SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

121 NOLU HADİS İÇİN

 

"Kitap ehlinden olan bir kavmin yanına gideceksin ... perde yoktur." "el-Keraim (en değerliler)" lafzı "kerime"nin çoğuludur. el-Metali sahibi der ki: Kerime kendisinde, bol süt vermesi, şeklinin güzelliği yahut etinin ve yününün bolluğu gibi mümkün olan mükemmellik özelliklerini toplamış davar demektir.

 

"(...)En değerlilerini almaktan sakın" deyimi bu şekilde vav'lı kullanılır. İbn Kuteybe dedi ki: Burada vav harfinin hazfedilerek söylenilmesi doğru değildir. Onun bedduası ile Allah arasında perdenin bulunmaması ise o duanın kabul edilip, geri çevrilmeyeceği anlamına gelir.

 

Bu Hadisten Anlaşıldığı Üzere:

 

1- Vahid haber kabul edilir ve gereğince amel etmek icap eder.

2- Vitir namazı vacip değildir çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Muaz'ı Yemen'e göndermesi vitr'in emredilip, yerine getirilmesinden sonra ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatından az bir süre önce olmuştur.

3- Sünnet olan, kafirler ile savaşmadan önce tevhide davet edilmeleridir.

4- Şahadet kelimelerini söylemedikçe kafirin Müslüman olduğuna hüküm verilmez. Daha önce iman bölümünün baş taraflarında açıkladığımız gibi ehl-i sünnetin mezhebi (kabul ettiği görüş) de budur.

 

5- Beş vakit namaz her gün ve gecede farzdır. (Gündüz: Sabah, öğle, ikindi, Gece: akşam, yatsı)

6- Zulmün haramlığına riayet etmenin ne kadar büyük olduğu belirtildiği gibi, imamın (İslam develet başkanının, halifenin) valilerine öğüt vermesi ve kendilerine yüce Allah'a karşı takvalı olmalarını emredip, onları zulümden alıkoymakta ileri gitmesi ve kendilerine zulmün kötü akıbetini bildirmesi.

 

7 - Zekat toplama görevlisinin zekatın tahsili esnasında malların en değerlilerini alması haramdır. Vasat olanları almalıdır. Zekat verecek mal sahibi kişinin de kötü malı çıkarıp, ayırması haramdır.

 

8- Zekat kafir bir kimseye verilmez. Aynı şekilde fakirlerin payından zenginlere de verilmez.

9- Hattabi ve mezhebimize mensup diğer ilim adamları zekatın, zekatı verilen malın bulunduğu beldeden başkasına taşınmasının caiz olmayacağına delil göstermişlerdir çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fakirlerine geri verilir" buyurmuştur. Ancak bu şekildeki bir deliIlendirme pek açık değildir çünkü "fakirlerine" ifadesindeki zamirin hem Müslüman fakirlere, hem de o şehrin ve bölgenin fakirlerine ait olma ihtimali vardır, bununla birlikte bu ihtimal daha açıktır.

 

10- Bazı fakihler de kafirlerin (1/197) şeriatın fer'i hükümleri olan namaz, oruç, zekat, zinanın haram oluşu ve buna benzer hükümler ile muhatap olmadığına delil göstermişlerdir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer onlar buna itaat ederlerse onlara ... bildir" buyurmuştur. Bu da onların itaat etmeyecek olurlarsa bu yükümlülüğü n onlar hakkında vacip olmadığına delildir fakat bu şekildeki bir delillendirme zayıftır çünkü maksat sen onlara namaz kılmalarının ve diğer hükümleri yerine getirmelerinin dünyada kendilerinden istenmiş olduğunu bildir. Dünyada yerine getirilmelerinin istenmesi ise ancak İslam'dan sonra sözkonusu olur fakat bu o emirleri yerine getirmekle muhatap olmadıkları ve onlardan dolayı ahirette azaplarının arttırılmasını gerektirdiği anlamına gelmez. Ayrıca onların bu emirlerini' yerine getirmelerini istemesi İslam'a çağrılmalarına bağlı olarak sözkonusu etmiş ve önem sıralarına göre o emirleri sıralamıştır. Nitekim zekattan önce namaza çağırmayı sözkonusu etmekle başladığını görüyoruz. Bununla birlikte herhangi bir kimse namaz ile mükellef olmakla birlikte zekat ile mükellef olmayacaklarını söylememiştir. Allah en iyi bilendir.

 

Şunu da bilmek gerekir ki, tercih olunan kanaat kafirlerin emredilenleriyle, yasaklananlarıyla şeriatın fer'i hükümleriyle muhatap olduklarıdır. Muhakkiklerin ve çoğunluğun görüşü budur. Şeriatın fer'i hükümleriyle muhatap olmadıkları da söylenmiştir. Emrolunanlarla değil de, yasaklanmış olanlarla muhatap oldukları da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir.

 

Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Muaz'ın hadisinde görülen İslam'ın birtakım esasları sözkonusu edilirken bir diğer kısmının sözkonusu edilmemesi -daha önce geçen benzeri rivayetlerde açıkladığımız gibiravinin bu husustaki taksirinden kaynaklanmaktadır. Allah en iyi bilendir.

İkinci rivayette geçen "bize İbn Ebu Ömer tahdis etti" adındaki ravi Muhammed b. Yahya b. Ebu Ömer el-Aden! Ebu Abdullah'tır. Mekke'de yerleşmiştir. O rivayette Abd b. Humeyd de vardır. O da Müsnedin sahibi meşhur imamdır, künyesi Ebu Muhammed' dir. Adının Abdulhamid olduğu da söylenmiştir. Yine o rivayette Ebu Asım da vardır ki o da en-Nebil ed-Dahhak b. Mahled' dir.

"İbn Abbas'tan rivayete göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Muaz (r.a.)'ı gönderdL" Bu lafız hadisin İbn Abbas'ın müsned bir rivayeti olmasını gerektirmektedir. Bundan sonraki rivayet de böyledir ama birinci rivayet Muaz'ın müsned rivayetlerindendir. Her ikisi şu şekilde telif edilir: İbn Abbas bu hadisi Muaz' dan dinlemiştir. Bir seferinde bu hadisi ondan muttasıl olarak rivayet etmiş, bir diğerinde onu mürselolarak rivayet edip, Muaz'ı sözkonusu etmemiştir. Her iki rivayet şekli de daha önceden açıkladığımız gibi sahihtir çünkü sahabinin mürseli -hazfedilen eğer bilinmiyorsa hüccettir- hele hadiste hazfedilen kişinin kim olduğunu biliyorsak nasıl hüccet olmaz? Bu kişi de Muaz'dır.

 

Diğer taraftan İbn Abbas' ın bu hadisi Muaz' dan dinlemiş ve olay meydana gelirken hazır bulunmuş olması ihtimali de vardır. Bundan dolayı bir seferinde bunu kendisi de olayda hazır bulunduğundan vasıtasız rivayet etmiştir. Bir seferinde de bunu Muaz'dan rivayet etmiştir. (1/198) Bu da ya kendisinin de hazır olduğunu unuttuğundan dolayıdır yahut başka bir sebepten dolayı olabilir. Allah en iyi bilendir.

"Bize Umeyye b. Bistam el-Ayş! tahdis etti." "Bistam" isminin kesreli okunması meşhur alandır. el-Metali sahibi fethalı okunacağını da nakletmiştir. Munsarıf olup, olmadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimisi bunu munsarıf kabul etmiş, kimisi etmemiştir.

 

Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Bistam Arapça olmayan bir kelimedir. Bu sebeple munsarıf değildir. İbn Bureyd dedi ki: Bu Arapların sözlerinden değildir. Dedi ki: Ben bu ismi İbnu'l-Cevaliki'nin el-Mvorib adlı kitabında munsarıf olarak gördüm ama bu uzak bir ihtimaldir. Şeyh Ebu Amr' ın ifadeleri bunlardır.

 

Cevheri ise es-Sıhah'ta: Bistam Arapların kullandığı isimlerden değildir ancak Kays b. Mesud oğluna Fars krallarından birisinin adını vermiştir. Nitekim "Kabus" adını da kullanarak bu harfi be'yi kesreli yaparak irablandırmışlardır. Allah en iyi bilendir.

 

"el-Ayşı" nispeti ise Ayyaş b. Malik b. Teymullah b. Salebe oğullarına nispettir. AsIı eı-Ayişı olmakla birlikte bunu tahfif etmişlerdir. Hakim Ebu Abdullah ve Hatib Ebu Bekr el-Bağdadi: el-Ayşi nispetli olanlar Basralıdırlar. el-Absı nispetli olanlar ise Kufelidirler. el-Ansı nispetli olanlar ŞamIıdır. Her ikisinin bu söyledikleri çoğunlukla öyledir. Allah en iyi bilendir.

 

Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Onları kendisine davet edeceğin ilk husus ... " Kadı Iyaz (rahimehulIah) dedi ki: Bu onların yüce Allah'ı tanımadıklarına bir delildir. Yahudilerle hristiyanlar hakkında söz söylemiş, oldukça maharetli kimselerin kanaati budur. Onların bu kanaatine göre bunlar yüce Allah'ı tanımayan kimselerdir. İsterse ellerinde bulunan sem'i delillerin delaleti dolayısıyla ona ibadet edip, onu tanıdığını açığa vursalar, akıl da bir rasulü yalanlayan bir kimsenin Allah'ı tanımasını imkansız görmese dahi bu böyledir.

 

Kadı Iyaz (rahimehulIah) der ki: Yahudilerden Allah'ı yaratılmışlara benzeten ve onu cisimlendiren yahut Allah'ın bilgisinin kadim olmayıp, bilinmek özelliğine sahip hususlar ortaya çıktıkça bilgi sahibi olmasını caiz kabul eden, onlardan onun evlat sahibi olduğunu ileri süren yahut hristiyanlardan onun zevcesinin ve evladının olduğunu ileri sürüp, onun hakkında hululün (mahlCıkatın içine girip, onunla karışmasının) caiz olduğunu, intikal etmesinin ve karışmasının mümkün olduğunu söyleyen hristiyanlar, onu layık olmadığı niteliklerle nitelendiren yahut ona ortak koşan ve yaratmasında ona karşı inatlaşan Mecusiler ile Seneviyyeciler (iki tanrıcılar) yüce Allah'ı tanımış sayılmaz. (11199)

 

Onların ibadet ettikleri mabud Allah değildir, isterlerse mabudlarına Allah adını versinler. Çünkü onların bu mabudu Allah hakkında vacip olan sıfatlarla nitelenmiş değildir. Buna göre yüce Allah'ı tanımamış olurlar. İşte siz de bu incelikli hususu iyice biliniz, ona güveniniz. Ben eski hocalarımız tarafından da bu anlamdaki açıklamaların yapılmış olduğunu görmüşümdür. Ebu İmran el-Farisi de bu mesele hakkında anlaşmazlığa düşmeleri sırasında Kayravan halkı arasında bu açıklamasıyla tartışmayı sona erdirmiştir. Kadı Iyaz (rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir.

 

Son rivayette Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: Allah'ın üzerlerine zekatı farz kıldığını ... haber ver. " Buradaki "mallarından" lafzı, bir kimse zekat vermeyi kabul etmeyecek olursa zekatın onun tercihine bakılmaksızın malından alınacağına delil gösterilebilir. Bu hükümde bir görüş ayrılığı yoktur fakat böylelikle zimmeti ibra olmuş (zekat borcundan kurtulmuş) ve bu batınen onun için yeterli olur mu bu hususta mezhep alimlerimizin iki ayrı görüşü vardır. Allah en iyi bilendir.