594, 595, 596 VE 597
nolu Hadisler’in İzahı:
Bu rivayetlerin hepsi
namazdan sonra yapılacak zikri beyan etmektedirler. Fakır muhacirlere dair olan
Ebu Hureyre hadîsini Buharî «Namaz» bahsinde; Nesai «Yevm ve Leyle»de muhtelif
ravîlerden tahrîc etmişlerdir. Aynı hadîsi Ebu Davud ile Tirmizî de rivayet
ederler.
Sözkonusu hadîsde mevz-u
bahis olan fakir muhacirlerin kaç kişi olduğu bilinmemektedir. Yalnız Ebu Davud
'un bir rivayetinde Hz. Ebu Zerr'in gelen muhacirler arasında olduğu Nesaî'nin
ve diğer bazı ulemanın rivayetlerinde gelen muhacirler arasında Ebu'd-Derda
(Radiyallahu anh)'in da bulunduğu zikredilmektedir.
Düsur: Çok mal manasına
gelir. Bazıları her şey'in çoğuna düsur denildiğini söylemişlerdir. Bu
kelimenin daima müfred kullanıldığını söyleyenler bulunduğu gibi tesniye ve
cemî halinde kullanıldığını da iddia edenler vardır. Bazı rivayetlerde düsur
kelimesinin yerine «dur» denilmişdir.
Dur: Dar'ın cem'idir. Bu
takdirde hadîsden murad: ev bark sahipleri olur ki netice yine zenginler
demekdir.
Muhacirlerin fakirleri
Ensarın fukarasından daha çokdu. Çünkü muhacirîn-i kiram Mekke'deki
mallarından, mülklerinden olmuşlardı. Suali muhacirlerin sorması bundan (yani
fakirlerinin çok olmasından)'dır Bir rivayetde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'e suali soran Hz. Ebu Zerr; diğer bir rivayetde Ebu'd-Derda (Radiyallahu
anıhuma) dır.
Muhacirlerin sualine
karşı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazdan sonra muayyen mikdarda
tesbîh, tahmîd ve tekbîrde bulunmak sureti ile muhacirlerin sevap hususunda
herkesi geçeceklerini beyan buyurmuşdur.
Burada şöyle bir sual
hatıra gelebilir: «Bu kelimeler bu kadar kolay ve meşakkatsiz söylendikleri halde
nasıl olur da cihad gibi en güç ve en faziletli ibadetlere müsavî olabilir? bu
suale şöyle cevap verilmişdir: Fakir olduğu halde bu kelimelerin, bahusus
hamd'in hakkı olan ihlası eda etmek en faziletli ve en meşakkatli
amellerdendir. Sonra sevabın mutlaka meşakkata göre verilmesi lazım değildir.
Kelime-i şehadeti söylemekle kazanılan sevap, bir çok meşakkatli ibadetlerin
sevabından daha fazladır. Ulema-i kiramın beyanına göre Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) ile bir lahza sohbetde bulunmanın hayır ve fazileti hiç bir
amelin sevabı ile ölçülemez. Ve o dereceye başka hiç bir amel ile ulaşılamaz.
Bir de fakir muhacirlerin niyetleri, zengin olsalar zenginler gibi amel etmek
idi. Bir hadîs-i şerif de beyan buyurulduğuna göre; «Mü'minin niyeti amelinden
daha hayırlıdır.» Binaenaleyh bu niyetde bulunan muhacirîn-i kirama da
niyetlerine göre cevap verilecek demekdir. Burada da şöyle bir sual hatıra
gelebilir: Namaz sonundaki zikirleri zenginler de yaptıkları takdirde va'd
edilen sevaba nail olurlar. Şu halde vaziyet yine muhacirlerin şikayet ettiği
şekilde kalır. Yanî zenginler yine fakirlerden daha faziletli ve sevaplı
olurlar. Çünkü zikir hususunda fakirlerle müsavî olmakla beraber cihad ve saire
gibi meşakkatli malî ibadetlerde onları geçerler? Buna da şöyle cevap
verilmişdir: Fakîr muhacirlerin maksadı mutlaka zenginlerden fazla sevap ve
derece kazanmak değil; bu derecelere ve ebedi nimetlere kendilerinin de nail
olmalarıdır.
