|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
264 – 269 NOLU HADİSLER İÇİN
(264)
Müslim dedi ki: "Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti. .. Ben
de derim ki ... Kim de Allah' a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölürse cennete
girer."
(26S)
"Ebu Süfyan'dan, o Cabir (radıyallilhu anh)'dan şöyle dediğini nakletti:
... Kim Allah'a bir şey ortak koşarak ölürse cehenneme girer. "
(266)
Müslim (rahimehulIah) dedi ki: "Bize Ebu Eyyub el-Gaylanı, Süleyman b.
Ubeydullah ve Haccac eş-Şair de tahdis edip dediler ki. .. Ebu'z-Zubeyr:
Cabir'den dedi."
(268)
"Ma'rur b. Suveyd'den dedi ki: Ebu Zerr'i, Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle buyurdu, diye tahdis ederken dinledim ... Zina da etse,
hırsızlık da etse" (2/93)
(269)
"İbn Bureyde'den rivayete göre Yahya b. Ya'mer kendisine şunu tahdis etti.
.. Ebu Zerr' in burnu yere sürtünse dahi"
İlk
hadisin senedindeki ravilerin hepsi, Muhammed b. Numeyr, Abdullah b. Mesud ve
ikisi arasındakiler hep Kufelidir.
Müslim'in:
"Veki" dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: İbn Numeyr dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken dinledim." Bu ve benzeri ifadeler Müslim (r.a.)'ın dikkat
çektiği inceliklerdendir. Bunlar onun ileri derecedeki araştırmacılığına,
rivayeti sağlam tutup, iyice zapt ettiğine, oldukça bilgili, bilgisinin oldukça
geniş, (bu alanda) son derece maharetli, manalara dalışında ve isnad ilmi ile
diğer hususlardaki ilmin inceliklerine son derece vakıf olduğuna dair kesin
delillerdir. Allah ondan razı olsun.
Buradaki
incelik şudur: "İbn Numeyr, İbn Mesud'dan rivayetle dedi ki: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i dinledim." Şüphesiz ki bu muttasıl bir
senettir. Veki' de ondan rivayetle: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
buyurdu dediğini bildirmiştir. (2/94) Bu ise ilim adamlarının hakkında ihtilaf
ettikleri hususlardandır. Acaba bu tabir senedin ittisalına mı yoksa
kopukluğuna mı yorumlanır? Cumhur bunun da tıpkı "dinledim" gibi
muttasıl olduğu kabul edilir, demişlerdir. Bir kesim ise buna dair bir delil
bulunmadıkça muttasıl olduğunun anlaşılmayacağı kanaatindedir. Bu mezhebin
kanaati kabul edilecek olursa bu, sahabinin mürsel rivayetidir. Sahabinin
mürsel rivayetinin delil gösterileceği hususunda ise görüş ayrılığı vardır.
Büyük çoğunluk, başkalarının mürsel rivayeti delil gösterilmese dahi sahabinin
mürseli delil gösterilir, demiştir. Şafii mezhebinden üstad Ebu İshak
el-İsferayini (rahimehullah) ise delil gösterilmeyeceği kanaatindedir. Buna
göre bu hadis hem muttasıl, hem mürselolarak rivayet edilmiş olmaktadır. Hem
mürsel, hem muttasıl olarak rivayet edilen bir hadisin delil gösterilmesi
hususunda ise bilinen görüş ayrılığı vardır. Hüküm mürselindir denildiği gibi,
hüküm rivayeti daha iyi belleyen ravinindir de denilmiştir, çoğunluğundur da
denilmiştir. Sahih olan ise muttasıl rivayetin önceleneceğidir. İşte Müslim
(rahimehullah) ihtiyatı seçmiş ve bu fayda dolayısıyla her iki lafzı da
zikretmiştir. Böylelikle mana yoluyla rivayet etmemiştir. Çünkü lafız ile
rivayetin daha önceleneceği üzerinde ilim adamları icma etmişlerdir.
Cabir'den
rivayet nakleden Ebu Süfyan'ın adı Talha b. Nafi'dir. Ebu'z-Zubeyr'in adı
Muhammed b. Müslim b. Tedrus'tur. Açıklaması daha önce geçmişti.
(266)
"Ebu Eyyub dedi ki: Ebu'z-Zubeyr, Cabir'den dedi" ibaresinden maksadı
da şudur: Ebu Eyyub ile Haccac, Ebu'z-Zubeyr'in Cabir'den diye naklettiği
rivayetin ibaresinde ihtilaf etmişlerdir. Ebu Eyyub, Cabir' den diye
naklederken, Haccac: Bize Cabir tahdis etti diye rivayet etmiştir. Tahdis etti,
lafzı senedin muttasıl olduğu hususunda açık bir ifadedir. "An: den,
dan" hakkında ise ihtilaf edilmiştir. Cumhur bu lafzın da aynı şekilde
"bize tahdis etti" gibi senedin muttasıl olduğunu ifade ettiğini
kabul etmekle birlikte ilim adamları arasında bu, senedin kopuk olduğunu ifade
eder, diyenler de vardır. Bunun hakkında da az önce yaptığımız açıklama
geçerlidir. Şu kadar var ki bu görüşe göre bu rivayet tabii mürseli olur.
Kurra'nın babası, Halid'dir.
Ma'rur
ile ilgili ilginç hallerden birisi de şudur: A'meş dedi ki: Ben el-Ma'rur'u 120
yaşında iken gördüm, saçı ve sakalı siyahtı.
Ebu
Zerr'in meşhur kanaate göre adının Cundub b. Cunade olduğu daha önce geçmişti.
Başka isimler de verilmiştir.
Senette
Ahmed b. Hiraş vardır. Babasının adının ilk harfi noktalı hı'dır.
Daha
önceden geçti.
İbn
Bureyde'nin adı ise Abdullah'tır. Bureyde'nin Süleyman ve Abdullah adında iki
oğlu vardır. Her ikisi de sika olup, aynı batında dünyaya gelmişlerdir. İman
bölümünün baş taraflarında sözkonusu edilmişlerdi.
Burada
sözü geçen İbn Bureyde, Yahya b. Ya'mer ve Ebu'l-Esved biri diğerinden rivayet
nakleden tabiinden üç kişidir. Ya'mer mim harfi fethalı ve Ya'mur şeklinde mim
harfi ötreli olarak da okunur. Bu da daha önce geçmişti.
Ebu'l-Esved'in
adı ise Zalim b. Amr'dır. Meşhur olan ismi budur. Adının Amr b. Zalim olduğu,
Osman b. Amr olduğu, Amr b. Süfyan ve Uveymir b. Zuveylim olduğu da
söylenmiştir. Nahiv ile ilgili ilk söz söyleyen kişi odur.
Ali
b. Ebu Talib (kerremallahu vecheh) adına Basra kadılığı yapmıştır.
"ed-Dili" nispeti de burada bu şekilde zikredilmiştir. Bu nispet
hususunda ihtilaf edilmiştir. Kadı Iyaz'ın zikrettiği üzere sünnet ehli
çoğunlukla hem onun, hem Kinane' deki bir kola mensup olanlar hakkında Dm
nispetini -daha önce söylediğimiz gibi- kullanırlar. Ancak Arapça bilginleri bu
nispeti "ed-Duel'i" olarak zikrederler fakat nahivciler bunu kabul
etmezler. Kadı Iyaz'ın ifadeleri bunlardır. (2/95)
Şeyh
Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) bunu ve bunun ile ilgili olanları çok güzel
bir şekilde tespit etmiş bulunmaktadır. Onun bu tespiti aynı zamanda İmam Ebu
Ali el-Gassani'nin söyledikleri ile aynı anlamdadır. Şeyh (İbnu'sSalah) dedi
ki: Bunun nispeti "ed-Dili" şeklindedir ama bazıları
"el-Cuheni" der gibi, "ed-Dueli" demiştir. Nispet
"ed-Duel"edir. Bu da Kinane'nin bir koludur. "Nemr" e
nispette "Nemeri" dedikleri gibi. Bu şekildeki açıklamayı es-Sırafi
de Basralılardan nakletmiş ve şöyle söylemiştir: Ebu Ali el-Kali' den, el-Bari'
adlı kitapta onun bu söyleyişi el-Esmai, Sibeveyh, İbnu's-Sikkit, Sibeveyh, Ebu
Hatim ve başkalarından nakletliğini gördüm. Ayrıca el-Asmai ve İsa b. Ömer'den
naklederek hakkında "Ebu'l-Esved ed-Duell" diye asla uygun olarak
kullandığını da nakletmektedir. Yine bunu Yunus'tan ve başkaları da Araplardan
asla uygun olarak nesebini (ed- Dueli) diye söylediklerini nakletmiştir. Ancak
bu kıyasta şazdır. es-Siyrafi, Kufelilerden onların Ebu'I-Esved ed-Dili
dediklerini zikretmektedir. Bu aynı zamanda el-Kisai, Ebu Ubeyd el-Kasım b.
Sellam ve Kitabu'I-Ayn'ın sahibi ile Muhammed b. Habib'den de nakledilmiş bir
görüştür. Araplar Kinane'nin bu kolu hakkında "ed-DIl" adını verirler
ve Abdulkays'deki "ed-DIl" gibi değerlendirirlerdi.
"ed-Dul" dal harfi ötreli, vav sakin (med harfi) şeklindeki isim ise
Hanife oğullarından bir koldur. Allah en iyi bilendir. Şeyh Ebu Amr
(rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir.
(265)
"İki gerektirici şey nedir" sorusunun anlamı şudur: Biri cennete
girmeyi gerektiren, diğeri cehenneme girmeyi gerektiren haslet hangileridir?
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ebu Zerr'in burnu yere sürtünse
bile" ibaresindeki "rağm" kelimesi ra harfi fethalı da telaffuz
edilebilir, ötreli (ruğm şeklinde) de, kesreli (riğm şeklinde) de telaffuz
edilebilir. Bunun alındığı "er-reğam" ise toprak demektir. Bu tabir,
Allah burnunu toprağa yapıştırsın ve onu zelil etsin anlamındadır. Buna göre
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ebu Zerr'in burnu yere
sürtünse dahi" tabiri sonuç onun istediğine aykırı gerçekleşeceği için o
zelil olsa dahi bu böyledir demektir. Hoşuna gitmese dahi bu böyledir anlamında
olduğu da söylenmiştir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona bu sözleri
söylemesi ise haramı çiğneyen, zina eden ve hırsızlık yapan kimsenin
affedilmesini uzak bir ihtimal görüp, bunu büyük bir iş kabul etmesinden
dolayıdır. Ebu Zerr'in gerçekte buna karşı çıkmayan birisi olmakla birlikte bu
işten hoşlanmayan bir şekilde canlandırılmasının sebebi ise yüce Allah'a karşı
işlenen masiyetten ve masiyet ehlinden ileri derecede nefret edip, uzak
durmasından dolayı idi. Allah en iyi bilendir.
(265)
"İbn Mesud (r.a.) dedi ki: Hasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kim Allah'a bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer" buyurdu.
Ben de derim ki: Kim Allah'a bir şeyi ortak koşmaksızın ölürse cennete girer."
Bu hadis bizim asıl nüshalarımızda Müslim'in Sahihinde bu şekildedir.
Buhari'nin Sahihinde de böyledir. Kadı Iyaz (rahimehullah) da Müslim'in
Sahihini rivayetinde böylece zikretmiş bulunmaktadır. (2/96) Fakat Sahih-i
Müslim'in itimat olunan asıllarının bazılarında bunun aksi bulunmuştur.
Hasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim Allah'a bir şeyi ortak
koşmaksızın ölürse cennete girer" buyurdu. Ben derim ki: "Kim Allah'a
bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer." el-Humeydi de el-Cem
beyne's-Sahihayn adlı eserinde Müslim'in Sahihinden bunu böylece zikretmiştir.
Ebu Avane de el-Muharrec ala Sahih-i Müslim adlı eserinde bu şekilde rivayet
etmiştir. Her iki lafız da sözü geçen Cabir {r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste
Hasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak sahih olarak rivayet
edilmiştir.
İbn
Mesud (r.a.)'ın bu iki lafızdan birisini merfu olarak rivayet ederken, diğerini
kendisinin sözü olarak buna eklemesine gelince, Kadı Iyaz ve başkaları şöyle
demektedir: Bunun sebebi onun Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu iki
cümleden sadece birisini dinlemiş olmasıdır. Kendisi buna diğer cümleyi ise
yüce Allah'ın kitabından ve vahyinden bildiğinden hareketle eklemiştir. Yahut o
bu sonucu Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bizzat dinlemiş olduğu sözün
bir muktezası olarak çıkarmıştır ..
Bu
açıklamayı yapanların bu sözleri şu bakımdan eksiktir. Her iki lafzın
(cümlenin) az önce kaydettiğimiz gibi İbn Mesud'un naklettiği bir hadis olarak
da merfu rivayetleri sahih olarak gelmiştir. O halde en uygunu şöyle demektir:
İbn Mesud, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den her iki lafzı da bizzat
dinlemiştir ama bir zaman bunların yalnız birisini Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)' den bellemiş ve kesin olarak ona ait olduğunu bilmiş ama diğerini bellememişti.
Bundan dolayı bellemiş olduğunu merfu olarak rivayet ettiği halde, diğerini ona
(kendi sözü olarak) eklemiştir. Bir diğer zamanda ise diğerini merfu olarak
bellediği halde birincisini merfu olarak bellememiş idi. Bu sebeple bellemiş
olduğunu merfu olarak rivayet etti, diğerini ise ona (kendi sözü olarak)
ekledi. İşte bu İbn Mesud'un iki rivayeti arasında açıkça görülen bir cem
(telif) dir. Böyle bir cem aynı zamanda ondan başkalarının her iki cümleyi de
merfu olarak rivayetlerine uygun düşmektedir. Allah en iyi bilendir.
Hasulullah
{Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in müşrik olarak ölen kimsenin cehenneme
gireceği, şirk koşmadan ölen kimsenin de cennete gireceği hükmü üzerinde bütün
Müslümanlar da icma etmişlerdir. Müşrik kimsenin cehenneme gireceği de umum
ifadesi üzeredir. Müşrik cehenneme girecek ve orada ebediyen kalacaklır. Kitap
ehli olan Yahudi ve hristiyan ile puta tapıcılar ve diğer kafirler arasında da
bir fark yoktur. Zaten hak ehli arasında inat ederek kafir olan kimse ile
başkası arasında İslam dinine muhalefet eden ile ona müntesip olduktan sonra
inkarı sebebiyle kafir olunan hususları inkar ettiği için küfrüne hüküm
verilenler ve başkaları arasında hiçbir fark yoktur.
Şirk
koşmadan ölenin cennete girmesine gelince, böyle birisinin cennete gireceği
kesindir. Üzerinde ısrar ettiği büyük günah sahibi birisi değilse doğrudan ilk
olarak cennete girer. Eğer üzerinde ısrar ettiği büyük bir günah işlemiş bir
kimse ise ilahi meşietin hükmüne bağlıdır. Eğer affedilirse ilk ol~k (doğrudan)
cennete girer, değilse azaba uğratıldıktan sonra cehenne~ çıkartılıp cennette
eb edi bırakılır. Allah en iyi bilendir.
Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Zina da etse, hırsızlık da etse"
buyruğu, ehl-i sünnetin büyük günah sahibi kimseler hakkında kesinlikle
cehennemliktirler denilmeyeceği, cehenneme girseler dahi, oradan çıkartılıp
ebedi olarak cennette kalacakları şeklindeki ehl-i sünnet görüşünün lehine bir
delildir. Bütün bu hususlar daha önce geniş açıklamalarıyla birlikte geçti.
(2/97) Allah en iyi bilendir.