EL-MUVAFAKAT  *ŞATİBİ*

 

TEKLİFİ HÜKÜMLER / DÖRDÜNCÜ MESELE

 

Mübah hakkında "işlenmesinde bir günah (harac) yoktur" denildiğinde -ki bu üçüncü meselede geçen mübahın iki anlamından birisi olmaktadır- bu manada mübah, "işlenmesi ve terki tercihe bırakılmış" manası altına girmemektedir. Delilleri:

 

Biz bu ayırımı, şeriatte bunların tefrik edilmelerine yönelik bir kasdın bulunduğunu gördükten sonra yaptık. Kün olarak işlenmesi matlup olan kısım, bizzat işlenmeleri ya da terkleri hakkında tercih e bırakma hükmü varid olan kısımdır. Mesela şu ayetlerde olduğu gibi: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza istediğiniz gibi gelin. ''[Bakara, 223]; ".. orada olandan, istediğiniz yerde bol bol yiyin. ''[Bakara, 35]; "Şu şehre girin ve orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin ... demiştik."[Bakara, 58] Bu hakikaten bir tercihe bırakmadır. Keza, mutlak surette vaki olan emirler -eğer ibaha içinseler- gerçek anlamda tercih e bırakma manasını gerektirirler: "İhramdan çıktığınız zaman avlanın."; [Maide, 2] "Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin. "[Cuma, 10]; "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzelolanlarından yiyin. "[Bakara, 57] Ve buna benzer ayetler. Bunların, çeşitli şekillerde ortaya konma imkanları bulunmakla birlikte mutlak surette mübah kılınmaları -aksine bir delil bulunmadıkça- o şekiller arasında bir tercih sözkonusu olduğunda açıktır.

 

Külli olarak terki matlup olan kısma gelince, bu kısımda şeriatın gerçek anlamda tercihe bırakmaya delalet edecek bir nass getirdiğini bilmiyoruz. Aksine bunlar hakkında ya sükut geçilmiş (meskutun anh) ya da bazısına sarih tercih e bırakma hükmünden çıkaracak bir ifade ile işarette bulunulmuşlard,ır. Mesela dünyanın, ona meyleden kimselerin kötülenme si sadedinde "oyun ve eğlence" olarak isimlendirilmesi gibi. Böyle bir üslup eğlencenin işlenmesi ve terki arasında aslında tercihin bulunmadığını ihsas ettirmektedir. Bu meyanda gelen ayetlerden bazıları şöyle:

 

"Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler."[Cuma, 11] Buradaki eğlenceden maksat (kervanın gelişini bildiren) davul ya da onun gibi bir şeydir. "İnsanlar arasında bir kısmı vardır ki, gerçeği boş sözle değişirler ... "[Lokman, 6] Daha önce de geçtiği üzere, ashab biraz sıkılmış ve:

 

- Ya Rasulallah! Bize (Kur'an haricinde) bir şeyler anlat; demişlerdi de, bunun üzerine "Allah, sözlerin en güzelini indirmiştir. "[Zümer, 23] ayeti inmişti. Hadiste de "bütün eğlencelerin batıl olduğu" ifade edilmiştir. Bu ve buna benzer tercih kavramı ile birlikte düşünülmesi imkanı olmayan daha başka ifadeler bulunmaktadır. Şimdi, şeriatte bu gibi şeylerden bazılarına belli bir hale mahsus olmak üzere izin verilmişse; veya bazı vakitlerde ya da bazı hallerde müsamaha (tolerans) gösterilmişse işte bunlar, "Şari'in sükut geçmiş olduğu şey aftır. " yani affedilen şeylerdendir; şeklindeki başka bir hadis manasına yormak suretiyle "haracın nefyi" yani bir günahın olmaması manasındadırlar. Bu tür şeyler, genelde böyle ifade edilir ki, bununla onda affedilen bir şey bulunduğu, yahut da o şeyin af fa mahal bulunduğu; ya da adetİn cereyan ettiği hususlarda onun affedilebileceği ihsas ettirilmiş olur.

 

Farkın neticesi şudur: Mübahın "bir sakınca ve günah yoktur" anlamındaki kullanılış şekli -her ne kadar işlenmesi ya da terki konusunda bazen izin manası çıkarılması lazımsa da- asılolarak günahın kaldırılmış olduğu manasında sarihtir; bu çerçevede lafzın asıl amacı özellikle günahın nefyedilmesidir. Fiile izin verilip verilmediği konusuna gelince, o "vacibin varlığı için gerekli olan şeyin de vacib olup olmaması" yahut da "Bir şeyin emredilmiş olması, zıddının da yasaklandığı anlamını da içerir mi?"; "Bir şeyi yasaklamak aynı zamanda o şeyin zıtlarından birini emretmek midir?" konularıyla ilgilidir. Diğerinde ise, bazen fiilden günahın nefyini gerektir se de, tercihe bırakma manası sarihtir. Bu kısımda lafızdan gözetilen maksat, huslisiyle tercihe bırakmadır. Günahın kaldırılması konusu ise zikri geçen konularla ilgilidir. Buna şu husus delildir. Günahın kaldırılması ifadesi "Kim, Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa Safa ile Merve'yi tavaf etmelerinde bir günah (beis) yoktur''[Bakara, 158] ayetinde olduğu gibi bazen vacible; bazen de "Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor (tehdıd) altında kalan kimse müstesna ... "[Nahl, 106] ayetinde olduğu gibi menduba muhalefetle birlikte kullanılabilir. Eğer bir fiilden günahın kaldırılmış olması, onun terki ya da işlenmesi konusunda tercihi gerektirecek olsaydı, vacible ve menduba muhalefetle sahih olmaması gerekirdi. Tercihe bırakıldığı açıkça belirtilen fiiller böyle değildir; çünkü bir fiilin terki caiz olmadan vacib ya da mendub olması halinde ya da aksi durumda tercihe başvurmak doğru olmaz.

