|
Müsned-i HARİS |
Yöneticilik |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
Yönetici, Halifelik,
İtaat ve...
*******************
Halifeler
*******************
587- Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) azatlısı Sefine'nin şöyle dediği rivayet
edilmiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescidi yapınca
oraya bir taş koydu. Sonra da: "Taşımın yanına Ebu Bekir taşını
koysun!" buyurdu. Sonra: "Ebu Bekir'in taşının yanına Ömer taşını
koysun!" buyurdu. Sonra: "Ömer'in taşının yanına Osman taşını koysun!"
buyurdu. Ardından: "İşte bunlar benden sonra halife olacak
kimselerdir" buyurdu.
588- Amr bin Meymun'un
şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ömer'in yaralandığı sabah ben de oradaydım.
Ancak ikinci saftaydım. Birinci saf ta olmama engelolan şey, Ömer'in heybeti
idi. Çünkü o namaz için kamet getirildiğinde safa döner, ileri veya geri olan
bir insan gördüğünde kamçısıyla onu düzeltirdi. İşte birinci safta olmama mani
olan şey buydu. Bunun için ikinci safta idim.
Ömer o sabah namaz için
geldi. Muğıre bin Şu'be'nin kölesi Ebu Lü'lü yanına yaklaşıp ona bazı şeyler
söyledi. Sonra bıraktı, sonra tekrar yanına yaklaşıp bazı şeyler söyledi, sonra
tekrar yerine döndü. Sonra onu hançeriyle yaraladı. Ömer'in: "Köpeği
yakalayın, beni öldürdü!" dediğini işittim. Bunun üzerine insanlar kölenin
etrafını kuşattılar.
Sonra birisi: "Ey
Allah'ın kulları! Güneş neredeyse doğacak, namaz namaz!" dedi, Abdurrahman
bin Avf, cemaate Kur'an'daki en kısa surelerle; Nasr ve Kevser suresiyle sabah
namazını kıldırdı. Sonra Ömer evine taşındı. Oğlu Abdullah' a: "Ey
Abdullah! Bana kemiği ver. Eğer
Allah onda yazılanı
gerçekleştirmek istediyse, elbette onu gerçekleştirecektir!" dedi.
Abdullah: "Yazdıklarını ben silerim!" deyince, Ömer: "Hayır
benden başkası onu silmeyecek!" dedi.
Sonra Ömer yazdığını
kendi eliyle sildi. Orada dedeye mirastan verilecek pay yazılıydı. Sonra Ömer:
"Bana Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman ve Sa'd'ı çağırın!"
dedi. Hepsi geldikten sonra aralarından sadece Ali ve Osman ile konuştu, diğerleri
sustular.
Ömer, Ali'ye: "Ey
Ali! Bu kimseler senin Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan
yakınlığını ve Allah'ın sana verdiği fıkıh ve ilmi bilirler. Eğer seni
başlarına emir yaparlarsa bu hususta Allah'tan kork!" dedi. Sonra Osman'a
dönerek: "Ey Osman! Bu kimseler senin Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) olan damatlığını ve şerefini bildiklerinden bu işe seni
görevlendirirlere sen de Allah'tan kork ve Ebu Muayt oğullarını insanların
boyunlarına bindirmekten sakın!" dedi. Sonra da: "Ey Suheyb! Sen üç
gün insanlara namaz kıldır ve bunları bir eve topla. Eğer bir kişi üzerinde
anlaşırlarsa onlara muhalefet edenin boynunu vurun!" dedi. Onlar dışarı
çıktıklarında dedi ki: "Saçı kıvrık olanı seçerlerse insanları yola
sokar." Abdullah bin Ömer ona: "Sana (halife tayin etmede) mani
olan" nedir?" diye sordu, o da: "Onu (emaneti) hayatta iken de
ölmüşken de taşımak istemiyorum!" dedi.
589- Misver bin
Mahreme'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ömer bin Hattab'ın tayin ettiği
şura heyetinin halife seçmesinden önceki akşam, yatsı namazını kıldıktan sonra
(evime gittim) ve bir örtünün üzerinde uyudum. Beni dayım Abdurrahman bin
Avf'ın sesi uyandırdı: "Ey Misver!" diye sesleniyordu. Ben hemen
örtüye bürünerek dışarı çıktım. Bana: "Uyudun mu?" diye sordu. Ben:
"Evet" dedim. Dayım: "O halde elbiselerini giy, sonra mescidde
bana yetiş" dedi. Mescidde yanına vardığımda bana: "Git bana ZübeYr
ve Sa'd'ı veya ikisinden birisini çağır" dedi.
