AHMED
DAVUDOĞLU
124 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
Bu hadîsi
Müslim (R.) Ebu Hüreyre, Cabir,
Abdullah b. Ömer ve Tarik (R.A.) dan tahric ettiği
gibi Buhari (R.) dahi Ebu Hüreyre, Abdullah b. Ömer ve Enes (R.A.)'den namaz ve zekat
bahislerinde rivayet eylemiştir. Hadîs diğer sahih
kitaplarda da mevcuddur.
«Resulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem)
dünyadan gidip de ondan sonra Ebu Bekir halife
seçildiği ve araplardan küfredenler küfrettiği
zaman...» ifadesini
Hattabi uzun uzadıya ve güzel bir şekilde şerh etmiş; Nevevi'de bunu beğenerek Müslim şerhine almıştır. Hulasası
şudur: ~Resulullah (S.A.V.)'in irtihalinden sonra
dinden dönenler iki sınıftır: Bunların biri tamamiyle
dinden irtidad ederek küfre dönmüştür. Hz. Ebu Hureyre (r.a.)'ın anlatmak istediği işte
bunlardır ki, iki taifeye ayrılırlar:
Birinci taife Müseylemetü'l-Kezzab'ın Nebilik
iddiasını tasdik eden Benî Hanîfe ile onlara tabi' olanlar;
Ve el-Esvedü'l-Ans î'nin peşinden giden Yemenlilerle onlara tabi olanlardır.
Bu fırkaya mensub olanların cümlesi Hz. Muhammed
Mustafa (s.a.v.)'in Nebiliğini inkar ediyorlardı. Hz. Ebî Bekir bunlarla harbetti. Binnetice Müseyleme'yi Yemame'de, el-Ansî'yi de Sana'da tepeletti ve onlara tabi olanların ekserisini helak
etti. Kurtulabilenler de dağılıp kaçtılar.
İkinci taife dinden
dönerek şeriatın bütün ahkamını inkar ve namaz, zekat
gibi bütün ibadetleri terkedenlerdir. Bunlar tamamiyle cshiliyyet devrindeki
hallerine dönmüşlerdi. Bu sebeple Mekke, Medine mescidleriyle
el-Bahreyn 'deki Abdülkays mescidinden başka ibadete
açık mescid hemen hemen
kalmamış gibi idi. Müslümanlar, Allah'ın yardımı yetişinceye kadar bir hayli
sıkıntı çektiler.
İkinci sınıf mürtedler namazla zekatı
birbirinden ayıranlardır. Bunlar namazın farz olduğunu kabul ediyor, fakat zekatı tanımıyorlardı. Hakikatta mürted değil bagi idiler. Ancak mürtedler arasına karıştıkları için onlara da mürted denilmiştir. Zekat
vermeyenlerin içinde onu vermek isteyenler bile vardı. Yalnız reisleri buna
mani olduğundan veremiyorlardı. Benî Yerbu' kabilesi bunlardandır. Bu kabile kendi aralarında
zekatlarım toplamış; tam Hz. E b u Bekir (R.A.)'a göndermek üzere iken Malik b.
Nüveyre buna mani' olmuş; ve
toplanan zekat mallarını kabileye dağıtmıştır. Hz. Ömer (R.A.)'ın Ebu Bekir (R.A.)'a ı'tıraz ederek münakaşaya girişmesi bunlar hakkındadır.
Hz. Ömer (R.A.)'ın i'tirazı
hadîsin zahirine baktığı ve üzerinde fazla durmadığı
içindir. Ebu Bekir (R.A.) ise şartları ifa edildiği
takdirde meselenin mal ve can dokunulmazlığını tazammun ettiğini kasd-ederek: «Zekat malın
hakkıdır.» demişti. Hasılı Hz. Ebu
Bekir, namaz kılmaktan imtina' edenlerle harb
edileceğine ashab-ı kiramın icmaı
bulunduğunu bildiği için zekat meselesini namaza kıyas etmiş; Hz. Ömer ise
hadîsin umumu ile ihticacta bulunmuştu. Bu hadise ammın kıyasla tahsis edilebileceğine ve bir hüküm hakkında varid olan emrin tazammun ettiği bütün şart ve istisnaların
o hükmün sahih olabilmesi için muteber sayılacağına delildir. Hz. Ömer, Ebu Bekir (R.A.)'in haklı olduğunu, gösterdiği delilden
anlayarak kabul edince, harbin lüzumu hususunda ona tabi' olmuştur.
Dalalet fırkalarından Rafiziler Ebu Bekir r.a.'in, müslüman-ları esir eden ilk
hükümdar olduğunu söyleyerek ona ta'n ederler. Akıllarınca
Ebu Bekir r.a.’ın esir
aldığı asiler mürted değil, müteevvil
müslümanlarmış. Çünkü Allahu
Teala'nın: «Onların mallarından, kendilerini temiz
pak edeceğin bir zekat al...» mealindeki ayet-i
kerîmesi ve emsali hitablar Nebi (S.A.V.)'e hasmış.
Zira zekat sahibini hiç bir kimse Resulullah
(S.A.V.) kadar temiz pak edemezmiş. Böyle bir şüphe karşısında ise zekatlarını
vermeyen mürtedler ma'zur
görülerek öldürülmemek icabeder-miş,.. Bu sözlerle Rafiziler Ebu Bekir (R.A.)'a zulüm isnad
etmeye çalışırlar. Hattabî:
«Bunlar dinden nasipleri olmayan bir kavimdir. Sermayeleri
yalnız yalan ve iftira, bir de selef-i salihîne atıp
tutmaktır...» diyerek Rafizilerin
kimler olduğunu güzel bir şekilde beyan etmiştir.
Mürtecilerin bir değil
bir kaç sınıf olduğunu az yukarıda gördük. Bunların içinden namazı, zekatı ve bütün dinî ahkamı inkar edenlerine ashab-ı kiram kafir hükmünü vermişlerdi. Onun için Ebu Bekir (R.A.) onları esir etmiş; sahabenin ekserisi de
ona yardım etmişti. Hatta Hz. Ali (R.A.), Benî Hanîfe
kabilesinden esir edilen bir cariye almış. Muhammedü'bnü'l.Hanefiyye
ismindeki oğlu bu cariyeden doğmuştur. Ancak sonraları ashab,
mürteddin esir alınamayacağına ittifak etmişlerdir.
Rafizilerin zekat almayı emreden ayeti Resulullah (S.A.V.)'e mahsusmuş gibi göstermeye çalışmaları
bir mugaletadır. Ayet-i kerîme
bütün müslümanlara amm ve
şamildir. Filvaki' Kur'an-ı Kerîm'-de
Nebi (S.A.V.)'e hass emirler vardır. Fakat bunların
ona mahsus olduğu hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde beyan edilmiştir.
«Gecenin bir kısmında
o Kur'anla, sana mahsus bir ziyade farz olmak üzere
namaz kıl.» (İsra:
79) mealindeki ayet-i kerime bunlardandır. Hulasa: Kur'an-ı
Kerîm'in. hitabları üç kısımdır :
1- Umumî hitaplar: «Ey
îman edenler namaza kalkmak İstediğiniz zaman yüzlerinizi yıkayın...» — Maide : 7
— gibi.
2- Nebi (S.A.V.)'e hass olan hitablar: «Yalnız sana mahsus olmak üzere... mü'minlere
caiz değil.» Azhab: 50 —
gibi.
3- Nebi,<S.A.V.)'e tevcih buyurulan fakat onunla
bir-likde ümmeti de murad
edilen hitaplar: «Namazı zeval vaktinden sonra kıl...» — îsra:78 — gibi.
Zekat ayeti de bunlardandır. Binaenaleyh Resulullah
(S.A.V.)'-den sonra müslümanların başına geçen zatın zekat toplama hususunda da onun izinden gitmesi icab eder. Bu gibi ayetlerde hitabın Nebi (S.A.V.)'e tevcih
buyurulması, Allah'a imana da'vet
eden ve Allah 'dan gelen ayetlerin ma'nasım
beyan buyuran O olduğu içindir. Ta ki gelen emre imtisal, Onun beyan ettiği
vecihle olsun. Hattabî diyor ki: «Bagîler
hakkında şöyle bir sual hatıra gelebilir: Bu adamlar zekatın
farz olduğunu inkar ettikleri halde nasıl müslüman
sayıldılar? Zamanımızda da bir kısım müslümanlar zekatı inkar etseler bunlara müslüman
hükmü verilebilir mi?
Cevap: Hayır, bu zamanda
zekatı inkar eden kimse bütün müslü-maıılarm icmaile kafir olur.