 

İkincisi: "Tahyir" (tercihe bırakma) lafzından, o şeyin terk ya da işlenmesi konusunda her iki tarafa da izin verildiğinin bildirilmesine yönelik Şari'in kasdı bulunduğu, her iki tarafın da Şari'in kasdı bakımından eşit olduğu anlaşılır. Güçlüğün, yani günahın kaldırılması konusu ise süklit geçilmiş olur.

 

"Günah yoktur" lafzı ise, fiilin işlenmesi durumunda söz konusu olacak günahın, sıkıntının kaldırılmasına yönelik Şari'in kasdını ifade eder. O fiile izin verilmiş olup olmaması konusu ise, süklit geçilmiş olur. Mümkündür ki, Şari' o hususu da kasdetmiş olabilir; ancak o takdirde bu ikinci kasıtla (kasdsanl) olur. RuhsatIarda olduğu gibi. Çünkü ruhsatlar, inşallah ileride de geleceği gibi güçlüğün kaldırılması esasına racidir. Bu ikisinden her birisinde tasrih edilen şey, diğerinde sükut geçilmiş olmaktadır. Bu yüzdendir ki, Şari' vuku bulmuş bir şey hakkında "Onda bir güçlük, sıkıntı veya günah yok." anlamında (...) dediği zaman, ondan mübahlık hükmü çıkarılamaz. Çünkü o şey, mübah olabileceği gibi mekruh da 0labilir. Çünkü vuku bulduktan sonra mekruh da (...) kabilinden olur. Deliller bahsi okunurken bu husus göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Hakkında "Bir beis, bir günah yoktur." (...) tabir olunan bir şeyin mutlak surette yapılması ve terki hakkında tercihin sözkonusu olmadığım gösteren üçüncü husus:

Hakkinda tercih hükmü bulunan şey, yapılması matlup olan bir şeye hizmet ediyorsa, sırf arzu ve hevese uyma durumundan çıkılmış olunur; bilakis tercihe bırakılan hususta arzuya tabi olma ikinci kasıtla kayıtlıdır ve asli kas da tabidir. Dolayısıyla da onu işleyen, küll açısından söz konusu olan talebin altına girmiş olur. Neticede de, o şeyde tercih ancak cüz'i çerçevede sözkonusu olur. Külli olarak matlup olunca, bu açıdan arzu ve hevese uyulmuş olmaz. Biz Şari'in külliyyata olan itinasını ve teklif sırasında onları nasıl göz önünde bulundurduğunu biliyoruz. Şari'in kasdına halel getirmeyen cüz'i, külli olarak matlup bulunan şeyin gereğini ihlal etmemekte, ona zıt da düşmemekte; bilakis teyid etmektedir. Tercihe bırakılan şeyde arzu ve hevese uymak Şari'in küll açısından maksuduna tabiliği tekit etmektedir; dolayısıyla burada arzu ve hevese uymada bir zarar yoktur. Çünkü başlangıç itibarıyla (ibtidaen) Şari'in kasdına uyulmaktadır. Arzu ve hevese uyma ise, sadece Şari'in kasdına tabiliğe hizmet etmektedir.

 

Hakkında "Bir sakınca, bir günah yoktur." (...) tabiri kullanılan kısım ise, hemen hemen yerilen arzu ve hevese uyma kabilinden olmaktadır. Dikkat edilirse, külli nehiy talebi konusundaki Şari'in kasdına genelde zıtlık göstermektedir. Ancak azlığı ve devamlı olmayışı, işlenmesi matlup olan şeye hizmet edene arazi olarak müşarekette bulunması yerinde zikredilmiştir- sebebiyle, onun bu zıtlığına aldırış edilmemiş ve kaldırılan günah, güçlük (harac) kapsamına alınmıştır. Çünkü bu tür bir cüz'i matlup bir aslı ihlal etmemektedir. Her ne kadar onun kapısını kısmen açmaktaysa da, cüz'i olması açısından etkin değildir; dikkate alınmamaktadır. Ama kendi cinsinden başkalarıyla birleşirse (yani devamlılık veya yaygınlık arzederse), bir araya gelmekten güç doğmakta ve etkin bir hal almaktadır. İşte bu noktadan hareketle işlenmesi matlup olan şeylere zıt düşen külli olan hususların yasak olması uygun olmaktadır. Bu kısmın asli maksat itibarıyla külli bir durum altına girmeksizin arzu ve hevese uymak gibi bir şeyolduğu sabit olunca, şer'i kaideler onun yapılması ve terki tercihe bırakılan bir şeyolmamasını gerektirmiştir. Geçen izahlar ışığı altında bu kısmın arzu ve hevese uyma olduğu ve şeriate zıt bulunduğu sarihtir.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’e tıkla:

 

BEŞİNCİ MESELE