Ben gittim, ZübeYr'i
çağırdım. Onu yanına getirdiğim de bana: "Sözlerimizi işitemeyecek kadar
bizden uzak dur" dedi. Sonra tekrar bana: "Diğerini de çağır"
dedi. Ben onu da çağırdım. Tekrar bana: "Bizi işitemeyeceğin kadar bizden
uzakta dur" dedi. Ben dediğini yaptım. Onlar kendi aralarında biraz konuştuktan
sonra: "Ey Misver! Git bana Ali'yi çağır" diye seslendi. Böyle
söylediği zaman gecenin ilk karanlığı gitmişti. Gidip Ali'yi de yanına
getirdim. Bana aynı şekilde: "Sözlerimizi işitmeyecek kadar bizden uzak
dur" dedi.
Onlar, yatsı vaktinden
sahura kadar konuşmaya devam ettiler. Aralarındaki konuşmaları işitemiyordum,
sadece yüksek sesle konuştuklarını zannediyordum. Sahur vakti olunca dayım
Abdurrahman, yanında Ali olduğu halde beni çağırdı ve: "Git bana Osman'ı
çağır" dedi. Ben gittim, Osman'ı çağırdım. Onunla da gizlice konuştular.
Sonra müezzin sabah ezanını okuyunca herkes abdest almak için yerinden ayrıldı.
İnsanlar o günün
halifenin seçilme günü olduğunu bildiklerinden, cuma namazına toplandıkları
gibi sabah namazına toplandılar. Abdurrahman, şura heyetinin minberin önünde
oturmasını emretti. Güneş doğup insanlar birbirlerini görünce, Abdurrahman
ayağa kalktı, Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Ey
insanlar, sizler müminlerin emiri Ömer'in vefatını biliyorsunuz.
Yine biliyorsunuz ki
kendisinden sonraki halifeyi seçmek için bu şura heyetini görevlendirdi.
Arkadaşlarım da bu konuda benden razı oldular. Halifeyi benim seçmemi
istediler. İşte ben şu önünüzde oturanlardan birini halife olarak seçeceğim.
Sonra tek tek onları adlarıyla çağırarak:
"Ey filan! Allah'ın
ahdi gereği seçilecek halifeye itaat edip boyun eğeceğine, onun halifeliğine
razı olacağına söz verir misin?" diye sormaya başladı. Her biri insanların
işiteceği şekilde yüksek sesle: "Evet" diyordu. Osman, Ali, Zübeyr ve
Sa' d' dan bu şekilde söz aldıktan sonra Abdurrahman şöyle dedi: "Talha'ya
gelince, benim seçeceğime razı olacağına ben kefilim." Sonra şöyle dedi:
"Üç gün boyunca ben bu heyet hakkında araştırma yaptım. Sonra onları
kendilerinden sordum. Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki sizin ve bu heyetin
Osman'ın hilafeti üzerinde birleştiğini görüyorum. Kalk ey Osman!" dedi.
Ensar ve Muhacirlerden
insanların iyileri ve Arap elçilerinden hiçbiri Abdurrahman'ın bu sözüne itiraz
etmedi ve: "Sen bizimle istişare etmedin, bizim görüşümüzü almadın"
demediler. Hepsi razı olup buna teslim oldular. İşte altı yıl boyunca Osman'ın
halifeliğinde hiçbir kusur bulmadılar. Hatta bir grup Osman'ı Ömer' den daha
üstün görüyordu. Çünkü şöyle diyorlardı: "Osman'ın adaleti, Ömer'in
adaleti gibidir. Yumuşaklığı ise ondan daha iyidir."
590- Üsame bin Zeyd,
onlardan birinin şöyle dediğini rivayet etti: "Abdurrahman bin Avf,
heyetten her birini teker teker yanına çağırıp onun iyiliklerini sayıyor, sonra
da: "Halifeliğe sen layıksın. Peki senden başkası olursa kim olsun?"
diye soruyor, o da: "Eğer ben olmazsam Osman olsun" diyordu.
*******************
Adalet
*******************
591- Ebu Hureyre'nin
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"İdarecinin, halkı hakkında adil bir uygulaması, abid birinin kendi evinde
yaptığı yüz veya elli yıllık ibadetten daha hayırlıdır." -Yılların
sayısındaki şüphe Huşeym'den kaynaklanmaktadır.-
*******************
Yöneticilikten
Hoşlanmamak
*******************
592- Mısır halkından Abdurrahman
bin Ziyad bin En'um el-Hadramı'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahabesi Ziyad bin Haris
es-Sudai'nin şöyle dediğini işittim: "Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gidip müslümanlık üzerine ona biat ettim. Bana, Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kavmimin üzerine bir ordu gönderdiği haber
verilince: "Ey Allah'ın Resulü, orduyu geri çevir. Kabilemin İslam'ı kabul
edip sana itaat etmeleri sorumluluğunu ben üzerime aldım" dedim. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), bana: "O halde git ve onları geri
çevir" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, devem yoruldu" deyince,
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir başkasını gönderip askerleri geri
çevirtti."
Sudai dedi ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kavmime bir mektup yazdı. Bu
mektup üzerine kavmimden müslüman olduklarını bildirmek için bir heyet geldi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Sudai'nin kardeşi, öyle
anlaşılıyor ki sen, kavmin içinde sözü geçerli birisin" buyurdu. Ben:
"(Hüner benim değildir) onları senin elinle İslam'a ulaştıran
Allah'tır" dedim.
Bunun üzerine Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), bana: "Seni onların başına emir tayin
edeyim mi?" diye sorunca, "Evet, ey Allah'ın RasUlü!" dedim. Ardından
benim için bir yazı yazdı ve beni emir tayin etti. Ben: "Ey Allah'ın
Rasulü, bana zekatlarından bir pay verilmesini de emret" dedim. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), benim için ikinci bir yazı yazdı.
Sudai dedi ki: "Bu
olay, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolculuklarından birinde idi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), konaklainak üzere bir yere indi.
Oranın halkı gelip başlarındaki yöneticiyi şikayet etmeye ve: "Ey Allah'ın
RasUlü, cahiliye döneminde bizimle onun kavmi arasında bir olay geçmişti (şimdi
onun intikamını almak istiyor)" demeye başladılar. Bunun üzerine
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gerçekten böyle mi yaptı?"
diye sorunca, "Evet" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), yanındaki ashabına baktı-ki ben de aralarında idim- ve: "mümin
bir kimse için emir olmakta hayır yoktur" buyurdu.
Sudai dedi ki: Onun bu
sözü kalbimde bir iz bırakü. Sonra bir başkası gelip: "Ey Allah'ın Rasülü,
bana ihsanda bulun" dedi. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kim muhtaç olmadığı halde dilenirse, kendisi için bir baş ağrısı bir
karın sancısı olur" buyurdu. Adam: "O halde bana zekattan biraz
ver" dedi. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Şüphesiz Allah,
zekatların dağıtımı konusunda ne bir peygamberin ne de başka birinin hükmüne
razı olmuştur ki, onlar bu hususta hüküm versinler. Allah, zekat verilecek
kimseleri altı sınıfa ayırmıştır. Eğer sen o sınıflardan birinde isen sana
zekattan biraz veririm ya da senin hakkını veririz" buyurdu.
Sudai dedi ki:
Rasülullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sözü de kalbimde bir iz bırakü.
Çünkü ben, zengin olduğum halde ondan zekat istemiştim. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), gecenin ilk bölümünde, yatsı vaktinde yola devam
etti. Ben de ona eşlik ediyordum. Güçlü biriydim. Ashabı kendisinden kopuyor,
geride kalıyorlardı. Öyle ki, onun yanında benden başka kimse kalmamışü. Sabah
namazının vakti geldiğinde bana emir verdi, ezan okudum. "Ey Allah'ın
Rasülü, kamet getireyim mi?" demeye başladım. Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) doğu tarafındaki fecre baktı ve: "Hayır" diye cevap
verdi.
Nihayet şafak sökünce,
Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) def-i hacet için gitti. Sonra geldi,
ashabı da oraya toplandı. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey
Sudai'nin kardeşi, su var mı?" diye sordu. "Hayır. Sana yetmeyecek
miktarda, birazcık var" dedim. Bunun üzerine Rasülullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Onu bir kaba koy, sonra bana getir" buyurdu. Ben de öyle
yaptım. Avucunu kabın içine koydu. Her parmağından pınar gibi su fışkırdığını
gördüm.
Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bana: "Ey Sudai'nin kardeşi, eğer Rabbimden
utanmasaydım, bu sudan içer ve başkalarına da içirirdik. Ashabıma seslen, suya
ihtiyacı olan gelsin!" buyurdu. Ben de ashaba seslendim, onlardan ihtiyacı
olanlar da gelip o sudan aldılar. Sonra Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) namaza durdu. Bilal kamet getirmek isteyince, Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Sudai'nin kardeşi ezan okudu, kameti de o
getirecek" buyurdu.
Sudai dedi ki: "Ben
de kamet getirdim. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz kıldıktan
sonra kalkıp her iki yazıyı da kendisine getirdim ve: "Ey Allah'ın Rasülü,
beni bu iki görevden de affet" dedim. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ne oldu?" diye sorunca şöyle dedim: "Ey Allah'ın
Rasülü, senin: "mümin bir kimse için emir olmakta hayır yoktur"
buyurduğunu işittim. Oysa ki ben, Allah'a ve Resulü'ne inanıyorum. Senden
ihsanda bulunmanı isteyen kimseye:
"Kim muhtaç
olmadığı halde dilenirse, kendisi için bir baş ağrısı, bir karın sancısı
olur" buyurduğu nu işittim. Ben ise, zengin olduğum halde senden zekat
istemiştim." Bunun üzerine Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Öyle! İstersen kabul et, istersen bırak" buyurdu. Ben:
"Bırakıyorum" deyince, Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"O halde bir başkasını bul ki, onu size emir tayin edeyim" buyurdu.
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelen heyet içinden birisini kendisine
gösterdim, o da o adamı bize emir tayin etti.
Sonra: "Ey Allah'ın
Resulü, bizim bir kuyumuz var. Kış mevsiminde suyu bize yetiyor, onun etrafında
toplanıyoruz. Yaz mevsiminde ise suyu azalıyor, çevremizdeki diğer suların başına
gidiyor ve dağılıyoruz. Biz müslüman olduk. Çevremizdeki herkes bize düşmandır.
Allah'a bizim için dua et ki, kuyumuzun suyu bize yetsin, başında toplanalım.
Dağılıp da başka yerlere gitmeyelim" dedik. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), yedi çakıl tanesi getirilmesini istedi. Onları elinde ovdu,
üzerlerine dua okudu ve ardından: "Şu çakılları götürün, kuyunun başına
vardığınızda bunları birer birer içine atın ve Allah'ı anın" buyurdu.
Suda! dedi ki: "Rasülullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize
söylediklerini yaptık. O andan sonra kuyunun dibini göremez olduk (suyu
çoğalmıştı)."
*******************
Müslümanlara idareci
Olmak
*******************
593- Ebu Ümame'nin
rivayet ettiğine göre Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyUrdu:
"On müslümana idarecilik yapan bir kimse, kıyamet gününde elleri boynuna
bağlı bir şekilde huzura çıkar. Artık ya iyilikleri onu çözer, ya da günahları
onu helak eder. Yöneticiliğin başı kınanma, ortası pişmanlık ve sonu da kıyamet
günü azaptır."
594- Sa'd bin Ubade'nin
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"On kişiye bile idareci olan hiçbir kimse yoktur ki, kıyamet günü elleri
bağlı olarak gelmesin. Onu bağlarından ancak adaletli olması çözer."
*******************
Biat
*******************
595- Ebu'l-Afif'in şöyle
dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
vefatından sonra Ebu Bekir es-Sıddık'ı insanlarla biat ederken gördüm.
Etrafında bir grup insan toplandı ve Ebu Bekir onlara şöyle dedi:
"Allah'a, Kitab'ına, sonra da başınızdaki idareciye itaat edeceğinize dair
bana biat edin." Ben değneğime yaslanıp bekledim, o zamanda yeni ergen
olmuş bir delikanlıydım. Yanındakiler ayrılıp gidince Ebu Bekir'e gelip ona
şöyle dedim: "Allah'a, Kitab'ına, sonra da başımızdaki idareciye itaat
etmek üzere sana biat ediyorum." Bunun üzerine Ebu Bekir gözünü kaldırıp
bana baktı. Sanki gözünü doldurmuş ve takdirini kazanmış gibiydim."
*******************
İtaat Etmek
*******************
596- İmran bin Husayn'ın
şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurduğunu işittim: "Aziz ve Celil olan Allah'a isyan yolunda
hiçbir yaratılmışa itaat edilmez."
597- Abdullah bin es-Samİt'in
şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ziyad, İmran bin Husayn'ı Horasan'a vali
yapmak istedi, ancak İmran bunu kabul etmedi. Ziyad da, Hakem'i Horasan'a vali
olarak gönderdi ve İmran'ı da onun emrine verdi. Bunun üzerine İmran:
"Hakem' i bana çağıracak biri yok mu?" dedi. Haberci gitti, Hakem onu
karşıladı. Hakem, İmran'ın yanına gelince, İmran ona: "Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah'a isyan yolunda hiç kimseye itaat
yoktur" buyurduğunu işittin mi?" diye sordu. Hakem: "Evet
(işittim)" deyince, İmran: "Allah'a hamd olsun" -veya-
"hamd, Allah'a aittir" ya da "Allah-u Ekber!" dedi.
*******************
İnsanlar, Tek Bir
Yönetici Üzerinde İttifak Etmeden Kimseye Biat Edilmez
*******************
598- Bişr bin Harb'in
şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün Ebu Said'in yanında idik. Biz bu
şekilde otururken, yüzü değişmiş, hüzünlü, kederli ve üzerinde toz-toprak
bulunan Abdullah bin Ömer'in girdiğini hissetmedim. Ebu Said, onun için su
istedi. Abdullah abdest aldı. Ardından Ebu Said: "Ey Ebu Abdurrahman! Bir
gün, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Her kim, üzerinde
bir yönetici olmadığı halde, hiçbir gün uyumaya, hiçbir sabaha çıkmamaya,
hiçbir akşama çıkmamaya gücü yetiyorsa bunu yapsın" buyurduğunu hatırlıyor
musun?" diye sordu. Abdullah:
"Evet"
cevabını verdikten sonra şöyle dedi: "Ey Ebu Said, herhalde sen, insanlar
bir yönetici üzerinde ittifak etmeden iki yöneticiye biat ettin." Ebu
Said: "Böyle oldu. Şuna -yani İbnu'z-Zübeyr'e- biat etmiştim. Sonra
Şamlılar gelip kılıçlan'eşliğinde beni götürdüler de, bir de Hubeyş bin
Dulce'ye biat ettim" dedi. İbn Ömer: "Bundan dolayı ben, insanlar bir
yönetici üzerinde ittifak etmeden herhangi birine biat etmekten endişe
ediyorum" dedi.
*******************
İtaatten Ayrılmak ve
Yöneticiyle Savaşmak
*******************
599- Ebu Hureyre'nin
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Şu üç şey hariç, namaz, iki namaz arasındaki; Cuma namazı, diğer Cuma
namazına kadarki ve Ramazan orucu, diğer Ramazan orucuna kadarki (küçük)
günahlar için kefarettir: Aziz ve Celil olan Allah'a ortak koşmak, sünneti terk
etmek ve alışverişi bozmak." Ashab: "Allah'a ortak koşmayı biliyoruz.
Peki, sünneti terk etmek ve alışverişi bozmak ne demek?" diye sorunca, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sünneti terk etmek,
(yöneticiye) itaatten çıkmaktır. Alışverişi bozmak da, bir kişiyle alışveriş
yaptıktan sonra kılıcını çekip karşı tarafla savaşmaktır."
*******************
İtaatin Gerekliliği
*******************
600- Muaz bin Cebel'in
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kuşkusuz şeytan, insanın kurdudur ve koyunun kurdu gibi sürüden ayrılanı da,
bir kenarda duranı da kapar. O halde sakın ola ki fırkalara ayrılmayın.
Cemaatten ve topluluktan uzak durmayın!"
601- Cabir bin
Semure'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ömer bin el-Hattab, Cabiye'de hutbe
verirken şöyle dedi: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bugün benim
kalkmış olduğum yerde hutbeye kalktı ve sonra şöyle buyurdu: "Benim
ashabıma ve onlardan sonra gelenlere (tabiin'e) karşı iyi davranın. Onlardan
sonra yalan yayılacaktır. Hatta kişi, kendisinden şahitlik etmesi istenmediği
halde şahitlik edecektir. Kendisinden yemin etmesi istenmediği halde yemin de
edecektir. Cennet nimetlerini elde etmek isteyen, cemaati terk etmesin. Çünkü
şeytan, tek olan kişi ile beraber olup iki kişiden uzaktır. Bir erkek, (mahremi
olmayan) bir kadınla kesinlikle başbaşa kalmasın. Çünkü üçüncüleri şeytan olur.
Eğer sizden birinizin kötülüğü kendisini üzüyor ve iyiliği de kendisini
sevindiriyorsa, (bilsin ki) o kişi mümindir."
*******************
Yöneticilerin Adaleti
*******************
602- Ebu Osman'ın şöyle
dediği rivayet edilmiştir: Utbe bin Ferkad ile Azerbaycan diyarında beraberdim.
Utbe, Suhaym ve kardeşini Ömer'e üç binek ile gönderdi. Yanlarında iki küfe
hurma helvası koydu. Hurmanın üzerini de deri muşamba ile örttü. Üzerine de yün
bir keçe yerleştirdi. Medine'ye geldiğinde insanlar:
"Utbe'nin azadlı
kölesi ve kardeşi Suheym üç binek üzerinde geldi" dediler. Ömer onlara
izin verip içeri girdiklerinde kendilerine: "Bu getirdiğiniz altın mı,
yoksa para mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır, öyle bir şey değil''
dediler. Bunun üzerine Ömer: "Peki ne getirdiniz?" diye sorunca
onlar: "Yiyecek" dediler. Bu defa Ömer: "İki kişinin yiyeceğini
üç binek üzerinde mi getirdiniz?! Getirin bakayım şunu" dedi. Bineklerin
üzerindeki yün keçe ve deri muşamba açıldı.
Ömer elini üzerinde
gezdirip onun yumuşak bir şeyolduğunu görünce: "Bütün Muhacirler bununla
karınlarını doyuruyorlar mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır, bu
müminlerin emirine has bir şeydir" dediler. Bunun üzerine Ömer: "Ey
falanca, getir okkayı ve yaz!" dedi ve şunları yazdırdı: "Allah'ın
kulu müminlerin emirinden, Utbe bin Ferkad ve beraberindeki müminlere ...
Allah'ın selamı üzerinize olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamd
ederim. İyi bilesin ki bu ne senin, ne de babanın, ne de annenin alın teriyle
kazandığı bir şeydir." Bunu üç kez tekrarla dı. Ardından şöyle yazdı:
"Müslüman muhacirleri, evinde yediğin şeylerin aynısı ile doyur."
Sonra: "İzar giyin ve ri da (üstlük) kullanın. Mestleri, şalvarları çok
kullanmayın ve onlar önemsemeyin. Örf ve adetlerinizde Ma'd bin Adnan gibi
olmayan bakın. İpek giymekten sakının. Çünkü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) işaret ve orta parmağını işaret ederek, bu miktardan fazlasını
yasakladı."
Ravı der ki: Ömer'in
yazdığı mektupta şunlara da yer veriliyordu:
"Develere binmeyi
bırakın, atlarınıza sıçrayarak binin." Ebil Osman der ki: "Bundan
sonra ben ata sıçrayarak binmeyi deneyen, yüzü koyun yere düşen, nihayet
delikanlı gibi sıçrayıp ata binmeyi başarabilen yaşlılar gördüm."
*******************
Halkın İhtiyaçlarını
Karşılamamak
*******************
603- Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahabesi Ebu Meryem'in rivayet ettiğine göre
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim
müslümanların herhangi bir işinin başına getirilir de, onların ihtiyaçlarını,
gereksinimlerini ve fakirliklerini karşılamamak için yanlarına çıkmayacak
(onlara görünmeyecek) olursa, Allah da (kıyamet gününde) onun ihtiyaçlarını ve
çaresizliğini görmeyecektir."
*******************
Bir Kimseyi Günaha
Zorlamak
*******************
604- Ebu Umame'nin
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah'ım, her kim ümmetime senin emretmediğin şeyleri emreder ve onları
buna zorlarsa, ümmetim bu konuda izinli olsun (onları hesaba çekme)."
*******************
Zulmetmek
*******************
605- Abdullah bin Amr'ın
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah'tan korkup sakının ve zulmetmekten kaçının! Çünkü zulüm, kıyamet
günü sahibini karanlıklar içinde bırakacaktır."
606- Abdullah bin Amr,
önceki hadisin benzerini rivayet etti. Ancak bu hadiste, "Şüphesiz zulüm,
kıyamet günü sahibini karanlıklar içinde bırakacaktır" ifadesi yer alır.
*******************
Sefihlerin İdareciliği,
Hükmün Satılması ve Güvenlik Güçlerinin Artırılması
*******************
607- Alım'in şöyle
dediği rivayet edilmiştir: "Bir damda oturmuştuk. Yanımızda Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından biri de vardı. Yezid bin Harun:
"Bu kişinin ancak
Abs el-Gıfarı olduğunu sanıyorum" dedi. İnsanlar vebadan dolayı kaçıp
gidiyordu. Abs üç defa: "Ey veba! Beni al!" dedi. Alım ona:
"Niçin öyle diyorsun? Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Sizden biri ölümü temenni etmesin. Çünkü ölüm, kişinin amelinin kesildiği
anda gelir. Kişi artık Allah'ın rızasını kazanmak için tekrar dünyaya
döndürülmez" buyurmadı mı?" deyince, Abs şöyle dedi: "Ben de
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim:
"Altı şey gelmeden
önce ölüm konusunda acele edin (Allah'tan ölüm isteyin): Sefih kimselerin
idareci olması, güvenlik güçlerinin (polislerin) çoğalması, hükmün satılması
(adalete rüşvetin girmesi), kanın değersiz görülmesi (adam öldürmenin
basitleşmesi), sıla-i rahmin kesilmesi ve Kur'an'ı teğannı şeklinde çalgı ile
okuyan bir neslin türemesi. İnsanlar, fıkbı kendilerinden daha az biliyor
olsalar da, Kur'an'ı bu şekilde okuyanları (namazda) öne geçirecektir."
*******************
Kötü İdareciler /
Valiler
*******************
608- Abdullah bin
Mes'ud'un rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Her şeyi bozan bir afet vardır. Bu dini bozan afet de kötü
valilerdir. "
609- Ubade bin Samit'in
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Ümmetimde iki kişi vardır: Allah'ın kendisine hikmet bahşettiği 'Vehb'
adında bir adam ve ümmetime İblis'ten daha çok zarar veren 'Gaylan' adında bir
adam."
610- Ebu Ubeyde bin
Cerrah'ın rivayet ettiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "İlk olarak Ümeyyeoğullarından 'Yezid' adında bir adam çıkıp
bozuncaya kadar, ümmetimin idaresi adaletle devam edecektir."
611- Ebu Hureyre'nin
rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Ümeyyeoğulları zorbalarından bir zorba benim bu minberimi kana bulayıp
zorla oraya çıkacaktır." Amr bin Said bin el-As'ı gören bir adam bana şunu
anlattı: "Amr, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberi üzerine
çıkarken burnu kanamış ve akan kan, minberin ilk basamağına kadar
akmıştı."
*******************
Sefih Yöneticiler ve
Zulümlerinde Onlara Yardımcı Olanlar
*******************
612- Cabir bin
Abdullah'ın rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
Ka'b bin Dere'ye: "Sefihlerin yönetiminden Allah seni korusun! (Benden
sonra) bazı sefih yöneticiler olacaktır, Kim onların yanına girer, zulümlerine
yardımcı olur ve yalanlarını tasdik ederse, ben onlardan değilim ve onlar da
benden değildir. Onlar, (cennetteki) Havz' a, yanıma da gelemeyeceklerdir. Kim
de onların yanına girmez, zulümlerine yardımcı olmaz ve yalanlarını tasdik
etmezse, ben onlardanım ve onlar da bendendir. Onlar, (cennetteki) Havz'a
yanıma geleceklerdir.
Ey Ka'b! Namaz kişiyi
Allah'a yaklaştırır -veya burhandır-. Sadaka da, suyun ateşi söndürdüğü gibi
günahları yok eder. İnsanlar sabah evlerinden çıktıkları zaman ya kendilerini
(kötülük yolunda) satıp hel ak eder, ya da nefsini (iyilikler yaparak
Allah'tan) satın alıp (cehennem ateşinden) azat eder. Ey Ka'b! Bedeni haramla
beslenen kimse cennete giremez, cehennem ona daha layıktır!"
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: