|
ZADU’L-MEAD |
İKİNCİ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) İBADETLER KONUSUNDAKİ TUTUMU |
ANA SAYFA Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
A) ABDEST ALIŞI
1- Abdest Alışı
2- Mestler Üzerine Meshedişi
3- Teyemmüm Konusundaki Tutumu
1- Abdest Alışı:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) genellikle her namaz için abdest alırdı. Bazan
birden çok namazı bir abdestle kıldığı da olurdu. Bazan bir müd bazan bir
müddün üçte ikisi, bazan da daha fazla oranda su ile abdest alırdı. Bu da Şam
ukiyyesine göre dört, üç ya da iki ukiyye demektir. En az abdest suyu harcayan
o idi. Ümmetini, abdest alırken çok su kullanıp israf etmekten sakındınrdı.
Ümmeti arasında temizlikte aşırılığa kaçacak kimselerin çıkacağını haber verdi.
Buyurdu ki: "Abdeste musallat olan Velhan adında bir şeytan vardır. Siz,
suyun şüphe vereninden kaçının. " Bir keresinde Sa'd'ın yanına uğradı.
Sa'd abdest alıyordu. Hz, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Suyu
israf etme" buyurdu. Sa'd: "Suda israf olur mu?" dedi. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet, akarsu
kenarında olsan da", buyurdu.
Abdest uzuvlarını kah
birer, kah ikişer, kah üçer kere yıkayarak; kah uzuvlarının bir kısmını ikişer,
bir kısmını da üçer kere yıkayarak abdest aldığı sahih olarak rivayet
edilmiştir.
Bazan bir, bazan iki,
bazan da üç avuç su alarak ağzını ve burnunu yıkardı. Ağza ve burna birlikte su
alır; bir avuç suyun yarısını ağzına alır, yarısını da burnuna çekerdi. Zaten
bir avuç suyla da ancak böyle yapılır. İki üç avuç alınan suyun ise hem ayrı
ayrı ağza ve burna verilmesi, hem de bir arada aynı avuçtan hem ağza, hem burna
verilmesi mümkündür. Ancak Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adeti
ağza ve burna birlikte su verme şeklindeydi. Nitekim Sahihayn'da Abdullah b.
Zeyd'den rivayet edildiğine göre "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir tek avuç sudan hem ağzını çalkaladı, hem de burnuna çekti. Bunu üç
kere yaptı". Hadis şu ifadeyle de rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ağzını ve burnunu üç avuç suyla yıkadı'' Abdestte
ağzı ve burnu yıkama konusunda rivayet edilen hadislerin en sahihi bu hadistir.
Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)» ağzını ve burnunu ayrı ayrı
yıkadığına dair hiçbir sahih hadis yoktur. Ancak Talha b. Musarrif in
babasından onun da dedesinden: "Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ağzım ve burnunu ayrı ayrı yıkadığını gördüm" şeklinde rivayet
ettiği bir hadis varsa da, bu hadis sadece Talha - babasi - dedesi senediyle
rivayet edilmiş olup dedesinin Hz. Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
gördüğü (yani sahabiliği) bilinmemektedir.
Sağ eliyle burnuna su
alır, sol eliyle sümkürürdü.
Başının tamamını
meshederdi. Bazan ellerini öne - arkaya doğru götürerek başım meshederdi ki,
"Başını iki kere mesnetti" hadisi buna yorumlanmalıdir. Doğru olan,
başını meshetme işlemini yenilemediğidir. Abdest uzuvlarım tekrar tekrar
yıkadığında başım bir kere meshederdi. Böyle yaptığı açık ifadelerle
aktarılmıştır. Aksini yaptığına dair sahih hiçbir rivayet yoktur. Bundan başka
rivayetler sahabenin: "Hz, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest
uzuvlarını üçer kere yıkamak suretiyle abdest aldı" ve "Başını iki
kere mesnetti" sözlerinde olduğu gibi ya sahih olup sarih (açık) değildir;
ya da şu hadislerde olduğu gibi sarihtir, ama sahih değildir: 1-
İbnu'l-Beylemani, babasından, o da Hz. Ömer'den şu hadisi rivayet ediyor: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim abdest alır ellerini üç kere
yıkarsa..." buyurup sözünün devamında "...ve başını üç kere
meshederse" diye ekliyor. Bu hadis delil olarak kullanılamaz. Her ne kadar
babanın hali daha iyi ise de, İbnü'l-Beyİemani ve babası hadis rivayetinde
zayıf bulunmuşlardır. 2- Ebu Davud, Hz. Osman'ın: "Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını üç kere mesnetti." dediğini rivayet
etmiş ve: "Hz. Osman'dan naklolunan sahih hadislerin hepsi, Hz.
Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını bir kere meshettiğini
göstermektedir" demiştir.
Başının sadece bir
kısmını meshetmekle yetindiğine dair hiçbir sahih hadis yoktur. Ancak kakülüne
meshettiğinde sarık üzerine (meshederek meshi) tamamlardı. Ebu Davud'un
rivayetine göre Enes diyor ki: "Allah Rasulü'nü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) abdest alırken gördüm. Başında Katar mamulü bir sarık vardı. Elini
sarığının altına soktu, başının ön kısmını mesnetti, sarığım çözmedi. "
İşte Enes'in bu hadisteki ifadelerle kasdettiği şey, Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) saçlarının tamamına kaplama mesh yapmak için
sarığını çözmemiş olmasıdır. Yoksa sarık üzerine tamamlamadığını söylemek
istememiştir. Muğire b, Şu'be ve diğer bazı sahabiler Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sarık üzerine meshederek meshi tamamladığını
belirtmişlerdir. Enes'in bunu belirtmemesi O'nun yapmadığım göstermez.
Her abdest alışında
mutlaka ağzını ve burnunu yıkamıştır. Bu adetini tek bir kere bile olsa elden
bıraktığı bilinmemektedir. Abdestini, uzuvlarını sıra ile peşipeşine yıkayarak
alır, yine bunu bir kere bile olsa asla elden bırakmazdı.
Bazan başına, bazan
sarığına, bazan da hem kakülüne hem de sarığına birlikte meshederdi. Daha önce
de geçtiği üzere sadece kaküle meshetmekle yetindiği bilinmemektedir.
Mest ve çorap giymediği
zamanlarda ayaklarını yıkardı. Mest yahut çorap giydiği zamanlarda ise onlar
üzerine meshederdi. Başı ile beraber kulaklarının içini ve dışını da
meshederdi. Kulaklarını meshetmek için yeniden su aldığına dair ondan
nakledilmiş sabit bir rivayet yoksa da İbn Ömer'in böyle yaptığına dair sahih
bir rivayet mevcuttur. Boynu meshetme konusunda hiçbir sahih hadis
nakledilmemiştir.
Abdestten önce (ve
abdest esnasında) besmeleden başka herhangi bir şey okuduğu bilinmemektedir.
Abdestte okunan zikirler hakkında naklolunan her hadis yalan ve uydurmadır. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlardan hiçbirini okumamış ve ümmetine
öğretmemiştir. Ondan bize kadar ulaşan abdestin başında besmele çekmekten başka
sağlam bir rivayet yoktur.
Şu duayı abdestin
sonunda okurdu:
"Bir tek Allah'tan
başka tanrı ve O'nun ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Hz. Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), O'nun kulu ve Peygamberidir.
Allah'ım! Beni
tevbekarlardan eyle. Beni (her türlü maddi manevi pisliklerden) arınmış
kimselerden eyle."
Yine abdestten sonra
okunan dualardan biri Nesai'nin Soner'inde bir başka hadiste şu şekilde
geçmektedir:
"Allah'ım! Her
türlü eksiklikten münezzehsin. Hamd Sana, şükran Sana! Şehadet ederim, Senden
başka tanrı yoktur. Affına sığınır, Sana (günahlarımdan) tevbe ederim. "
Abdestin başında ne
"Hadesi gidermeye niyet ettim" ne de "Namaz kılma yolunun
açılmasına niyet ettim" şeklinde ne O, ne de ashabından herhangi birisi
bir şey söylerdi. Bu konuda ondan -ister sahih ister zayıf senedle olsun- bir
tek harf bile nakledilmemiştir.