Rivayetlerin ekserisinde
namazdan sonra evvela tesbîh sonra tahmîd daha sonra tekbîr getirileceği
zikredilmişse de bazı rivayetlerde tekbîr, tahmîd'den önce zikredilmiş, bazılarında
da tahmîdin, tesbîhden önce yapılacağı bildirilmişdir. Rivayetlerdeki bu ihtilaf
bu hususda tertibe riayet şart olmadığını gösterir. Lakin yine de işe tesbîhden
başlamak ondan sonra tahmîd; daha sonra tekbîrde bulunmak evladır. Çünkü
tesbîh, Allah Teala'nın bütün noksanlıklardan beri olduğunu tezammun eder.
Tahmîdde Allah Teala'ya kemal sıfatını isbat vardır. Çünkü bütün hamd-ü senalar
ona aidîr. Ondan sonra sıra tekbîre gelir. Çünkü tekbîrde ta'zîm vardır. Bütün
noksanlıklardan münezzeh ve bütün hamdü senalara müstahik olan bir zatı
ta'zîmde bulunmak elbetde vacib olur. îşte bu ta'zîm, tekbîrle eda olunur.
Bütün bunlardan sonra bir de tehlîl getirilerek zikre hitam verilir. Tehlîlden
murad «la ilahe illallah ila ahir...» cümlesidir. Bu cümle Allah'ın birliğine
ve münferid olduğuna delalet etmektedir.
Zikirlerin yerini ta'yîn
hususunda bazı rivayetlerde: «Her namazdan sonra»; diğer bazı rivayetlerde:
«Her namazdan sonraki dualar meyanında»; bir rivayet de: «Her namazın peşinde.»
denilmişdir. Buradaki namaz tabiri farz ve nafile her namaza şamilse de ulemanın
ekserisi onu farz namaza hamletmişlerdir. Çünkü babımız hadîslerinden Ka'b b.
Ucre rivayetinde namazdan muradın farz namaz olduğu tasrih edilmişdir.
Anlaşılıyor ki, ulema mutlak olan sair rivayetleri bu mukayyed rvayete
hamletmişlerdir.
Ka'b b. Ucre hadîsini Dare
Kutnî mevkuf saymış ve «Merfü' rivayeti mevkuf rivayetinden zayıfdır. Çünkü
hadîsi mevkuf olarak rivayet eden ravîler hıfız ve
dirayetçe ötekilerden
daha üstündür.» demişse de onun bu sözü kabul edilmemişdir. Çünkü bu hadîsi
Müslim hep merfu' tarîklerden rivayet etmişdir. Dare Kutnî dahî başka
tarîklerden onu merfu' olarak rivayet etmişdir. Hadîsi mevkuf rivayet edenler
Mansur ile Şu'be ise de onların bile merfu' veya; mevkuf rivayet ettiklerinde
ihtilaf vardır.
Uşul-u fıkıh uleması ile
Fukahaya ve hadîs imamlarının muhakkiklerine göre hem mevkuf, hem merfu'
rivayet edilen bir hadîse merfu' hükmü verilir. Sahîh olan mezheb budur. Hatta
mevkuf olarak rivayet edenlerin adedi daha çok bile olsa hadîs yine merfu'
hükmündedir. Halbuki burada bilakis merfu' olarak rivayet edilenlerin sayısı
daha çokdur.
Muakkıbat: Tesbihler
demekdir. Tesbihler birbiri ardından geldikleri için onlara bu isim
verilmişdir.
Bu babın hadîslerinde
zikri geçen tesbihlerin sayısı pek muhtelifdir. Bazılarında otuzüç adet olacağı
tasrîh edilmişdir. Nitekim Ebu Hureyre hadîsinde böyledir. Nesaî'nin tahrîc
ettiği Zeydü'bnü Sabit hadîsinde tesbihlerin yirmibeş; îbni Ömer (Radiyallahu
anh) hadîsinin bazı tariklerinde onbir, Tirmizî ile Nesaî'nin rivayet ettikleri
Enes hadîsinde on; Enes hadîsinin bazı tarîklerinde bir; Taberanî'nin rivayet
ettiği Cühenî hadîsinde yetmiş; Nesaî'nin tahrîc ettiği Ebu Hureyre hadîsinin bazı
tarîklerinde yüz defa tesbîh, tekbîr ve tahmîd edileceği; bu yapılırsa yapan
kimsenin günahları denizin köpüğünden bile çok olsa afvedileceği beyan
edilmişdir.
Acaba zikir hususundaki
bu muhtelif adetlerin hikmeti nedir?
Ulemanın beyanına göre
bunlardaki hikmet sırrını bilmesek bile her şey'den evvel emre imtisaldir.
Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in sözleri hikmetden halî değildir.
Aynî diyor ki:
«Tesbihlerin sayısı hakkındaki ihtilaf şahıslara, hal ve zamanlara göre
değişikdir. Bunlar şöyle îzah olunabilir: Namazdan sonra bir defa zikirde
bulunmayı emretmesi bir adedi en küçük sayı olup ondan aşağı başka sayı
bulunmadığındandır. Altı defa zikir emredilmesi günlerin sayısı altı olduğu
içindir. Binaenaleyh namaz sonunda altı defa zikirde bulunan kimse haftanın her
gününde bir defa zikir etmiş ve bütün günlerini zikir bereketi ile doldurmuş
gibi olur. On defa zikir tavsiye edilmesi her hayır on kat sevapla mukabele
göreceğindendir. Onbir de öyledir. Bunda onun muhakkak olduğuna kat'î suretde
hüküm hasıl olsun diye bir de ziyade vardır. Yirmibeş defa zikir tavsiye
edilmesi günle, gecede yirmidört saat bulunduğundandır. Onbirde olduğu gibi
bunda da yirmidört adedi kat'î olarak anlaşılmak için üzerine bir sayı daha ilave
edilmişdir. Şu halde namazdan sonra yirmibeş defa zikr-u tesbîhde bulunan kimse
günle gecenin her saatinde zikir etmiş gibi olur. Zikrin otuzüç aded
yapılmasının tavsiye buyurulması bu sayı üçle çarpıldığı zaman doksandokuz
ettiği içindir. Binaenaleyh bu mikdar zikirde bulunan kimse Allah Teala'yi
doksandokuz ismi ile zikretmiş gibi olur.
Zikrin yetmiş defa
yapılmasının emir buyuralması bire on hesabı ile yetmişe karşı yediyüz sevap hasıl
olacağı içindir. Nitekim Cühenî hadîsinde bu cihet tasrîh olunmuşdur.
Yüz defa zikirden ise
çoklukda mubalega kasdolunmuşdur. Çünkü yüz adedi sayıların üçüncü derecesidir.
Bu sayıların hangisinin
tercîha şayan olduğu mes'elesine gelince: zikrin her nev'îni otuz üçer defa
yapmak yani otuzüç defa «Sübhanallah», otuzüç defa «Elhamdülillah*, otuzüç defa
da «Allahu Ekber» demek hepsinden evladır. Kaadı İyaz: «Bu Ebu Salih'in
te'vîlinden evladır.» diyor.
Tekbîrlerin sonunda ila
ahir... denüif ki, bununla yüz tamam olur. Bir rivayetde tekbîrin otuzdört aded
yapılacağı zikredilmişdir. Bunlar mevsuk ravîler tarafından yapılma ziyadeler
olduğu için kabul edilmeleri gerekir. Nevevî'nin beyanına göre; insan ihtiyatla
hareket etmeli ve otuzüç defa tesbîh, otuzüç tahmîd, otuzdört. defa da tekbîrde
bulunmalı; en sonunda da tehlîli yapmalıdır. Bu suretle ona göre bütün
rivayetlerin arası cem' edilmiş olur.
Acaba zikredilen
adedlerden az veya çok tesbîh veya tahmîdde bulunulursa va'd edilen sevap hasıl
olur mu, olmaz im?