|
ZADU’L-MEAD |
ÜÇÜNCÜ KİTAP ADAB VE DUALAR |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
HZ. PEYGAMBER'İN
(S.A.) AKSIRMA KONUSUNDAKİ TUTUMLARI
1- Aksırma ve Esneme
2- Aksıranın
Elhamdülillah, Duyanın Yerhamukellah Demesi
3- Aksırmanın Faydalan
4- Aksırma adabı
5- Nezleden Ötürü
Aksırma
1- Aksırma ve Esneme:
Allah Rasulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur:
"Cenab-ı Hak aksırmaktan hoşlanır. Esnemekten ise hoşlanmaz. Sizden biri
aksınp da 'elhamdülillah' dediğinde, o hamdi işiten her müsülümana
"yerhamukellah' demesi bir vecibedir. Esnemeğe gelince, o ancak
şeytandandır. Bundan dolayı sizden biriniz esneyeceği zaman gücü yettiğince onu
engellemeye çalışsın. Çünkü sizden biriniz esnediğinde şeytan ona
güler."Hadisi, Buhari rivayet etmiştir.
2- Aksıranın
Elhamdülillah, Duyanın Yerhamukellah Demesi:
Buhari'nin Sahih'inde,
Allah Rasülü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir: *'Sizden biri aksırdığında 'elhamdülillah' desin. Kardeşi veya arkadaşı
da yerhamukellah' desin. Kardeşi ona 'yerhamukellah' dediğinde, o da:
'yehdikumullah ve yuslih balekum' desin."
Sahihayn'da Enes'ten
(r.a.) nakledildiğine göre: "Yanında iki kişi vardı ve aksırdılar.
Onlardan birine 'yerhamukellah* dedi, diğerine ise demedi. Demediği kişi: Filan
aksırdığında ona 'yerhamukellah' dedin, ben aksırdiğımda ise bana
'yerhamukellatı' demedin, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): Bu adam, elhamdülillah demişti, fakat sen demedin, dedi."
Sahih-i Müslim'de sabit
olduğuna göre şöyle buyurmuştur: "Sizden biri aksırdığında 'elhamdülillah'
derse, ona 'yerhamukellah' deyiniz. Şayet 'elhamdülillah* demezse,
'yerhamukellah' demeyiniz."
Sahih'de Ebu Hureyre'den
(r.a.) rivayet olunuyor: "Bir müslümanm diğeri müslüman üzerinde altı
hakkı vardır: Karşılaştığında selam vermen, seni davet ettiğinde icabet etmen,
senden öğüt istediğinde öğüt vermen, aksırıp hamdettiğinde 'yerhamukellah'
demen, hastalandığında ziyaret etmen, öldüğünde cenazesinin ardından gitmen."
Ebu Davud, sahih bir
isnadla rivayet ediyor: "Sizden biri aksırdığında 'elhamdülillahi ala
külli hal' desin. Kardeşi veya arkadaşı da yerhamukellah' desin. O da
'yehdikumullah ve yuslıh balekum' desin."
Tirmizi'nin rivayetine
göre; bir adam İbn Ömer'in (r.a.) yanında aksırdı ve: Elhamdülillah, selam
Allah Rasülü'ne, dedi. Bunun üzerine İbn Ömer (r.a.) dedi ki: Ben de;
elhamdülillah ve selam Allah RasühVnedir, diyorum. Yalnız Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize bunu bu şekilde öğretmedi. "Elhamdülillahi
ala külli hal" dememizi öğretti.
İmam Malik, Nafı'
yoluyla ibn Ömer'den (r.anhuma) şunu rivayet etmiştir: Aksırdığında, İbn Ömer'e
'yerhamukellah' denildi. O da: Allah bize de size de merhamet etsin. Bizi de
sizi de mağfiret etsin, dedi.
Bu hadisin zahirinden
anlaşılan şudur: "Yerhamukellah" demek, aksırdiktan sonra
"elhamdülillah" diyeni işiten herkese farz-ı ayın'dır. Duyanlardan
birisinin "yerhamukellah" demesi yeterli değildir. Bu görüş aümlerden
İbn Ebi Zeyd ve Ebu Bekr b. el-Arabi'nin tercih ettiği görüştür ki, buna aykırı
bir delil de yoktur.