Hiçbir zaman abdest
uzuvlarını üçten fazla yıkamazdı. Dirsekleri ve topukları aşacak şekilde
(kollarını ve ayaklarını) yıkadığı da sabit değildir. Fakat Ebu Hureyre böyle
yapar ve abdest uzuvlarının parlaklığını yaygınlaştırma hadisini bu şekilde
yorumlardı. Ebu Hureyre'nin, Hz. P'eygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
abdest alış şekli konusunda: "Pazularına varıncaya kadar ellerini,
inciklerine varıncaya kadar da ayaklarını yıkadı" diye rivayet ettiği
hadis abdestte dirsek ve topukların yıkanacağını gösterir, ama daha fazla yaygınlaştırma
konusuna delil teşkil etmez.
Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdestten sonra uzuvlarını kurulama alışkanlığı
yoktu. Bu konuda, ondan, bir tek sahih hadis bile nakledilmemiştir; ama tersine
(kurulamadığına dair) sahih hadis vardır. Hz. Aişe'den rivayet edilen "Hz.
Peygamber'in (s.a) abdestten sonra silinip kurulanmak için bir havlusu
vardı" hadisi ile Muaz b. Cebel'den naklolunan "Hz. Peygamber'i
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alırken gördüm, (abdestten sonra) elbisesinin
kenarıyla yüzünü sildi" hadisi zayıftır. Böyle hadisler delil
gösterilemez. Birinci hadisin senedindeki Süleyman b. Erkam metruk, ikincisinin
senedindeki Abdurrahman b. Ziyad b. En'am el-Efriki ise zayıftır. Tirmizi diyor
ki: "Bu konuda Hz. Peygamberden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahih hiçbir
rivayet yoktur."
Her abdest alışında,
abdest suyunun başkası tarafından dökülmesi Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) adeti değildi. Fakat bazan abdest suyunu kendisi döker; bazan da bir
İhtiyaç gereği başka biri abdest suyunu dökerek ona yardım ederdi. Nitekim
Sahihayn'da rivayet edildiğine göre Muğire b. Şu'be, bir sefer sırasında Hz.
Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest suyunu dökmüştür.
Zaman zaman sakalının
arasını su ile ovalardı. Fakat bunu sürekli olarak yapmazdı. Bu konuda hadis
otoriteleri değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Tirmizi gibi bazı hadisçiler
Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sakalının aralarını su ile
ovaladığının sahih olduğunu söylerlerken, Ahmed ve Ebu Zür'a: "Sakalı su
ile ovalama konusunda sabit hiçbir hadis yoktur" demişlerdir.
Yine aynı şekilde
parmaklar arasını su ile ovalama işlemini de her abdest alışında sürekli
yapmazdı. Sünen kitaplarında Müstevrid b. Şeddad'in: "Hz. Peygamber'i
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alırken gördüm, ayak parmaklarını küçük
parmağı ile ovuyordu." dediği naklolunmaktadır. Bu hadis sağlamsa bu
işlemi ancak Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zaman zaman
yaptığını gösterir. Bu yüzden Hz. Osman, Hz. Ali, Abdullah b. Zeyd, Rubeyyi'
gibi Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alış şeklini
zihinlerine kaydetmeye özen gösteren sahabiler nakletmemişlerdir. Oysa
yukarıdaki hadisin senedinde bir de (zayıf ravi olan) Abdullah b. Lehia vardır.
Yüzüğünü oynattığına
dair ise Ma'mer b. Muhammed b. Ubeydullah b. Ebu Rafi - babası - dedesi
senediyle: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest aldığında
yüzüğünü oynatırdı." diye bir hadis rivayet edilmekteyse de bu hadis
zayıftır. Çünkü Ma'mer ve babası zayıftırlar. Bunu Darakutni söylüyor.
2- Mestler Üzerine
Meshedişi:
Sahih rivayetlere göre
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hem ikamet halinde, hem de
yolculukta mestler üzerine meshetmiştir. Bu hüküm yürürlükten kaldırılmamış,
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu hüküm yürürlükte iken vefat
etmiştir. Ondan aktarılan pek çok hasen ve sahih hadislere göre mestler üzerine
meshetmeyi mukim (yolcu olmayan, memleketinde yerleşik olan kişi) için bir gün
bir gecelik, yolcu için de üç gün üç gecelik bir zamanla sınırlandırmıştır.
