|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
261 – 263 NOLU HADİSLER İÇİN
Hadisin
Ravileri
(261)
"Eban b. Tağlib, Fudayl el-Fukaymi'den ... Abdullah b. Mesud (r.a.)'dan, o
Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ... İnsanları küçümsemektir."
Müslim
(rahimehullah) dedi ki (262): "Bize Mincab ve Suveyd b. Said'in her biri
tahdis etti. .. Cennete girmez." "Eban" isminin hem munsarıf
okunabileceği, hem gayr-ı munsarif kabul edilebileceğı bununla birlikte
munsarıf olmasının daha fasih sayıldığı önceden geçmişti.
Tağlib
ismi gayn harfi ve kesreli lam iledir. el-Fukaymı isminde kaf harfi fethalıdır.
Bu
ikinci isnatta, isnat inceliklerinden iki incelik bulunmaktadır. (2/89)
Birincisi, bu isnatta biri diğerinden rivayet nakleden tabiinden üç kişi
vardır. Bunlar A'meş, İbrahim ve Alkame'dir. İkinci incelik ise hepsi de Kufeli
ravilerin yer aldığı bir isnattır. Çünkü Mineab ve Abdullah b. Mesud ile ikisi
arasındaki raviler hep Klifelidir. Bundan tek istisna Mineab'ın arkadaşı Suveyd
b. Said'dir. Mineab'ın varlığı zaten ona gerek bırakmamaktadır.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Gamtunnas: insanlan küçümsemek"
buyruğunda gayn harfi fethalı, mim sakin olup, diğer harf de h' dır. Müslim
(rahimehullah)'ın Sahihinin nüshalannda bu şekildedir. Kadı Iyaz (rahimehullah)
dedi ki: Bizler bu hadisi burada bizim hocalanmızın tamamından ve Buhari
nüshalarında hep h ile rivayet etmekteyiz. Ebu Oavud da Musannefinde
(Süneninde) bunu tı harfi ile zikrettiği gibi Ebu İsa et-Tirmizi ve başkaları
ise sad ile "gams" diye rivayet etmişlerdir. Her iki kelime aynı
anlamdadır. Mazi fiili gamata, müzari fiili yağmitu şeklindede gelebilir.
Mazisi gamita, müzarisi yağmatu olarak da gelebilir.
"Bataru'l-hak:
Hakkı inkar etmek" ise büyüklenerek ve zorbalık ederek hakkı reddedip, onu
inkar etmektir.
Allah'a
İzafe Edilecek İsim ve Sıfatlarm Delile Dayalı Olması Gereği
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Şüphesiz Allah güzeldir, güzeli
sever" buyruğunun anlamı hakkında ilim adamları farklı açıklamalarda
bulunmuşlardır. Bunun şanı yüce Allah'ın her türlü emri iyi ve güzeldir. En
güzel isimler cemal ve kemal sıfatları yalnız onundur anlamında olduğu
söylendiği gibi, cemil (güzel) mücmil (güzellik veren) anlamındadır. Kerim ve
semi' isimlerinin mukrim ve musmi' (ikram eden ve işittiren) anlamında
kullanılması gibidir, demişlerdir.
İmam
Ebu'l-Kasım el-Kuşeyrt (rahimehullah) cemil, celil anlamındadır demiştir.
İmam
Ebu Süleyman el-Hattabi de bunun nur ve güzelliğin sahibi yani onların maliki
anlamında açıklandığını nakletmektedir.
Size
güzel fiilleriyle muamele edendir. Size lütuf ile ve size rahmet nazarı ile
bakan, sizi az amellerle yükümlü tutan ve onları yapmak için size yardımcı
olan, o azıcık amelinize çokça sevap verip, onu mükafatlandıran anlamına
geldiği de söylenmiştir.
Şunu
bil ki, bu isim bu sahih hadiste varid olmakla birlikte bu hadis atıad
haberlerdendir. Esma-i Hüsna ile ilgili hadiste de geçmektedir. Senedi tenkit
edilmiştir. Bununla birlikte tercih edilen görüş, bu ismin yüce Allah hakkında
kullanılmasının caiz olduğudur. İlim adamları arasında bunun kullanılmasının
caiz olmadığını söyleyenler de vardır.
İmamu'l-Harameyn
Ebu'l-Mealt (rahimehullah) dedi ki: Şeriatta şanı yüce Allah'ın ismi ve sıfatı
olarak kullanıldığı varid olan isim ve sıfatları biz de kullanırız. Şeriatın
kullanılmasını yasakladıklarının kullanılmasını biz de kabul etmeyiz. Hakkında
izin ya da yasak varid olmamış olanlar ile ilgili olarak da biz ne heıaı
olduğu, ne haram olduğu hükmünü veririz çünkü şer'i hükümler şeriatta varid
olmuş delillerden çıkartılır. Eğer bizler (bu üçüncü halde) helal ya da haram
hükmünü verecek olursak şeriata dayanmadan bir hükmü tespit etmiş oluruz. Diğer
taraftan bir isim ve sıfatın kullanılmasının caiz olması için şer'i bakımdan
kesin olarak kabul edilen bir delilin varid olması şart değildir ama ilmi
gerektirici olmasa dahi ameli gerektiren bir delil de yeterlidir. Ancak şer'i
kıyaslar am el gerektirici hususlardır ama yüce Allah'a isim vermek ve onu
nitelendirmekte bu gibi delillere yapışmak caiz değildir. İmamu'l-Harameyn'in
açıklamaları bunlardır. Onun genelolarak jlimde, özel olarak da bu ilim dalında
işi ne kadar sağlam tuttuğu ve ne kada; tahkik ehli olduğu en ileri derecede
bilinen birisidir.
İmamu'l-Harameyn'in
"hakkında helal ya da haram hükmünü vermeyiz" sözlerine gelince,
çünkü böyle bir hüküm ancak şer'i delile dayanılarak verilir. Bu da şer'i
hükmün vürudundan önce eşyanın hükmü ile ilgili tercih edilen görüştür. Bizim
mezhep alimlerimiz arasından muhakkiklerce sahih kabul edilen görüş bu hususta
helal, haram, mubahlık ve bunun dışında herhangi bir hükmün olmayacağıdır çünkü
ehl-i sünnete göre hüküm ancak şer'i delil ile olur.
Bazı
mezhep alimlerimiz (bu durumda) mubahlık sözkonusudur derken, bazıları haramlık
sözkonusudur demiştir. Bazıları ise hüküm belirtmemek gerektiğini bu hususta
neyi söylemek gerektiğinin bilinemeyeceğini belirtmişlerdir ama tercih edilen
kanaat birincisidir. Allah en iyi bilendir.
Şanı
yüce Allah'ı şeriatta kullanılabileceğine dair delil de bulunmayan, yasak da
olmayan isimlerle adlandırmak, kemal, celal ve övücü sıfatlarla nitelendirmek
hususunda ehl-i sünnet alimleri ihtilaf etmişlerdir. Bir kesim bunun caiz
olduğunu söylerken, başkaları şeriatın bu hususta Allah'ın kitabından bir nas
yahut mütevatir bir sünnet ya da kullanılabileceğine dair icma gibi kesin bir
delil olmadan caiz olmadığını kabul etmişlerdir. Eğer vahid bir haber gelmişse
hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bir kesim caiz olduğunu söylemiş ve şöyle
demişlerdir: Böyle bir isim (ya da sıfatı) zikredip, onunla dua edip, Rabbimizi
övmek amel türündendir. Bu da vahid bir haber ile caizdir. Diğer başkaları ise
bunu kabul etmemişlerdir çünkü bu sonuç itibariyle yüce Allah hakkında itikat
edilmesi caiz olan ya da olmayan şeyler ile ilgilidir, böyle bir hususta ise
izlenmesi gereken yol kesinliktir.
Kadı
(Iyaz) dedi ki: Doğrusu ise bunun caiz olduğudur çünkü bu ameli ihtiva eder.
Ayrıca yüce Allah: "En güzel isimler Allah'a mahsustur. O halde ona
onlarla dua edin." (1\ raf, 180) buyruğu da bunu göstermektedir. Allah en
iyi bilendir.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Kalbinde zerre ağırlığı kadar kibir
bulunan bir kimse cennete girmez" buyruğunun tevili hususunda görüş
ayrılığı vardır. Hattabi bu hususta iki açıklama zikretmektedir:
1-
Bundan kasıt imana karşı büyüklenmektir. Böyle bir kimse bu hali üzere ölecek
olursa asla cennete girmeyecektir.
2-
Cennete gireceği hal (ve zaman) de kalbinde kibir bulunmayacaktır.
Yüce
Allah'ın: "Biz onlann kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atacağız.
" (1\ raf, 43) buyruğunda dile getirildiği gibi.
Bu
iki yorum bir parça uzaktır çünkü bu hadis bilinen kibri yasaklamak üzere varid
olmuştur. Bu ise insanlara karşı kendisini yüksekte görmek, onları küçümsemek
ve hakkı kabul etmemektir. Dolayısıyla bu hadisin maksattan uzaklaştırıcı bu
iki tevile göre yorumlanmaması gerekir. Aksine açıkça anlaşılan Kadı Iyaz'ın ve
diğer muhakkiklerin tercih ettiği, eğer yüce Allah kendisini cezalandıracak
olursa cezasını çekmeden cennete girmeyeceği anlamıdır. Ona ceza verecek olursa
cezasının bu olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah ona hiçbir şekilde ceza
vermemek suretiyle de ona ikramda bulunabilir fakat muvahhidlerin tamamının
cennete girmesi ya doğrudan olacaktır yahut büyük günahları işlemekte ısrar
üzere ölen birtakım kimseler azaplandırıldıktan sonra cenete gireceklerdir.
Takva sahipleriyle birlikte ilk anda giremeyeceklerdir, diye de açıklanmıştır.
(262)
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Kalbinde hardal tanesi
ağırlığı kadar iman bulunan hiçbir kimse cehenneme girmeyecektir"
buyruğundan maksat, kafirlerin girişi gibi girmeyecektir. Kafirlerin girişi
ise, ebedi giriştir.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Tane ağırlığı" ibaresi daha önce
imanın artıp, eksilişi ile ilgili geçen açıklamalar gibidir. (2/91)
"Bir
adam: Kişi elbisesinin güzelolmasını sever ... " Burada sözü edilen kişi
Malik b. Murare er-Rehavi'dir. Bunu Kadı Iyaz söylemiş, Ebu Ömer b. Abdilberr
de buna işaret etmiştir. Allah ikisine de rahmetini ihsan buyursun.
Hafız
Ebu'l-Kasım Halef b. Abdulmelik b. Beşkuval çeşitli yerlerden onun ismi
ileilgili farklı görüşleri bir araya getirmiş ve şöyle demiştir: Künyesi Ebu
Reyhane'dir, adı Şem'un'dur. Bunu İbnu'l-I\rabi zikretmektedir.
Ali
b. el-Medini ise et-Tabakat'ta: "Adı Rabia b. Amir' dir. Adının Sevad b.
Ömer olduğu da söylenir, demiştir. İbnu's-Seken de bunu sözkonusu etmiştir.
Muaz b. Cebelolduğu da söylenmiştir. Bunu da İbn Ebu'd-Dünya, Kitabu'lHumul
ve't-Tevazu adlı eserinde ifade etmiştir. Adının Malik b. Murare erRehavi
olduğu da söylenmiştir. Bunu ise Ebu Ubeyd, Garibu'l-Hadis'te rivayet etmiştir.
Bir görüşe göre de adı Abdullah b. Amr b. eı-Asi' dir. Bunu da Ma'mer,
Cami'inde belirtmiştir. Hureym b. Fatik olduğu da söylenmiştir. İbn Beşkuval'in
naklettikleri bunlardır. İbn Murare er-Rehavi'nin "Murare" ismi de
mim harfi ötreli olup sonu he (yuvarlak te)'dir. er-Rehavi ise bir kabileye
nispettir. Bunu da HaflZ Abdulgani b. Said el-Misra -re harfi fethalı olarak-
zikretmiş ama İbn Makula bunu sözkonusu etmemiştir. el-Cevheri ise Sihah'ında
er-Rehavi'nin re harfi ötreli olarak Ruha'ya nispet olduğunu söylemiştir ki, bu
da Mezhiclilerden bir koldur. Allah en iyi bilendir.