ZADU’L-MEAD

BEŞİNCİ KİTAP TIBBU'N-NEBİ PEYGAMBER'İN (S.A.)

Sağlık Konusundaki Tutum Ve Öğütleri

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

B) HZ. PEYGAMBER'İN (S.A.) BESLENME REJİMİ

 

1- Besinler:

 

Yemek ve içecek konusunda, belirli birini seçip, başkasını kullanmamak Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adeti değildi. Çünkü bu tabiata gerçekten zarar verir, hatta bazan imkansızdır. Başkasını kullanmazsa, zayıflar veya yok olur. Başkasını kullanırsa, tabiat onu kabul etmez ve ondan zarar görür. En güzel gıda olsa bile, sürekli belli birini kullanmak tehlikeli ve zararlıdır.

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kendi bölge halkının adeti üzere, et, meyve, ekmek, hurma vb. zikrettiğimiz diğer yiyecekleri yerdi. Bu konuyu ilgili yerinde görebilirsin.

 

İki yiyeceğin birinde kırma ve değiştirmeyi gerektirecek bir durum varsa, mümkünse onu zıddıyla kırar ve değiştirirdi; olgun taze hurmaları karpuzla değiştirmesi gibi. Buna im£an bulamazsa, ihtiyaç ve içinden gelen arzuya göre aşırı gidip vücudun zarar görmeyeceği şekilde yerdi.

 

İçi bir şeyi arzulamıyorsa onu yemez, isteksizce yemek için nefsine işkence çektirmezdi. Bu, sağlığın korunması konusunda Önemli bir prensiptir. İnsan içinin çekmediği ve iştahsızca bir şeyi yerse, zararı yararından çok olur. Ebu Hureyre şöyle diyor: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hiçbir yemeğin kusurunu görmedi. Canı çekerse onu yer, aksi halde bırakır ve yemezdi." Kendisine keler kızartması sunulunca onu yemedi. "Yoksa haram mı?" denilince: "Hayır, kavmimin yaşadığı topraklarda yoktur, kendimi ondan hoşlanmaz görüyorum." buyurdu/2' Geleneğe ve kendi isteğine uygun hareket etti. Kendi bölgesinde yenilmesi adet değilse ve canı da çekmiyorsa, bunu yemedi, ama canı çekeni ve adet olanı da yemekten alıkoymadı.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eti severdi. En sevdiği, ön ayak ve boyunun ön kısmı idi. Bunun için de bu kısımlarla zehirlenmeye teşebbüs edildi. Sahihayn'da Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) et getirildiği ve ön ayakların verildiği, bu kısmı sevdiği rivayet edilir.

 

Ebu Ubeyde ve başkaları, Dubaa bt. ez-Zübeyr'in evinde koyun kestiğini rivayet eder. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kestiğiniz koyundan bize de tattırınız." diye haber gönderdi. Elçiye şöyle dedi: "Sadece boyun kısmı kaldı. Ben de bunu Rasulullah'a göndermeye haya ediyorum." Elçi dönüp durumu Rasulullah'a haber verdi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ona git ve bu kısmın koyunun kılavuzu ve iyiye en yakın, eziyetten en uzak kısmı olduğunu bildir. "

 

Şüphesiz koyunun en hafif yeri boyun, ön ayak ve kas etleridir. Mideye hafif, çabuk sindirilebilirler. Bunda, üç niteliği bulunan gıdaları yemeye dikkat etmek gerektiği yer alır: 1) Yararının çokluğu ve bedeni kuvvetlere etkililiği. 2) Mideye hafif gelişi ve ağır olmayışı. 3) Çabuk sindirilebilirliği. Bu, gıdanın en üstünüdür. Böyİe gıdaların azını almak, başkasının çoğunu almaktan daha yararlıdır.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tatlı ve balı severdi. Bu üçü, yani et, tatlı ve bal; beden, ciğer ve organlar için en üstün ve yararlı gıdalardandır. Onlarla beslenmekte sağlık ve kuvvetin korunması'açısından büyük yarar vardır. Bunlardan sadede hastalık ve afeti olanlar nefret eder.

 

Ekmeği, katık bulduğu sürece katıkla yerdi. Bazan katık olarak eti kullanırdı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "O, dünya ve ahiret halkının en üstün yiyeceğidir." Bunu İbn Mace ve başkaları rivayet etmiştir. Rasulullah ekmeğe katık olarak bazan karpuz ve hurmayı da kullanırdı. Bir defasında arpa ekmeği parçasının üstüne bir hurma konulmuştu. Şöyİe buyurdu: "Bu, bunun katığıdır." İşte bunda, gıda maddelerinin düzenlenmesi yer alır. Arpa ekmeği soğuk ve kurudur, iki görüşün sahih olanına göre hurma sıcak ve yaştır. Arpa ekmeğine hurmanın katık yapılması, özellikle -Medine halkı gibi- alışkanlığı olanlar için en güzel düzenleme yollarından biridir. Bazan, da ekmeğe katık olarak sirkeyi kullanırdı. Şöyle buyurur: "Sirke ne güzel katıktır." Bu, bazı cahillerin sandığı gibi, onu başkasından üstün kabul etmek değil, şu andaki durumun gereğine, göre onu övmek için söylenmiştir. Hadisin söylenme sebebi şudur: Bir gün Rasulullah eve gitti. Kendisine ekmek sundular. "Katık olarak bir şey yok mu?" diye sorunca, "Sadece sirkem var." dediler. Bunun üzerine: "Sirke ne güzel katıktır." buyurdu.

 

Kısacası; sadece biriyle yetinmenin aksine, ekmeği katıkla yemek sağlığı koruma yollarından biridir. "Katık", ekmeği yenir ve sağlığı korumaya uygun hale getirmesi dolayısıyla böyle isimlendirilmiştir. Nitekim Rasulullah'ın, nişanlanacak kişiye müstakbel eşine bakma iznini verdiği: "Bu, İkisi arasında kaynaşma olmasına daha uygundur." hadisinde "kaynaşma" ifadesi bu anlamda olmak üzere "uyum ve kabule daha yakındır" karşılığında kullanılmıştır. Çünkü koca gözünü açıp, ileride pişman olmaz.

 

Kendi bölgesinin meyvasından yer, onları yemezlik etmezdi. Bu da sağlığı korumanın en önemli yollarındandır. Çünkü yüce Allah hikmetiyle, her bölgeye çıktıkları vakit o bölge halkının yararlanacağı meyvalar yaratmıştır. Bu meyvalan yemekle, sağlık ve afiyetlerini korurlar, bir çok ilaca gerek kalmaz. Sağlığa zararlıdır endişesiyle bölgesindeki meyvayı yemeyenler, vücudu en zayıf, sağlık ve kuvvetten en uzak kişilerdir.

 

Bu meyvalardaki rutubet, mevsimin, toprağın ve midenin sıcaklığıyla kurutulur ve aşın kullanılmaz ve tabiata taşıyacağından daha fazlası yüklenmezse, sindirimden önce gıda bozulmaz, üstüne su içilmez ve olgunlaştıktan sonra yenirse kötülükler defedilir. Meyvanın uygununu, uygun vakitte ve uygun şekilde yiyene bu meyva yararlı bir ilaç olur.

 

 

2- Yeyiş Şekli:

 

Hz. Peygamberdin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yemeğe oturuş şeklindeki tutumu şöyledir:

 

Sahih olarak rivayet edildiğine göre, Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yaslanarak yemem." "Tıpkı kulun oturduğu gibi oturur ve öylece yerim.''

 

ibn Mace, Sünen'inde Rasulullah'ın yüzükoyun yatarak yemeyi yasakladığını rivayet eder.

 

"Dayanmak'* (ittika), bağdaş kurarak oturma, bir şeye dayanarak oturma ve yanına dayanarak oturma olarak yorumlanmıştır. Bunların her üçü de dayanarak oturmadır. Bu üçünden yana dayanarak oturmak, yemek yiyene zararlıdır. Çünkü, yenilenin mideye normal ve hızlı şekilde gitmesini, mideye baskı yapıp açılmasını engeller. Ayrıca yemek yiyen, eğilir, dik duramaz, böylece gıda mideye kolay bir şekilde gidemez.

 

Diğer iki oturuş şekli ise, kulluğa aykırı ceberut oturuşudur. Bu yüzden Rasülulİah: "Kul gibi yerim" buyurmuştur. Rasülullah, iki baldırını dikmiş olarak yerdi, Hz. Peygamber'in, Rabbine tevazu göstermek, hüzurundakilere edepli, yemeğe ve yiyenlere saygılı davranmak için namazda oturur gibi oturarak yediği de rivayet edilir. Bu, yemek şekillerinin en yararlısı ve üstünüdür. Çünkü bütün organlar, edepli bir oturuş olmasının yanısıra, Allah'ın yarattığı tabii durumlarındadır. İnsanın beslendiği en güzel şekil, organlarının tabii durumda olduğu şekildir. Bu ise, insanın tabii bir şekilde dik duruşuyla olur. Yeme oturuşlarının en kötüsü ise, yana dayanarak oturmadır. Çünkü, sindirim organları bu durumda sıkışır, mide tabii şekliyle durmaz, sindirim ve solunum organları arasında sıkışır kalır.

 

Şayet "dayanma" dan kastedilen, yastık ve minderlere dayanmak ise, bu durumda anlam, "Ben yemek yediğimde, ceberut ve obur kişiler gibi minder ve yastıklara dayanmam, kul gibi normal bir şekilde otururum." biçiminde olur.

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), üç parmağıyla yerdi. Bu en güzel yiyiş şeklidir. Çünkü yemek bir veya iki parmakla yenirse, kişi bundan tad almaz, ancak uzun süre sonra kanar ve doyar. Her yiyişte mide ve beslenme organları payına düşen kısımla kanmaz, onu gözü kapalı almaz. Beş parmakla ve avuçla yemek, yiyeceğin beslenme organları ve mideye yığılmasına yol açar, belki de organlar kapanıp kişi ölür. Organlar yiyeceği hareket ettirmeye, mide ise taşımaya zorlanır; bundan da ne tad, ne zevk alınır. En güzel yiyiş şekli, Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve üç parmakla yiyip O'na uyanların yiyiş şeklidir.

 

Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gıda maddelerini ve yediklerini inceleyen; süt ile balığı, süt ile ekşiyi, iki sıcağı, iki soğuğu, İki yapışıcıyı, iki kabız yapıcıyı, iki müshili, iki kaba maddeyi, iki genişleticiyi, bir karışım yapılması imkansız iki nesneyi, birbirleriyle uyuşmayan kabız yapıcı ve müshili, çabuk sindirileni ve sindirimi zor olanı, kızartma ve pişirmeyi, tazeyi ve kavrulmuşu, süt ile yumurta, et ile sütü birlikte yediğini göremez. Bir yiyeceği arzusunun en şiddetli noktasında yemezdi. Akşamdan kalıp ertesi gün ısıtılan, iştah açıcı sirkeli ve acılı yiyecekler gibi bozulmuş ve acılaşmış yiyecekleri de yemezdi. Bütün bunlar zararlıdır, sağlığın ve normal gidişin bozulmasına da yol açarlar.

 

imkan bulduğunda yiyecekleri birbirleriyle terbiye ederdi. Birinin sıcaklığım ötekinin soğukluğu, birinin kuruluğunu öbürünün yaşlılığı ile kırardı; nitekim, hıyar ve yaş hurmada böyle yapar, hurmayı eritilmiş yağ, kuru yoğurt ve hurma karışımıyla yapılmış sosla yerdi, hurma şerbetini koyu yiyeceklerde yapıldığı gibi eriterek içerdi.

 

Bir tutam hurmayla bile olsa akşam yemeği yenilmesini emreder, şöyle buyururdu: "Akşam yemeği yememek, kişiyi yaşlandırır." Bu hadisi Tirmizi, Cami'inde, İbn Mace ise Sünen'inde zikreder. Ebu Nuaym, Hz. Peygamber'in yemekten hemen sonra uyumayı yasakladığını ve bunun kalbi sıkıştırdığını zikreder. Bu yüzden doktorların, sağlığını korumak isteyenlere yaptıkları bir tavsiye, akşam yemeğinden sonra yüz adım da olsa biraz yürümek, yemekten hemen sonra uyumamaktır. Çünkü bu çok zararlıdır. Müslüman doktorlar ise şunu tavsiye eder: "Veya akşam yemeğinden hemen sonra mideye yerleşip sindirimi kolay ve yararlı olması için namaz kılınmalıdır.']

 

Yemek üstüne su içip onu bozmak, özellikle de soğuk veya sıcak su içmek Hz. Peygamber'in adeti değildi'. Çünkü bu gerçekten fena bir durumdur. Şair şöyle diyor:

 

"Soğuk veya sıcak yerken, banyoya girerken su içme sakın,

 

Bundan gerçek bir şekilde sakınırsan, yaşadığın sürece karnında ağrı olacağından korkma."

 

Spordan, yorgunluktan, cinsi birleşmeden, yemekten sonra ve Önce, her ne kadar bazısından sonra içmek daha kolaysa da meyve yedikten sonra, banyodan, uykudan uyandıktan sonra su içmek mekruhtur. Bütün bunlar sağlığın korunmasına aylandır. Bu konuda ikinci tabiat olan adetlere itibar edilmez.

 

 

3- İçecekler:

 

a) Su ve Diğer İçecekler:

 

Hz. Peygamber'in içecekler konusundaki tutumu, sağlığın korunacağı en güzel yoldur. Balı soğuk suyla karıştırarak içerdi. Bunun sağlığı koruduğu konusunda, ancak erdemli doktorların bileceği bir özelliği vardır. Çünkü, içimi ve tükürüre karıştırılması balgamı eritir, mide duvarını temizler ve cilalar, fazlalıkları atar, mormal bir şekilde ısıtır, mideyi açar. Aynı etkiyi karaciğer, böbrek ve mesanede de gösterir. Mideye her çeşit tatlıdan daha yararlıdır. Sadece safra hastalığı olana zararlıdır, onu artırabilir. Onlara yaptığı zarar da sirkeyle giderilir, o zaman onlar için de yararlı olur. Bal şerbetinin içilmesi her çeşit şeker ve benzerlerinden elde edilen içeceklerin çoğundan daha yararlıdır. Özellikle bu içecekleri içme alışkanlığı olmayan ve vücudu alışmayanlar için. Çünkü bu son içecekler, bal tadını veya ona yakın bir tadı vermez. Bu konuda hakem, geleneklerdir. Çünkü onlar bazı prensipleri kaldırır, bazı prensipleri de koyar.

 

İçeceğin hem tatlı, hem de soğuk olması, bedene en yararlı olanlardan ve en önemli sağlığı koruma yollarındandır. Ruh ve kuvvetlerin, karaciğer ve kalbin, böylesine büyük bir sevgi ve dileği vardır. Bu iki nitelik bulununca, gıdalanma ve yiyeceğin organlara en güzel şekilde ulaştırılması sağlanmış olur.

 

Soğuk su harareti keser, vücudun asli rutubetini korur, dışarıya atılanın yerine başkasını getirir, gıdayı eritir ve damarlara ulaştırır.

 

Doktorlar, bedeni besleyip beslemediği konusunda iki görüş belirtir: Gıda sağladığım savunanlara göre, bedende gelişme ve güç sağladığını gözlemledikleri için, özellikle de şiddetli bir ihtiyaç bulunduğunda besleyicidir.

 

Bir grup şöyle diyor: Hayvan ile bitki arasında birçok yönden ortak noktalar vardır. Gelişme, gıdalanma ve denge bunlardandır. Bitkide kendine uygun olanı hissetme gücü vardır. Bu yüzden bitkiler suyla gıdalamr. Hayvanında bir gıdasının veya başka gıdasının bir parçasının su olması inkar edilemezi Biz, gıdanın gücü ve çoğunluğunun yiyecekte olmasını inkar etmiyoruz, amat suyun besin değeri olmadığı tezini de asla kabul etmeyiz. Nihayet yiyecek de gıdasını kendisindeki sıvı nesnelerle verir. Şayet bu sıvılar olmasaydı, besleyiciliği de olmazdı.

 

Su; hayvan ve bitkinin yaşaması için şarttır. Şüphesiz bir şeyin esasına yakın olan nesneyle gıdalanılır, asli maddesiyle ise haydi haydi beslenilir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Bütün canlıları sudan meydana getirdik."[Enbiya, 30] Mutlak biçimde hayatın esası olan bir şeyin besleyici olduğunu nasıl inkar edebiliriz? Susamış biri, soğuk su ile serinleyince, kuvvetleri, dinçliği ve hareketi geri gelir, yemeğe sabreder ve azıyla da yetinir. Susayan, çok yemekle yarar sağlamaz, gücünü bulamaz ve beslenmesini gerçekleştiremez. Biz; suyun, gıdayı vücudun her yerine ve bütün organlarına ulaştırdığını, gıdalanmanm ancak onunla tamamlandığım inkar etmiyoruz. Ama suyun besleyiciliğini bütünüyle reddedenlerin görüşünü de kabullenemeyiz, böylelerinin görüşü bizce ne| redeyse vicdani işlerin inkarı yerindedir.

 

Başka bir grup ise, suyun gıda sağladığını kabul etmez. Onunla yetini meyeceği, yemeğin yerini tutamayacağı, organların gelişimini sağlamadığı, sıcaklığın giderdiği nesnelerin yerine yenisini getirmediği vb. diğer gruptakilerin inkar etmeyeceği gerekçelere dayanırlar. Bunlar suyun gıda sağlamasın; Özüne ve inceliğine bağlarlar. Herşeyin gıda vermesi, durumuna göredir. Ti miz, soğuk, ince ve tatlı havanın durumuna göre gıda verdiği gözlemlenmii tir. Güzel koku da bir çeşit gıda verir. Su ise haydi haydi gıda verir. Kısacası, su soğuk olur ve bal, kuru üzüm, hurma ve şekerle karıştırıl güzelliştirilirse, vücuda giren en yararlı nesnelerden olur, onun sağlığını kirur. Bu yüzden Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) en sevdiği içecekler soğuk ve tatlı olanlarıdır. Sıcaklayarak gevşemiş su, kabarcıklı olur ve bütün bunların zıddını yapar.

 

Gecelemiş su, hemen içilen sudan daha yararlı olduğu için Ebu'l-Heysem b. et-Teyyihan'in bahçesine giren Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir kapta gecelemiş su yok mu?" Ebu'l-Heysem böyle su getirdi ve Rasulullah ondan içti. Buhari bu hadisi, "Şayet kabında gecelemiş su varsa onu içeriz, yoksa ağzımızı dayayıp içeriz." şeklinde verir.

 

Gecelemiş su, iyice maya tutmuş hamur gibidir. Halbuki hemeniçilen su, henüz maya tutmamış hamur gibidir. Ayrıca, gecelediği takdirde, toprak parçacıkları suyun dibine çöker. Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tatlı su verildiği ve gecelemiş suyu tercih ettiği rivayet edilir. Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: "Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sukya pınarından tatlı su çıkarılırdı."

 

Kaplardaki, özellikle de katık için kullanılan su, çömlek, taş vb. deki sudan daha temizdir. Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), başkasında değil kırbada gecelemiş suyu tercih ederdi. Kırbaya veya katık kaplarına konan suda, suyu diğer nesnelerden ayırıcı delikleri olduğu için ince bir görünüş vardır. Bu yüzden çömlekte süzülen su, ondan daha leziz ve süzülmeyenden daha soğuk olur. Allah'ın salat ve selamı, yaratıkların en mükemmeli ve şereflisine, her konuda yolu en iyiden ibaret Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olsun. Ümmetine, kalb ve beden, dünya ve ahiret konusunde en üstün ve en yararlı işleri göstermiştir.

 

Hz. Aişe şöyle diyor: "Rasülullah'ın en sevdiği içecekler, tatlı ve soğuk olanlardı."

 

Bununla, tathpınar ve kuyu sulan gibi tatlı su kastedilmiş olması muhtemeldir. Çünkü Rasulullah'a tatlı su getirilirdi. Bununla birlikte bal veya hurma ya da kuru üzüm şerbeti eritilmiş su da kastedilmiş olabilir. Bİr görüşe göre -ki açık olan budur- her ikisini de içerir.

 

Sahih hadisteki, "Yanında kırbada gecelemiş su varsa onu içeriz, yoksa ağzımızı dayayıp içeriz." sözünde, bu şekilde, havuza, göle vb. ağzını dayayıp su içmenin caiz olduğuna delil vardır. Bu, zaruretin ortaya çıkardığı gerçek bir olay veya caiz olduğunu açıklayıcı bir sözdür. Çünkü insanların bunu hoş görmeyeni vardır. Doktorlar da bunu neredeyse yasaklıyorlar ve mideye zarar verdiğini söylüyorlar. Durumunu bilmediğim bir hadiste İbn Ömer'den, şöyle rivayet edilir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ağzımızı havuza dayayıp karnımızın üstünde ve tek elle avuçlayıp içmemizi yasakladı ve şöyle buyurdu: "Sizden biri köpeğin yalaması gibi su içmesin, mahmur hali hariç iyice yoklayıncaya kadar geceleyin bir kaptan su içmesin."

 

Buhari'deki hadis bundan daha sahihtir. Şayet sahih ise aralarında bir çelişki yoktur. Çünkü, elle su içmek o zaman belki de mümkün değildir ve "yoksa ağzımızı dayayıp içeriz." demiştir. Ağızla içmek, nehir ve gölden içen gibi, ancak yüzüne ve karnına yüklenince zarar verir. Yüksek bir havuzdan vb. den dik durarak ağızla su içilirse, el veya ağızla içilmesi arasında bir fark yoktur.

 

 

b) Oturarak İçme:

 

Rasulullah, oturarak içme alışkanlığındaydı. Bu sürekli uygulamasıydı. Ayakta içmeyi yasakladığı, ayakta içenin bunu geri çıkarmasını istediği ve ayakta içtiği sahih olarak gelmiştir.

 

Bir grup şöyle diyor: Bu, yasaklamayı yürürlükten kaldırır. Bir gruba göre, yasaklama; haram kılmak için değil de, öğretmek ve evlanın (daha iyinin) gösterilmesi içindir. Başka bir gruba göre, aralarında asla bir çelişki yoktur. Çünkü o bir ihtiyaç dolayısıyla ayakta su içmiştir. Zemzem'e gelmiş ve bir grubu orada su içerken görmüş, su istediğinde kovayı vermişler ve ayaktayken de bu suyu içmiştir. Bu ise, ihtiyaç yeridir.

 

Ayakta su içmenin birçok zararı vardır. Tam bir şekilde doyum sağlanmaz, karaciğerin onu organlara dağıtması için mideye tam yerleşmez, mideye hızla ve hiddetle iner, midenin sıcaklığını giderip soğutmasından ve onu bozmasından korkulur, vücudun en uç noktalarına dinlenmeksizin gider. Bütün bunlar içene zarar verir. Ama nadiren veya bir ihtiyaç dolayısıyla ayakta içilirse, bu bir zarar vermez. adetler öne sürülerek buna itiraz edilemez. Çünkü adetler, ikinci tabiattır, ayrı hükümleri vardır, fukahaya göre kıyas kabul etmez niteliktedirler.

 

 

c) Dinlenerek İçme:

 

Müslim'in Sahih'inas rivayet edildiğine göre, Enes b. Malik şöyle demiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç solukta içer ve: "Böylesi daha kandırıcı, elemden salim kılıcı ve daha kolay akıcıdır." derdi.

 

Şari'nin ve şeriatı taşıyanların dilinde "içecek" {şerab), sudur. Suyu soluklayarak içmek; içerken bardağını ağzından uzaklaştırmak ve bardağın dışına soluğunu vermek, sonra başka bir hadiste açıklandığı üzere, yeniden içmeye başlamaktır: "Sizden biri su içerken bardağa solumasın, fakat kabı ağzından uzaklaştırsın."

 

Bu içişte, bir yığın hikmet ve önemli yararlar vardır. Rasulullah, "Bu daha kandırıcı, elemden salim kılıcı ve daha akıcıdır." demekle, hepsim özetleyen bir söz söylemiştir. "Daha kandırıcı", kandırması en üstün, en ileri ve en yararlı demektir. "Elemden salim kılıcı", mideye yavaş yavaş indiği, ikinci birincinin yapamadığını, üçüncü ikincinin yapamadığını sakinleştirdiği için susuzluğun şiddetini ve hastalığı iyileştirici oluşu demektir. Ayrıca bu, midenin sıcaklığını ve bir defada doluşan soğuktan koruyucudur.

 

Bunun yanısıra, bir anda rastladığı için susuzluğun hararetini kandıramaz, sonra da sertliği kırılmadan gider. Şayet kınlırsa, yavaş yavaş kırılmasının aksine, bütünüyle iptal olmaz.

 

Ayrıca sonuç bakımından daha iyi, bir defada kandıranın tümünü içmekten daha az gaile çıkarıcıdır. Çünkü soğuğunun şiddeti ve miktarının çokluğu dolayısıyla yüksek harareti söndürmesinden veya zayıflatıp mide ve karaciğeri bozmaya ve özellikle Hicaz, Yemen vb. sıcak bölgelerde veya yaz gibi sıcak zamanlarda kötü hastalıklara yol açmasından korkulur. Çünkü bir defada içmeleri gerçekten endişe vericidir. Bu bölge insanlarında veya sıcak mevsimlerde karındaki sıcaklık zayıftır.

 

Hz. Peygamber'in, "daha akıcı" sözü, yiyecek ve içeceğin bedene girip, kolay, lezzetle ve yararlı bir şekilde sinici oluşu anlamına gelir. Yüce Allah'ın: "Onu afiyetle yiyin. "[Nisa, 4] sözü de bu anlamdadır. Hem sonu, hem de tadı bakımından akıcıdır, afiyet vericidir. Anlamının, çok olanın aksine, inceliği ve hafifliği dolayısıyla yemek borusundan daha çabuk inici olduğu da söylenir. Çünkü çok olanın, yemek borusundan inişi kolay değildir.

 

Bir defada içmenin zararlarından birisi de, içilenin çok oluşu dolayısıyla boğazın tıkanıp boğulmadan endişe duyulmasıdır. Şayet yavaşça soluk alınır, sonra içilirse, bundan emin olunur.

 

Faydalarından birisi ise, içenin ilk yudumunda, soğuk su gelişi dolayısıyla kalp ve karaciğerin üstündeki sıcak dumanımsı Buharın yükselmesi ve tabiatın bunu dışarı atmasıdır. Şayet bir defada içerse, soğuk suyun inişi ile buharın yükselişi birleşip, karşılıklı bir hareketlenme olur. Bunun sonucunda tıkanma ve boğulma olur, içen doymaz, kanmaz ve yatışmaz. Abdullah b. Mübarek, Beyhaki ve diğerleri Hz. Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Biriniz içtiğinde, suyu iyice yutsun ve soluksuz içmesin. Çünkü bu, karaciğer hastalığına sebep olur." buyurduğunu rivayet ederler.

 

Buradaki "Karaciğer hastalığı", kubad terimiyle ifade olunur. Tecrübeyle sabittir ki, suyun bir defada ciğere inmesi ona acı verir ve sıcaklığım zayıflatır. Bunun sebebi, ciğerin sıcaklığı ile inenin soğukluğunun durumu ve çokluğu arasındaki zıtlıktır. Şayet yavaş yavaş inerse, sıcaklığıyla aykırı düşmez ve onu zayıflatmaz. Bu tıpkı, kaynayan tercereye soğuk su dökmek gibidir, yavaş yavaş dökülmesi ona zarar vermez. Tirmizi, Cami'inde Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder; "Deve gibi bir defada içmeyin, iki veya üç solukta için. İçmeye başlarken besmele çekin, bitirince hamdedin."

 

Yemek yerken ve içerken başlangıçta besmele çekmenin, sonunda da hamdetmenin, yeme ve içmenin yaran, afiyeti ve zararını uzaklaştırmada büyük etkisi vardır.

 

İmam Ahmed b. Hanbel şöyle diyor: "Yemek dört niteliği toplarsa tam olur: Başında besmele çekilmesi, sonunda Allah'a hamdedilmesi, kalabalıkla yenmesi ve helalinden olması."

 

 

d) Su Kaplarının Örtülmesi:

 

Müslim, Sahih'inde, Cabir b. Abdillah'tan şu hadisi rivayet eder: Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Kapları örtünüz, kırbaların ağzını bağlayınız. Çünkü sene içinde öyle bir gece vardır ki o gecede veba hastalığı iner. Üzerinde örtü bulunmayan bir kaba veya üzerinde bağı bulunmayan bir kaba uğrarsa, muhakkak bu vebadan oraya iner." Bu, doktorların ilim ve irfanlarının erişemediği hususlardandır. İnsanların buna akıl erdireni, tecrübeyle gerçeğini öğrenmiştir. Hadisin ravilerinden biri olan Leys b. Sa'd şöyle demiştir: "Bizim yanımızdaki acemler Kanunulevvel'deki bu geceden korkarlar."

 

Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir çöple bile olsa, kapların örtülmesini emrettiği sahihtir. Bir çöpün enlemesine konulmasında hikmet vardır. Ağzını kapatmayı unutmaz, bir çöple bile olsa bunu yapmayı alışkanlık haline getirir. Üstünden geçen canlı ona girmek ister de, çöp onu düşmekten alıkoyarak köprü görevi de yapabilir.

 

Hz. Peygamber'in, kaplan örterken besmele çekmeyi emrettiği de sahihtir. Çünkü kaplan örtme sırasında besmele çekilmesi şeytanı ondan uzaklaştırır, kapatılması haşeratı uzaklaştırır. Bu yüzden her ikisine karşı bu iki hikmet için besmele çekilmesini emretmiştir.

 

Buhari'nin Sahih'mde, İbn Abbas'tan rivayete göre, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) su kabının ağzından içmeyi yasaklamıştır.

 

Bunda çeşitli edepler vardır:

 

a) İçen ona soluyup, bu yüzden hoşlanılmayacak sevimsiz bir koku kazandırmış olabilir.

 

b) Ağzına birden çok su boşalıp, zarar görebilir.

 

c) Belki içinde göremediği bir hayvan olup, kendisine acı verebilir.

 

d) İçinde İçerken göremediği çerçöp olabilir, içine girebilir.

 

e) Bu şekilde içmek, karnı havayla doldurup pek az su içmesini sağlayabilir, birden boşalabilir, acı verebilir. Bunun gibi başka hikmetleri daha vardır.

 

Tirmizi'nin Cami'inde yer alan şu hadise ne dersiniz şeklinde bir itiraz yapılabilir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Uhud günü bir kap istedi ve: "Kabın ağzına üfle" dedi, sonra bu kabın ağzından içti, Bu itiraza şöyle cevap veririz: Bu konuda Tirmizi'nin: "Bu, isnadı sahih olmayan bir hadistir. Abdullah b. Ömer el-Amri, hafızası yönünden zayıf görülür. İsa'dan hadis dinleyip dinlemediğini bilmiyorum." sözüyle yetiniyoruz. Buradaki İsa, ondan rivayet ettiği İsa b. Abdillah'tır, o da Ensar'dan bir adamdan rivayet etmiştir.

 

 

e) Kırık Kaptan İçme ve Üfleme:

 

Ebu Davud'un Sünen'inde Ebu Said el-Hudri'den şu hadis rivayet edilir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), bardağın kırık yerinden içilmesini ve içeceğe üflenmesini yasakladı." Bu, içenin yararının tamamlandığı edeplerden biridir. Çünkü bardağın kırık yerinden içilmesinde birçok kötülük vardır:

 

a) Suyun üstündeki çerçöp sağlam tarafın aksine kırık tarafta toplanır.

 

b) İçenin huzurunu kaçırır, kırık yerden düzgün bir şekilde içemeyebilir.

 

c) Kir ve pis koku kırık yerde toplanır ve yıkamanın etkisi sağlam yere ulaştığı gibi oraya ulaşamaz.

 

d) Kırık bölüm, bardağın kusurlu yeridir, onun en kötü yeridir, buradan kaçınıp sağlamını seçmek gerekir. Çünkü herşeyin kötüsünde hayır yoktur. Seleften biri, bir adamın kötü bir şey sattığını görünce, ona: "Böyle yapma. Allah'ın her kötü şeyden bereketi kaldırdığını bilmez misin?" dedi.

 

e) Kırık bölümde, içenin ağzına yara açan keskin veya uygunsuz bir yer veya başka kötülükler bulunabilir.

 

Suya üflemeye gelince; bunun yasaklanma sebebi üfleyenin ağzının -özellikle de ağzı kokuyorsa- bu yüzden hoşlanılmayacak çirkin bir koku kazandır abilmesidir. Kısacası, üfleyenin solukları onu karıştırır. Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Tirmizi'nin İbn Abbas'tan rivayet ettiği ve sahih gördüğü hadişte kaba solumayı ve üflemeyi bir arada ele almıştır: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kaba solumayı ve üflemeyi yasakladı."

 

"Sahihayn'da. Enes'ten rivayet edilen: 'Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kaba üç defa soluyordu. hadisini ne yapacaksınız?" diye itiraz edilirse, deriz ki: Alır kabul ederiz, ikisi arasında herhangi bir çelişki yoktur. Bunun anlamı, içme sırasında üç defa soluk aldığıdır. Kaplar içme aleti olduğu için zikredilmiştir. Bu, tıpkı şu sahih hadisteki gibidir: "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oğlu İbrahim memedeyken öldü." yani emzirme süresinde öldü demektir.

 

 

f) Süt İçimi:

 

Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sütü bazan sade, bazan da suyla karışık içerdi. Bu gibi sıcak bölgelerde, sütü sade veya suyla karışık olarak içmekte, sağlığı koruma, vücudu dinç tutma ve ciğeri kollama noktasında büyük fayda vardır. Özellikle de lavanta çiçeği vb. bulunan yerlerde güdülen hayvanların sütünde. Çünkü sütü vitamin yüklü bir gıda maddesidir. Tirmizi'nin Cami'inde Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu hadis rivayet edilir: "Biriniz yemek yediğinde;

 

'Allah'ım; onu bize bereketli kıl, en iyisini yedir.' desin. Süt içtiğinde ise;

 

'Allah'ım; onu bereketli kıl ve ondan bize bol miktarda bağışla.' desin. Çünkü yiyecek ve içecekten sadece süt yeterlidir." Tirmizi bu hadisin hasen olduğunu söyler.

 

 

g) Şıra İçimi:

 

Müslim'in Sahih'inde sabit olduğuna göre Rasülullah'a akşamfeyin şıra (nebiz) yapılır, onu sabahleyin, ertesi gece, öbür gün ve gece ve daha sonraki gün ikindiye kadar içerdi. Bundan sonraya kalırsa, hizmetçiye içirir veya dökülmesini emrederdi. Bu şıra, içine tat vermesi için hurma atılan şıradır. Bu, gıda ve içecekler arasına girer, kuvvetin arttırılmasında ve sağlığın korunmasında büyük yaran vardır. Üç günden sonra, sarhoş edici olacağı endişesiyle bu şırayı içmezdi.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

C) HZ. PEYGAMBER'İN (S.A.) GİYİMİ

 

 

 

 

 

 

 

⚠ Hata Bildir