|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
104 - 110 NOLU HADİSLER İÇİN
Bu
bapta Ebu Eyyub, Ebu Hureyre ve Cabir (radıyallahu anhum)'un rivayet ettikleri
hadisler yer almaktadır. Ebu Eyyub ve Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisleri
aynı zamanda Buhari de rivayet etmiştir. Cabir'in hadisini de yalnızca Müslim
rivayet etmiştir.
Bu
baptaki lafızlar ile ilgili açıklamalara gelince, Ebu Eyyub'un adı Halid b.
Zeyd el-Ensari'dir.
Ebu
Hureyre'nin adı ise bu husustaki otuza yakın görüş arasından daha sahih olana
göre Abdurrahman b. Sahr'dır. Kitabın mukaddimesinde bu husus daha fazla
açıklamalarla geçmiş bulunmaktadır.
Müslim
(rahimehullah)'ın: "Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti. Bize
babam tahdis etti, bize Amr b. Osman tahdis etti. Bize Musa b. Talha tahdis
etti. Bana Eyyub tahdis etti" şeklindeki rivayet diğer rivayet yolunda
(105): "Bana Muhammed b. Hatim ve Abdurrahman b. Bişr tahdis edip dediler
ki: Bize Behz tahdis edip dedi ki: Bize Şube tahdis edip dedi ki: ...
dinlemişlerdir" şeklindedir. Bütün asıl (yazma) nüshalarda birinci rivayet
yolunda Amr b. Osman, ikincisinde ise Muhammed b. Osman şeklindedir.
İkincisinin Şube'den kaynaklanan bir yanılma ve bir yanlışlık olduğu,
doğrusunun ise birinci rivayet yolunda olduğu gibi Amr b. Osman olduğu üzerinde
ittifak etmişlerdir.
el-Kelabazi
ve bu alanın uzmanlarından sayılamayacak kadar çok topluluklar bu Şube' den
gelen bir yanılmadır çünkü Şube ona "Muhammed" derdi. Halbuki
kendisinin asıl adı Amr'dır demişlerdir. Buhari'nin zekat bölümünde Şube'nin
rivayeti olarak yine bu şekildeki yanılması ile kaydedilmiştir. Allah en iyi
bilendir.
"Mevheb"
isminde mim ile he harfleri fethalı, aralarında vav harfi sakindir.
"Bir
A'rabi" hemze fethalı olarak okunur. Çölde yaşayan bedevi demektir. Az
önce bu açıklanmış bulunmaktadır.
"Devesinin
yedeğini yahut yularını tuttu" ibaresindeki (yedek anlamını verdiğimiz)
hitam ve (yular anlamını verdiğimiz zimam) kelimelerindeki hı ve ze harfleri
kesrelidir. el-Herevi, Kitabu'l-Garibeyn'de şöyle der: el-Ezheri dedi ki: Hitam
(yedek) devenin burnuna takılandır. Bu da şöyle yapılır: Liften, kıldan yahut
ketenden yapılmış bir ipin uçlarından birisine bir halka konur. Diğer uç da
(ipin hepsi) bir halka oluncaya kadar onun içinden geçirilir sonra da devenin
boynuna takılır sonra da onun burnu üzerine büküıür. Eğer bu ip deriden
örülerek yapılırsa ona cerir denilir. İnce bir halde burna takılana ise yular
denilir. (11172) el-Ezheri'den naklen el-Herevi'nin sözleri bunlardır.
el-Metali sahibi ise şöyle demiştir: Zimam develerin yönlendirilmesi ve
çekilmesi için başlarının kendileriyle bağlandığı ip, ince deri ve benzeri
şeylerdir. Allah en iyi bilendir.
Nebi
{Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Buna tevfik ihsan edildi."
Mezhebimiz mensubu kelamcılar, tevfik itaat gücünün yaratılmasıdır. Hizlan
(ilahi yardımdan mahrumiyet) ise masiyet kudretinin yaratılmasıdır,
demişlerdir.
"Allah'a
ona hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla ibadet edersin." Bu lafızların bir
arada zikrediliş hikmetine dair açıklama daha önceden geçtiği gibi, namazın
dosdoğru kılınmasından maksat ve ona farz olarak yazılmış adının veriliş sebebi
zekat hakkında "farz kılınmış" denilmesi de açıklanmış bulunmaktadır.
Aynı şekilde ne arttırırım, ne eksiltirim sözleri ile Ebu Hureyre'den rivayet
nakleden Ebu Zur'a'nın adının Herim olduğu da Amr olduğu, Abdurrahman olduğu,
Ubeydullah olduğunun söylendiği de geçmiş bulunmaktadır.
Allah
Rasülünün (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Akrabalık bağını
gözetirsin" yani akrabalarına durumuna ve onların haline uygun olarak
kalayına gelen şekliyle iyilikte bulunursun. İnfakta bulunmak, selam vermek, ziyaret
etmek, onlara itaat etmek ve benzeri hususlar gibi. Diğer rivayette ise:
"Seninle akrabalığı olanı gözetirsin" şeklindedir ki (sahip ve
aidiyet belirten bir takı olan) "zu"nin kelimelere izafe edilmesinin
caiz olduğuna dair açıklamalar mukaddimenin sonlarında geçmişti. (Bundan sonrası tercüme edilmemiş)
"Deveyi
bırak. " Böyle demesinin sebebi zorlukla karşılaşmadan ona soru sorabilme
imkanını elde etmek üzere devenin yedeğini yahut yularını tutmuş olması idi.
Cevabı tamamlanınca ona: "Onu bırak" dedi.
"Bize
Ebu'l-Ahvas, Ebu İshak'tan tahdis etti." Kitabın mukaddimesinde her
ikisinin adının ne olduğu açıklanmış bulunmaktadır. Ebu'l-Ahvas'ın adı şeddeli
olarak Sellam b. Suleym'dir. Ebu İshak ise Amr b. Abdullah es-Sebil'dir.
"Eğer
emrolunduğuna sımsıkı sarılırsa cennete girer. " Tahkik edilmiş asıl
nüshaların birçoğunda bu şekildedir. Biz de bu şekilde zapt ettik (harekeledik)
yani emrolundu anlamındaki laflZdaki hemze ötreli, mim kesreli, sonrasında da
be harfi cerri ile (edilgen kip şeklinde)dir. Bunu Hafız Ebu Amir el-Abderi ise
hemze fethalı ve mütekellim zamiri (birinci tekil şahıs) te'si ile:
"(....): Kendisine emrettiğimi" şeklindedir. Her ikisi de sahihtir.
Allah en iyi bilendir.
Bu
hadiste akrabalık bağını sözkonusu etmesi, Abdulkayslılar heyeti ile ilgili
(115 nolu) hadiste kap kacakların ve daha başka hadislerde başka hususların
sözkonusu edilmesi ile ilgili olarak Kadı Iyaz ve başkaları (Allah'ın rahmeti
onlara) şöyle demişlerdir: Bu gibi hususlar soru soranın özel durumu ve onu ilgilendiren
hususlara göre değişiklik gösterir. Allah en iyi bilendir.
Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Cennet ehlinden bir adamı. .. buna
baksm" buyruğuna gelince, bundan anlaşıldığı üzere Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) onun bu kabul edip, üstlendiği yükümlülükleri yerine getireceğini,
bunları sürdüreceğini ve cennete gireceğini bilmiş idi.
Müslim'in,
Cabir (radıyallahu anh)'ın rivayet ettiği hadisteki: "Bize Ebu Bekr b. Ebu
Şeybe tahdis etti ... O Cabir'den" isnadında Cabir ve Ebu Süfyan dışında
hepsi Kufeli olan raviler yer almıştır çünkü Cabir Medeni, Ebu Süfyan ise
Vasiti'dir. Mekki olduğu da söylenmiştir. Ebu Bekr b. Ebu Şeybe'nin adının
(1/174) Abdullah b. Muhammed b. İbrahim olduğu, İbrahim'in de Ebu Şeybe'nin
kendisi olduğu geçmiş bulunmaktadır.
Ebu
Kureyb'in adı ise Muhammed b. el-Ala el-Hemdanl'dir.
Ebu
Muaviye'nin adı Muhammed b. Hazim'dir. Xmeş'in adı ise Süleyman b. Mihran Ebu
Muhammed'dir.
Ebu
Süfyan'ın adı Talha b. Nafi el-Kuraşi olup onların azatlısıdır. Süfyan isminin
sin harfinin üç türlü okunacağına dair bilgi daha önceden geçmişti. ÖtreIi,
kesreli ve fethalı okunabilir.
Xmeş
tedIis yapan bir ravi olup, tediis yapan bir ravi "an" lafzını
kullandığı takdirde semaı başka bir cihetten sabit olmadığı sürece rivayeti
delil gösterilememekle birlikte Xmeş'in, Ebu Süfyan'dan deyip "an"
lafzını kullanarak rivayette bulunmasına gelince, baştaki fasıllarda olsun,
mukaddimenin şerhinde olsun Buhari ve Müslim'in sahihlerinde tediis yapan
ravilerden "an" lafzı ile gelen rivayetlerin o ravilerin başka bir
cihetten rivayetleri sema yoluyla dinlediklerinin sabit olduğu şeklinde
yorumlanacağı belirtilmiş idi. Allah en iyi bilendir.
"en-Numan
b. Kavkal, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'e gelerek ... evet, buyurdu"
ibarelerinde geçen "Kavkal" ismi aralarında sakin bir vav ve sonu lam
ile biten fethalı iki kaf iledir.
"Haramı
haram bilirsem" sözü ile ilgili olarak Şeyh Ebu Amr b. es-Salah
(rahimehullah) şöyle demiştir: Göründüğü kadarıyla bu sözleriyle o haramın
haram olduğuna inanmayı ve haramı işlememeyi kastetmiştir. Halbuki "helali
helal bilmek"ten maksat farklıdır. Bunun için sadece onun helal olduğuna
inanmak yeterlidir. "A'meş'den, o Ebu Salih'ten." Kitabın
mukaddimesinin baş taraflarında Ebu Salih'in adının Zekvan olduğu geçmiş
bulunmaktadır.
"el-Hasan
b. A'yen"in: "Bize Ma' kil -ki o İbn Ubeyduilah'tır- Ebu'zZubeyr' den
tahdis etti" ibaresine gelince "A'yen" isminde hemze fethalı ve
son harfi de nun'dur. Adı ise el-Hasan b. Muhammed b. A'yen el-Kuraşi olup,
onların azatlısıdır, Ebu Ali künyeli el-Harrani nispetlidir. "A'yen"
ise iri geniş gözlü demektir. "Ma'kil" ismine gelince, mim harfi
fethalı, ayn sakin ve kaf kesrelidir.
Ebu'z-Zubeyr'in
adı ise Muhammed b. Müslim b. Tedrus'dur. "Ki o İbn Ubeydullah'tır."
Bunun faydasına dair açıklama defalarca geçti. O da bu rivayette "İbn
Ubeydullah" lafzının geçmemiş olmasından dolayı rivayete fazlalık
katmayacak şekilde onu açıklamak istemiş olmasıdır.