|
ZADU’L-MEAD |
BEŞİNCİ KİTAP TIBBU'N-NEBİ PEYGAMBER'İN (S.A.) Sağlık Konusundaki Tutum Ve Öğütleri |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
E) HZ. PEYGAMBER'İN
(S.A.) UYKUSU VE UYANIKLIĞI
Hz. Peygamberin
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) uyku ve uyanıklıktaki tutumu şöyledir:
Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) uykusunu ve uyanık halini inceleyen, bu uykunun
beden, organlar ve kuvvetler için en normal ve yararlı uyku olduğunu görür.
Akşamleyin erkenden uyur, gece yarısının hemen başında uyanırdı. Kalkar,
dişlerini misvaklar, abdest alır ve Allah'ın kendisine buyurduğu kadar namaz
kılardı. Vücut, organlar ve kuvvetler, uyku ve dilenmeden, bol ecirle birlikte
spordan payını alırdı. Böylesi, kalp ve bedenin, dünya ve ahiretin esenliğidir.
Uykudan nasibini ihtiyaç
duyulandan fazla almazdı, bundan az uyumasına da meydan vermezdi. Bunu en güzel
şekilde düzenlerdi. Uyku ihtiyacı duyduğunda, gözleri kapanıncaya kadar Allah'ı
anarak, vücudu yiyecek ve içecekle dolu olmayarak, doğrudan yere temas
etmeyerek ve yüksek yataklar edinmeyerek sağ yanına yatıp uyurdu. Uyku için,
lifle dolu deri yatakları vardı.
Yastığa yatar, bazan
elini yanağının altına koyardı.:
Uyku, zararlı ve yararlı
uykularla ilgili bir açıklama yapmak istiyoruz;:
Uyku, vücudun dinlenmek
için, bol sıcaklığa ve iç kuvvetlere daldığı bir durumudur. İki çeşit uyku
vardır: Tabii uyku, tabii olmayan uyku. Tabii uyku, nefsanı kuvvetlerin
hareketten alıkonulmasıdır. Bu nefsani kuvvetler, hissetme ve iradi hareket
kuvvetleridir. Bu güçler, bedeni hareket etmekten alıkoyunca vücut kendini
bırakır, hareketli ve uyanık halde bu kuvvetlerin merkezi olan dimağda dağılan
ve yayılan rutubet ve buharlar toplanır, vücut uyuşur ve kendini iyice bırakır.
Tabii uyku işte budur.
Tabii olmayan uykuya
gelince, bir arıza veya hastalık dolayısıyla olur. Bu, rutubetlerin dimağa,
uyanıklıkta dağıtılamayacak bir şekilde hakim olması veya yemek ve içmekten
sonraki gibi, rutubetli ve çok miktardaki buharların yükselip, dimağa ağır
gelerek uyuşturması ve nefsani kuvvetleri hareketten alıkoymasıyla uyumak
suretiyle olur.
Uykunun iki büyük yaran
vardır:
a) Organların ortaya
çıkan yorgunluktan sonra sakinleşmesi ve dinlenmesi, bunun sonucunda da duyu
organlarının uyanıklığın ortaya çıkardığı yorgunluğu atması, bitkinliği ortadan
kaldırması.
b) Besinlerin sindirimi
ve vücudun olgunlaştınlması. $ünkü uyku sırasındaki bol sıcaklık vücudun içine
dolar, buna yardım edef. Bu yüzden dışı soğur ve uyuyan örtünmeye ihtiyaç
duyar.
En yararlı uyku, yemeğin
midede güzel bir şekilde yerleşebilmesi için sağ yanı üzere yatılarak olandır.
Çünkü mide biraz sol yana eğimlidir. Sağ yanı üzere yattıktan sonra, sindirimi
kolaylaştırmak üzere (midenin ciğere doğru eğilmesi için) biraz sol yan üzerine
yatılır. Daha sonra gıdanın mideden daha çabuk inmesi için sağ yana dönülerek
uykuya böyle devam edilir. Böylelikle uykunun başı ve sonu sağ yana yatarak
olur. Sol yanı üzere çokça yatmak, organların kendisine doğru eğimli olup ona
karşı dikilmesi dolayısıyla kalbe zararlıdır.
En kötü uyku, sırt üstü
yatarak olanıdır. Uyumaksızın dinlenmek için bu şekilde yatmak zararlı
değildir. Yüzü koyun yatarak uyumak bundan da kötüdür. Müsnedvç İbn Mace'nin
Sünen'lnde, Ebu Ümame'den rivayete göre, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) camide yüzü koyun uyuyan bir adam gördü, ayağıyla onu dürterek;
"Kalk veya otur. Çünkü bu, cehennemi bir uykudur." buyurdu.''
Hipokrat, Giriş
(Takdime) kitabında şöyle diyor: "Sağlığında karnı üstüne uyumayan
hastanın bu şekildeki uykusu, bir akıl karışıklığını ve karın kısmındaki bir
ağrıyı gösterir." Kitabının sarihleri şöyle diyorlar: "Çünkü, açık
veya gizli bir sebebi olmaksızın, iyi durumu kötüye dönüştürerek adetine aykırı
davranmıştır."
Normal uyku, tabii
kuvvetlerin fonksiyonlarını sağlar, nefsani kuvvetleri rahatlatır, cevherini
çoğaltır, hatta genişlemesiyle ruhların çözülmesine engel de olabilir.
Gündüz uykusu fenadır,
nemli hastalıklar ve nezle yapar, rengi bozar, dalağı şişirir, sinirleri
genişletir ve tembelleştirir, şehveti zayıflatır; ama yazın öğle sıcağında
böyle değildir. Sabahleyin veya ikindiden sonra uyumak, gündüz uykusundan daha
fenadır. Abdullah b. Abbas, bir oğlunun sabah uykusunda olduğunu görünce,
"Kalk, nzıkların dağıtıldığı saatte mi uyursun?" dedi.
Denildiğine göre, gündüz
uykusu üç çeşittir: 1) İyi, 2) Ateş, 3) Ahmaklık olan. İyi olan, Öğle sıcağında
uyumaktır ki bu Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adetidir. Ateş
olan, kuşluk vakti uyumaktır ki dünya ve ahiret işini engeller. Ahmaklık olan,
ikindi uykusudur. Seleften biri şöyle diyor: "İkindiden sonra uyuyanın
aklı gitmiştir. Kendinden başkasını kınamasın." Şair şöyle diyor:
"Kuşluk vakti uykuları gençleri sersem, ikindi uykuları ise deli
eder."
Sabah uykusu, rızka
engel olur. Çünkü bu mahlukatın azıklarını aradı* ğı vakittir, rızıkların
dağıtıldığı bir zamandır. Bir arıza veya zaruret dışında, insanı mahrum
bırakıcı bir rol oynar. Bedeni gevşettiğinden ve sporla dışarı atılması gereken
fazlalıkları bozduğundan bedene çok zararlıdır. Kırgınlık, acizlik ve zaaf
ortaya çıkarır. Şayet hareketten, spordan, mideyi bir şeyle doldurmazdan önce
ise, böylesi aciz bırakan ve çeşitli hastalıklar ortaya çıkaran bir
hastalıktır.
Güneşte uyumak, gizli
hastalığı harekete geçirir. İnsanın biraz güneşte, biraz gölgede uyuması
fenadır. Ebu Davud, Süneninde Ebu Hureyre'den Resulullah'ın şöyle buyurduğunu
rivayet eder: "Sizden biri güneşte olur, gölge de çekilirse, biraz
güneşte, biraz gölgede olursa, kalksın."
İbn Mace'nin Süneninde
ve diğerlerinde, Büreyde b. el-Husayb'dan rivayete göre, Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gölge ve güneş arasında oturmayı yasaklamıştır. Bu, ikisi
arasında uyumayı engelleme konusunda bir uyarıdır.
Sahihayn'da. Bera b.
azib'den rivayete göre, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Yatağına geldiğinde namaz abdesti gibi abdest al. Sonra sağ
yanına yat ve şöyle de:
'Allah'ım! Nefsimi Sana
teslim ettim, yüzümü Sana döndürdüm, işimi Sana havale ettim, sırtımı Sana
dayadım. Çünkü ümidim de Sendedir, korkum da Sendendir. Sığınacak ve kurtuluş
yeri Sensin. İndirdiğin Kitab'ina ve gönderdiğin Peygamber'ine iman ettim.'
Bunları son sözlerin
olarak söyle. Şayet o gece ölürsen, doğduğun gibi tertemiz ölürsün."
Buhari'nm Sahih'inde Hz.
Aişe'den rivayete göre, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabah
namazının iki rekat sünnetini kılınca, sağ yanına yatardı.
Denilir ki: Sağ yanına
yatmanın hikmeti, uyuyanın uykusunda boğulmamasıdır. Çünkü kalp sola
meyillidir. Sağ yanına yatınca kalp sol yandaki yerini arar. Bu, sol yanına
yatarak uyumasının aksine, uyuyanın ağırlaşmasına engel olur. Sol yanına
yatınca, tam bir kopma ortaya çıkar. İnsan uykusunda boğulur ve ağırlaşır,
bunun sonucunda da din ve dünya yararları kaybolur.
Uyuyan ölü gibi, uyku da
ölümün kardeşi -bu yüzden de ölmeyen diri (Allah) için imkansızdır, cennet ehli
de orada uyumayacaktır- olduğuna göre, uyuyan kendisini koruyacak, doğacak
afetlerden ve bedenini facialardan koruyacak birine muhtaçtır. Bunu yalnızca
onu yaratan Rabbi yapabilir. Allah'ın kendisini, nefsini ve bedenini tam
korumasını istemek için Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), uyuyana
herşeyi Allah'a havale etme ve O'na sığınma ile ümit ve korku kelimelerini
söylemesini öğretmiş bunun yanında imanı hatırlamasını, bu şekilde uyumasını ve
bunları son sözleri yapmasını öğütlemiştir. Çünkü Rabbi onun canını uykusunda
alabilir. İman son sözü olunca cennete girer. Uyku ile ilgili bu tutum, kalp,
beden ve ruhun uyku ve uyanıklıktaki, dünya ve ahiret yararlarını içerir.
Kendisi sayesinde ümmetin her iyiliğe nail olduğu kişiye Allah'ın salatları ve
selamı olsun.
"Kendimi Sana
teslim ettim" demek, "Kendimi Sana, kölenin kendisini malikine ve
efendisine teslim ettiği gibi teslim ettim.'* demektir. Yüzünü O'na döndürmesi,
bütünüyle Rabbine yönelişini, kasıt ve isteğinin yalnızca O'na ait olduğunu,
O'na boyun eğdiğinin itirafını içerir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Eğer
seninle tartışmaya girişirlerse: 'Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a
verdim? de."[Al-i İmran, 20] Bu ayetteki yüz (yöneliş) ün kullanılışı,
insanın en şerefli yeri ve duyu organlarının merkezi olduğundan dolayıdır.
Ayrıca bunda, yönelme ve kasdetme anlamı da vardır. Şair şöyle diyor:
"Sayısız günahtan
dolayı Allah'tan af isterim. Yöneliş ve iş kulların Rabbinedir."
"İşin O'na havale
edilmesi" Allah'a ısmarlanması demektir. Bu, kalbin sükunet ve emniyetini,
takdir ettiğine ve sevip hoşnut olduklanndan onun için seçtiğine rıza
göstermeyi gerektirir. işin havale edilmesi, kulluk makamlarının en üstünler
indendir, bunda şüphe yoktur. Bu, tersini ileri sürenlerin aksine, seçkinlerin
makamlarındandir.
"Sırtın Allah'a
dayanması", O'na güvenmenin, dayanmanın ve tevekkülün kuvvetini içerir.
Çünkü, sırtını sağlam bir direğe dayayan, yıkılmaktan korkmaz.
Kalbin iki kuvveti
vardır: İstek kuvveti ki, bu ümittir; korkma kuvveti ki, bu korkudur. Kul da
zararlardan kaçıp yararlarını arar. İşte bu teslimiyet ve yönelişte, iki durum
da toplanmış olur. "Ümit ve korku Sendendir." demiş, "Kulun
Senden başka sığmağı ve kurtuluş yeri yoktur." buyurarak Rabbini övmüştür.
Nefsinden kurtarması için kulun sığmağı Allah'tır. Nitekim başka bir hadiste:
"Gazabından rızana, cezandan afiyet verişine, Senden Sana sığınırım."
buyuruyor. Dilemesi ve kudretiyle kulu, elinden kurtaracak' olan O'dur. Bela
O'ndandır, yardım O'ndandır, kurtuluş O'ndan istenir, kurtuluş konusunda O'na
sığınılır, kendisinden gelecek olandan kurtuluş için
sığınılır, O'ndan
gelecek olandan O'na sığınılır. O, her şeyin Rabbİ'dir, her şey O'nun
dilemesiyle olur: "Allah sana bir sıkıntı verirse, O'ndan başkası
gideremez."[£n'am, 17] "De ki: Allah size bir kötülük dilese veya bir
rahmet istese, O'na karşı kim sizi korayabilir?"[Ahzab, 17] Sonra duayı;
Kitab'ına ve dünyada ve ahirette kurtuluş ve başarının rehberi olan
Peygamberine imanı itirafla bitirmiştir. Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) uyku konusundaki tutumu işte budur.
"Şayet ben
peygamberim demeseydi, tutumunda bunu söyleyen bir tanık olurdu."
Uyanıklıktaki tutumuna
gelince; horoz ötünce uyanır, Allah'a hamdeder, tekbir, tehiii ve dua okurdu.
Sonra dişlerini misvaklar, abdest alır, kendi kelamıyla yakararak, O'nu överek,
O'ndan bekleyiş, ümid ve korkuyla Rabbinin huzurunda namaza dururdu. Kalp ve
bedenin, ruh ve kuvvetlerin sağlığı, dünya ve ahiret esenliği için bundan üstün
koruyucu var mıdır?
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
F) HZ.
PEYGAMBER'İN (S.A.) SPOR VE BEDEN EĞİTİMİNDEKİ TUTUMU