sÜnen bn- mace

bablar konular numaralar

ktabu’l-ften

<< 4003 >>

devam: 19- kadinlar ftnes babi

 

حدّثنا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ. أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم؛ أَنَّهُ قَالَ:

 ((يَامَعْشَرَ النِّسَاءِ! تَصَدَّقْنَ وَأَكْثِرْنَ مِنْ الاِسْتِغْفَارِ. فَإِنِّي رَأَيْتُكُنَّ أَكْثَرَ أَهْلِ النَّارِ)) فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مَنْهُنَّ جَزْلَةٌ: مَا رَأَيْتُ مِنْ نَاقِصَاتِ عَقْلٍ وَدِينٍ أَغْلَبَ لِذِي لُبٍّ مِنْكُنَّ. قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللهِ! وَمَا نُقْصَانُ الْعَقْلِ وَالدِّينِ؟ قَالَ ((أضمَّا نُقْصَانُ الْعَقْلِ فَشَهَادَةُ امْرَأَتَيْنِ تَعْدِلُ شَهَادَةَ رَجُلٌ. فَهَذَا مِنْ نُقْصَانِ الْعَقْلِ. وَتَمْكُثُ اللَّيَالِيَ مَا تُصَلِّي. وتُفْطِرُ فِي رَمَضَانَ. فَهذَا مِنْ نُقْصَانِ الدِّينِ)).

 

abdullah bin Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): «ey kad-nlar topluluğu! sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben sizlerin cehennem halkının çoğunluğunu teşkil ettiğinizi gördüm,» buyurdu. bunun üzerine kad-n cemaatinden aklı başında biri: ne günahımız var ki cehennemliklerin çoğunluğu biz kad-nlarız ya resulallahi diye sordu. resul-i ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem): «siz (şuna buna) çok la'net eder ve kocanıza karşı nankörlük (yani nimetlerini inkar) edersiniz. akıl ve dini noksan olanlardan hiç birinin akıllı bir kimseye sizin kadar galebe çaldığını görmedim,» buyurdu. kadın :

 

ya resulallah! akıl ve din noksanlığı nediri diye sordu. resul-i ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem): «akıl noksanlığına gelince: iki kad-nın şahidliği bir erkeğin şahidliğine denktir. işte bu (denklik hükmü), aklın noksanlığındandlr. kadın (hayız nedeniyle) günlerce namaz kılmaz ve ramazan ayında (hayız süresince) oruç tutmaz. işte bu da din'in noksanlığındandır (yani noksanlığıdır.)»

 

 

diğer tahric: bu hadisi; buhari, "hayız kitabında, müslim de "man kitabında rivayet etmişlerdir. el- hafız' ın beyanına göre  nesai de rivayet etmiştir.

 

aÇiklama: resul-i ekrem (s.a.v.)'in bu konuşmayı bir bayram namazı münasebetiyle namazgahda yaptığı buhari' deki rivayetten anlaşılıyor.

 

hadiste geçen bazı kelimeleri açıklayalım:

 

ma'şer: ortak bir yönü bulunan topluluk demektir. kadınlar topluluğu, erkekler topluluğu, insanlar topluluğu ve cinler topluluğu gibi.

 

cezle: akıllı, dirayetli ve görüş bakımından yetenekli kad-n manasını ifade eder.

la'n: la'netlemek demektir. yani la'netlenen kimsenin allah'ın rahmetinden uzak tutulmasını, kovulmasını dilemektir.

 

aşir: karıya da kocaya da denilir. burada koca manasında kullanılmıştır.

 

had5ten Çikan hÜkÜmler, nevevi bu hususta özetle şöyle der:

 

1. hadiste kad-nlar sadaka vermeye, bol bol istiğfar ve tevbe etmeye teşvik edilmiştir.

2. badet ve hayrat günahlara keffaret olur. Çünkü cehennemliklerin çoğunluğunun kad-nlardan oluşması, onların sadaka ve çok istiğfar etmelerine gerekçe gösterilmiştir.

 

3. kadının kocasına karşı nankörlük etmesi, iyiliklerini inkar etmesi büyük günahlardandır. Çünkü cehennemle tehdid, günahın büyüklüğünün belirtisidir.

 

4. bir kimseyi la'netlemek çok çirkin günahlardandır. fakat büyük günahlardan sayıldığına dair bir kayıt bu hadiste yoktur. çünkü resul-i ekrem (s.a.v.), kad-nların la'netlemeyi çok kullandıklarını beyan buyurmuştur. küçük bir günah, devamlı işlenince büyük günah sayılır. lim adamları la'netlemenin haramlığı hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü la'net, kişinin allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmasını dilemektir. bu itibarla küfür üzerine mi, iman üzerine mi öldüğü kesinlikle bilinmeyen bir kimse hakkında. böyle bir dilekte bulunmak caiz değildir. bunun içindir ki ilim adamları: belirli bir müslümanı veya bir kafiri, bir hayvanı la'netlemek caiz değildir. ancak küfür üzerine öldüğü kesinlikle bilinen veya kafir olarak öleceği açık, seçik şer'i bir delil ile bilinen şeytan ve ebu cehil gibi kişilere la'net edilir, demişlerdir. sim vermeden kötülükler işleyenlere la 'net etmek ise caizdir. mesela: zalimlere, fasıklara, yalancılara, kafirlere, faiz yiyenlere la'net olsun denilebilir.

 

5. din, noksanlık ve fazlalık kabul eder.

6. devlet başkanı, devlet adamları, büyük insanlar, emirleri altındaki insanlara, kendilerine bağlı kimselere nasihat eder, onları uyarır ve ibadete teşvik eder.

 

7. aklı başında olan kad-n bilmediğini öğrenmek üzere resul-i ekrem (s.a.v.)'e sorular sorduğu gibi, maiyyet durumundakiler amirierine, öğrenci - öğretmene, bilmeyenler bilenlere sorular sorup bilmediklerini öğrenmeye çalışmalıdır.

 

resul-i ekrem (s.a.v.) kad-nların hayız süresince namaz kılmamaları ve ramazan orucunu tutmamaları gerekçesiyle onların dinlerinh noksan olduğunu bildirmiştir. bunun anlamı açıktır. Çünkü ibadetlere ve allah'a itaat etmeye de din denilir. durum bu olunca ibadetleri ve taatı çok olan bir müslümanın dini, ibadet ve taatı az olan müslümanın dininden fazladır, denilebilir. başka bir deyimle ibadett çok olan müslümanın dini fazlalaşır o badeti az olan müslümanın dini noksan olur.

 

dinin noksanlığı, bazen günah sayılan işler ve hareketler nedeniyle olur. mesela mazereti olmayan bir kimsenin ramazan orucunu tutmaması, cuma namazını kılmaması gibi. bazen de günah sayılacak bir durum olmaksızın din noksanlığı oluşur. mesela. yolculuk halinde veya hastal-k nedeniyle ramazan orucunu tutmayan veya cuma namazına gitmeyen bir kimsenin ibadetinde bir noksanlık meydana gelir.

 

hayız halindeki kad-n; şer'i mazeret dolayısıyla bu sürece namaz kılamaz, oruç tutamaz. bu fiilinden dolayı bir günaha girmesi söz konusu olmamakla beraber, bu ibadetleri yapmışcasına sevab alması da düşünülemez. böylece dininde, ibadetinde bir noksanlık vardır. ama bundan dolayı sorumlu değildir. namazını bırakması vacib olan ve bu sebeble namazını bırakan bir kad-n, namaz kılması vacib olan ve bu vacibi ifa eden bir kimse gibi değildir. gayet tabii vacib, farz olan ibadeti ifa eden kimsenin sevabı daha çok olur.