|
ZADU’L-MEAD |
ALTINCI KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) VERDİĞİ HÜKÜMLER, EVLİLİK, ALIM-SATIM |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
G) HZ. PEYGAMBER'İN
(S.A.) SÜT VE YÜNLERİN SATIŞI İLE İLGİLİ HÜKÜMLERİ
1- Sağmal Hayvanın
Kiralanması
2- Memedeki Sütün
Satışı
3- Hayvanın Üstündeki
Tünün Satışı
1- Sağmal Hayvanın
Kiralanması:
Koyun, inek ve devenin
belirli bir müddet sütünü almak için ücre ödenmeye gelince, fukahanın çoğunluğu
bunu caiz görmemişlerdir Şeyhimiz caiz olduğunu söylemiştir. Bu görüşü bazı
alimlerin benimsediğini nakletmiş ve kendisi bu konuda müstakil bir eser telif
etmiştir. Şeyhimiz der ki: Bir kimse koyun, inek veya deve gibi bir hayvanı
belli bir ücretle ve yemi sahibine ya da kindisine ait olmak üzere sütünü almak
için kiralarsa, bu kiralama alimlerin iki görüşünden en açık olanına göre süt
annede olduğu gibi caizdir. Bu muamele hem aliş-verişe hem de kiralamaya
benzemektedir. Bu yüzden bazı fakihler bu konuyu alış-veriş bahsinde ele
alırken, bazıları da kiralama bahrinde ele almaktadırlar. Şayet süt, kiraya
tutanın yemi ile hasıl oluyorsa, bu durum ağaç kiralamaya benzer. Eğer hayvanı
yemleyen onun sahibi ise ve müşteri yalnızca kendisi için takdir edilen sütü
alıyorsa bu tam bir alış| veriş sayılır. Sütü mutlak olarak alıyorsa bu da
alış-veriş kabul edilir; Çünkü sütün sahibi, sütü getirip müşterisine tam
olarak vermektedir. Süt anne konusunda durum tamamen tersinedir. Çünkü süt anne
çocuğa süt emzirmektedir. Bu Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yasak ettiği aldatma satışları sınıfına dahil değildir. Çünkü aldatma, var
olmakla olmamah arasında gidip gelmedir. Bundan dolayı da satışı yasak
edilmiştir. Kumar cinsindendir. Batıl yoldan mal yemeye vesile olduğu için
Allah Teala onu haram kılmıştır. Aynı zamanda Allah'ın haram kıldığı zulüm
gibidir. Evet bu muamele, iki taraftan birinin malı ortada bulunur, diğerininki
ise varlık ile yokluk arasında şüpheli bulunursa, caiz olmayan bir muameledir.
Kaçak kölenin, ürküp kaçmış hayvanın, gebe hayvanın yavrusunun yavrusunun
satışı hep bu sınıftandır. Çünkü bu mallar belki müşteriye ulaşır, belki de
ulaşmaz. Ona ulaşacak şeyin miktarı da belli değildir. Ama satılan şeyler,
arazi ve hayvan kiralamak gibi, süt annenin sütü gibi, hayvan sütü ve tanm
ürünlerinin satışı gibi, bütün bunların miktarı ve diğer özellikleri adeten
biliniyorsa, hepsi aynı sınıftan sayılırlar ve caizdirler.
Sonra müşteri adet üzere
olan miktarı alabilirse bir mesele kalmaz. Şayet bir eksilme olursa, o miktarın
karşılığı kiracıdan düşülür. Bu tıpkı, afete uğrayan satış malının bedelinin
belli bir oranda düşülmesi (vadu'l-cevaih) gibidir. Aynı zamanda diğer
alış-verişlerde malın bir kısmı müşterinin eline geçmeden telef olursa yine
böyle muamele yapılır.
Soru: Kira sözleşmesinin
konusu menfaat (yararlanma)lardır. Mallar değildir. Bu sebeple yemek için
yiyecek ve içmek için su kiralamak sahih olmaz. Süt annenin kiralanması da
menfaate binaendir ki, o da çocuğu kucağa alması ve ona meme vermesidir. Süt bu
sözleşmeye zımnen ve tabilik durumunda girer. Bir evi kiraya verirken o evin
kuyusunda biriken suyun da aynı sözleşmeye girmesi gibi sayılır. Asıl için
hoşgörülmeyen bazı şeyler tabi durumda olurlarsa hoşgörülebilirler.
Cevap: Bu itiraz bir kaç
yönden cevaplanabilir:
Birincisi: Kira sözleşmesinin
yalnızca menfaat üzerine yapılacağını menetmek. Çünkü bu ne Kur'an ve hadisle
ne de icma ile sabittir. Bilakis ashabm, bunun aksine uygulamalarda bulunduğu
bildirilmektedir. Sahih olan bir rivayete göre Hz. Ömer (r.a.) Üseyd b.
Hudayr'ın bahçesini üç seneliğine kiraya vermiş ve ücretini alıp onunla borcunu
kapatmıştı. Bahçeden maksat hurmadır. Bu ise meyvesini almak için ağacı kiraya
vermek demektir. Mü'minlerin halifesi olan Hz. Ömer'in görüşü bu şekildedir ve
ashabtan herhangi bir kimsenin ona karşı çıktığı da bilinmemektedir. İmam
Ahmed'in arkadaşlarından Ebu'l-Vefa b. Akıl ve Şeyhimiz de bu görüşü tercih
etmiştir. Sizin kira sözleşmesi ancak menfaat üzerine yapılır, sözünüz kabul
edilemez ve delil ile de sabit değildir. Sizin en çok yapabileceğiniz şey,
ihtilaflı olan konuyu, yenmek için ekmeğe ve içmek için suya kıyaslamanızda*.
Bu ise çok fasit kıyaslardan biridir. Çünkü ekmek yenilir ve yerine yenisi
gelmez. Halbuki süt ve kuyu suyu böyle değildir. Çünkü onların yerine yenisi
gelir. Bu yönüyle de menfaat mesabesinde sayılır.
İkincisi: Ürünler vakıf
ve ariyet (iğreti verme) vb. konularda menfaat ve fayda gibi
değerlendirilirler. Buna göre ağacı olan kimse, tıpkı ürününden yararlanılması
için arazisini vakfeden kimse gibi, meyvesinden yararlanılması içen ağacını
vakfedebilir. Bir hayvanı, bir evi veya bir süt hayvanını iğreti olarak vermek
caiz olduğu gibi, bir ağacı iğreti vermek de caizdir. Bütün bunlar, onların
ürününü ya da faydasını teberru etmektir. Bir kimsenin evini orada oturacak birisine
vermesi, bir başkasının hayvanını ona binecek birine, ağacını onun meyvesini
alacak birine, arazisini ekecek birine, koyununu onun sütünü içecek birine
vermesi mesabesindedir. Bütün bu faydalar, teberru sözleşmeleri hükmündedirler.
Faydalanılan malın aslı vakıf yoluyla bu tür faydaya tahsis edilmiş olsa da
(muhabbes) olmasa da sonuç değişmez. Aynı zamanda ortaklık sözleşmesi hükmüne
de girerler. Çünkü bir kimse koyununu, ineğini veya devesini bir başkasına,
sütünden veya doğacak yavrularından bir kısmını ona vermek karşılığında onlara
bakmak ve hizmetlerini görmek için verse, bu anlaşma İmam Ahmed'den gelen iki
rivayetten en sahih olanına göre sahihtir. Aynı şekilde kira sözleşmesi hükmüne
de girerler.
Üçüncüsü: İki çeşit mal
vardır: Birinci çeşidi, yerine yenisi gelmeyen ve gidince bütünüyle gidendir.
İkinci çeşidi yavaş yavaş tükenen ve tükenen kısımların yerine yenisi gelendir.
İşte bu çeşit, menfaatlerle yerine yenisi gelmeyen mallar arasında bir derece
sayılır. Bu durumda hangi kısma benzediğine bakılır ve onun gibi kabul edilir.
(Bu gözle bakıldığında) bu çeşidin menfaatlere benzemesinin daha kuvvetli
olduğu bilinmekte ve dolayısıyla o kısımdan sayılması evla olmaktadır.
Dördüncüsü: Allah Teala
Kur'an-ı Kerim'de süt annenin kiralanması konusunda hükmünü bildirmiş ve süt
annenin aldığı şeyi ücret diye isimlendirmiştir. Bizim şeriatımızda Kur'an'da
hakkında nass bulunan kiralama yoktur, ancak süt annenin kiralanması
müstesnadır ki, o da şudur: "Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara
ücretini verin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın."[Talak, 6] Üstadımız
der ki: Kiralamanın ancak menfaat üzerine olacağı vehmine kapılan bazı
kimseler, buradaki kiralamanın kıyasa aykırı düştüğünü zannetmişlerdir. Halbuki
öyle değildir. Bilakis kiralama, mal olsun menfaat olsun, aslı baki kalmak
kaydıyla kendisinden yararlanılabilen her şey üzerine yapılabilir. Nasıl bu
mallar vakfedilebiliyor ve iğreti verilebiliyor, insanlar karşılıksız olarak
yararlanabiliyorsa, aynı şekilde kiracı da ondan, bedelini ödeyerek yararlanabilir.
Süt annenin sütünden aslı baki kalarak yararlanmak mümkün olunca, herhangi bir
menfaati kiralamanın caiz olması gibi, onu da kiralamak caiz olmuştur. Bu,
kıyasın ta kendisidir. Zira Allah nasıl bazı menfaatleri peyderpey yaratryor ve
onların aslı baki kalıyorsa, aynı şekilde bazı malları da peyderpey yaratıyor
ve onların aslı da baki kalıyor.
Beşincisi: Sözleşmelerde
asıl olan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldıklannın dışındaki esaslan yerine
getirmenin vacip olmasıdır. Çünkü müslümanlar, helali haram, haramı da helal
kılan şartların dışındaki bütün şartlara riayet ederler. Sözleşilen veya şart
koşulan hususlarda Allah ve Rasulü'nün haram kıldığının dışında hiçbir şey
haram olmaz. Bu konuyu menedenlerin (menettikleri şeyin) haram kılındığına dair
gösterebilecekleri hiçbir nass yoktur. Ancak kıyas deliline tutunmaktadırlar,
fakat yaptıkları kıyasta asıl ile fer' arasında kıyaslamayı önleyecek bir fark
olduğu bilinmektedir. (Kıyası) caiz görenlerin yaptığı kıyas, fer'in asla eşit
kılınmasına daha yakındır. Bu konuda ise, bunun imkanı yoktur.
Başarı Allah'tandır.
Altıncısı: Bu kiralamayı
menedenler süt annenin kiralanmasının cevazının Kur'an ve icma ile sabit
olduğunu, bu kiralamadan esas maksadın da bir maddi varlık olan süt olduğunu
görünce, bu kiralamanın cevazım izah için hem emzirenin hem de kiralayanın
geçersizliğini bildikleri hileli bir ifade kullandılar ve dediler ki: Süt anne
ile yapılan sözleşme yalnızca, onun çocuğu kucağına alması ve ona meme vermesi
üzerine yapılmıştır. Süt ise tabi durumundadır. Halbuki Allah ve bütün akıllı
kimseler bilmektedir ki, ne mesele böyledir, ne esas maksat, süt annenin çocuğu
kucağına almasıdır ve ne de o kadını tutmak için yapılan sözleşmenin konusu
budur. Örf, hakikat ve şeriat açısından bunun böyle olmadığı bilinmektedir.
Şayet, süt anne çocuğu bir başkasının kucağında veya beşiğinde emzirse bile
ücretini almayı hak ederdi. Esas maksat sadece meme vermek olsaydı, sütü olmasa
da memesi olan her kadın tutulabilirdi. Gerçekten fasit olan kıyas ve ruhsuz
olan fıkıh budur. Bütün bunlardan sonra nasıl olur da süt anne tutmanın
(kiralamanın) kıyasa aykın olduğu söylenir ve sahih olan kıyasın böyle olduğu
iddia edilebilir?
Yedincisi: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), keçiyi ve koyunu sütü için iğreti vermeyi tavsiye
etmiş, buna teşvik etmiş ve bu iyiliği yapacak kimsenin nail olacağı sevabı
zikretmiştir. Bunun ne bir satış, ne de bir hibe olmadığı bilinmektedir. Zira
ma'dum ve meçhul olan bir şeyin hibe edilmesi caiz değildir. Bu ancak tıpkı
binilmesi için hayvanın iğreti verilmesi gibi, sütü için koyunun ödünç
verilmesidir. Bu ise ondan yararlanmanın mubah olduğunu göstermektedir. Her iki
uygulama da, şer'i yönden birdir. İğreti verme yoluyla yararlanması caiz olan
şeyden, kiralama yoluyla da yararlanılabilir. Çünkü her ikisinin geliş yolu
birdir. Aradaki fark sadece birinin teberru şeklinde olması, diğerinin de bir
bedel karşılığında olmasıdır.
Sekizincisi: Harb
el-Kirmani'nin el-Mesail'inde yaptığı şu rivayettir: Said b. Mansur - Ubab b.
Ubad - Hişam b. Urve ve babası yoluyla gelen habere göre, Üseyd b. Hudayr altı
bin dirhem borcu olarak vefat etmiştir. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattab (r.a.)
alacaklılan çağırmış ve onun arazisini alacaklılara iki seneliğine vermiştir.
Bu arazide ağaçlar ve hurma bulunmaktaydı. Medine bahçelerinde daha çok hurma
bulunmaktadır ve boş (ağaçsız) arazisi çok azdır. Hz. Ömer'in bu uygulaması
meyvesini almalan için ağaçları kiraya vermek demektir. Kim bunun İcma'a aykın
olduğunu iddia ederse, bilgisizliğindendir. Bilakis bunun caiz olduğu hususunda
icma edildiğini söylemek daha uygundur. Hz. Ömer (r.a.) bunu Medine-i
Münevvere'de Ensar ve Muhacirlerin huzurunda yapmış ve olay her tarafta
duyulmuş, buna rağmen kimse karşı çıkmamıştır. Bilakis kabul ve ikrar ile
karşılamışlardır. Halbuki, Hz. Ömer bile yapsa, bundan daha basit şeylere karşı
çıkıyorlardı. Mesela. İmran b. Husayn ve diğerleri temettü haccı konusuna karşı
çıkmışlardı. Bu olaya ise kimse karşı çıkmadı. İnşaallah bunun tam bir kıyas
olduğunu, bunu menedenlerin bu olayı mutlaka dikkate almaları gerektiğini ve
onların caiz olmayan birçok hilelere başvurduklarını açıklayacağız.
Dokuzuncusu: Ziraat
yapılan bir araziden, kira sözleşmesiyle elde edilen mahsul, her mal gibi bir
maldır ve o mal, kiracının ürettiği bir üründür. Kiracının topraktan yararlanma
konusunda bundan başka bir maksadı yoktur. Şayet tarımdan başka bir yararlanma
kastı sözkonusu olsa bile bu, asla tabi bir kasıttır.
Soru: Üzerinde sözleşme
yapılan şey toprağı sürmenin, ekmenin ve hasat etmenin yarandır. Mal bu yararın
sonucu olarak ortaya çıkar. Mesela, bir kimse kuyu kazmak için birini kiralar,
kuyudan da su çıkarsa üzerinde sözleşme yapılan konu su değil iştir.
Cevap: Toprağı kiralayan
kimsenin elde edeceği ürünün dışında bir maksadı yoktur. İş (yani çalışma) ise
başka bir amaca hizmet eden vesiledir. Kiracı, mücerred çalışmadan hiçbir yarar
sağlayamaz. Bilakis o (iş veya çalışma) yorgunluk ve sıkıntıdır. Maksadı yalnız
ve yalnız çalışması ve sulaması sayesinde Allah'ın yaratacağı mahsulü almaktır.
Her iki konu arasında hükümlere illet teşkil etmeyecek geçersiz farklardan
başka bir fark yoktur. Sizin kiralamayı kuyu kazmaya benzetmeniz fasit bir
benzetmedir. Bilakis kuyu kazmanın benzeri, araziyi sürmek, ekmek ve sulamak
için bir çiftçi tutmaktır. Şüphe yok ki, sütü için hayvan kiralamayı, mahsulü
için arazi kiralamaya benzetmek tam bir kıyastır ve —daha önce de geçtiği gibi—
yemek için ekmek kiralamaya benzetmekten daha sahihtir.
Onuncusu: Mahsulünü
almak için arazi kiralamanın aldatma ve risk durumu, sütü için hayvan
kiralamanmkinden daha çoktur. Çünkü tarıma etki edecek afetler ve engeller
sütünkinden çoktur. Buna rağmen bu durumlar arazinin kiralanmasında hoş
görülürse, (yani kiralama için şer'i bir engel teşkil etmezse) sütü için hayvan
kiralamada hoş görülmesi daha evladır.
2- Memedeki Sütün
Satışı:
Memedeki sütün satış
sözleşmesi hususunda üç görüş vardır:
1- Gerek satış, gerekse
kiralama olarak bunu menetmek. Şafii ve Ebu Hanife bu görüştedirler.
2- Hem satış, hem de
kiralama olarak cevaz vermek.
3- Satışına değil ama,
kiralamasına cevaz vermek. Üstadımızın (r.a.) tercihi de budur.
Memedeki sütün satışını
meneden iki hadis vardır:
Birincisi: Ömer b.
Merruh hadisidir ve zayıf bir hadistir. Hubeyb b. ez-Zübeyr - İkrime - İbn
Abbas yoluyla rivayet edilen bu hadis şöyledir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hayvanın sırtındaki yünün, sütteki yağın ve memedeki sütün
satışını yasak etti." Bu hadisi Ebu İshak, İkrime ve İbn Abbas yoluyla
onun {İbn Abbas'm) sözü olarak veya yağ konusunu zikretmeksizin rivayet
etmiştir. Hadisi Beyhaki ve diğerleri de rivayet etmişlerdir.
İkincisi: İbn Mace'nin,
Hişam b. Ammar - Hatem b. İsmail - Cehdam b. Abdullah el-Yemani - Muhammed b.
İbrahim el-Bahili - Muhammed b. Zeyd el-Abdi - Şehr b. Havşeb ve Ebu Said el-Hudri
yoluyla yaptığı şu rivayettir: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) doğuruncaya kadar hayvanların karınlarında bulunan şeyin, ölçü ve tartı
ile olmaksızın memelerde bulunan şeyin, kaçmış bulunan kölenin, taksim
edilinceye kadar ganimetlerin, ele geçirilinceye kadar zekat mallarının ve
dalgıcın bir defada çıkardığı şeyin satışını yasak etti." Fakat bu hadisin
isnadı ile delil sabit olmaz. Hayvanların karınlarında bulunan şeyin satışının
yasaklanması, melakih (hayvanların sulbünde bulunan şey)in ve medamin
(karınlarında bulunan şey)in satışının yasaklanmasıyla, kaçmış bulunan kölenin
satışının yasaklaması ise —o, kaçak olduğu bilmen bir köledir— aldatma
satışının yasaklanmasıyla sabit olmuştu. Ganimetlerin paylaştırılmcaya kadar
satışının yasaklanması, bir kimsenin yanında bulunmayan bir şeyi satmasının
yasak edilmesinin hükmü içindedir, çünkü o bir aldatma ve tehlike (riziko)
ihtiva eden satıştır. Ele geçirilemeyen zekat mallarının satışı da böyledir.
Şayet Hz. Peygamber (s. a.) bir yiyeceği, müşteriye inktikal ettiği,
mülkiyetine girdiği, onun olduğu ve başkasının malı olmak ihtimali kalmadığı
halde yine de ele geçirilmeden önce satışını yasak ederse, ganimet ve zekat
mallarının ele geçmeden önce satışının yasak edilmesi daha evladır. Dalgıcın bir
defa da çıkaracağı şeyi satışında aldatma bulunduğu konusu ise apaçıktır.
Memedeki sütün satışına
gelince, şayet muayyen olursa, satılan malı aynen teslim etmek mümkün değildir.
Eğer özellikleri belirtilmiş bir sütün zimmette satışı ise, bu, şuradaki çecden
on avuç satmaya benzer. Bu çeşit satışın iki yönü vardır: Itlak yönü ve tayin
yönü. İkisi arasında bir çatışma da yoktur. Bu satışın caiz olduğunu İmam
Ahmed'in rivayet ettiği şu hadis göstermektedir. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir bahçe (de bulunan meyve) yi, ortaya çıkmadan (büdüvvü
salahından) önce selem yoluyla satmayı yasakladı. Buna göre süt veren koyunun
sütünü belli bir ölçüyle selem yoluyla satarsa caizdir. Bu satış "Ölçü ve
tartı ile olmazsa, memedeki şeyin satışını yasak etti." sözünün hükmüne
girer. Bu ise, ister mutlak isterse muayyen olsun, ölçü ve tartı ile olursa
satışına izin var demektir. Çünkü (mutlak veya muayyen diye bir) tafsilat
zikretmemiş, ölçü ve tartının dışında da bir şart koşmamıştır. Muayyen olması şart
olsaydı zikrederdi.
Soru: Koyunun sütünü
belli sayıdaki günler için Ölçüsüz ve tartısız satsa ne dersiniz?
Cevap: Yukarıda
zikredilen hadis sahih ve sabit ise ölçüsüz ve tartısız satılması caiz olmaz.
Şayet hadis sabit değilse, koyunun sütü de bilinmekte ise ve adeten
değişmiyorsa (belli sayıda) günler için satılması caiz olur. Adetine binaen
verilen hüküm ölçü ve tartının yerini tutar. Eğer süt durumu değişiyor, bazen
artıyor, bazen eksiliyor, bazen da kesiliyorsa, bu aldatma sayılır ve caiz
olmaz. Kiralama ise böyle değildir. Çünkü süt onun mülkiyetinde ve hayvanı
yemlemesi sonucu meydana gelir, tıpkı kendi mülkü olan araziyi sulayarak mahsul
meydana gelmesi gibidir. Bunda herhangi bir aldatma yoktur. Evet, şayet süt
adetin aksine eksilir veya kesilirse, bu kiralamadan beklenen bir menfaatin
noksanlaşması veya tamamen ortadan kalkması mesabesindedir ki, bundan dolayı
kiracıya ya sözleşmeyi feshetme hakkı doğar, ya da eksilen menfaat oranında
kira ücretinden düşülür. Bu, mezhebin (Hanbeli mezhebi) usulüne göre yapılacak
bir kıyasla varılan sonuçtur. İbn Akil ve el-Muğni müellifi der ki: Kiracı
(herşeye rağmen kiraladığı malı) elinde tutmayı tercih ederse, ücretin tamamını
ödemesi gerekir. Çünkü o, eksikliğe razı olmuştur. Bundan dolayı da ücretin
tamamını ödemesi gerekir. Doğru olan ise, menfaatten eksilen oranın ücretten
düşürülmesidir. Çünkü kiracı tam ücreti, eksiksiz ve kusursuz bir menfaat
karşılığında vermektedir. Böyle olmadığı takdirde, tam ücret ödemesi gerekmez.
Onların: "Kiracı
menfaati eksik olarak kabul etti. Bu durum satılık bir malı kusurlu olarak
kabul etmek gibidir." sözlerine iki yönden cevap verilebilir:
Birincisi: Müşteri
kusurlu olan malı, kusurunun bedelini almak kaydıyla kabul ederse, (Hanbeli)
mezhebinin zahirine göre bu onun hakkıdır. Kusurlu olan malın bedelini alarak o
malı kabullenmesi, (o bedeli alma) hakkını düşürmez.
İkincisi: Şayet malı
geri verme hakkı olan kimse, onu elinde tutarsa, ona söz konusu bedel ödenmez,
desek bile bundan dolayı kira için geçerli olan bedeli eksiltme hakkı düşmez.
Çünkü kiracı sözleşme yapılan konunun bir kısmından yararlanmaştır. Bundan
dolayı onu olduğu gibi geri vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde kalan
menfaati geri vermesi halinde zarara uğrayabilir veya bu imkanı bulamayabilir.
Bundan dolayı da her şeye rağmen kiraladığı nesneyi elinde tutmak zorunda
kalabilir. Buna rağmen ondan ücreti tam olarak almak ve onu, ancak sözleşmeyi
feshederek zararını telafiye zorlamak, ona zarar vermek demektir. Özellikle
ekim, dikim (alanı), bina kiralayanlar veya yolculuk için hayvan kiralayan ve
yolda hayvanda bir anza ortaya çıktığını gören kimse için bu durum daha da
zordur. Doğru olan hüküm şudur: Geri verme hakkı ve imkanı olan bir müşteri,
satın aldığı malı elinde tutarsa ona, o malın kusurundan dolayı bir bedel
ödenmez, ama kiralamada bu bedel ödenir.
Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) tarım ürünü alan müşteriden, ürünün tabii afetten
zarar görmesi halinde, zarar gördüğü orandaki ücretin düşürülmesine ve geri
kalanının alınmasına hükmetmesi de bu konuyu açıklamaktadır. Zira ürünün tamamı
bir seferde olgunlaşmaz, bu yüzden de hepsini birden toplamak adet olmayıp
peyderpey toplanır. Bu durum aynen kiralama hadisesindeki gibidir. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) musarrat (çok gözükmesi için bir müddet
sütü sağılmayan hayvan) konusunda müşteriyi, hayvanı geri vermek veya bundan
dolayı herhangi bir tazminat istemeden öylece kabul etmek arasında muhayyer
bırakmış, afete uğrayan ürün konusunda ise, zararının telafi edilmesi ve
böylece ürünü elinde tutması hükmünü vermiştir. Aradaki fark bizim
zikrettiğimiz husustur. Kiralama da ürünün satışına daha çok benzemektedir. Bu
benzerliğe itibar edildiği ise, Şari'in, ücret satıcının eline geçmeden önce
afete uğrayan mahsulün bedelini düşürmesinde açığa çıkmıştır.
Soru: Menfaatleri
etkileyen musibetlerin, ücretten düşürülmeyeceği konusunda alimler ittifak
etmişlerdir.
Cevap: Bu o-babdan
değildir. Kim böyle olduğunu zannederse, bu onun kuruntusudur. Üstadımız der ki:
Bu, satın alman üründe olduğu gibi afete uğrayan malın zararından telafi
edilmesi babından değildir. Bilakis bu sözleşme ile amaçlanan menfaatin telef
olması veya elden çıkması babındandır. Alimler hayvan kiralayan bir kimsenin
onu teslim almadan önce ölmesi halinde, ücretini ödemesinin gerekmeyeceği
misalinde olduğu gibi, kiralamada da sözkonusu menfaat, elde edilemeden önce
telef olursa, ücret ödenmesinin gerekmeyeceğinde ittifak etmişlerdir. Bu durum,
bir çecden belli bir ölçüde mahsul satın alınması, fakat alınan miktarın teslim
alınmadan ve çecden ayrılmadan telef olması mesabesindedir. Şüphe yok ki, bu
durumdaki bir mal satıcının garantisindedir. Bu yüzden arazi kiralayan kimse
afet sebebiyle ziraat yapmaya imkan bulamazsa kira ücreti ödemesi gerekmez.
Şayet ziraat yapar, mahsul yetişir, ama sonradan tabii bir afet gelerek hasat
imkanı bulamazsa, bu durumda alimler ihtilaf etmişlerdir. Bir grup (yukarıda
zikri geçen) ürün ve menfaat meselesi gibi kabul etmiş, başka bir grup ise bu
iki meseleyi ayrı ayrı ele almıştır. Menfaat ve ürün meselesiyle bu konuyu ayn
ayrı ele alanlar derler ki: Ürün, üzerinde sözleşme yapılan şeydir. Aynı
şekilde menfaat de öyledir. Bu konuda ise ekilen mahsul, üzerinde sözleşme
yapılan şey değildir. Sözleşme yapılan şey menfaattir. O da elde edilmiştir.
İki konuyu eşit olarak ele alanlar ise derler ki: Kiralamadan maksat üründür.
Bu maksat hasıl olmadan önce tabii bir afet gelirse sözleşme ile amaçlanan şey
ele geçmeden önce telef olmuş demektir. Gerçi kira bedelini ürün için değil,
ürün elde etmesine yarayacak bir menfaat için ödemişse de, ürünü hasat edemeden
tabii bir afet meydana gelir ve mahsule zarar verirse, üzerinde sözleşme
yapılan menfaat de bundan kurtulamaz ve bu menfaat de telef olmuş sayılır. Bir
arazinin menfaatinin işin başında telef olmasıyla, sonunda telef olması
arasında bir fark yoktur. Tabii afet ekimden sonra olur ve oradan yararlanma
imkanını ortadan kaldırırsa, bunun önce veya sonra olması arasında bir fark
olmadığı bilinmektedir.
3- Hayvanın Üstündeki
Tünün Satışı:
Hayvanın sırtındaki
yünün satılmasına gelince, bunu yasaklayan hadisin sahih olduğu sabit olursa,
onu kabul etmek vacip olur ve ona aykırı bir şey söylemeye imkan yoktur. İmam
Ahmed'den bu konuda değişik rivayetler gelmiştir. Bir rivayete göre bunu
menetmiş, başka bir rivayete göre de hemen kırkılması şartıyla cevaz vermiştir.
Bu görüşün açıklaması şöyledir: Hayvanın üstündeki yün, teslimi mümkün olan
malum bir maldır. Bundan dolayı ağaçtaki hurma gibi satışı caizdir. Koyunun
üzerinde bulunan ve satılan yün ile sonradan büyüyecek olan (ve satışa dahil
olmayan) kısmın birbirine karışması ihtimali, hemen kırkılmasıyla bertaraf
edilmiş olur. Bu arada büyüyen kısım tesbit edilemeyecek kadar azdır. Diğer
yandan hemen kırkılması şart koşulmazsa, bu durumda da peyderpey toplanan hurma
gibi olur. Alınması zamanında uzamış olsa bile, bunun doğru bir açıklaması
vardır. Son noktada bu, var olan şeye tabi olan, yaratılmamış ma'dumun (mevcut
olmayanın) satışı demektir. Bir meyvenin henüz yaratılmamış kısımları gibidir
ve mevcut olan kısmına tabidir. Yünün alınması için belli bir vakit tayin
edilirse, bu da meyveyi olgunlaşma zamanında toplama mesabesindedir.
Bu konuyu şu husus daha
iyi açıklamaktadır. Bu satışı menedenler, hayvanın yününü diğer organlarına
kıyas etmişler ve demişlerdir ki: Yün hayvana bitişiktir. Bundan dolayı, diğer
organları gibi tek başına satışı caiz değildir. Bu ise çok fasit bir kıyastır.
Çünkü, diğer organları hayvana zarar vermeden müşteriye teslim etmek
imkansızdır.
Soru: Bununla memedeki
süt konusu arasındaki fark nedir ki, buna cevaz verdiğiniz halde ona cevaz
vermediniz?
Cevap: Memedeki sütte
müşterinin malı ile satıcının malı birbirine çabucak karışır. Çünkü süt hayvan
sağıldıkça hızla meydana gelir. Yün ise böyle değildir.
Allah en iyi bilen ve
hükmedendir.
bitti
fi emanillah