Mestlerin üst kısmına
meshederdi. Altlarına meshettiğine dair hiçbir sahih hadis yoktur; yalnızca bir
munkatf hadis vardır. Ama aksini gösteren sahih hadis çoktur.
Hem çoraplar hem de ayakkabılar
üzerine mesnetti. (Başına meshederken) kah sadece sarığına, kah kakülü ile
beraber sarığına mesnetti. Pekçok hadiste bunu yaptığı da emrettiği de sabit
olmuştur. Ancak bu durum muayyen hükümlerdeki zaruret ve ihtiyaç durumlarına
has olabileceği gibi mestler üzerine meshetmede olduğu gibi genel olması da
muhtemeldir ki bu (ikinci ihtimal) daha açık görünmektedir. Doğrusunu en iyi
bilen Allahtır.
Ayaklarının bulundukları
halin aksini yapmaya çalışmazdı. Yani ayakları mestli ise mestleri çıkarmadan üzerlerine
mesheder; ayakları çıplaksa ayaklarını yıkar, meshetmek için mest giymezdi.
Ayakların meshedilmesi mi, yıkanması mı daha faziletli olduğu konusunda ortaya
çıkan görüşlerin en mutedili bu görüştür. Bunu üstadımız (Ibn Teymiye)
söylemiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
3- Teyemmüm Konusundaki
Tutumu:
Ellerini sadece bir kere
toprağa vurur, onunla da hem yüzüne hem de ellerine teyemmüm ederdi. Ellerini
iki kere toprağa vurarak teyemmüm ettiğine dair sahih bir rivayet gelmediği
gibi, dirseklere kadar da teyemmüm ettiğine dair sahih hiçbir rivayet yoktur.
İmam Ahmed: "Kim teyemmüm dirseklere kadardır derse, bu söz onun
kendisinin ortaya attığı fazladan bir sözdür" demiştir,
Yine aynı şekilde ister
normal toprak, ister çorak, isterse kum olsun üzerinde namaz kıldığı (her
türlü) yeryüzü parçasıyla teyemmüm ederdi. Bir sahih hadiste Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dediği rivayet edilmektedir:
"Ümmetimden herhangi birine namaz vakti nerede erişirse erişsin, mescidi
de, temizleyicisi de yanındadır. Namaz vakti kime kumlukta erişirse, kumun,
onun için temizleyici olduğu hususunda bu hadis, açık bir nastır. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı Tebük seferi esnasında yol almak için
bu kumlukları aştılar. Yanlarında sulan oldukça azdı. Ama bununla birlikte
yanlarında ne toprak taşıdıkları, ne Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) böyle birşeyi emrettiği, ne de ashabından birinin bunu yaptığı
nakledilmektedir. Oysa kesindir ki çöllerde, toprağa oranla kum daha çoktur.
Hicaz arazisi ve diğer araziler de böyledir. Bunu iyi düşünen kimse kesin
olarak -Allah daha iyi bilir ya- Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kum ile teyemmüm ettiği sonucuna varır. Bu da cumhurun (alimler çoğunluğunun)
görüşüdür.
Teyemmümün yapılış şekli
hakkında: *'Teyemmüm yapacak kimse, sol elinin parmaklarının iç taraflarını sağ
elin dış yüzü üzerine kor, sonra dirseğe kadar yürütür, sonra da avuç içini
kolun iç kısmı üzerine döndürür; sol baş parmağını tıpkı müezzin gibi doğrultur,
sağ baş parmağına ulaşıncaya kadar bu şekilde tutar ve onun üzerine
kaplar" diye anlatılan bu şeyleri Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) yapmadığı, ashabından birine de öğretmediği, bu şekilde yapmayı
emretmediği ve hoş da karşılamadığı kesinlikle bilinen gerçeklerdendir. Onun
yapış şekli ve tarzı ortada! Münakaşayı halletmede başvurulacak makam, onun
yapış şeklidir.
Her namaz için teyemmüm
yaptığına ve bunu emrettiğine dair de sahih hiçbir hadis nakledilmemektedir.
Teyemmümü, abdestin yerini tutacak şekilde kısıtlamasız olarak serbest bıraktı.
Bu durum teyemmümün abdest hükmünde olmasını icab ettirir; ancak delilin aksini
icabettiren hususlar varsa onlar başka.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: