
ertesi günü gelip iþe develer arasýnda kalarak geçirdikleri o günün taþlarýný
atmakla, nihayet o cemrelere taþ atmayý tamamladýklarý vakitte tekrar birinci
cemreye dönüp o günlerinin taþ atmalarýna baþlamalarýnda da bir sakýnca yoktur.
Eðer sader tavafý (veda tavafý) yapmak isterlerse, onlar bu durumda
üzerlerindeki taþ atma görevlerini bitirmiþ olurlar. Þayet develerinin arasýna
dönerlerse yahut sader (veda tavafý) yapmak istemeyip Mina'da kalýrlarsa,
ertesi günü - ki bu da son nefr / Mina'dan ayrýlýþ günüdür- taþ atarlar.
Dedi ki: Gündüzün
cemrelerden birisine taþ atmayý unutan bir kimse, geceleyin cemreye taþ atar ve
ona bir fidye düþmez. Ayný þekilde cemrelere taþ atmayý Mina'nýn son günlerinde
taþ atýncaya kadar unutanýn durumu da böyledir. Akabe cemresini unutmasý
halinde, taþ atmasý ile üç cemreye taþ atmayý unutmasý arasýnda -eðer bunlarý
taþ atma günlerinde taþlayacak olursa- ona bir þey düþmez. Taþ atma günleri
geçip de atmasý gereken taþlarýn tümünden geriye atmadýðý üçtaþ ve daha fazlasý
kalmýþsa o takdir de ona bir kurban kesmek düþer. Þayet atmadýðý bir taþ
kalmýþsa, bir müd buðday verir. Ýki taþ kalmýþsa iki müd ama üçtaþ kalmýþsa,
kurban keser.
Üzerinde iki taþ atma
borcu birikmiþse, önce birincisini tamamlar sonra dönüp diðerine baþlar. Ayný
yerde 14 taþ atmasý onun için geçerli olmaz. Eðer bu iþi Mina günlerinin
sonuncusuna kadar geciktirip, yükümlü olduðu bütün taþlarý güneþ batýncaya
kadar tamamlayamamýþ ise belirttiðim þekilde fidye verir. Fidye ise üçtaþ ve
yukarýsýnda bir kurbandýr. Güneþ battýktan sonra ise taþ atmak söz konusu
olmaz.
Dedi ki: Ayný þekilde
Mina'dan birinci nefr / ayrýlýþ günü ayrýlsa sonra üzerinde taþ atma horcunun
kaldýðýný hatýrlasa bir kurban keser. Eðer ihtiyatlý davranýp taþ atarsa, bunu
da mekruh görmem ve ona bir þey düþmez. Çünkü o haccý kesintiye uðratmýþ olur.
Böyle bir kesinti yapma hakký da vardýr.
Taþ atamayan hasta
adýna, taþ atýlabilir. Þöyle de denilmiþtir: Hasta kiþi, kendi adýna taþ atacak
kiþinin eline taþý (koyar ve beraber) atar ve tekbir getirir. Bunu yaparsa, bir
sakýnca yoktur. Yapmazsa ona bir þey düþmez. Mina günlerinde saðlýna kavuþup
kendi adýna atýlmýþ taþlarý atarsa böyle yapmasýný daha müstehab görürüm. Ama
yapmayacak olursa da ona bir þey düþmez. Taþ atamayan çocuk adýna da kiþinin
kendisi taþ atar. Eðer kendisine taþ atmasý söylendiði vakit buna aklý
eriyorsa, çocuk kendi adýna taþ atar. Adam kendi adýna taþ attýktan sonra,
baþkasý adýna taþ atar (atabilir). Yani önce kendisi adýna taþ atma iþini
tamamlar sonra dönüp baþkasýnýn adýna taþ atar. Týpký kendisinin iki cemreye
taþ atmasý gerektiðinde yaptýðý gibi yapar.
Taþ attýðý zaman,
koltuklarýnýn altýndaki beyazlýk görülünceye kadar ellerini kaldýrýp her bir
taþ ile birlikte tekbir getirmesini müstehab görüyorum. Bunu yapmayacak olursa
ona fidye düþmez.
Dedi ki: Eðer taþ necis
ise ve ayný þekilde necisliðinde þüphe ediyor ise, elin yahut izarýn necis
olmamasý için yýkanmasýný müstehab görürüm. Böyle yapmayýp bu taþý atarsa o da
geçerli olur.
Cemrelere küçük çakýl
taþlarý büyüklüðündeki taþlarý ve bundan daha büyük olanýný atmaz.
[1356] Bize Müslim, Ýbn Cüreyc'den
haber verdi. o Ebu Zübeyr'den, o Cabir'den rivayet ettiðine göre Nebi (s.a.v.)
cemrelere küçük çakýl taþlar gibi taþlar attý.
[1357] Bize Süfyan,
Hamid b. Kays'dan haber verdi; o Muhammed b. Ýbrahim b. el- Haris et -
Teymi'den rivayet etti; o kendi kavminden Teym oðullarýndan Muaz ya da Ýbn Muaz
denilen bir adamdan rivayet ettiðine göre, Nebi (s.a.v.) insanlarýn Mina'da
konaklayacaklarý yerlere konakladýklarýný görüyor ve bu arada: "Küçük
çakýl taþlarý gibi taþlar atýnýz" buyuruyordu.
Þafii dedi ki: Küçük
çakýl taþý (denilen: el-hazef) kiþinin eliyle attýðý küçük taþlar demektir. Bu
da eni ve boyu itibariyle parmak ucundan küçüktür. Bundan daha küçük ya da
büyük bir taþ atacak olursa, ben bunu o kimse için mekruh görüyorum ve fakat
onu iade etmekle yükümlü deðildir.
MÝNA'DA TAÞ ATMA DIÞINDA
NE OLUR?
Þafii (Allah'ýn rahmeti
ona) dedi ki: Erkek için cemreye taþ attýktan sonra þunlarý yapmasýný müstehab
görürüm: Eðer beraberinde hediyelik kurbanlýk varsa, iþe onunla baþlayarak
kurbanlýðýný boðazlamasýný ya da kesmesini sonra týraþ olmasýný ya da saçlarýný
kýsaltmasýný sonra kurbanlýðýnýn etinden bir parça yemesini sonra da ifada
tavafýný yapmasýný müstehab görürüm. Eðer cemreye taþ atmadan önce kurbanýný
kesse yahut kurbanýný kesmeden önce týraþ olsa yahut da Nahr (Kurbanýn birinci
günü) yapýlan iþlerden herhangi birisini diðerinden önce yapsa bunda bir vebal
de yoktur, fidye de gerekmez.
[1358] Þafii dedi ki:
Bize Müslim, Ýbn Þihab'dan haber verdi, o Ýsa b. Talha b. Ubeydullah'tan, o
Abdullah b. Amr'dan þöyle dediðini rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) Veda
haccýnda Mina'da insanlar ona sorsunlar, diye durdu. O'na bir adam geldi ve: Ey
Allah'ýn Rasulü fark etmeden kurbanýmý kesmeden önce týraþ oldum, dedi. Nebi
(s.a.v.): "Kes bir vebali yoktur" buyurdu. O'na bir baþka adam gelip:
Ey Allah'ýn Rasulü cemreye taþ atmadan önce, fark etmeden kurbanýmý kestim,
dedi. Rasulullah (s.a.v.): "Taþ at bir vebali olmaz" buyurdu.
(Abdullah b. Ömer) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.)'a önce yapýlan bir þeye dair
olsun sonraya býrakýlan bir þeye dair olsun ne sorulursa mutlaka "yap bir
vebal yoktur"buyurdu.
Þafii dedi ki:
Hacýlardan hiçbir kimse, Mina'dan baþka yerde gecelemez.
Mina ise Akabe
arasýndaki yerdir. Akabe Muhassýr'ýn iç tarafýna kadar Mina'dan sayýlmaz. Muhassýr
vadisinin içi Mina'dan deðildir. Buranýn yumuþak kýsmý da daðý, tepesi de
Mina'ya bakan yerleri itibariyle aynýdýr. Arkada kalan daðlar da Mina'dan
sayýlmaz. Mina'da gecelemeyi terk etmekte, deve çobanlarý ile diðer sikaye
sahipleri arasýndan yalnýzca el-Abbas b. Abdülmüttalib'in sikayesinin sakalarý
dýþýnda kimse için Mina'da gecelemeyi terk etmeye ruhsat yoktur. Sikaye
görevlilerinden herhangi bir kimseye de aralarýndan bu iþi fiilen yapanlar
dýþýndakilere de ruhsat yoktur. Bu görevi yapmak üzere baþkalarý arasýndan
kimseleri ücretle tuttuklarý ile kendileri arasýnda da fark yoktur.
[1359] Þafii dedi ki:
Bize Yahya b. Süleym, Ubeydullah b. Ömeröen haber verdi, o Nafi'den, o Ýbn
Ömer'den rivayet ettiðine göre, Nebi (s.a.v.) kendi ehlibeytinden sikaye
görevlilerine Mina gecelerinde Mekke'de geceyi geçirmelerine ruhsat verdi.
[1360] Þafii dedi ki:
Bize Müslim b. Halid, Ýbn CÜfeycöen haber verdi, o Atadan aynýsý rivayet
etmekle birlikte Ata ayrýca: "Sikaye görevlilerinden dolayý"
ibaresini eklemiþtir.
Þafii dedi ki:
Saydýklarým dýþýnda Mina'dan baþka yerde geceleyen bir kimse, bir gecede bir
dirhem tasadduk eder, iki geceden dolayý iki dirhem tasadduk eder, üç gece
sebebiyle de bir kurban keser.
Dedi ki: Kiþinin
gecesinin çoðunluðunu eðer Mina'da geçiriyor ise, gecenin ilk vakitlerinden
yahut son vakitlerinde Mina'dan çýkmasýnda bir sakýnca yoktur.
Þafii dedi ki: Ýfada
tavafý yapmamýþ bir adam, ifada tavafý yapsa ve tavafla uðraþtýðýndan ötürü
gecesinin çoðunluðunu Mekke'de geçirecek olsa, ona fidye düþmez. Çünkü hac
iþinden olan bu iþi yapmasý gerekiyordu ve o iþi o vakitte yapmakta onun bir
hakký idi. Eðer onun yaptýðý iþ ancak tetavvu bir amel ise, o vakit, fidye
öder. Yine eðer bu bir kiþiyi ziyaret etmek yahut onunla konuþmak için geçirilmiþ
ise, ayný þekilde Mina'dan birinci nefr / ayrýlýþ günü, güneþ battýðý halde
kendisi ayrýlmak üzere Mina'dan çýkmayacak olursa, o gecede Mina'da gecelemekle
ve ertesi günü cemrelere taþ atmakla yükümlüdür. Fakat eðer o ayrýlmak üzere
güneþ batmadan önce Mina'dan çýksa, sonra yolu geçtiði için yahut bir ziyaret
maksadýyla dönerse, Mina'da geceyi geçirse bile ona bir þey düþmez. Orada
geceyi geçirse dahi ertesi günü taþ atmakla yükümlü olmaz.
ÝFADA TAVAFI YAPMAYANIN
VE YAPANIN TAVAF YAPMASI
Þafii dedi ki:
Arafat'tan önce hac için Beyt tavafýný ve Safa ile Merve arasýndaki sayý öne
alan bir kimse, Beyt'in etrafýnda yedi þaft tavaf etmedikçe ihramdan çýkmaz.
Ama Safa ile Merve arasýnda tekrar say yapmakla yükümlü deðildir. Kýran haccý
yapmasý ile ifrad haccý yapmasý arasýnda bir fark yoktur. Tavafý Mina'dan
dönünceye kadar erteleyen bir kimsenin ise, Beyt'i tavaf edip Safa ile Merve
arasýnda sayetmesi kaçýnýlmazdýr. Kýran haccý ya da ifrad haccý yapmasý
arasýnda fark yoktur. Kýran ve ifrad haccý yapanlar bütün iþlerinde aynýdýr.
Ancak kýran haccý yapanýn kurban kesmesi gerekir. Ýfrad haccý yapana kurban
yükümlülüðü yoktur. Çünkü kýran haccý yapan kimse Ýslam'ýn farz haccýný ve
umresini yerine getirmiþ olur. Ýfrad haccý yapanýn ise umresini iade etme
görevi vardýr. Fidyeyi gerektiren iþleri yapmalarý bakýmýndan da her ikisi
arasýnda bir fark yoktur.
Bütün bu hususlarda
erkek ile kadýn aynýdýr. Ancak kadýn bir tek hususta erkekten farklýdýr. Erkek
Mina'dan sonra tavaf etmiþ olsa bile Beyt'de veda tavafý yapmakla yükümlüdür.
Ancak kadýn Mina'dan sonra tavaf etmiþ ise ve ay hali olmuþsa Beyt'e veda
tavafý yapma yükümlülüðü olmaz. Þayet temiz ise erkek gibidir ve Beyt'te veda
tavafý yapmadan ayrýlma hakký yoktur. Eðer Mina'dan sonra Beyt'i tavaf etmemiþ
ise, tavaf etmedikçe memleketine geri dönemez. Bununla birlikte onun
taþýyýcýlarýnýn ve arkadaþlarýnýn ondan dolayý gecikme ve geri kalma
yükümlülükleri yoktur. Fakat bunu yaparlarsa güzeldir.
Dedi ki: Erkek veda
tavafý yapmadan önce memleketine dönerse, þayet yakýn bulunuyorsa -yakýnlýk ise
namazýn kýsaltýlacaðý mesafeden daha kýsa bir mesafedir- ona geri dönmesini
emrederim. Þayet namazýn kýsaltýlacaðý bir mesafeye ulaþmýþsa, kendi adýna
kesilmek üzere Mekke'ye bir kurban gönderir. Eðer bunu kasten yaparsa kötü bir
iþ yapmýþ olur. Fakat bu onun haccýný ifsat etmez ve bundan dolayý akýtacaðý
bir kan (keseceði bir kurban) ona yeter.
[1361] Bize er-Rebi'
haber verdi dedi ki: Bize Þafii haber verdi dedi ki: Bize Süfyan, Süleyman el-
Ahvel'den haber verdi, o Tavus'tan, o Ýbn Abbas'tan þöyle dediðini rivayet
etti: Ýnsanlara son iþlerinin Beyt'te (yapacaklarý tavaf) olmasý emr edildi. Þu
kadar var ki ay hali kadýna ruhsat verilmiþtir.
