|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
1 / 1 NOLU HADİS İÇİN
Şerh Eser
Müslim'in
"meşhur eser" tabirini kullanması muhaddislerin ve başkalarının
söyledikleri selefin ve halef'in çoğunluğunun ıstılah olarak kabul ettikleri
tercih edilen kanaate uygun bir ifadedir. O da "eser" tabirinin
kayıtsız şartsız olarak rivayet edilen her bir şey hakkında kullanılmasıdır.
Gelen bu rivayetin Rasulullah (s.a.v.)'den gelmesi ya da sahabiden nakledilmesi
arasında da bir fark yoktur. Horasan fukahası şöyle demişlerdir:
Eser
sahabiye izafe edilip ona mevkuf olarak nakledilen rivayettir. Allah en iyi
bilendir.
Hadisin
senedinde adı geçenlere gelince, "Muğire" isminin meşhur olan mim
harfinin ötreli olduğudur. İbnu's-Sikkit, İbn Kuteybe ve başkaları ise bunun
mim harfinin kesreli okunuşu ile de söyleneceğini zikretmektedirler. Muğire b.
Şu'be (r.a.) Arap dahilerinden birisi idi. Künyesi Ebu İsa'dır. Ebu Abdullah ve
Ebu Muhammed olduğu da söylenir. hicri 50 yılında vefat etmiştir,51 yılında
vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Hendek gazası senesinde Müslüman
olmuştur. Onun ile ilgili enteresan haberlerden birisi de onun Müslüman
olduktan sonra üç yüz kadın ile evlendiğidir. Bin kadın ile evlendiği de
söylenmiştir.
Semura
b. Cündeb ise dal harfi ötreli ve fethalı olarak da okunur. Babası ve dedesiyle
birlikte ismi Semura b. Cündeb b. Hilal el-Fezari'dir. Künyesi Ebu Said' dir,
Ebu Abdullah, Ebu Abdurrahman, Ebu Muhammed ve Ebu Süleyman olduğu da söylenir.
Kufe'de Muaviye'nin halifeliğinin son zamanlarında vefat etti. Allah onlara
rahmet buyursun.
Burada
sözü geçen Süfyan ise Ebu Abdullah künyeli Süfyan es-Sevr!' dir. Daha önce
"Süfyan" isminin sin harfinin ötreli olmakla birlikte fethalı ve
kesreli de telaffuz edileceği geçmiş bulunmaktadır. Senette sözü geçen Hakem
ise Hakem b. Uteybe'dir. Tabiinin en fakihlerinden ve abidlerinden idi. Allah
ondan razı olsun.
Senette
geçen Habib'in tam adı Habib b. Ebi Sabit Kays'dır, üstün bir tabiidir. Ebu
Bekr b. Ayyaş dedi ki: Kufe'de dördüncüleri bulunmayan üç kişi vardı. Bunlar
Habib b. Ebu Sabit, Hakem ve Ammar'dır. Üçü de fetva verirdi ama Habib'in
önünde eğilmeyen kimse yoktu.
Bu
rivayete dair zikredilen bu iki senette sened ilmi bakımından iki incelik
bulunmaktadır. Bunların birincisi: Bu iki senedin bütün ravileri her iki sahabi
ve Müslim'in hocaları ile bunların aralarında bulunanlar -Şu'be dışında-
Kufelidirler. Şube ise Vasıti sonra da Basri nispetlidir. Müslim'in Sahih'inde
yeri geldikçe -Allah Teala'nın izniyle dikkat çekeceğimiz gibi- göreceğimiz
üzere bu türden incelikler oldukça çoktur.
İkinci
incelik: Bu iki senedin her birisinde de başka bir tabiiden rivayet nakleden
bir tabii bulunmaktadır. Bunun örnekleri de pek çoktur. Bazen üç tabiinin
birbirinden rivayet naklettiği de olur. Bu da aynı şekilde çoktur ama
birincisinden daha azdır. Yeri geldikçe bunların çoğuna da dikkat çekeceğiz.
Dört tabiinin birbirinden rivayet naklettiği de görülmüştür ama bu oldukça
azdır. Aynı şekilde bunun bir benzeri ashab-ı kiram'ın rivayetlerinde de
görülmüştür. Bir sahabinin, bir sahabiden rivayeti çoktur, üç sahabinin
birbirinden rivayeti ve dört sahabinin birbirinden rivayeti de az olmakla
birlikte vardır. Ben ashab ve tabiinin rubai (dörtlü) ravilerini Sahih-i
Buhari'nin şerhinin baş taraflarında senedieriyle ve birtakım yolları ile bir
araya getirmiş bulunmaktayım.
Abdurrahman
b. Ebu Leyla: Tabiinin büyüklerindendir. Abdullah b. Haris dedi ki: Onun
gibisini doğuran bir kadın bilmiyorum. Abdulmelik b. Umeyr de şöyle demiştir:
Ben aralarında Rasulullah (s.a.v.)'in ashabından birkaç kişinin de bulunduğu
bir halkada Abdurrahman b. Ebu Leyla'yı gördüm. Onun hadisini dikkatle dinliyor,
kulak veriyorlardı. Bunlar arasında Bera b. Azib de vardı.
Hicri
83 yılında vefat etti. İbn Ebu Leyla'nın adı Yesar'dır. Bilal, Buleyl ve Davud
olduğu söylendiği gibi, adı tam olarak bilinmemektedir, de denilmiştir. Ebu
Leyla sahabidir, Sıffin'de Ali (radıyallahu anh) tarafında savaşırken
öldürüldü. Fıkıh kitaplarında adı tekrar tekrar geçen ve bilinen bir mezhebin
sahibi olan fakih İbn Ebi Leyla'nın adı ise Muhammed'dir. O burada sözünü
ettiğimiz Abdurrahman'ın oğludur. Hadis alimlerine göre zayıf birisidir. Allah
en iyi bilendir.
Ebu
Bekr b. Ebi Şeybe'nin adı da Abdullah'tır. Müslim hem ondan, hem onun kardeşi
Osman' dan çokça rivayet nakletmiştir ama Ebu Bekr'den rivayeti daha çoktur.
Her ikisi de aynı zamanda Buhari'nin de şeyhidirler. İkisinin de nispetleri
dedelerinedir. Babalarının adı ise Muhammed b. İbrahim b. Osman b. Huvasti'dir.
Ebu Şeybe'nin oğulları Ebu Bekr ve Osman'ın adı Kasım olan bir diğer kardeşleri
daha vardır ki onun sahihte rivayeti yoktur. Kendisi zayıf bir ravi idi.
Ebu
Şeybe'nin adı İbrahim b. Osman olup, Vasıt şehrinin kadısı idi. O da zayıf
olduğu ittifakla kabul edilmiş bir ravidir. Ebu Şeybe'nin oğullarının babası
olan ve onun oğlu Muhammed ise Fars Kadısı idi. Kendisi sika bir ravi idi. Bunu
Yahya b. Main ve başkaları ifade etmiştir. Ebu Şeybe onun oğlu ve oğlunun
oğullarının Abslı oldukları da söylenir. Ebu Bekr ve Osman oldukça üstün iki
hadis hafızıdırlar. Ebu Bekr'in meclisinde 30 bine yakın hadis ravisi bir araya
gelip toplanmıştır. Kendisi Osman'dan daha üstün ve daha ileri derecede
hafızdı. Osman ise yaşça ondan büyüktü. Osman 239 yılında uzun bir ömürden
sonra vefat etmiştir. Ebu Bekr'in vefat tarihi ise 235'tir. Ebu Bekr ile ilgili
hoş hadiselerden birisi de Ebu Bekr el-Hatib el-Bağdadi'nin zikrettiği şu olaydır:
Ebu
Bekr b. Ebi Şeybe, Vakidi'nin katibi Muhammed b. Sa'd ile Yusuf b. Yakub Ebu
Amr en-Neysaburi'den de rivayette bulunmuştur. Her ikisinin vefatı arasında ise
108 yahut 107 yıl kadar bir süre vardır. Allah en iyi bilendir.
Müslim'in
hadisin metnini önce zikredip sonra da "bize Ebu Bekr tahdis etti"
deyip, arkasından iki sahabiye kadar ulaşan iki senedini zikrederek:
"Dediler ki: Rasulullah (s.a.v.) böyle dedi" şeklindeki rivayetine
gelince, şüphesiz ki böyle bir rivayet caizdir. Bundan önceki fasıllarda buna
ve bununla ilgili hususlara dair açıklamaları kaydetmiş bulunmaktayız. Allah en
iyi bilendir.
Bu
hadisin isnadı ve ravilerinden bazılarının durumu ile ilgili olarak kısaca
zikredeceklerimiz bunlardır. Asıl maksadımız bu olmamakla birlikte burası
onların adının ilk geçtiği yer olduğundan sadece işaret etmekle yetindik.
Yalan Hadis Uydurmak
Hadisin
metnine gelince Rasulullah (s.a.v.)'in: "Yalan olduğu görülen ... o da
yalancılardan birisidir" buyruğu ile ilgili olarak Kadı İyad şöyle
demektedir: Bu hadiste bizim aramızda bilinen rivayeti çoğul olarak
"yalancılar" şeklinde olduğudur. Ebu Nuaym el-Asbahani
"el-Mustahrac ala Sahih-i Müslim'de bunu Semure'nın naklettiği bir hadis
olarak rivayetinde "iki yalancıdan birisi" anlamını verecek şekilde
be harfi fethalı ve nun harfi de kesreli olmak üzere tesniye (ikil) rivayet
etmiştir. Bu okuyuşa da böyle bir yalan sözü rivayet edenin bu yalanı ilk
olarak başlatana ortak olacağını söyleyerek delillendirmiştir.
Sonra
bu hadisi Ebu Nuaym, Muğire'nin rivayeti olarak: "Yalancılardan yahut iki
yalancıdan birisi" diye şek (şüphe) ile hem tesniye, hem çoğul olarak
rivayet etmiştir. Bazı imamlar "(......): Gör(ül)en" fiilinin -ye-
harfinin fethalı olarak okunmasının da caiz olduğunu söylemişlerdir. (O
takdirde anlamı edilgen mi olarak değil, etken fiil olarak: gören olur). Bu da
açıkça anlaşılan ve güzel bir okuyuştur. Ye harfini ötreli okuyanların bu
okuyuşunun anlamı ise, zannedilirse demektir. Fethalı okuyanın anlamı ise
açıktır. Bu da bilirse, bilerek demek olur. Bunun da zannederse anlamında
olması da mümkündür çünkü "görmek" fiilinin "zannetmek"
anlamında kullanıldığı da nakledilmiştir. Burada böyle bir kaydın söz konusu
edilmesi bunu nakleden kimsenin ancak yalan olduğunu bildiği ya da zannettiği
bir sözü rivayet etmesi halinde günahkar olmasının sözkonusu olacağından
dolayıdır. Yalan olduğunu bilmediği ve sanmadığı bir sözü rivayet etmesinde ise
bir vebal yoktur. İsterse ondan başka bir kimse onu yalan sansın yahut öyle
bilsin.
Hadisteki
fıkhi hükümlere gelince: Hadiste yalanın ve yalan söylemeye kalkışmanın ağır
bir vebal olduğu, naklettiği rivayetin yalan olduğunu ağırlıklı olarak zanneden
kimsenin bunu rivayet etmesi halinde yalancı olacağı ifade edilmektedir.
Olmadık bir şeyi haber verdiği halde nasıl yalancı olmasın ki!322