|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
137 NOLU HADİS İÇİN
SENED BİLGİSİ:
"Bize
Ubeydullah el-Eşcaı, Malik b. Miğvel'den tahdis etti. .. Rasıılullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idik ... " Diğer rivayette ise:
"A'meş'ten, o Ebu Salih'ten ... Tebıık gazvesinde" Bu iki isnad
Darakutni'nin istidrakte bulunduğu ve illetli olduğunu söylediği senetlerdir.
Birincisi için Ebu Usame ve başkalarının Ubeydullah el-Eşcai'ye muhalefet
etmeleri ve bunu Malik b. Miğvel'den, o Talha'dan, o Ebu Salih'ten mürselolarak
rivayet etmiş olmaları ile illetli olduğunu söylemiştir. İkincisinin ise
hadisin A'meş'ten rivayetinde ihtilafın bulunduğunu belirterek illetli olduğunu
ifade etmiştir. Yine bu hadisin rivayetinde Ebu Salih'ten, o Cabir'den diye de
nakledilmiştir. A'meş de zaten bu hususta şüphe ediyordu.
Şeyh
Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Darakutni'nin bu iki istidraki
(eleştirisi) ile birlikte onun Buhari ve Müslim'e yapmış olduğu istidraklerin
çoğunluğu hakkında olduğu gibi bu senetler ile ilgili eleştirisi hadisin
metinlerini sıhhat çerçevesinin dışına çıkartmamaktadır. Bu hadis hakkında
Hafız Ebu Mesud İbrahim b. Muhammed ed-Dımeşki (1/221) Darakutni'nin, Müslim
(rahimehullah)'e yaptığı eleştiriye verdiği cevap arasında şunları da
söylemektedir: el-Eşcai sika ve rivayeti oldukça sağlam birisidir. Başkasının
kusurlu rivayetinin bulunması halinde kendisi eğer güzel (ceyyid) bir rivayette
bulunmuşsa bu hususta onun lehine hüküm verilir. Bununla birlikte hadisin
Rasıılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den A'meş'in rivayetiyle müsned
olarak sabit bir aslı vardır. Bu hadis ayrıca Yezid b. Ebu Ubeyd ve Iyas b.
Selemee b. Ekva'ın Selemee'den rivayet ettiği bir aslı da bulunmaktadır. Şeyh
(İbnu's-Salah) dedi ki: Bu hadisi Selemee'den, o Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellemı'den diye Buhari rivayet etmiştir. A'meş'in şüphe etmesi ise hadisin
metninin tenkit edilmesini gerektirmez çünkü o bu hadisi rivayet eden sahabinin
muayyen olarak kimliği hususunda şüphe etmiştir. Bu da tenkidi gerektiren bir
hal değildir çünkü sahabe (r.anhum)'un hepSi adildir. -Şeyh Ebu Amr İbnu's-Salah
(rahimehullah)'ın ifadeleri burada bitiyor.-
Derim
ki: (Darakutni'nin) bu iki tenkidinin hiçbirisi doğru dürüst bir tenkit
değildir. Birincisini ele alalım: Bizler bundan önceki fasıılarda şunu
belirtmiş idik: Sika ravilerden birisi bir hadisi mevsul, diğeri onu mürsel
olarak rivayet etmiş ise, fukahanın, usul sahiplerinin, muhaddislerin
muhakkiklerin söylediği sahih görüşe göre, hüküm mevsul rivayetin lehine
verilir. O rivayeti nakleden ravi sayısının mürsel rivayetin ravilerinden daha
az ya da eşit olması arasında bir fark yoktur çünkü bu fazlalık sika birisinin
fazlalığıdır ve bu durum burada sözkonusudur. Hadisin durumu HaflZ Ebu Mesud
ed-Dimeşki'nin dediği gibi ceyyid kabul edilmiştir ve böylelikle başkasının
kusurlu naklettiği bir riv5.yet, bir diğeri tarafından hıfzedilmiştir.
İkinci
istidrakine gelince muhaddisler şöyle demişlerdir: Eğer ravi "bana filan
kişiyahut filan kişi tahdis etti" deyip de her ikisi de sika raviler ise
görüş ayrılığı sözkonusu olmaksızın o rivayet delil kabul edilir çünkü maksat
ismi verilen sika bir raviden nakletmektir, bu da böylece husule gelmiştir. Bu,
Hatib Bağdadi'nin el-Kifaye'de sözünü ettiği, başkasının da dile getirdiği bir
kaidedir. Bu kural ashabtan başkaları hakkında böyleyken, ashab hakkında
öncelikle böyledir çünkü onların hepsi adaletlidir. O halde aralarından
rivayette bulunanı tayin etmekte ayrıca gözetilen bir maksat yoktur. Allah en
iyi bilendir.
LAFIZ BİLGİSİ:
Senetteki
lafızların zaptına gelince, Miğvel kesreli mim ... iledir. Musarrif ise ötreli
mim, fethalı sad ve kesreli re iledir. Muhaddislerin kitaplarında elMutelif ve
Esmau'r-Rical eserlerinde ve başka kaynaklarda meşhur olan ve bilinen şekli
budur. Ama Şafii fakihi İmam Ebu Abdullah el-Kila! "Elfazu'L
Mühezzeb" adlı eserinde bunun re harfi kesreli (Musarrif) ve fethalı
(Musa:-raf) diye rivayet edildiğini de nakletmektedir. Onun fethalı okunacağına
dair yaptığı bu nakil garip, münker bir nakildir, sahih olacağını sanmıyorum.
Bu hususta kimi fakihleri yahut bazı yazı şekillerini ve benzeri bir hususu
taklit etmiş olacağından korkarım. Böyle bir uygulama ise fıkıh kitaplarında,
fıkıhtaki lafz1 şerhlere dair kitaplarda çokça görülür. Bunlarda bir takım
tashifler ve doğru olarak bilinmeyen garip nakiller görülebilir. Bu garip
nakillerin çoğu ise onları nakledenlerin haklarında gerektiği gibi araştırma
yapmamalarından kaynaklanan yanlışlıklardır.
"Hatta
onların bazı yÜk develerini boğazlamak istedi." Burada "yük taşıyan
develeri" anlamındaki (....) kelimesi hem ha, hem cim harfi ile rivayet
edilmiştir. (11222) Şarihlerden bir topluluk her iki şekli nakletmiş olmakla
birlikte bunların hangisinin tercih e değer olduğu hususunda ihtilaf
etmişlerdir. Her iki şekli nakledenler arasında et-Tahrir sahibi ile Şeyh Ebu
Amr b. es-Salah ve başkaları vardır. et-Tahrir sahibi cim harfi ile nakli
tercih ederken, Kadı lyaz ha rivayetinin kesin olduğunu söylemiş ve başka bir
şekilde zikretmemiştir. Şeyh Ebu Amr (rahimehullah) der ki: Her ikisi de
sahihtir çünkü ha harfi ile ha'nın fethalısı olarak "hamule"nin
çoğuludur. Bunlar ise yük taşıyan develer demektir. Cim ise kesreli olarak
"cimale"nin çoğuludur. Bu da (deve demek olan) "cemel"in
çoğuludur. "Hacer ve hicare: Taş, taşlar" bunun benzer çoğul
şeklidir. Deve anlamındaki "cemel" ise yalnızca erkeği için
kullanılır.
HADİS'İN AÇIKLAMASI:
Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yapmak istediği bu işte maslahatlara riayet
önemli olanı önemine göre öne almak, daha büyük bir zararı önlemek için iki
zararın daha hafif olanını işlemek ile ilgili bir beyan vardır. Allah en iyi
bilendir.
"Ömer
(r.a.) ey Allah'ın Rasuıü ... dedi." Bu ifadede daha az fazilet sahibi
olan kimsenin daha faziletli gördüğü kimseye, daha faziletli olanın bu hususu
incelemesi için maslahata uygun gördüğü hususu teklif etmesinin caiz olduğu
açıklanmaktadır. Eğer daha faziletli olan bu teklifte bir masıahat görürse onu
yapar.
"Buğdayı
olan buğdayını getirdi. .. Hurma çekirdeği olan da hurma çekirdeğini
(getirdi)." Son ibare (...) şeklinde olup, bizim asıllarımlZda da,
başkalarında da böyledir. Yani birincisi sonunda yuvarlak te iledir.
İkincisinde bu te hazfedilmiştir. Kadı lyaz da bütün asıllardan bunu böylece
nakletmiş sonra da: Bunun izahı hurma sahibi hurmasını ibaresinde olduğu gibi
"hurma çekirdeği sahibi de çekirdeğini getirdi" şeklinde açıklanır.
Şeyh
Ebu Amr (İbnu's-Salah) dedi ki: Ben bunu Ebu Nuaym'ın elMuharrac (el-Mustahrec)
ala Sahih-i Müslim adlı eserinde "(....): Hurma çekirdeği sahibi hurma
çekirdeğini getirdi" şeklinde gördüm dedikten sonra da şu açıklamayı
yapmaktadır: Müslim'in kitabındaki yazılış şeklinin de doğru bir açıklaması
vardır. O da (tek çekirdek anlamındaki) (....) kelimesini hurma çekirdeği
cinsini anlatan eS?i): Çekirdek türünden ayrı kalmış, bırakılmış çekirdeği
anlatır. Nitekim kaside hakkında kelime ismi de kullanılmıştır yahut "tek
çekirdek" anlamındaki lafız hem tekil, hem çoğul hakkında kullanılan laflZ
türünden de olabilir.
Diğer
taraftan "Mücahid dedi ki" diyen kişi Talha b. Musarrif'tir. Bu
açıklamayı Hafız Abdulgani b. Said el-Mısri yapmıştır. Allah en iyi bilendir.
Bu
hadisten yolcuların azıklarını karıştırıp, o karışımdan hep birlikte
yemelerinin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Biri diğerinden daha çok ye se bile.
(Hatta) bizim mezhep alimlerimiz bunun sünnet olduğunu dahi ifade etmişlerdir.
Allah en iyi bilendir.
"Hatta
azıklarını (kaplarına) doldurdular" anlamındaki ibare bütün asıl
nüshalarda: (....) şeklinde rivayet edilmiştir. Kadı Iyaz ve başkaları da bunu
yine bu şekilde rivayet etmişlerdir. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah der ki: (....)
kelimesi "azık" demek olan (....)'in çoğuludur. Azık ise doldurulmaz.
Aksine azıkların konulduğu kaplar azıkla doldurulur. Bana göre bunun uygun
açıklaması nihayet onlar azıkkaplarını doldurdular kastı ile söylenmiş
olabilir. Kadı lyaz der ki: Ravinin kaplara içindekilerin adını vermiş olma
ihtimali de vardır, benzerlerinde görüldüğü gibi. Allah en iyi bilendir.
Hadis-i
şerifte nübüvvetin pek açık delillerinden birisi bulunmaktadır. Toplamı tevatür
şartını aşan ve kesin bilgi sağlayan benzerleri ne kadar da çoktur i ilim
adamları ise bunları derleyip, bir araya getirmiş ve bu hususta meşhur kitapiar
leiıf etmişlerdir. Allah en iyi bilendir.