Ebu Davud'un rivayetine
göre: "Bir adam*Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) huzurunda
aksırdı ve; esselamu aleykum, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
de: Selam senin ve annenin üzerine olsun, dedi ve: Sizden biri aksırdığında
'elhamdülillah' desin, buyurdu. Daha sonra bazı hamdedilecek şeyleri söyledi
ve: Aksıranın yanında olan da, ona 'yerhamukellah* aksıran da; bizi ve sizi
Allah mağfiret etsin, desin, buyurdu. "
Bu hadiste Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), selam veren adamın annesini de selamda
zikretmesinde ince bir nükte vardır. O da selamın, selam veren tarafından uygun
bir yerde verilmemiş olmasıdır. Nitekim annesinin selamda zikredilmesi de bunun
gibidir. Nasıl selamı yersiz olduysa, 'elhamdülillah* diyecek yerde selam
vermesi de yersizdir.
Daha ince bir nüktesi de
şöyledir: Annesini hatırlatması ve onunla selam vermesi, sanki annesine mensub
bir ümmi olup erkekler tarafından terbiye edilmemiş, sadece annesinin
terbiyesinde kalmış biri olduğunu hatırlatmış olmasıdır. Bu görüş,
"ümmi" tabiri hakkında yapılan izahlardan biridir. Annesine nisbet
edilmekle kalmış demektir.
"Ümmi
Peygamber" tabirine gelince, o da okuma yazma bilmeyen manasındadır.
Arkasında namaz sahih
olmayacak kişi hakkında kullanılan "ümmi" tabirinden ise; birçok
ilimlere vakıf olsa bile Fatiha'yı okuyamayan kişi kastedilmektedir.
Burada ümmi tabirinin
zikredilmesinin bir benzeri de, cahiliyye davasında bulunan kişiye babasının
çirkin yermin zikredilmesidir. Ona denir ki: "Babanın çirkin yerini
ısır!" İşte burada babasının çirkin yerinin zikredilmesi, cahiliyye
davasıyla kibirlenen kişiye, içinden çıkmış olduğu uzvu hatırlatmak, yerinde
bir hatırlatmadır, ki o da kendi babasının çirkin yeridir. Bu yüzden böyle bir
kişinin haddini tecavüz etmesi gerekmez.. Nitekim yukarıda anne tabirinin
zikredilmesi sadece anne terbiyesiyle kalmış olmasından dolayı en uygun bir
hatırlatma olmuştur. RasuluHah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) muradını en
doğru Allah (c.c.) bilir.
3- Aksırmanın Faydalan:
Kişinin beyninde biriken
ve şayet orada kalsalar ağır hastalıkların meydana gelmesine neden olacak
buharların aksırma suretiyle dışına çıkmasından ötürü aksıran kişi bir nimet ve
menfaat kazanmış olduğundan hem bu nimetten dolayı ve hem de vücut için yer
sarsıntısı gibi olan bu sarsıntının ardından organların düzelmesi ve uygun
şeklini muhafaza etmesinden dolayı o kişinin Allah'a hamdetmesi meşru
kılınmıştır. Bu sebeple "semmetehu" ve "şemmetehu" denilir
ki, bunların aynı anlama geldiği söylenümektedir. Bu görüş, Ebu Ubeyd ve başka
alimlerce ileri sürülmüştür. Ebu Ubeyd: "Hayır duada bulunan herkes,
müşemmit ve müsemmittir." diyor. Denilmiştir ki: "Semmete"
kelimesi aksıran kişinin iyi halde olması ve yeniden sükunet ve vakar haline
dönmesi için dua etmek anlamına gelir. Çünkü aksırma, organlarda bir hareket ve
şiddetli bir titreme meydana getirir. "Şemmete" kelimesi ise
Allah'ın, o kimseden, düşmanlarının gülmesine (maskarası olmasına) neden olan
hali gidermesi için dua etmek anlamınadır. Düşmanın sevineceği hali giderdiği
zaman "şemmetehu" denir. Nitekim devenin kenelerini giderdiği vakit
de "Karrade'l-baira = Devenin kenelerini ayıkladı" denir, Allah'a
itaat yolunda ayakları (kavaim) üzerinde sebat etmesi için dua etmek anlamına
gelir ki, kavaim anlamındaki "şevamif''ten alınmıştır da denmektedir.
Deniliyor ki: Bu teşmit,
aksıranı şeytanın haline güldürmek demektir. Çünkü aksırma nimetinden ve bu
aksırma sebebiyle elde ettiği Allah sevgisinden dolayı Allah'a hamdetmek
suretiyle şeytanı kızdırmıştır. Zira Allah onu sever. Kul, Allah'ı anıp O'na
hamdettiği vakit şeytan buna şu sebeplerden ötürü üzülür: 1) Allah'ın sevdiği
bizzat aksırmanın kendisi, 2) Aksıranın bundan dolayı Allah'a hamdetmesi, 3)
Müslümanların o kişiye rahmet duasında bulunması, 4) O kişinin de onlara
hidayet ve hallerinin ıslahı duasında bulunması. Bütün bunlar şeytanı
öfkelendirir ve onu mahzun eder. O halde mü'minin, düşmanının öfkesine, hüznüne
ve tasasına gülüp sevinmesi sözkonusudur ki o mü'mine rahmet duasında bulunma
ve onu sevindirme diye adlandırılmıştır. Çünkü bunun kapsamında düşmanının
başına gelene sevinme vardır. Bu ince bir manadır; şayet aksıran ve ona
"yerhamukellah" diyen (müşemmit) bunun farkında olursa her ikisi de
istifade eder ve aksırma nimetinin beden ve kalbe sağladığı fayda onların
gözünde büyür, aksırmayı Allah'ın niçin sevdiği sırrı ortaya çıkar. Zatının
cömertliği ve celalinin izzetinden ötürü gerektiği gibi layıkı olduğu hamd
yalnız Allah'a mahsustur.
4- Aksırma adabı:
Aksırma hususunda
Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tutumu, Ebu Davud ve Tirmizi'nin
Ebu Hureyre'den (r.a.) naklettikleri şu hadiste geçtiği gibidir: "Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aksırdıklarında mübarek elini veya
elbisesini, ağzı üzerine koyar, ve sesini azaltır veya onunla sesini
kısardı." Tirmizi; hadis sahihtir, demiştir.
Allah Rasulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) rivayet olunduğuna göre: ve aksırma
şeytandandır." buyurdular.
Yine Allah Rasulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) rivayet olunduğuna göre: "Muhakkak ki
Cenab-ı Hak, esneme ve aksırmada çok ses çıkarmaktan hoşlanmaz."
5- Nezleden Ötürü
Aksırma:
Rasulullah'tan
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahih olarak nakledildiğine göre: Huzurunda bir
adam aksırdığında ona, 'yerhamukellah' diye dua etti. Sonra bir kerre daha
aksırdı, bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Adam
nezlelidir, buyurdu." Bu, Müslim'in metni olup ikinci defasında böyle
söyledi. Fakat Tirmizi'nin, Seleme b. Ekva' kanalıyla yaptığı rivayette ise:
"Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) huzurunda ben de
bulunuyorken, bir adam aksırdığında, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Yerhamukellah' diye dua buyurdu. Sonra adam ikinci üçüncü kez aksırınca,
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): Bu adam nezlelidir, buyurdu."
şeklindedir. Tirmizi; hadis, hasen-sahihtir, demiştir.
Ebu Davud, Said b. Ebi
Said yoluyla Ebu Hureyre'den (r.a.) mevkuf olarak şunları nakletmiştir':
"Kardeşine üç kere; yerhamukellah, de. Üçten fazla aksırırsa (bil ki) o
nezlelidir."
Said'den yapılan diğer
bir rivayette şöyle söylediği nakledilmektedir: "Ben, Ebu Hureyre'nin bu
hadisi sadece merfu olarak rivayet ettiğini biliyorum." Ebu Davud der ki:
Ebu Nuaym bu hadisi Musa b. Kays - Muhammed b. Aclan - Said - Ebu Hureyre
(r.a.) senediyle Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nakletmiştir. Bu
hadisi merfu olarak rivayet eden Musa b. Kays, Hadramutlu, Kufeli olup
"Cennet Serçesi" lakabıyla tanınmaktadır. Yahya b. Main onun için;
sikadır, demiş; Ebu Hatim er-Razi ise, rivayetiyle delil getirmekte bir beis
yoktur, demiştir.
Ebu Davud, Ubeyd b.
Rifaa ez-Zuraki yoluyla Rasülullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu hadisi
nakletmiştir: "Aksıran kişiye, üçe kadar 'yerhamukellah' denir. (Bundan
sonra) ister dersin, istersen demezsin." Fakat bu hadiste iki illet
vardır. Birincisi, mürsel olmasıdır. Çünkü Ubeyd sahabi değildir. İkincisi,
senedinde Ebu Halid Yezid b. Abdurrahman ed-Dalani vardır ki, bu zat hakkında
ileri geri konuşulmuştur.
Bu konuda Ebu
Hureyre'den (r.a.) merfu olarak rivayet edilen bir başka hadis vardır:
"Sizden biri aksırdığında, yanında oturan kişi; yerhamukellah, desin. Eğer
üçten fazla aksırırsa, bilsin ki, o aksıran nezlelidir. Üçten fazlası için 'yerhamukellah'
demesin." Bu hadis, Ebu Davud'un, hakkında: "Ebu Nuaym, Musa b.
Kays'tan, o da Muhammed b. Aclan'dan, o da Said'den, o da Ebu Hureyre'den
(r.a.) rivayet etti." dediği hadistir. Bu (isnadı) hasen bir hadistir.
Soru: Şayet aksırma
nezleden meydana gelmişse bu kişi, hasta olmayandan, duaya daha layık değil
midir?
Cevap: Hastaya, iç ve
dış hastalığı bulunan kimseye, acılar içinde kıvranan hastaya dua edildiği gibi
ona da dua edilir.
Cenab-ı Hakk'ın sevmiş olduğu
sünnet olan aksırmaya gelince, o bir nimet olup, bedenin hafifliğine ve
tıkanmış buharların vücuttan bu yolla rahat bir şekilde dışarı atıldığına
delalet eder. Ve bu manada aksırma, üç kere ile tamamlanır. Daha ziyade olması
halinde aksıran için Allah'tan (c.c.) afiyet ve şifa istenir.
Allah Rasulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Adam nezlelidir" sözü, ona afiyet ve
şifa için dua edilmesi gerektiğine delalet etmektedir. Çünkü nezle bir
hastalıktır.
Rasulullah'ın bu
ifadesinden, üçüncü aksırmadan sonra "yerhamukellah" demeyen kişinin
mazur olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu ifadede, aksıranın, hasta olduğunun
farkına varmasına ve tedavisini geciktirmemesine bir işaret bulunmaktadır. Aksi
halde hastalığın tedavisi güçleşir. Hiç şüphesiz, Hz. Peygamber'in (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) herbir sözünde bir hikmet ve rahmet, bir ilim ve hidayet
bulunmaktadır.
Alimler iki mevzuda
ihtilaf ettiler:
Birincisi: Aksıran kişi,
Allah'a hamdettiğinde, hazır bulunanlardan bazısı duyup diğerleri duymazsa,
duymayan kişiye 'yerhamukellah' demek sünnet midir? Bu hususta iki görüş
vardır. Tercih edilen görüşe göre; duymayan kişi, aksıranın hamdettiğini
anladığı anda 'yerhamukellah' der. Çünkü maksat, yerhamukellah diyenin hamdi
işitmesi değil, hamdın bizzat kendisidir. Hamdettiğini anladığı anda,
'yerhamukellah' demek ona hemen vacip olur. Nitekim yerhamukellah diyen kişi
dilsiz sağır olsa ve aksıranın hamd kelimesini telaffuz ettiğini onun
dudaklarının hareketinden anlasa, teşmit ona vacip olur. Çünkü Hz. Peygamber
.(Sallallahu aleyhi ve Sellem): Şayet hamdederse, ona 'yerhamukellah' deyiniz,
buyurmuştur. Doğru olan da budur.
İkincisi: Aksıran şahıs
hamdetmezse, yanında bulunan kişinin, aksırana hamdetmesi gerektiğini
hatırlatması müstehap olur mu? İbnu'l-Arabi: Hatırlatmaz. Onun böyle yapması
cehaletini gösterir, demiştir. Nevevi der ki: Bu şekilde düşünen hata etmiştir.
Bilakis hamdetmesini hatırlatması gerekir ki, bu görüş aynı zamanda İbrahim
en-Nehai tarafından da rivayet edilmiştir. Nevevi der ki: Bu, bir nasihat, emr-i
bil ma'ruf, iyilik ve takvada yardımlaşma kabilindendir.
Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bilinen açık tatbikatı İbnu'l Arabi'nin görüşünü
kuvvetlendirmektedir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
aksırdıktan sonra hamdetmeyen kişiye, ne "yerhamukellah" demiş ne de
hamdetmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu, onun için bir tazir cezasıdır. Kendi
nefsini hamdetme bereketinden mahrum bırakması sebebiyle, onu dua bereketinden
de mahrum bırakmadır. Çünkü o, Allah'a hamdetmeyi unutmuş, mü'minlerin kalbleri
ve dillerinin de ona "yerhamukellah" demesine ve dua etmesine mani
olmuştur. Şayet unutan kişiye, anında bunu hatırlatma sünnet olsaydı, elbette
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu yapmaya, Öğretmeye, bu konuda
yardım yapmayadahalayıkolurdu.
Allah Rasulü'nden
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahih olarak rivayet edildiğine göre: Yahudiler
Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) huzurunda, kendilerine
'yerhamukellah* demesini ümit ederek aksırırlardı. Rasulullah da onlara:
"Allah size hidayet etsin. Aklınızı, kalbinizi doğrultsun.'* buyururdu.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
HZ. PEYGAMBER'İN
(S.A.) YOLCULUK ADABI