SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

104 NOLU HADİSİN ŞERHİ:

 

A'râbî: Kırda, çölde yaşayan demektir ki hazari yani şehirlinin zıddıdır. Nitekim a'rabî de aceminin zıddıdır.

 

Kelâm ulemasının ta'rifine göre tevfik: tâat için kudret halketmektir. Ma'siyet için kudret halketmeye de hizlân derler. Şu halde: -Tevfike mazhar oldu.» cümlesinin ma'nası:  «Tâat işlemeye muvaffak kılındı» demek olur.

 

«•Allah'a ibâdet edersin...» cümlesindeki ibâdetten murad tevhidi ise namazı onun üzerine atfetmek te'sis yani temel bir sözdür. Fakat ibâdetten murâd tâat ise bu atıf, hâssı âmm üzerine atıf olur ki, hâssi iki defa zikretmekle onun şerefini göstermeyi ifâde eder. Araplar hem Allah'a ibâdet eder hem de putlara taparlar; onları Allah'a şerik sayarlardı. Bundan dolayı Nebi (S.A.V.) a'râbiye ibadeti tavsiye ettikten sonra ayrıca Allah'a şerik koşmamasını da tenbih buyurmuştur.

 

Sıla-i rahim: akrabaya iyilik ve yardım etmektir ki; icabına göre selâm göndermek, nafaka vermek suretiyle geçimini kolaylaştırmak, ziyarette bulunmak ve hürmet göstermek gibi şeylerdir.

 

Suâli soran zât, Nebi (S.A.V.)'den alacağı cevabı zorluk çekmeden anlayabilmek için devesinin yularını veya yedeğini sımsıkı tutmuştu. Bu sebebîe Resulullah (S.A.V.) kendisine lâzım gelen cevabı verdikten sonra: «Artık deveyi bırak» buyurdular.