Dedi ki: Bir adam
kendisine vacip olan Beyt'in etrafýndaki tavafý yapsa, sonra da Safa ile Merve
arasýnda say edinceye kadar kýlmasý vacip olan iki rekatý unutsa, ona iade
gerekmez. Ýþte her yerde yapýlabilen her bir amel hakkýnda hep kanaatimiz
budur. Namaz da her yerde kýlýnabilir, o zaman tavaf sonrasý kýlýnan iki rekat
namazý ister Haremin içerisinde ister Haremin dýþýnda olsun hatýrladýðý yerde
kýlmasý gerekir.
HEDÝYE KURBANLIK
Þafii dedi ki: Hediye
kurbanlýk; deve, inek ve koyun türünden olur. Devenin Buht denilen türünden
olmasý ile 'Ýrabi türünden olmasý arasýnda; inek, camýþ, koyun ve keçi türü
arasýnda da bir fark yoktur. Kim bir kurban adasa ve onun ismini koysa, küçük
ya da büyük olsun ismini koyduðunu kesmelidir. Ýsim koymamýþsa ona bir
hediyelik kurban gerekir. Bu ise av hayvanýnýn cezasý deðildir. Çünkü ceza av
hayvanýnýn dengi olur. Deve, inek ve keçi türünden ancak üç yaþýna basmýþlar ve
daha yukarý yaþtakilerden makbuldür. Erkek veya diþi yeterli olur. Yalnýz koyun
türünden üç yaþýndan küçükleri de olur. Kurbaný kesmesi gereken yer ise, Harem
bölgesidir. Bu gibi hediyelik kurbanlýklarýn ondan baþka bir yeri yoktur. Ancak
kiþi belli bir yerin adýný vermiþse, o takdirde bir hediye kurbaný (adýný
verdiði yerde)kesebilir yahut da bir kimse düþman tarafýndan alýkonulmuþ
(muhsar) ise o zaman alýkonulduðu yerde kurbanýný keser. Hediyelik kurbanlýk
ise ancak Harem'de kesilir. Ondan baþka bir yerde olmaz.
Dedi ki: Hediyelik
kurbanlýkta tercih sahibinin onu kýbleye yönelmiþ olarak býrakmasý sonra da
onun boynuna iki nalýndan gerdanlýk takmasý, sonra sað yanýnda ona iþaret
koymasýdýr. Hediyelik kurbanlýkta iþaret ise devenin hörgücüne yahut da ineðin
sýrtýna kan akýncaya kadar bir demir saplamak suretiyle olur. Bu hususta inek
ile deve arasýnda bir fark yoktur. Koyunlara ise alamet koymaz. Gerdanlýk
olarak, yama gibi bez parçalarý ve kýrbalarýn kulplarýný kullanýr. Sonra o
hediyelik kurban sahibi, bulunduðu yerde ihrama girer. Þayet gerdanlýk
takmayacak ve alamet koymayacak olursa, ona bir þey gerekmez. Bununla birlikte
ihrama girmek istemediði halde gerdanlýk taksa ve alamet koysa dahi yine
ihramlý olmaz.
Dedi ki: Hediyelik
kurbanlýðýný beraberinde götürdüðü takdirde, zaruret hali dýþýnda ona binemez.
Mecbur kalýrsa aþýrýya kaçmayacak þekilde biner. Bitkin ve çaresiz kalmýþ bir
kimseyi hediyelik kurbanlýðýna bindirebilir. Hediyelik kurbanlýk diþi olup
doðurursa, eðer yavrusu onun arkasýndan gelebilirse, onunla götürür. Arkasýndan
gelemiyorsa, onu annesine taþýtýr. Yavrusu süte doymadýkça, onun sütünden
içemez. Ayný þekilde kimseye de içiremez. Yavrusunu kendisi taþýyabilir. Eðer o
kurbanlýða (ki deveden söz ediliyor) zorunluk olmadýðý halde yük taþýttýðý için
zayýf düþerse, eksilen kýymetinin tazminatýný öder. Ayný þekilde kurbanlýðýn
sütünden yavrusunu zayýftatacak miktarda içerse, içtiði sütün kýymetini
tazminat olarak öder. Bu hediyelik kurbanlýða gerdanlýk takar, alamet koyar ve
Beyt'e doðru yönlendirirse yahut da sözle onun ne olduðunu belirtip: Bu bir
hediyelik kurbandýr, diyecek olursa, bundan geri dönemez, ondan daha iyisiyle
de kötüsüyle de deðiþtiremez. Ölse mirasçýlarý ona mirasçý olamaz. Ben
hediyelik kurban hususunda yerine getirilmesi vacip kýlýnan günü dikkate
alýrým. Eðer o gün, kurban tam iken bundan sonra bir gözü kör olup yahut
topallarsa yahut da ta baþtan beri olduðu þekliyle kamil kalmazsa, kurban edileceði
yere ulaþmasý þartý ile ona zararý olmaz. Vacip olduðu gün tam ve eksiksiz
deðilse, sonradan kesilmeden önce tam ve eksiksiz olacak þekilde saðlýðýna
kavuþursa bu onun yerine geçmez ama onu alýkoyamaz, deðiþtirmek yükümlülüðü de
yoktur. Onu tetavvu olarak kesmesi müstesna. Yahut da aslý vacip olanýn
kesmesinin dýþýnda geçerliliði olmaz.
HEDÝYELÝK KURBAN ÝKÝ
TÜRLÜDÜR:
Biri; aslý itibariyle
tetavvu / nafýledir. Bu tür kurbanlýðý götürürken sakatlanýrsa, eðer yetiþip de
onu þeriata uygun keserse, gerdanlýðýný kanýna batýrdýktan sonra onu böðrüne
vurmasýný sonra da insanlar onu yesinler diye serbest býrakmasýný müstehab
görürüm. Eðer yanýna kimse gelmediyse, onu o haliyle býrakýr. Sakatlanmakla
birlikte, yetiþip kesemezse bu iki durumdan hiçbirisinde onun bedelini kesmekle
yükümlü deðildir. Onu kesebilecekken kesmezse yahut kestiði halde onu yerse
yahut zenginlere yedirirse ya da satarsa, onun bedelini hediye etmekle
yükümlüdür. Bir kýsmýný zenginlere, bir kýsmýný yoksullara yedirirse yahut kendisi
bir kýsmýný yiyip onun kalanýný da insanlara serbestçe alsýnlar diye býrakýrsa,
kendisinin yediðinin ve zenginlere yedirdiðinin kýymetinin tazminatýný öder ve
bunu Harem bölgesindeki miskinlere tasadduk eder. Baþka türlüsü onu
sorumluluktan kurtarmaz.
Diðeri; vacip olan
hediyeliktir. Bu Harem'den önce sakatlanan kurbanlýktýr.
Sahibi böyle bir hayvaný
isterse satar, hibe eder, yanýnda alýkoyabilir, ama her durumda onun bedelini
hediye etmekle yükümlüdür. Bulunduðu yerde, onu bazý yoksullara tasadduk etse,
yine onun bedelini hediye etmekle yükümlüdür. Çünkü artýk gitmesi gereken yere
ulaþmadan önce sakatlanmakla hediyelik kurban olmaktan çýkmýþ olur.
Temettü haccý yapan
kimse, beraberinde kurbanlýðýný getirse yahut kýran haccý yapan kimse bundan
dolayý kurbanlýðýný götürse, bunun Nahr (Kurban bayramý birinci) günü kesinceye
kadar býrakmasýný daha çok severim. Eðer önceden onu Harem bölgesinde keserse,
insanlar arasýnda iki fariza olmasý itibariyle geçerli olur. Bu iki farizanýn
birisi bedenlerdedir. Bu ancak vakitten sonra olur. Birisi de mallardadýr. Bu
ise eðer kendisinde farzýn bulunduðu bir þey ise vaktinden önce de olur. Ayný
þekilde ifrad haccý yapan bir kimse, tetavvu olarak kurbanlýðý götürmesi
halinde de böyledir. Ama tercih olunan, umre yapan birisi olarak onu götürecek
olursa, Beyt'i tavaf ettikten, Safa ile Merve arasýnda say yaptýktan sonra ve
Merve'nin yakýnýnda týraþ olmadan önce onu kesmesidir. Bununla birlikte, Mekke
yollarýndan hangisinde onu keserse bu onun için geçerli olur. Hacda tercih
olunan ise, onu Akabe cemresine taþ attýktan sonra ve týraþ olmadan önce
kesmesidir. Minanýn yahut Mekke'nin neresinde keserse, Harem bölgesi
yoksullarýna daðýtmasý þartýyla onun için yeterli olur.
Ýki kiþi üzerinde, vacip
hediyelik kurban yükümlülüðü olsa, onlarýn her biri hata yoluyla arkadaþýnýn
kurbanlýðýný kesse, sonra onu tasadduk etmeden önce ona yetiþse, onlarýn her
biri kendisine ait kurbanýný alýr ve yine her biri iki kurbanlýk arasýnda canlý
ve kesilmiþ halleri arasýndaki kýymeti rücu ile alýr ve böylelikle bu ikisi
içinde geçerli olur. Onlarýn her biri de arkadaþýna ödediði tazminatý tasadduk
eder. Þayet tasadduku tamamlanýncaya kadar kurbanlýklarýna yetiþemezlerse
onlarýn her biri kurbanlýðýn canlý olarak kýymetini tazminat olarak öder ve her
biri de o kurbanlýklarýnýn bedelini kesmekle yükümlü olurlar. Bununla birlikte
onlarýn her birinin ancak kurbanlýðýnýn (aldýðý) bedelinin tamamý ile kurban
almasýný müstehab görürüm. Eðer kendi kurbanlýðý deðerinde bir kurbanlýk
bulamazsa, onun yerine hediyelik kurban alýncaya kadar ona ilave yapar.
Bir adam kurbanlýðýný
kesip miskinlere vermezse yahut da bir tarafta kesip kokuncaya kadar
yoksullarýn ulaþmalarýna izin vermezse onun bedelini kesmekle yükümlüdür.
Kurban kesme Nahr
(kurbanýn birinci) günü ile Mina günlerinin sonuncusunun güneþi batýncaya kadar
diðer Mina günleridir. Güneþ batarsa, kurban kesmek söz konusu olmaz. Ancak
üzerinde vacip hediyelik kurban yükümlülüðü bulanan bir kimse, o kurbanýný
keser ve Harem yoksullarýna onu -kaza olarakdaðýtýr. Bu kiþi gece de gündüz de
kurbanlýðýný kesebilir. Fakat geceleyin kurban kesmeyi hoþ görmem, ta ki kiþi
kesimde hata yapmasýn yahut da orada onu alacak yoksullarýn bulunmayýþý söz
konusu olmasýn. Þayet isabetli kesim yapabilecek ve yoksullarda hazýr
bulunurlarsa, fark etmez(gece kesebilir). Haremin neresinde keserse kessin,
sonradan Harem bölgesindeki yoksullara onu ulaþtýrýrsa, onun için yeter.
Ýsterse kestiði yer kimsenin bulunmadýðý bir yer olsun.
Develer ayakta, ayaklarý
baðlanmayarak boðazlanýr. Eðer isterse ayaklarýndan birisini baðlayabilir.
Bununla birlikte çökmüþ ya da yan yatmýþ olarak boðazlarsa bu da yeterli olur.
Develeri boðazlar, inek ve koyunlarý ise keser. Eðer inek ve koyunlarý
boðazlayýp, deveyi kesecek olursa ben bunu mekruh görmekle birlikte, onun için
geçerli olur.
Kadýn ya da erkek,
-kesebilen bir kimsenin kurbanlýðýný kesmesi- onlar için geçerlidir. Kesim
yapmasý helal olan kimselerin kesmesi de böyledir. Bununla birlikte ben ibadet
olan kurbanlýðý Yahudi ya da Nasrani birisinin kesmesini hoþ görmem. Eðer
yaparsa, sahibine onu iade etmesi gerekmez. Ama müstehab gördüðüm kurbanlýðý
sahibinin kesmesi ya da kesiminde hazýr bulunmasýdýr. Çünkü kanýn akmasý
esnasýnda maðfýrete nail olacaðý umulur.
Þafii dedi ki: Kiþi,
kurbanlýða Allah'ýn adýný anarsa, onun için yeterlidir. Allah'ým benden kabul
et yahut Allah'ýn filandan kabul buyur, diyerek onu kesmesini emrettiði kiþinin
adýný vermesinde bir sakýnca yoktur. Ýfada tavafýný yapmadan önce, kestiðinin karaciðerinden
yahut etinden yemesini müstahak görürüm, eðer yapmazsa bir sakýncasý yoktur.
Ama tetavvu olarak kestiðinden yemesini emir ederim.
Hediyelik kurban; vacip
ve tetavvu olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye aslý itibariyle vacip olan her
bir þeyi alýkoyamaz(saklayamaz) ondan hiçbir þey yiyemez. Buna haccý ifsat
etmek sebebiyle kurban kesilmesi, hoþ koku sürünmek, av hayvanýn cezasý,
adaklar, temettü haccý kurbaný örnektir. Þayet vacip hediyelik kurbandan
yiyecek olursa, yediðinin deðerini tasadduk eder.
Aslý tetavvu olan nafile
udhiye olarak hediyelik olan kurbanlýklardan kendisi de yer yedirir, hediye
olarak verir, saklar, tasadduk eder. Ama yalnýz üçte birini yiyip saklamasý,
üçte birini hediye olarak vermesi, üçte birini de daðýtmasýný daha müstehab
görürüm.
Hediyelik kurbanlýðýna
gerdanlýk takmayýp, alamet koymasa, ister kýran haccý yapsýn ister baþkasýný
yapsýn ona Mina ya da Mekke'den hediyelik bir kurbanlýk satýn almasý, sonra da
onu yerinde kesmesi yeter. Çünkü hediyelik kurbanlýk için ayrýca bir amel
gerekmez. Çünkü amel insanlarýn üzerinedir. Ýbadet olarak kesilen kurban da
onlar içindir. Bu ise onlarýn kendisi ile yüce Allah'a yakýnlaþmaya
çalýþtýklarý mallarýndan bir maldýr.
Temettü haccý yapan yedi
kiþinin bir deve yahut bir ineðe ortak olmalarýnda bir sakýnca yoktur. Her
birilerine bir koyun vacip olmuþ yahut da muhsar yedi kiþi olmalarý halinde de
böyledir. Onlarýn her biri de bu büyük baþ kurbanlýðýn bedelinden payýna düþeni
verir.
[1362] Þafii dedi ki:
Bize Malik, ez-Zübeyr'den haber verdi, o Cabir'den þöyle dediðini rivayet etti:
Hudeybiye'de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte iken deveyi yedi kiþi adýna ineði
de yedi kiþi adýna kestik.
HACCI ÝFSAD (BOZAN) EDEN
ÞEYLER
Þafii dedi ki: Erkek bir
umre yapmak niyetiyle ihrama girse, sonra ihrama giriþi ile Beyt'i tavafý, Safa
ile Merve arasýnda say'ý tamamlama arasýnda eþine yaklaþsa, umresini ifsat
etmiþ olur. Yine bir kiþi, bir hac ya da bir hac ve umre yapmak niyetiyle
ihrama girse, sonra bu niyeti ile Akabe cemresine yedi taþ atýp Beyt'i tavaf
etme arasýndaki sürede eþine yaklaþsa, Arafat'tan sonra Akabe cemresine taþ
atmamýþ ise haccýný ifsat eder.
Haccý ifsat eden þey
ise, haþefenin kayboluþundan ötürü had vurulmasýný gerektiren þeydir. Bunun
dýþýnda kalan oynaþmak ve - hýzlýca atýlan su (meni) gelse dahi- zevk alacak
iþler yapmak, hacýnýn kendisine yasaklanmýþ bulunan avlanmak ya da baþka iþleri
yapmasý türünden hiç bir þey haccý if sat etmez. Bir kimse haccýný ifsat
ederse, týpký haccýný ifsat etmemiþ olmasý halinde olduðu gibi haccýna devam
eder. Ertesi sene ise, hac edip bir büyük baþ kurban keser ve bu her ikisinin
(erkeðin ve karýsýnýn) adýna geçerli ve yeterli olur. Ayný þekilde karýsý
ihramsýz (ya da ihramdan çýkmýþ) kendisi ihramlý ise, yalnýz bir büyük baþ
kurban etmesi ona yeter. Kadýn ihramlý, kendisi ihramsýz ise yine ona bir büyük
baþ kurban kesmek düþer ve ertesi sene karýsýna hac yaptýrýr. Bu da bu iþin
failinin kendisi oluþu itibariyledir. Diðer taraftan rivayetler bir büyük baþýn
her ikisi için yeterli olacaðý istikametinde gelmiþtir. Defalarca eþiyle cima
etse, haccýný bir defa ifsat etmiþ olmasý itibariyle bir defa demektir. Birden
çok eþiyle(eþleriyle ayrý ayrý) cima etse, yine haccýný bir defa ifsat etmiþ
olmasý bakýmýndan bir defa ifsat etmiþ olur. Þu kadar var ki kadýnlar ihramlý
iseler, onlarýn da hadarý fasit olur. Onlarýn hepsini hac ettirmekle yükümlü
olur. Sonradan o kadýnlarýn her birisi için bir büyük baþ kurban öder. Çünkü o
kadýnlarýn her birinin ihramý diðerinin ihramýndan ayrýdýr.
Belirttiðimden daha
aþaðý mertebede eþinden zevk aldýðý dünya iþi iþlerden ötürü ona bir koyun
yeterli olur.
Haccý ifsat eden bir
kimse, bir büyük baþ (deve) bulamazsa bir inek keser.
Ýnek bulamazsa yedi
koyun keser. Eðer bütün bunlara ekonomik durumu elveriþli deðilse, onun için
deveye Mekke'de para olarak kýymet biçilir, o para da buðdayolarak
deðerlendirilir. Sonra bunlarý fakirlere yedirir. Eðer o yemeði yediremeyecek
kadar eli dar ise, her bir müd karþýlýðýnda bir gün oruç tutar. Ýþte kendisine
yerine getirilmesi kap ettiði halde bizatihi açýk nassýn bir haberi gelmediði
hususlarda bu þekilde yapar. Hakkýnda haber veren nassýn geldiði þeyler ise
onunla ilgili gelen hüküm ne ise o dur.
Yemek yedirmek de
hediyelik kurban da ancak Mekke'de ve Mina'da olur.
Fakat orucu istediði
yerde tutabilir. çünkü onun oruç tutmasýnda Harem halkýnýn bir faydasý yoktur.
ÝHSAR
Þaný Yüce ve mübarek
Allah'ýn sözünü ettiði ihsar ile ilgili: "Eðer alýkonulursanýz o halde
kolayýnýza giden kurbanlardan gönderin" (Bakara, 196) buyruðu Hudeybiye
günü nazil olmuþtur. Nebi (s.a.v.) da düþman sebebiyle alýkonulmuþ (muhsar)
durumuna düþmüþtü. Efendimiz de Harem bölgesi dýþýnda kurbanlarýný kesti. Harem
içerisinde kestiði de söylenmiþtir. Ama bizim onun Harem bölgesi dýþýnda kurban
kestiðine dair kanaati kabul ediþimiz, Hudeybiye'nin bir kýsmý Harem bölgesi
dýþýnda bir kýsmý Harem bölgesi içinde oluþundandýr. Çünkü aziz ve celil Allah:
"Sizleri Mescid-i Haramdan bekletilen kurbanlarýnýzý yerlerine varmaktan
alýkoyanlardýr?' (Feth, 25) buyurmaktadýr. Harem ise, ilim ehline göre
tamamýyla kurbanlýðýn varacaðý yerdir. Bu sebeple bir kiþi alýkonulduðu yerde
uzak ya da yakýn olsun engelolan bir düþman ile -Müslüman yahut kafir olsun-
alýkonulmuþ ise ve kendisi önceden ihrama girmiþ ise, bir kurban kesip ihramdan
çýkar ve bundan dolayý da kazasýný yapmakla yükümlü deðildir. Ýslamýn farz
kýldýðý haccý, hac etmemiþ ise müstesnadýr. O bu haccý yapar. Ayný þekilde
sultan, onu hapiste ya da baþka bir yerde alýkoysa hüküm böyledir. Efendisinin
izni olmaksýzýn ihrama giren kölenin hali de budur. Kocasýnýn izni olmadan
ihrama giren kadýn da bu durumdadýr. Çünkü her ikisinin (efendinin sahibinin ve
kadýnýn kocasýnýn) her ikisini alýkoymaya haklarý vardýr. Fakat anne babanýn
çocuklarý üzerinde böyle bir haklarý olmadýðý gibi velinin velayeti altýnda
bulunan üzerinde de böyle bir hakký yoktur.
Alýkonulan bir kimsenin
serbest býrakýlmasý ümidiyle acele etmemesini müstehab görüyorum. Ne zaman
serbest býrakýlmayacaðý kanaatine sahip olursa, ihramdan çýkar. Ýhramdan
çýktýktan sonra serbest býrakýlýrsa, yeniden ihrama girmesi bence müstehabdýr.
Eðer bunu yapmazsa ona bir þey düþmez. Çünkü ben ona kaza söz konusu
olmaksýzýn, ihramdan çýkabileceðine izin verdim (dolayýsýyla) ona yeniden
ihrama dönmek yükümlülüðünü kabul etmem. Fakir bir kimse kesecek bir koyun
bulamazsa, ihramdan çýkmadan önce kurban etmesi gereken koyunun dengi kadar
oruç tutarsa, bence daha müstehabdýr. Ama böyle yapmayýp ihramdan çýkarsa, ona
bir þey düþmeyeceðini ümit ederim. Serbest býrakýlacaðýný ümit ederken ona bir
rahatsýzlýk isabet ederse, o rahatsýzlýk veren þeyi kendisinden uzaklaþtýrýr.
Ve onun yerine muhsarýn Haremin dýþýnda serbest býrakýlmasý halinde kurban
kestiði gibi bulunduðu yerde fidye verir. Bu itibarla da Hareme ulaþtýrabilecek
gücü yeten onun dýþýndakilerden farklýlýk arz eder. Çünkü böyle birisine
göndereceði hediyelik kurbanlýðýn Harem'e ulaþmasýndan baþkasý yeterli olmaz.
HASTALIK VE BAÞKA BÝR
SEBEPTEN DOLAYI ÝHSAR / ALIKONUlMAK
[1363] Þafii (Allah'ýn
rahmeti ona) dedi ki: Bize Süfyan, Ýbn Tavus'tan haber verdi, o babasýndan, o
Ýbn Abbas'tan rivayet etti. Baþkasý da Ýbn Abbas'tan þöyle dediðini zikretti:
Düþmanýn ihsanndan baþka ihsar / engelleme yoktur. Onlardan biri de: Artýk
ihsar geçip gitmiþtir, diye de ekledi,
Þafii dedi ki: Aziz ve
celil olan Allanýn sözünü ettiði ve muhsar olanýn sebebiyle ihramdan çýkacaðý
muhsann, düþmanýn ihsan olduðunu kabul eden bir kimse, hesaptaki hata yahut
hastalýk sebebiyle alýkonulan bir kimse, ihramýndan çýkamaz. Þayet fidye
vermeyi gerektiren bir ilaca (tedaviye) yahut da rahatsýzlýk verici bir þeyi
uzaklaþtýrmaya ihtiyaç duyarsa, bunu yapar ve fidye verir. Bunu yapmasý
sebebiyle de Harem'de fidyesini yerine getirir ve Harem'e hediyelik
kurbanlýðýný gönderir.
Ne zaman devam
ettirebilecek gücü bulursa tavaf ve say yaparak ihramýndan çýkar. Eðer umre
için ihrama girmiþse, onun için belli bir vakite riayet yükümlülüðü yoktur.
Ýhramýndan çýkar ve geri döner. Eðer hac niyetiyle ihrama girmiþ ve haccý
yetiþebilmiþse mesele yok. Þayet yetiþemeyecek olursa Beyt'i tavaf eder, Safa
ile Merve arasýnda say yapar. Bununla birlikte ertesi sene hac etmekle ve
kolayýna gelen bir kurban kesmekle de yükümlüdür. Sayýda (haccýn gününü
hesaplamada) hata eden kiþinin de durumu budur.
Þafii dedi ki: Arafat'ta
baygýn olarak bir an dahi -hatta bir göz kýrpacak kadar bir süre bile- olduðunu
aklý baþýnda iken idrak etmezse, haccý kaçýrmýþ olur. Aklý baþýnda olmayarak
tavaf ettirilirse, tavaf etmiþ olmaz. Aklý baþýnda olmadýðý halde ihrama sokulsa,
ihrama girmiþ olmaz. Bir an Arafat'ta aklý baþýna gelse yahut da ihramdan sonra
kendisi ihramda iken aklý baþýna gelir, sonra bu vakitler arasýnda bayýlacak
olursa, bunun ona zararý olmaz. Þu kadar var ki vakit geçinceye kadar aklý
baþýna gelmezse, vakti terkinden dolayý ona bir kurban düþer. Tavafta ve
namazda ve bütün bu hallerde aklý baþýnda olmadýðý sürece bunlar onun için
geçerli deðildir. Çünkü bu azýnýn, çoðunun yerine geçebilecek bir amel
deðildir. Fakat Arafat (vakfesi'n) ýn azý çoðunun yerini tutar. Ýhram da
böyledir.
KÜÇÜK MUHTASAR HAC
KÝTABI BÝR BAB
Bize er-Rebi' b.
Süleyman haber verdi dedi ki: Þafii dedi ki: Yolu Medine'ye uðrayan kiþi
Zulhuleyfe'den, yolu sahilden geçen kimseler Cuhfe'den, deniz yolundan ya da
sahilden baþka bir yoldan gelen kimse ise Cuhfe'nin hizasýna geldiði zaman
ihrama girip telbiye getirir. Bununla birlikte buralardan daha önce ta þehrine
kadarki yerlerden ihrama girmesinde bir sakýnca yoktur. Eðer mikatý geçecek
olursa, kendine ait mikatýna döner. Dönmezse bir kurban keser, bu ise
yoksullara daðýtacaðý bir koyun olur.
Dedi ki: Erkeðin ve ay
hali yahut loðusa olmasý halinde kadýnýn da ihram için gusletmesini bundan önce
de saçlarýný ve týrnaklarýný kesmelerini müstehab görürüm. Þayet bunu yapmayýp
sadece abdest alýrlarsa bu da onlara yeter.
Dedi ki: Farz ya da
nafýle namazdan sonra, ihrama girmelerini severim. Eðer böyle yapmayarak
abdestsiz olarak ihrama girerlerse, onlar için bir sakýnca yoktur.
Dedi ki: Erkeðin beyaz
renkli yeni yahut yýkanmýþ altlý üstlü iki elbise (parça) giymesini, kadýnýn da
ayný þekilde elbise giyinmesini müstehab görmekteyim. Bununla birlikte Zaferan,
alaçehre ya da hoþ koku ile boyanmýþ olmadýðý sürece ne giyerlerse, bir
sakýncasý olmaz. Erkek izar ve rida yahut da ridanýn üzerine atýldýðý gibi
üzerine atacaðý temiz bir elbise giyinir. Bir izar bulamamasý hali müstesna. O
takdirde þalvar giyer. Þayet bir çift nalýn bulamazsa bir çift me st giyer ve
konçlarýný topuktan aþaðýsýndan keser. Dikiþli bir elbise giyin em ez, sarýk
saramazlar. Ancak bunlarý omuzlarýnýn üstüne yahut da sýrtýna atabilir. Yüzünü
örtebilirse de baþýný örtemez.
Kadýn þalvar, mest,
gömlek ve baþörtü giyinir. Ýhramda deðilken, giyinebildiði her elbiseyi koku
bulunan elbise dýþýnda giyinebilir. Ama yüzünü peçe ile örtemez. Baþýný
örtebilirse de yüzünü mutlaka kapatmak isterse, baþörtüsünü (yüzünden) uzak
tutar, sonra örtüyü yüzünden uzak bir halde yüzünün üzerine sarkýtýr.
Ýhramlý erkek ve kadýn,
çadýrda, hevdeç içinde ve baþka yerlerde gölgelenebilirler. Ýhrama girdikleri
elbiseleri deðiþtirip baþkalarýný giyinebilirler.
Dedi ki: Ýhramlý bir
kimse, vefat edecek olursa, su ve sidr ile yýkanýr. Ama ona koku
yaklaþtýrýlmaz. Altlý üstlü elbiseleri ona kefen yapýlýr ona kamis (gömlek)
giydirilmez. Yüzü örtülmekle birlikte baþý örtülmez.
Dedi ki: Ýhramlý kadýn
ölürse o da su ve sidr ile yýkanýr ve ona gömlek ve izar giydirilir. Baþý
baþörtüsü ile baðlanýr, yüzü açýk býrakýlýr.
Dedi ki: Ýhramlý kadýn
eldiven de giyinemez, yüzünü peçe ile de kapatamaz. Dedi ki: Ýhramlý erkek ve
kadýnýn, çeþitli kokularýn karýþýmýndan yapýlan el-ðaliye, etrafa oldukça koku
saçan en-nadlih ve buhurdan ve ihramdan sonra kokusu devam eden kokularla
kokulanmalarýnda bir sakýnca yoktur. Ancak bu koku kullanýmý, ihramdan önce
olmalýdýr. Akabe cemresine taþ attýktan sonra ayný þekilde koku
kullanabilirler.
Dedi ki: Ýhramdan önce
ve ihrama girmek üzere telbiye getirdiklerinde, saçlarýný kýsalttýklarý
takdirde isterlerse kýran haccýna dilerlerse ifrad haccýna niyet ederler. Arzu
ederlerse umre yapýp, hac vaktine kadar da faydalanabilirler (temettü haccý
yaparlar). Temettü haccý yapmak da bence daha müstehabdýr.
Dedi ki: Temettü ya da
kýran haccý yaptýklarý takdirde bir koyun kesmek onlara yeter. Koyun
bulamazlarsa hac için ihrama girmelerinden itibaren Arafat'a kadar ki süre
içerisinde üç gün oruç tutarlar. Eðer bu günlerde oruç tutmazlarsa, Mina
günlerinde tutmazlar. Minidan sonra Mekke'de ya da yolculuklarý sýrasýnda üç
gün oruç tutarlar, bundan sonra da yedi gün oruç tutarlar. Ben onlar için
Temettü yapmalarýný tercih ederim. Bununla birlikte hangisi için ihrama girmek
isterlerse niyet onlar için yeterlidir. Bunu ismen zikretmelerinde de bir
sakýnca yoktur.
TELBÝYE
Buyur Allah'ým buyur,
buyur, senin ortaðýn yoktur buyur, muhakkak hamd de, nimet de, mülk de yalnýz
senindir. Senin hiçbir ortaðýn yoktur." Telbiyeyi bitirdikten sonra Nebi
(s.a.v.)'a salavat getirir. Yüce Allantan rýzasýný ve cenneti diler, azabýndan
ve ateþten O'na sýðýnýr. Çokça telbiye getirirler. Erkek, sesini kýsmayacak
kadar yüksek sesle telbiye getirir.
Kadýn ise telbiyeyi
kýsýk sesle getirir. Namazlarýn arkasýnda fecir vakti ile güneþin batýmý ile
arkadaþlarýn toplanmasý sýrasýnda, yüksek yerden aþaðý inerken, yokuþ çýkarken
kýsacasý her durumda telbiye getirmeyi müstehab görüyorum. Abdestli olsun
abdestsiz olsun, telbiye getirmesinde bir sakýncasý yoktur. Kadýn ay halinde
iken de telbiye getirir. Erkeðin gusletmesinde, cesedindeki kirleri
ovalamasýnda bir sakýnca yoktur. Fakat saçlarýný koparmamasý için baþýný ovalamaz.
Mekke'ye girmek için erkeðin gusletmesini severim. Mekke'ye girdikten sonra
Beyt'i tavaf etmedikçe çýkmamasýný müstehab görüyorum.
Dedi ki: Beyt'i gördüðü
vakit: Allah'ým bu Beyt'in þerefini, azametini, þanýný arttýkça arttýr. Bu Beyt'i
hac eden ya da umre yapanlar arasýndan onun þerefini yüceltip tazim eden
kimselerin sen de þereflerini, þanlarýný, iyiliklerini arttýr."
Hecer-i Esved rüknünü
istilam eder. Ridasý ile ýztýba yapar. Iztýba ise ridasýný sað omuzunun
altýndan geçirip, omuzunu dýþarýda býrakmasý suretiyle gerçekleþir. Sonra
Hacer-i Esved'den Hacer-i Esvede kadar üç tavaf (þavt / tur) de hervele yapar,
dördünü ise yürür. Hacer-i Esved rüknü ile Rükn-ü Yemani'yi istilam etmekle
birlikte baþka rükünleri istilam etmez. Kalabalýk çoksa, istilam etmeksizin
tekbir getirerek devam eder.
Dedi ki: Tavaf esnasýnda
sözlerinin çoðunluðunu: " ... Rabbimiz bize dünyada bb- güzellik ver,
-ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateþ azabýndan koru" (Bakara, 201)
duasýnýn teþkil etmesini severim. Tavafý bitirdikten sonra Makam-ý Ýbrahim'in
arkasýnda ya da nerede imkan bulursa iki rekat namaz kýlar ve bu iki rekatta
Ummu'l- Kuran (Fatiha) ile Kafirun Suresi ile Ýhlas Suresini okur. Yine de
Ummu'l- Kur'an ile birlikte her ne okursa onun için yeter.
Sonra Safa'ya, Beyt'i
görebilecek þekilde çýkar. Arkasýndan üç defa tekbir getirir ve:
"Allah'tan baþka hiçbir ilah yoktur. O bir, tektir. O'nun ortaðý yoktur.
Mülk yalnýz O'nundur. Hamd yalnýz O'nadýr. Diriltir ve öldürür. Hay tr sadece
O'nun elindedir. O'nun her þeye gücü yeter. Allah'tan baþka ilah yoktur. O, bir
tektir. O sözünü gerçekleþtirdi. O kuluna yardým etti. Yalnýz baþýna bütün
birlikleri bozguna uðrattý. Dini, yalnýz O'na halis kýlanlar olarak, Allah'tan
baþka hiçbir ilah yoktur deriz. Ýsterse kafirler hoþ görmesin" sonra din
ve dünyasý hakkýnda dua eder. Bu duayý da diðer sözleri arasýnda üç defa
oluncaya kadar tekrar eder. Sonra Safa'dan iner. Mescidin rüknünde yaklaþýk
altý zira kadar asýlý bulunan yeþil milden yakýnýna gelince mescidin avlusunda
ve Abbas'ýn evinde karþýlýklý bulunan iki milin hizasýna gelinceye kadar,
koþar. Sonra olabildiði kadar Merve tepesinin üstüne çýkar. Ta ki Beyt'i -eðer
mümkün olursa- görünceye kadar. Sonra burada da Safa üzerinde yaptýðýnýn
benzerini yapar. Bununla birlikte hangi duayý yaparsa, onun için yeterlidir.
Nihayetinde ikisi arasýnda tavafý yediye kadar tamamlar. Safa ile baþlayýp
say'ý Merve'de sona erdirir. Eðer temettü haccý yapan birisi ise, saçýný keser
ve ihramdan çýkmýþ olarak kalýr.
Mina'ya gitmek istediði
zaman tevriye (Zülhiccenin) 8. günü öðleden önce yola çýkar. Vedalaþmak için
Beyt'i yedi þavt ile tavaf eder. Sonra mescitten yola koyulmak üzere hac için
ihrama girer. Arkasýndan Mina'ya gelip orada öðlen, ikindi, akþam, yatsý ve sabah
namazlarýný kýlar. Sonra Mina'dan erkenden Arafat'a gider ve dilediði yerde
konaklar. Ben onun için öðle ve ikindi namazlarýný imam ile birlikte kýlmasýný,
ona yakýn bir yerde vakfe ederek dua edip duasýnda da oldukça gayret
harcamasýný tercih ederim. Güneþ battý mý Arafat'tan ayrýlýr ve Müzdelife'ye
varýncaya kadar aðýr bir surette yola koyulur. Müzdelife'de akþam ve yatsýyý,
sabah namazýný kýlar sonra erkenden kalkýp vakfe yapar. Sonra dua eder ve güneþ
doðmadan açýk seçik aydýnlanýnca da ayrýlýr. Bir tek cemreye atacaðý yedi taþý
oradan alýr. Bu taþlarý yalnýzca Akabe cemresine atar. Selin aktýðý vadinin iç
tarafýndan cemreye taþ atar. Ama nereden atarsa geçerli olur. Bundan sonra da
hac sebebiyle kendisine haram olan þeyler, kadýnlar müstesna helal olur. Akabe
cemresine ilk taþý atýncaya kadar telbiyeye devam eder. Taþý attýktan sonra
telbiyeyi keser. Beyt'in etrafýnda yedi tur tavaf ettikten, Safa ile Merve
arasýnda yedi say yaptýktan sonra artýk kadýnlar da ona hel al olur.
Þayet kýran yahut ifrad
haccý yapmýþ ise, o takdirde ihramlý haliyle kalmalý ve onun için
anlattýklarýmý yapmalýdýr. Ancak kýran ya da ifrad haccý yapan kimse için
Mina'dan önce tavaf etmiþ, Safa ile Merve arasýnda say yapmýþ ise, Arafat'tan
sonra Beyt'in etrafýnda yedi þavt tavaf etmesine ihtiyaç býrakmaksýzýn kadýnlar
ona helal olur. Safa ile Merve'ye de dönmez. Ama Mina'ya gitmeden önce tavaf
etmemiþse, Arafat'tan sonra Beyt'i yedi þavt ile tavaf etmekle, Safa ile Merve
arasýnda da yedi defa sayetmekle yükümlüdür.
Cemrelere taþ atmak,
Arafat'ta ve Müzdelife'de vakfe yapmak için gusletmesini müstehab görürüm. Eðer
bunu yapmayarak haccýn bütün iþlerini abdestsiz ifa etse dahi ona yeter. Çünkü
ay hali kadýn da bunu yapar. Namaz ile Beyt'i tavaf etmek müstesna. Çünkü
bunlarý ancak taharet ile yapar.
Nahr gününden sonra,
kendisine vacip olmuþ bir koyunu keser. Derisini ve etini tasadduk eder. Ondan
hiçbir þey saklamaz. Ama bu kestiði kurban nafile ise ondan bir miktar tasadduk
eder, ondan bir miktar yiyebilir ve saklayabilir.
Mina'daki bütün
günlerde, gece de gündüz de kurban kesilebilir. Ama gündüz kesmeyi gece
kesmekten daha çok severim.
Bütün Mina günleri,
cemrelere taþ atar. Bu günler üç gündür. Cemrelerin her birisine yedi taþ atar.
Nahr gününden sonra, Mina günlerinin hiçbirisinde güneþ zevale ermedikçe,
cemrelere taþ atmaz. Cemrelere taþ atarken her bir taþ ile birlikte
"Allahu Ekber" demesini müstehab görürüm. Mina'ya yakýn cemrelerin,
insanlarýn durduklarýný görünceye kadar öne geçer, dua eder. Bakara suresini
okuyacak kadar bir sürede duasýný uzatýr. Ayný þeyi orta cemre yanýnda da
yapar. Fakat Akabe cemresi yanýnda bunu yapmaz.
Yanýlýp da bir defada
iki taþ atacak olursa, o tek bir taþ sayýlýr ve attýðý taþlarýn toplamý yediyi
bulmalýdýr. Cemreye atacaðý taþlarý dilediði yerden alýr. Necasetli bir yerden,
mescitten, cemrelerin kendilerinden almalarý müstesna, çünkü ben bu yerlerden
taþ almasýný hoþ görmem. Parmak uçlarýyla atýlan küçük çakýl taþlarý gibi
taþlar atar. Bu ise parmak uçlarýndan daha küçük olur. Taþlarý taþýmadan önce
temizlemesinde bir sakýnca yoktur.
Nahr gününden sonra
acele edip iki günde ayrýlmak isterse, bunu yapabilir.
Fakat ikinci gün güneþ
battýðý takdirde üçüncü gün zevalden sonra cemrelere taþ atýncaya kadar kalýr.
Eðer unuttuðu için yahut hatýrlayamadýðý için üzerine iki taþ atma, arka arkaya
kalmýþsa bunlarý atmakla yükümlüdür. Birincisini atýp bitirdikten sonra dönüp
ikinci defa taþ atar. Fakat ayný yerde on dört taþý arka arkaya atamaz.
Sader tavafý yapýp
Mekkeöen ayrýlmak isterse Beyt ile vedalaþmak üzere yedi þavt tavaf yapar ve bu
onun yaptýðý bütün amallerinin sonuncusu olur. Þayet tavaf etmeden çýkarsa, o
vakit kendi adýna kesilmek üzere bir koyun gönderir. Bu hususta erkek ve kadýn
arasýnda bir fark yoktur. Ay hali olan müstesna. Bu durumdaki kadýn eðer
yapmasý gereken tavafý yapmýþsa veda tavafý yapmaksýzýn ayrýlýr.
Beyt ile vedalaþtýktan
sonra Mültezem'de durmasýný müstehap görürüm.
Mültezem, rükün ile kapý
arasýndaki yerdir. Þöyle dua eder: "Allah'ým þüphesiz bu ev Senin evin, bu
kul, Senin kulun, Senin kulunun ve Senin kadýn kölenin oðludur. Sen beni
yarattýklarýndan emrime verdiklerin üzerinde beni taþýdýn. Ta ki Senin ülkende
beni yürüttün, nimetin sayesinde beni ulaþtýrdýn. Nihayetinde Senin emrettiðin
ibadetlerini yerine getirmeye yardýmcým oldun. Eðer benden razý oldunsa, benden
daha da razý ol. Deðilse þu andan itibaren benim evim Senin Beytinden
uzaklaþmadan önce (benden razý ol). Ýþte þimdi benim ayrýlýp gitme zamanýmdýr.
Eðer bana izin verirsen Sana baþkasýný, Senin Evinle baþka evi,
deðiþtirmeyeyim. Senden ve Evinden yüzümü baþka tarafa çevirmeyeyim. Allah'ým
bedenimde bana afiyet, dinimde korunmuþluk ihsan buyur. Dönüþümü güzelleþtir.
Beni yaþattýðýn sürece bana itaatini rýzýk olarak ver."
Bundan daha fazlasýný da
yaparsa -yüce Allanýn izni ile- onun için yeterli olur.
Sonraki için týkla: