|
ZADU’L-MEAD |
DÖRDÜNCÜ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
H) HABAT SERİYYESİ
1- Ebu Ubeyde'nin Deniz
Sahiline Gönderilmesi:
Bu seriyyede komutan,
Ebu Ubeyde b. Cerrah idi. Hafız Ebu'l-Feth Muhammed İbn Seyyidinnas, Uyunu'l-Eser
adlı kitabında bize bu seferin hicri 8. yılın Recep ayında yapılmış olduğunu
haber veriyor ki bu bence bir yanlışlıktır. Nitekim bunu inşaallahu teala
aşağıda anlatacağız:
Bazıları derler ki:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu Ubeyde b. Cerrah'i, aralarında
Ömer b. Hattab'ın da bulunduğu Muhacir ve Ensar'dan üç yüz kişinin başında,
Cüheynelilerden bir küçük kabilenin yaşadığı deniz sahiline yakın bir yerdeki
Kıbliyye'ye gönderdi. Orası ile Medine arası beş günlük mesafedir. Yolda başlarına
büyük bir açlık felaketi geldi ve selem ağacı yaprakları ( = habat) yediler.
Büyük bir balık karaya vurmuştu onu yediler. Sonra geri döndüler. Düşmanla
karşılaşmadılar.
Bu anlatım söz götürür.
Çünkü Sahihayn'daki hadiste Cabir'in şöyle dediği rivayet olunmaktadır:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) üç yüz kişilik bir süvari birliği ile bizi sefere gönderdi.
Komutanımız Ebu Ubeyde b. Cerrah idi. Kureyş'in kervanını gözetlemek için
gidiyorduk. Başımıza büyük bir açlık felaketi geldi de habat (denilen selem
ağacı cinsinden dikenli bir ağacın yapraklarını) yedik. Bu yüzden bu sefere
Ceyşü'l-Habat (Yaprak Askerleri) denildi. Bunun üzerine bir adam (Kays b. Sa'd
b. Ubade) üç deve kesti. Sonra üç deve daha kesti. Arkasından üç deve daha
kesti. Daha sonra Ebu Ubeyde, onu bundan alıkoydu. Derken deniz, bizim için
sahile anber denilen bir balık atıverdi. Biz bunun etini yarim ay (on beş gün)
yedik. Balığın yağıyla yağlandık ve nihayet vücutlarımız semizleşti, gücümüz
yerine geldi. Ebu Ubeyde balığın kaburga kemiklerinden ikisini alıp (diktirdi).
Askerler arasındaki en uzun boylu kimseyi ve en yüksek deveyi aradı. Adamı
devenin üzerine bindirerek kemiklerin altından geçirdi. Balığın etinden yol
için pastırma hazırladık. Medine'ye döndüğümüzde Rasulullah'a gelip bu olayı
anlattık. Buyurdu ki: "O, Allah'ın sizler için denizden çıkardığı bir
rızıktır. Yanınızda o etten bir parça varsa bize de yediriniz, olmaz mı?"
Rasulullah'a bir parça gönderdik de onu yedi.
Ben derim ki: İşte bütün
bunlar bu gazanın, barıştan ve Hudeybiye umresinden önce yapıldığını gösterir.
Çünkü Mekkeliler'le Hudeybiye'de sulh anlaşması yapıldığı andan itibaren
onların kervanını gözetlemek mümkün olamazdı. Fetihe kadar devam eden güvenlik
ve barış zamanı idi. Habat seriyyesinin, biri barıştan önce, biri de barıştan
sonra olmak üzere iki kere yapılmış olması ise uzak bir ihtimaldir. En iyi
bilen Allah'dır.
2- Bu Olaydaki Fıkhı
Hükümler:
1- Şayet seferin Recep
ayında yapıldığı yolunda verilen tarih doğruysa haram ayda savaşmak caizdir.
Allah daha iyi bilir ya, görünen o ki, bu doğru olmayıp bir yanılgıdır. Hz.
Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haram ayda savaşa çıktığı, baskın
yaptığı ve seriyye gönderdiği bilinmemektedir. Müşrikler, Ala b. Hadrami
olayında müslümanlan Recep ayı başında savaşmak konusunda ayıplamışlar ve:
"Muhammed haram ayı helal yaptı." demişlerdi. Bunun üzerine Allah
Teala şu ayeti indirdi: "Sana haram ayda savaş yapmayı soruyorlar. De ki:
O ayda savaşmak büyük bir günahtır."[Bakara, 217] Bu ayetin, kendisine
göre hareket edilmesi vacip olan bir nas tarafından neshedildiği sabit
değildir. Ümmet de bunun neshedildiğinde icma etmemiştir. Haram aylarda savaş
yapmanın haramlığı konusunda: "Haram aylan çıkınca, müşrikleri nerede
bulursanız öldürün..."[Tevbe, 5] ayeti delil gösterilmişse de bu ayet bir
delil teşkil etmez. Çünkü bu ayette zikri geçen "haram aylar"; Allah
Teala'nın müşriklere yeryüzünde emniyet içerisinde gezip dolaşmak üzere mühlet
verdiği "dört tesyir ayı"dır. Bu ayların başlangıcı Zilhicce'nin
onuncu günü olan büyük hac günü, sonu ise Rabiulahir'in onuncu günüdür. İşte
pek çok sebepten ötürü ayet hakkında doğru olan yorum tarzı budur; o sebeplerin
sıralanacağı yer de burası değildir.
2- Aç kalındığı zaman
ağaç yapraklarını yemek caizdir. Yeşil otlar da bunun gibidir.
3- Düşmanla
karşılaştıklarında ihtiyaç duyacakları endişesinden dolayı -her ne kadar muhtaç
olsalar da- devlet başkanı veya ordu komutanının gazilere, binek hayvanlarını
kesmelerini yasaklaması caizdir. Onlar yasakladıkları zaman gazilerin bu yasağa
itaat etmeleri gereklidir.
4- Deniz hayvanı
ölüsünün yenilmesi caizdir; Allah Teala'nın "Ölü eti ve kan size haram
kılınmıştır."[Maide, 3] ayetinin hükmüne dahil değildir. Allah Teala şöyle
buyurmuştur: "Bir geçimlik olmak üzere deniz avı ve yiyeceği size helal
kılındı..."[Maide, 96] Hz. Ebu Bekir Sıddik, Abdullah b. Abbas ile
sahabeden bir grubun; deniz avını denizden avlanılan avdır, deniz yiyeceğini de
denizde ölen hayvandır, diye tefsir ettikleri sahih olarak rivayet edilmiştir.
Yine Sünen'de Abdullah İbn Ömer'den merfu ve mevkuf olarak şu rivayet yer
almaktadır: "Bize iki ölü ile iki kan helal kılındı. İki ölü, balık ve
çekirge; iki kan ise ciğer ve dalak kanıdır." Hadis, hasendir. Bu mevkuf
hadis, merfu hükmündedir. Çünkü sahabinin "Bize helal kılındı..."
veya "haram kılındı..." demesi, Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) helal kılmasına veya haram kılmasına dayanır.
İtiraz: Sahabiler bu
olayda zorunlu kalmışlardı. Bu yüzden onu yemeyi düşündüklerinde: "O
leştir, ölü hayvan etidir." dediler. "Biz, Allah Resulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) elçileriyiz ve darda kalmış bulunuyoruz."
dediler ve sonra yediler. İşte bu, şayet o etten uzak kalmaları mümkün olsaydı
yemeyeceklerine bir delildir.
Cevap: Şüphe yok ki
onlar darda kalmışlardı. Fakat Allah Teala onlara en temiz ve en helalinden bir
rızik hazırladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), döndüklerinde
onlara şöyle buyurmuştu: "Onun etinden yanınızda bir parça kaldı
mı?" Sahabiler;
"Evet" dediklerinde, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de o
etten yedi; sonra şöyle buyurdu: "Bu, şüphesiz Allah Teala'nın sizin için
gönderdiği tyr nzıktır." Şayet bu et darda kalanların rızkı olsaydı,
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zorunlu olmadığı o vakitte ondan yemezdi.
Sonra şu da var; şayet bu etten yemeleri zaruretten dolayı olsaydı; sahabilerin
onun yağıyla yağlanmaları, elbiselerini ve vücutlarını murdar kılmaları nasıl
caiz olurdu?! Hem fakihlerın birçoğu doyuncaya kadar ölü hayvan eti yemeyi caiz
saymazlar; ancak ölmeyecek kadar yemeyi caiz görürler. Halbuki seriyyeye
katılanlar, güç ve kuvvetleri yerine gelip vücutları semirecek kadar ondan
yemişlerdi, yol için azık da hazırlamışlardı.
Şayet denilirse ki:
Bahsi geçen olay, bu hayvan deniz içerisinde ölmüş ve deniz onu, ölü iken
sahile atmış olsaydı ancak o zaman sizin için bu konuda bir delil olabilirdi.
Malumdur ki böyle bir ihtimal mümkün olduğu gibi, balık diri iken denizin
çekilmesi sonra da sudan ayrı kaldığından ötürü ölmüş olması ihtimali de
mümkündür. Bu ise hem balığın boğazlanması hem de deniz hayvanının boğazlanması
demektir. Bu ihtimali ortadan kaldırmak hiçbir şekilde mümkün değildir. Nasıl
olabilir ki! Zira hadisin bazı rivayetlerinde şöyle geçmektedir: "Deniz,
bir tepeciğin üzerinden çekildiği gibi balıktan çekildi."
Cevap: Bu uzak bir
ihtimal olmakla beraber hemen hemen harikulade bir olay şeklinde meydana
gelebilir. Çünkü böyle bir hayvan diri olduğu zaman deniz kıyısında değil
denizin ortasında ve dalgalar arasında bulunur, oradan ayrılıp karaya
yaklaşmaz. Hem bu ihtimal de meseleyi çözmeye kafi gelmemektedir. Zira bir
hayvanın ölüm sebebi hakkında acaba bu sebep hayvanı mubah kılan bir sebep
midir, yoksa mubah kılmayan bir sebep midir diye şüpheye düşülse bu hayvan
helal olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), okla
vurulduktan sonra su içerisinde bulunan av hayvanı hakkında: "Eğer su
içerisinde boğulmuş olarak bulursan onu yeme. Çünkü sen, onu su mu yoksa
attığın ok mu öldürdü, bilemezsin." buyurmuştur. Şu halde, deniz hayvanı
denizde öldüğünde haram olsaydı mubah olmazdı. Bu konuda ilim adamları arasında
bir ihtilaf bilinmemektedir.
Öte yandan bu naslar
mubah kabul edenleri destekler mahiyette olmasaydı bile sahih bir kıyas onları
desteklerdi. Şöyle ki: Ölü hayvan eti, bünyesinde suları, artıkları ve pis kanı
toplamış olması sebebiyle haram kılınmıştır. Boğazlama, bu kanı ve artıkları
giderdiği içindir ki hayvanın helal olmasına sebep teşkil eder. Yoksa ölüm,
haram klima sebebi değildir. Çünkü başka şeylerle olduğu gibi, boğazlamayla da
meydana gelmektedir. Eğer boğazlamanın hayvanda gidereceği kan ve artıklar
mevcut değilse sırf ölümden dolayi hayvan haram olmaz. Ve ayrıca çekirgede
olduğu gibi helal olması için boğazlama da şart değildir. Bu yüzden; sinek, arı
ve benzerleri gibi akıcı kana sahip olmayan hayvanlar ölüm sebebiyle murdar
olmazlar. İşte balık da bu sınıftandır Zira balık öldüğü zaman bünyesinde kan
ve artık barındıran bir hayvan olsaydı, boğazlama dışındaki bir ölümle helal
olmazdı; ve balığın suyun içerisinde ölmesiyle dışında ölmesi arasında bir fark
bulunmazdı. Çünkü malumdur ki, balığın karada ölmesi, denizde öldüğü zaman
haram olacağı görüşünü savunanlara göre haramlığını gerektiren bu artıkları
gidermemektedir. Şayet bu konuda naslar mevcut olmasaydı, bu kıyas gerçekten
yeterli olurdu. En iyi bilen Allah'tır.
5- Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yaşadığı dönemde meydana gelen olaylarda, ictihad
yapmak caizdir ve kendisi bunu kabu! etmiştir. Fakat bu durum, içtihada mecbur
kalındığı zamanda ve nassa müracaat mümkün olmadığı hallerde olabilir. Nitekim
Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.) Rasülullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) huzurunda bir kısım olaylar hakkında ictihadda bulunmuşlar ve
görüşlerini açıklamışlardır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onların bu davranışlarım kabullenmiştir. Fakat bu ictihadlar ancak muayyen ve
cüz'i bir kısım hükümlerde olmuş; umumi hükümlerde ve şeriatın genel
prensiplerinde olmamıştır. Zira Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
huzurunda hiçbir sahabi kesinlikle böyle bir davranışta bulunmamıştır.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: