ZADU’L-MEAD

ALTINCI KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.)

VERDİĞİ HÜKÜMLER, EVLİLİK, ALIM-SATIM

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

G) İLA

 

1- Hz. Peygamberin (s.a.) İla Yapması

2- İla’nın Talak Sayılıp Sayılamayacağı

 

1- Hz. Peygamberin (s.a.) İla Yapması:

 

Sahih-i Buhari'de sabit olduğu üzere Hz. Enes (r.a.) şöyle anlatır: Hz. Peygamber, hanımlarına ilada bulundu. Ayağı (onlardan) kesilmişti. Kendisine ait bir odada yirmi dokuz gece kaldı. Sonra (oradan) indi. (Ashab): "Ya Rasulallah! Bir ay ilada bulunmadın mı?" dediler. Hz. Peygamber: "Ay yirmi dokuz (gece) olur.*' buyurdu.

 

ila konusunda Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kadınlarından uzak kalmağa yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer (bu müddet içerisinde onlar kadınlarına) dönerlerse, şüphesiz Allah bolca bağışlayan ve esirgeyendir. Eğer (dönmeyip) boşamaya karar verirlerse ayrılırlar. Biliniz ki, Allah işitir ve bilir."[Bakara, 226]

 

ila, sözlükte yeminle kaçınmak demektir. Şer'i örfte, yeminle zevcesine yaklaşmaktan kaçınması manasına tahsis edilmiştir. Bu yüzden de "hanımlarından kaçınırlar" manasını içermesi (tazmin) için, hil edatı ile geçişli kılınmış ve denilmiştir. Bu şekildeki izah (tazmin); edatının manasında olduğunu söylemekten daha güzeldir.

 

Yüce Allah, kocalara ila ile zevcelerine yaklaşmamak için (en fazla) dört ay bir süre tanımıştır. Bu süre geçtiğinde ya dönerler, ya da boşarlar.

 

Hz. Ali ve İbn Abbas: "Meşhur olduğu üzere, ila ancak öfke halinde olur, rıza halinde olmaz. Nitekim Hz. Peygamber'in ilası öyle olmuştur." demşlerdir. Kur'an'ın zahiri cumhurun görüşü doğrultusundadır.

 

Bu konuda Muhammed b. Sirin ile bir adam münazara etmişler; adam İbn Sirin'e karşı Hz. Ali'nin sözünü söylemiş, İbn Sirin de ayeti okumuş ve adam susmuş.

 

ila ayeti, aşağıdaki hükümlere delalet etmektedir:

 

1- Biri bu (öfke haline has olmadığı).

 

2- Dört aydan daha az bir süre için cima etmeyeceğine dair yemin eden kimse ila yapmış olmaz. Bu cumhurun görüşüdür. Şaz bir görüşe göre ise ila yapmış sayılır.

 

3- Dört aydan daha fazla bir süre için yemin etmedikçe ila hükmü sabit olmaz. Eğer kaçınma müddeti tam dört ay ise ila hükmü yine sabit olmaz. Çünkü yüce Allah kocalara dört aylık bir müddet tanımıştır. Bu sürenin bitiminde ya boşarlar ya da dönerler. Bu cumhurun görüşüdür. Ahmed, Şafii, Malik de bunlardandır. Ebu Hanife: "Dört ayla da aynı şekilde ila yapılmış olur." demektedir. Bu onun "Konulan müddet, bitimiyle birlikte talakın vuku bulacağı bir süredir." şeklindeki aslından teferru etmektedir. Cumhur ise konulan bu müddeti, mutalebe hakkının kazanılması için belirlenmiş bir süre kabul etmektedir.

 

 

2- İla’nın Talak Sayılıp Sayılamayacağı:

 

Bu konu, ashab, tabiin ve ondan sonra gelenlerin ihtilaf ettikleri bir mevzudur. İmam Şafii, Süfyan'dan, o Yahya b. Said'den, o da Süleyman b. Yesar'dan şöyle nakleder: Süleyman: "Ondan fazla sahabiye yetiştim. Hepsi de ilada bulunanı durduruyorlardı." diyor. Yani dört ay sonra (ilasına son veriyorlardı).

 

Süheyl b. Ebi Salih, babasından rivayet ediyor: Babası şöyle diyor: Hz. Peygamber'in ashabından on iki kişiye, ila yapan kimse hakkında sordum. Hepsi de: "Üzerinden dört ay geçmedikçe kendisine bir şey lazım gelmez." dediler.

 

Bu görüş sahabe tabiin ve onlardan sonra gelen neslin çoğunluğuna aittir.

 

Abdullah b. Mes'üd ile Zeyd b. Sabit: "Dört ay geçer de bu süre içerisinde dönmezse, dört ayın dolmasıyla karısı kendisinden boş olur." demişlerdir. Bu görüş tabiinden bir grupla, Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşüdür. Bunlara göre mutalebe (tefrik talebinde bulunma) hakkı dört ayın bitiminden önce doğar. Bu süre içerisinde eğer dönerse ne ala, yok dönmezse bu sürenin geçmesiyle kadın boş olur. Cumhura göre ise dört ay geçmedikçe mutalebe hakkı doğmaz. Dört ay dolduktan sonra kendisine: "Ya dönersin, ya da boşarsın." denilir. Eğer dönmezse, ya hakim aracılığı ile ya da bizzat kendisinin boşayincaya kadar hapsi yolu ile talak ikaına gidilir.

 

Müddetin geçmesiyle talakın vukubulacağını benimseyenler şöyle diyorlar: ila ayeti bizim bu görüşümüze üç açıdan delalet etmektedir:

 

Birincisi: Abdullah b. Mes'ud bu ayeti: şeklinde, ilavesiyle okumuştur. Dönüşün müddete izafesi, dönüşe o müddet içerisinde hak kazanıldığına delalet eder. İbn Mes'ud'un bu kıraati, ya haber-i vahid yerine konulacak ve her ne kadar Kur'an'dan olduğunu gerektirmese bile kendisiyle ameli vacib kılacaktır; ya da lafzı neshedilmiş, hükmü baki kalmış Kur'an ayeti sayılacaktır. Bundan başkası asla caiz değildir.

 

İkincisi: Yüce Allah ila müddetini dört ay olarak belirlemiştir. Eğer dönüş, bu müddetten sonra olursa o zaman nassın belirlediği müddeti uzatmış olur. Bu ise caiz değildir.

 

Üçüncüsü: Eğer ila müddeti içerisinde cimada bulunsa, dönüş, süresi içerisinde yapılmış olmaktadır. Bu da dönüşe hak kazanmanın bu müddet içerisinde olduğunu gösterir.

 

Hem sonra Yüce Allah, kocalar için dört ay bekleme süresi tanımış ve sonra da: "Eğer dönerlerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir. Eğer talaka niyet ederlerse.." buyurmuştur. Bu ifadenin zahirinden dönme ya da talaka niyet taksiminin, kocalara tanınan bekleme süresi içinde olduğunu göstermektedir. Nitekim kişi borçlusuna: "Sana dört ay müsaade ediyorum. Eğer ödersen ne ala, yoksa seni hapsederim." dediği zaman bu ifadeden sadece, "eğer bu müddet içinde ödersen" manası anlaşılır. "Eğer bu müddetten sonra ödersen..." manası anlaşılmaz. Aksi takdirde bekleme süresi dört aydan fazla olur. İbn Mes'ud'un kıraati, dönüşün bu müddet içerisinde olduğunda sarihtir. Bu kıraat en azından şahabı tefsiridir.

 

Sonra bu müddet, ayrılık için konulmuş bir süredir. İddette olduğu gibi biter bitmez arkasından ayrılık gelir. Talakın vukuu için konulan sürelerde de durum aynıdır. Mesela, "Dört ay geçtiğinde sen boşsun!" demek gibi.

 

Cumhur ise şöyle diyor: ila ayetinde bizim için on delil vardır:

 

Birincisi: Allah, ila müddetini kocalara nisbet etti ve onların lehine bir | hak kıldı, aleyhlerine kılmadı. Dolayısıyla bu süre içerisinde karşı tarafın mutalebe hakkının olmaması gerekir. Ancak sürenin bitiminden sonra mutalebe hakkı olur. Borçların süresi gibi. Eğer dört ay içerisinde karşı tarafa mutalebe hakkı tanırsanız, o zaman bu kocaların lehine bir süre olmamış olur ve hem o sürenin onlar lehine olduğu, hem de aleyhlerine mutalebe hakkının doğması makul olmaz.

 

İkinci delil: ifadesidir. Burada Yüce Allah dönmeyi, müddetten sonra, takip ifade eden "fa" harfi ile zikretmiştir. Bu da dönmenin müddetten sonra olmasını gerektirir. Bu ayetin bir benzeri de: "Boşama iki defadır. (Bundan sonra) ya iyilikle tutmak, ya da güzel ve adaletli bir biçimde salıvermektir."[Bakara, 229] ayetidir. Tabii bu da kesinlikle talaktan sonradır.

 

Burada, "Takip fası; dönmenin müddetten sonra değil de, iladan sonra olmasını gerektirir." diye bir itiraz yapılabilir. Buna şöyle denilebilir: Ayette önce ila zikredilmiş, sonra onu müddetin zikri takip etmiş, sonra onun ardından da dönmekten bahsedilmiştir. Fa harfi, daha önce zikri geçenler üzere takibi gerektirdiğine göre, iki sözü edilenden daha uzağına atfedilmesi caiz olmaz. Ya ikisine de birden veya en yakın olana dönmesi gerekir.

 

Üçüncü delil: ifadesidir. "Azim" sadece azmedenin yapmaya karar verdiği şeydir. Nitekim, "Farz olan bekleme müddeti dolmadan nikah kıymaya azmetmeyin"[Bakara, 235] ayetinde de öyledir. Burada, "Dönmenin yapılmaması talaka azimdir." şeklinde bir itiraz yapılabilir. Cevaben şöyle denilir: "Azim, azmedilen şeyi yapmak ya da terketmek hususunda gösterilen kesin bir iradedir. Siz ise mücerred sürenin dolmasıyla talakı vaki kabul ediyorsunuz. İsterse onda cimaya ya da terkine dair bir azim olmasın. Hatta dönmeye azmetse bile, cimada bulunmamışsa, sürenin dolmasıyla adamın aleyhine olarak karısını boş kabul ediyorsunuz. Halbuki adamın talak kasdi yok. Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Ayet sizin aleyhinize bir hüccettir.

 

Dördüncü delil: Yüce Allah, ila yapanı ayette iki şey arasında muhayyer kılmıştır: Dönmek ya da talak. İki şey arasında muhayyer kılmak, ancak tek bir merhalede sözkonusu olur. Keffaretlerde olduğu gibi. Eğer iki ayrı merhalede olacak olsa ona muhayyer kılmak değil, birini diğeri üzerine tertib etmek denilir. Eğer bu anlaşıldıysa şimdi diyoruz ki, size göre dönüş dört aylık süre içerisinde, talaka azim ise müddetin sonundadır. Bu durumda muhayyer kılma, aynı merhale içerisinde gerçekleşmemektedir.

 

Şöyle denebilir: "O müddet içerisinde dönmek ile, dönmemek arasında muhayyerdir, müddetin dolmasıyla da talaka azmetmiş olur." Buna şöyle cevap verilir: Dönmemek, talakı azmetmek demek olamaz. Size göre o ancak müddetin sona ermesiyle azim olmaktadır. Dolayısıyla bu durumda talaka azmetmekle dönmek arasında asla bir muhayyer kılma sözkonusu olmaz. Çünkü müddetin bitmesiyle size göre talak vuku bulmaktadır, fakat dönme imkanı kalmamıştır. Müddet içerisinde dönebilir, fakat o takdirde de vaktin geçmesinden ibaret olan talaka azim vakti henüz gelmemiştir. Şu halde bu başlı başına beşinci bir delil olmaktadır.

 

Altıncı delil: iki şey arasında muhayyer kılma, o şeylerin muhayyer kılınan kişi tarafından işlenmesini gerektirir ki, onlardan her birinin işlenmesini ya da terkini tercihte bulunması sahih olsun. Aksi takdirde muhayyerliğinin manası kalmaz. Vaktin geçmesi ise kişi tarafından tercihle ortaya konulacak bir şey değildir.

 

Yedinci delil: Yüce Allah: "Eğer talaka azmederlerse şüphesiz ki, Allah işiticidir, bilicidir." buyurmuştur. Bu ifade, ayeti işiticilİk sıfatı ile bitirmesinin uyumlu olabilmesi için, talakın işitilen bir söz olmasını gerektirmektedir.

 

Sekizinci delil: Kişi borçlusuna: "Sana dört ay müddet. Eğer ödersen, kabul ederim. Yok ödemezsen seni hapsederim." dese, bu ifadeden şu anlaşılır Ödeme de hapis de müddetin bitiminden sonradır, müddet içinde değildir, muhatap, bundan başka bir mana anlamaz.

 

İtiraz: Mevzumuzun bir benzeri: "Sana üç gün muhayyerlik. Eğer satış akdini feshedersen edersin, yoksa seni bağlar." ifadesidir. Malumdur ki fesih ancak üç günün içinde olur, sonrasında olmaz. Buna ne diyecekiniz?

 

Cevap: Bu bizim size karşı getireceğimiz en güçlü delillerimizden birisidir. Çünkü akdin gereği bağlayıcılıktır. Kendisine üç günlük süre ile muhayyerlik hakkı tanınmıştır. Müddet biter de feshe gitmezse akit normal hükmüne yani bağlayıcılık haline dönmüş olur. Zevce de aynı şekilde kocası üzerinde cima hakkına sahiptir. Nitekim kocanın da kadın üzerinde hakkı bulunmaktadır. Yüce Allah: "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde bir takım iyi davranışa dayalı hakları vardır." buyurmaktadır. Allah (c.c.) dört ay boyunca karısından uzak durmayı bir hak olarak erkeğe tanımış ve bu süre içerisinde kadına cima konusunda bir hak tanımamıştır. Müddet bittiği zaman, kadın akdin tabiatı gereği hakkına kavuşmaktadır ki, o da tefrik talebinde bulunmaktır, yoksa talakın vukuu değildir. Şu halde bu da dokuzuncu ve müstakil bir delil olacaktır.

 

Onuncu delil: Yüce Allah, ila yapanların lehlerine bir şey, aleyhlerine de iki şey getirmiştir. Lehlerine olan şey dört ay beklemektir. Aleyhlerine olan İki şey ise, ya dönmek ya da talaktır. Size göre ise, onlara gereken sadece dönmektir. Talak ise onların üzerine hatta onların eline verilmiş değildir. O sadece Allah'ın emrine bırakılmıştır; müddetin bitmesinin hemen akabinde, koca istesin istemesin kadının boş olduğuna hükmedilir. Bu durumda bu işin ila yapanın elinde olduğunu ya da yapması gereken bir yükümlülük olduğunu söylemek mümkün değildir, bu nassın zahirine ters düşmektedir.

 

Sonra, ila keffareti gerektiren, Allah adına yapılmış bir yemindir. Diğer yeminlerde olduğu gibi, bununla da talak vuku bulmaz.

 

Yine bu Sari' Teala'nın takdir ettiği bir müddettir. Öncesinde bir ayrılık yoktur. Dolayısıyla iktidarsıza (innin) verilen müddette olduğu gibi, bununla talak (beynunet) meydana gelmez.

 

Hem sonra "ila" derhal talak ikamda kullanılan bir söz değildir, gelecek bir zamana bağlanan talak için de kullanılmaz. Zıhar gibi.

 

Üstelik ila cahiliye döneminde talaktı, zıhar gibi onun talak olması da neshedildi. Dolayısıyla ila ile talakın vukuu caiz olmaz. Çünkü bu, mensuh hükümle amel etmek ve cahiliye devri uygulamasına dönmek olur.

 

İmam Şafii şöyle der: Cahiliye döneminde insanlar üç şeyle yemin ederlerdi: Talak, zıhar ve ila ile. Yüce Allah zıhar ile ilanın, cahiliye devrindeki talak sayılması şeklindeki hükmünü değiştirerek, İslam'daki şekillerini verdi. Talakın hükmü ise eskiden olduğu üzere baki kaldı. Şafii'nin ifadesi böyle.

 

Taİak sadece sarih ya da kinaye lafızlarla gerçekleşir. ila ise bunlardan değildir. Zira eğer sarih olsaydı, mutlak zikri durumunda talak derhal vuku bulurdu. Kayıtlaması durumunda da belirtilen sürenin sonunda gerçekleşirdi. Eğer kinaye olsaydı, o zaman kişinin niyetine başvurulurdu. Aynı şev lian için varid değildir. Çünkü lian, talakı değil, feshi gerektirir. Fesih söz olmadan gerçekleşir. Talak ise ancak sözlü olarak gerçekleşir.

 

İbn Mes'ud'un kıraatine gelince, bu nihayet bekleme süresi içerisinde dönmenin caiz olduğuna delalet eder, müddet içerisinde mutalebe hakkının doğmasına delalet etmez. Bu da doğrudur ve biz bunu inkar etmiyoruz.

 

"Müddet içerisinde dönmenin caiz olması, o süre içinde mutalebe hakkının mevcudiyetini gösterir." şeklindeki sözünüzün, "vadeli borç" Örneği ile batıllığı ortadadır.

 

"Eğer dönmek müddetten sonra olsaydı, o zaman süreyi dört aydan fazla uzatmış olurdu." şeklindeki İddianız da doğru değildir. Çünkü bu dört ay, içinde mutalebe hakkı bulunmayan bekleme süresidir. Sürenin mücerred bitmesiyle, koca aleyhine mutalebe hakkı doğmaktadır. Bundan sonra kadın hemen talepte de bulunabilir, mühlet de verebilir. Bu aynen belirli vadeye bağlı diğer haklar gibidir, mutalebe hakkı ancak vadenin bitiminde doğar. "Bu durum vadeyi uzatmak olur." da denilmez. ilanın süresi için de durum aynıdır.

 

Ayet, ila yapması sahih olan bir kimsenin, hangi şekilde yemin ederse etsin onun ya dönünceye ya da boşayıncaya kadar ilada bulunmuş olduğuna delalet etmektedir. Bu delalet selef ve halef ulemasından, "Talak üzerine yeminle ila yapan kimse ya dönmek ya da boşamak durumundadır." görüşünde olanlar için bir delil olmaktadır. Her iki durumda da üzerine talakı gerekli görenler için bu yemini ila hükmü içine sokmaları mümkün değildir. Çünkü, "Eğer seninle bir seneye kadar cima edersem, sen üç talak boşsun!" dediğinde ve üzerinden de dört ay geçtiğinde, onlar kocaya: "Ya cima edersin, ya da boşarsın." demiyorlar. Aksine: "Eğer cima edersen kadın boş olur; yok cima etmezsen boş hükmünü biz veririz." diyorlar. Çokları, aletini içeri girdirmesine bile imkan vermiyor. Çünkü, diyorlar; cinsel ilişkinin bir parçası olan geri çekmek artık yabancı olan bir kadının cinsel uzvunda gerçekleşmiş olacaktır. Bu durumda onun ila yapan biri olmadığını söylemekten başka verilebilecek bir cevap yoktur. O zaman şöyle denilecektir: Dört ay geçtikten sonra adamı durdurmayınız ve ona talak üzerine yeminine istinaden devamlı olarak cimadan kacınabileceğini söyleyiniz. (Yok böyle yapmaz da) ona dört ay gibi bir süre koyarsanız, o zaman yeminsiz ila hükmünü isbat etmiş olursunuz. Yok, onu ila yapmış biri kabul eder ve kendisine ila hükmünü tanımazsanız bu kez de ila hükmüne ve nassın gereğine muhalefet etmiş olursunuz. Bunlar, onlara karşı kullanılan delillerden bazısıdır.

 

Soru: "Seninle cima edersem, üç talak boşsun!" diyenin hükmü nedir?

 

Cevap: Bu konuda, "Acaba bu sözle ila yapmış olur mu, olmaz mı?'* şeklinde fukahanın iki ayrı görüşü vardır. Her ikisi de İmam Ahmed'den rivayet edilmiştir. İmam Şafii'den de iki kavil olarak gelmiştir. Son görüşüne göre, bu sözle ila yapılmış olur. İmam Ebu Hanife ve Malik'in görüşleri de bu şekildedir. Her iki görüşe göre de, girdirmesine imkan (cevaz) verilir mi, verilmez mi? Hanbeli ve Şafii mezhebinde iki vecih vardır:

 

1) Bu caiz olmaz, haram olur. Çünkü girdirmesiyle onlara göre üç talak boş olur ve ondan sonrası artık haram olacağından, girdirmesi de haram olur. Bunun bir benzeri de şudur: Oruçlu, fecrin doğmasından önce ancak aletini sokabileceği fakat çıkaramayacağı kadar bir zaman olduğunu bilse, sokması her ne kadar mubah olan bir zaman içindeyse de kendisine haram olur. Çünkü çıkarması haram olan zaman içinde bulunacaktır. Burada da aynı şekilde girdirmesi haram olur. Her ne kadar talaktan önce ise de, çıkarması talak sonrasına düşmektedir.

 

2) Girdirmesi haram olmaz. Maverdi şöyle der: Bu görüş diğer Şafii fukahasına aittir. Çünkü kadın zevcesidir. Çıkarması da haram olmaz, çünkü -her ne kadar girdirmesiyle kadın boş olmuş ise de- bu ilişkiyi terketmektir. Bu ilişkide haram olan, girdirildiğinde orada tutulmasıdır, yoksa girdirme ve hemen akabinde çekme haram değildir. Şafii'nin sözlerinin zahirinden anlaşılan budur. Çünkü o şöyle demiştir: "Oruca niyetli kişi cima yaparken fecir doğsa ve tam anında çıkarsa, o orucu üzeredir. Ama çıkarmadan beklerse, orucu bozmuş olur ve keffaret verir." ila bahsinde de: "Kişi eğer, 'Seninle cima edersem, sen üç talak boşsun!' dese, bakılır. Şayet döner ve kertiğe kadar içeri girdirirse, kadın kendisinden üç talak boş olur. Eğer çıkarır tekrar girdirirse, üzerine kadının emsal mehri gerekir." demektedir. Bunlar girdirmenin cevazına şu örneği de getirmişlerdir: Kişi bir adama: "Evime gir ve orda durma" dese, girme izinle olduğu için mubah olur, yasak bulunduğu için de hemen çıkması gerekir. Çıkmak, her ne kadar yasak zamanına rastgelmekte ise de mubah olmaktadır. Çünkü bu bir terktir. Aynı şekilde, böyle bir ilada bulunan kimse İçin de girdirmesi ve çekmesi mubah, orada bekletmesi haram olur. Oruçlunun fecirden önce girdirmesi, hemen fecir sonrası çekmesi durumunda da aynen buradaki ihtilaf geçerlidir. Bazıları ise, fecir öncesi oruçluya girdirmesi haramdır, fakat ila yapana haram değildir demişlerdir. Aralarındaki fark şudur: Oruçlu üzerine haramlık, girdirme dışında başka bir sebeple de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, ona girdirmenin haram olması caizdir. ilada bulunana ise haramlık ancak girdirme yoluyla ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla aralarında fark vardır.

 

Üçüncü bir grubun görüşü ise şöyledir: Bu kişiye elmada bulunması haram olmaz, zevcesi de boş olmaz. Aksine durdurulur ve kendisine: "Allah'ın sana emri, dönmen ya da boşamandır." denilir. Bu adam nasıl bir ila yapmış oluyor ki dönüş hakkı olmuyor, aksine talakla ilzam ediliyor. Onunla cima edecek olsa talak vuku buluyor. ila olmasına rağmen her iki durumda da talak gerçekleşiyor. Bu nasıl olur? Kur'an'ın zahirine ters değil midir?

 

Bu kimse hakkında şöyle denilmelidir: Eğer dönerse cima ile talak gerekmez. Yok dönmezse, talakla ilzam edilir. Bu, talak üzerine edilen yeminin, talak gerektirmeyeceği, sadece yemin keffaretinin yeterli olacağı görüşünde olanların mezhebidir. Zahirilerin, Tavus, ikrime ve hadis ulemasından bir grubun görüşleri bu şekildedir. Şeyhülislam İbn Teymiye'nin tercihi de bu doğrultudadır.

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

H) LİAN

 

 

 

 

 

 

 

⚠ Hata Bildir