|
ZADU’L-MEAD |
DÖRDÜNCÜ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
CİHADIN FARZ KILINMASI
ÜZERİNE HZ. PEYGAMBER'İN (S.A.) İNSANLARA KARŞI TUTUMLARI
1- Kafirlere ve
Münafıklara Karşı Tutumları:
Allah Teala'nın, Hz. Peygamber'e
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahyettiği ilk emri, "Yaratan Rabbinin
adıyla oku!" emriydi. Bu, peygamberliğinin başlangıcındaydi. Allah Teala,
kendi kendisine okumasını emretmişti; o zaman henüz tebliğ etmesini
emretmemişti. Sonra "Ya eyyuhe'l-müddessir = Ey örtüye bürünen! Kalk da
uyar."[Müddessir, 1-2] ayeti inmiştir. Allah Teala, O'nu "Oku!"
emriyle nebi, "Ya eyyuhe'l-müddessir" ayetiyle de rasul tayin
etmiştir. Bundan sonra yakın akrabalarını uyarmasını, sonra kavmini, sonra
civarlarındaki Arapları, sonra da bütün Arapları, en sonunda da bütün insanları
uyarmasını emretmiştir. Peygamber oluşundan sonra on küsur sene savaşmaksızın
ve cizye almaksızın İslam'a çağırma görevini yerine getirmiştir. Kendisine bu
süre içinde; (kafirlerin yaptıklarına) aldırmaması, sabretmesi ve affetmesi
emrediliyordu.
Sonra hicret etmesine ve
savaşmasına izin verildi. Daha sonra da Allah Teala, kendisine savaş açanlarla
savaşmasını ve kendisinden uzak durup savaşmayanlara ilişmemesini emretti.
Nihayet, din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar müşriklerle savaşması emredildi.
Cihad emrinden sonra, O'na göre kafirler üç gruba ayrılmış oldu:
1- Barış ve ateşkes
yapılanlar,
2- Savaşılanlar,
3- Zimmiler.
Anlaşma ve banş
yapılanlara karşı anlaşma müddetini tamamlaması ve sadık kaldıkları sürece
anlaşmaya bağlı kalması; ihanet etmelerinden korkarsa, onlara karşı
anlaşmalarını bozması, ancak anlaşmayı bozduğunu karşı tarafa bildirinceye
kadar onlarla savaşmaması emredildi. Bu arada anlaşmasını bozanlarla savaşması
da ayrıca emrolundu.
Berae (Tevbe) suresi,
işte bütün bu hallerin hükmünü açıklamak için indi. Bu surede Allah ehl-i
kitabtan olan düşmanlarla, cizye vermelerine ya da İslam'a girmelerine kadar
savaşmasını; kafirlerle ve münafıklarla cihad etmesini, bunlara sert ve şiddetli
davranmasını emretti. O da kafirlere karşı kılıç ve mızrakla, münafıklara karşı
da delille ve dille cihad etti.
Adı geçen surede,
kafirlerle yaptığı anlaşmalara uyması ve (gerekirse) onlara karşı anlaşmalarını
bozması emredildi. Yine Allah burada, anlaşma yapılanları da üçe ayırdı:
1- Savaşilmasmı
emrettikleri. Bunlar, anlaşmalarım bozup anlaşma doğrultusunda hareket
etmeyenlerdir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlarla savaştı ve
onlara galip geldi.
2- Süre tayin edilmiş
bir anlaşma yapıldıktan sonra anlaşmayı bozup da O'nun düşmanlanna yardım
etmeyenler. Allah Teala, Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlar
için anlaşma süresini tamamlamasını emretmiştir.
3- Aralarında herhangi
bir anlaşma olmayan ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
savaşmayanlar veya mutlak bir anlaşmaya sahip olanlar. Allah Teala Rasulü'ne
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlara dört ay süre tanımasını emir buyurmuştur.
Bu dört haram ay çıkınca onlarla savaşmıştır. Bu dört ay, Allah Teala'nın şu
ayet-i kerimesinde sözettiği aylardır: "Yeryüzünde dört ay daha
dolaşm."[Tevbe, 2] Bu dört ay ise, şu ayette geçen haram aylardır: ('Haram
aylar çıktığında, müşriklerle savaşınız."[Tevbe, 5] Burada sözü edilen haram
aylar, tesyir aylandır.
Başlangıcı Allah
Rasülü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara tebliğ günü olup o da
Zilhicce'nin onuncu günüdür, ki bu konunun insanlara tebliğ edildiği en büyük
hac günüdür. Sonu da Rabiulahir'in onuncu günüdür. Bu aylar, şu ayette sözü
edilen dört ay değildir: "Allah'a göre ayların sayısı, gökleri ve yeri
yarattığı günde takdir ettiği gibi on ikidir. Bunlardan dördü haram
aylardır."[Tevbe, 36] Sözkonusu dört aydan biri tek olarak, üçü birbirinin
peşisıra gelir: Recep, Zilkade, Zilhicce, Muharrem. Müşrikler bu dört ayda
gezip dolaşamadılar, çünkü mümkün değildi. Zira bu dört ay peşpeşe gelmiyordu.
Allah Teala, onlara ancak dört ay süre tanıdı ve peşinden bu ayların çıkışından
sonra Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müşriklerle savaşmasını emretti.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da anlaşmasını bozanla savaştı,
anlaşması olmayana veya dört aylık mutlak (şartsız) anlaşması olana süre verdi
ve anlaşmasına bağlı kalanların anlaşma süresini tamamlamasını emretti. İşte
bunların tamamı müslüman oldu; tanınan süreye kadar küfürleri üzere kalmadılar.
Zimmilere de cizye koydu.
Berae (Tevbe) suresinin
inişinden sonra artık kafirler O'nun nazannda, şu üçünden biri olarak
kesinleşmiş oldu:
1- O'nunla savaşanlar,
2- Barış yapılanlar,
3- Zimmiler.
Sonra, anlaşma ve banş
yapılanlar İslam'a döndü ve onlar da ik: oldular:
1- Savaşanlar,
2- Zimmiler.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile savaşanlar O'ndan (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
korkuyorlardı
Böylece Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) açısından dünyada yaşayanlar üçe mış oluyordu:
1- Kendisine inanan
müslümanlar,
2- Kendisiyle anlaşıp,
eman sahibi olanlar,
3- Kendisinden korkup
savaşanlar.
Münafıklara karşı tutumu
ise şöyleydi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), münafıkların dışa
vurduklarını ve açıkladıklarını kabul etmekle, gizlediklerini ve sırlarını
Allah'a havale etmekle, onlarla ilim ve delille cihad etmekle emrolundu. Allah
Teala, Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem), onlardan yüz çevirmesini ve
onlara karşı sert davranmasını, kendilerine güzel ve fasih ifadelerle tebliğde
bulunmasını emretti; onların cenaze namazlarını kılmasını, kabirleri başında
durmasını yasakladı. Ve Allah Teala, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
münafıklar için istiğfar etse de kendisinin onları affetmeyeceğini haber verdi.
İşte, düşmanı olan kafir ve münafıklara karşı Allah Rasulü'nün (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tutumu bu idi.
2- Mü'minlere Karşı
Tutumları:
Dostlarına ve kendi
grubuna ilişkin tutumuna gelince; Allah (c.c), Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), gece gündüz Rabblerine dua edip cemalini (rızasını) isteyenlere
kendisini adamasını ve gözlerini onlardan ayırmamasını emretti. Yine onları
bağışlamasını, onlar için istiğfarda bulunmasını, her işte onlarla istişare
etmesini ve onların cenaze namazlarını kılmasını emretti.
isyan edip emrini yerine
getirmekten geri duranlardan, onlar tevbe edip itaat altına girinceye kadar
ayrı kalmasını, onlara küs durmasını emretti. Nitekim (savaşa çıkılacağı sırada
emrini dinlemeyip) geri kalanlara darılmış, onlardan uzak durmuştu.
Had gerektiren birşey
yapana hadleri uygulamasını; ve bu hususta soyluların ve sıradan insanların
O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında eşit olmasını emretti.
Düşmanları olan insan
şeytanlarını en güzel metodla savuşturmasını ve kendisine kötülük yapanın
kötülüğüne iyilikle karşılık vermesini, cahilliğine hilmle (yumuşaklıkla),
zulmüne affetmekle, alakasını kesene bağlantı ve ilişki kurmakla karşılık
vermesini emir buyurdu. Allah (c.c), Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şayet böyle yaparsa, düşmanının candan ve sıcak bir dosta dönüşeceğini de haber
verdi.
Düşmanları olan
şeytanlarını da, onlardan Allah'a (c.c.) sığınmak suretiyle savuşturmasını
emretti. Bu iki emri Kur'an'da üç yerde, A'raf, Mü'minun ve Fussilet
surelerinde topladı. A'raf suresinde: "Sen af volunu tut. basışla!
Ma'rufu emret ve
cahillerden yüz çevir (onlara aldırış etme). Şeytan seni dürtecek olursa
Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, işiticidir, bilicidir."[A'raf, 199-200]
buyurdu. Burada Allah (c.c), Rasulü'ne cahillerin şerrinden, onlardan yüz
çevirerek; şeytanın şerrinden de ondan Allah'a sığınarak korunmasını emretmiş
ve güzel ahlakın ve huyların hepsini bu ayette toplamıştır. Zira devlet
başkanının tebaasına karşı üç tavrı vardır: 1) Elbette O'nun (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) tebaası üzerinde, tebaasının mutlaka yerine getirmesi gereken bir
hakkı, 2) Tebaasına karşı bir emir yetkisi vardır. 3) Tebaasının, onun bu hakkında
aşırılığa ve düşmanlığa düşmeleri kaçınılmazdır. Tebaası üzerindeki hakkından,
onların itaat edebilecekleri, kendilerine hafif gelecek, kolaylarına gidecek ve
güç gelmeyecek olanım tercihle emrolundu. Bu onun sarf etmekle onlara herhangi
bir zarar ve güçlük vermeyecek olan "afv"dir. Ayrıca Rasulullah
tebaasına örfü emretmekle emrolundu. Örf, selim akılların ve doğru fıtratın
(yaratılışın) tanıyıp güzelliğini ve yararını kabul ettiği ma'ru'f olan şeydir.
Bunu emrettiğinde; sertlikle ve kabalıkla değil, iyilikle emrederdi. Yine Allah
Teala, Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların içerisindeki
cahillerin cahilliğine, misliyle değil, yüz çevirmek suretiyle karşılık
vermesini emretmiştir ki böylece onların şerrinden korunmuş olurdu.
Mü'minun suresinde Allah
Teala şöyle buyuruyor: "De ki: Rabbim! Onların tehdid olundukları şeyi
bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma ya
Rabbi!
Biz onlara vadettiğimizi
sana elbette gösterebiliriz. Sen kötülüğü en iyisi ile (en iyi bir biçimde)
savuştur. Onların nitelendirdikleri şeyleri Biz daha iyi biliriz. De ki:
Rabbim; şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım. Rabbim; yanımda
bulunmalarından da Sana sığınırım."[Mü'minun, 93-97]
Fussilet suresinde ise
şöyle buyurmuştur: "İyilik ve kötülük bir değildir. Sen fenalığı en güzel
şekilde savuştur (karşıla). O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin
yakın bir dost gibi olduğunu görürsün. Bu ancak sabredenlere vergidir; bu ancak
o büyük hazzı tadanlara vergidir. Şayet şeytan seni dürtecek olursa Allah'a
sığın! Doğrusu O işitendir, bilendir"[Fussilet. 34]
işte Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bütün yeryüzünde yaşayanlara karşı; insanlara,
cinlere, mü'minlere ve kafirlere karşı tutumları böyle idi.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: