|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
296 – 304 NOLU HADİS İÇİN
(296)
Rasfılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim kendisini
bir demir ile öldürürse ... cehennemde yuvarlanır durur. " (2/118) (298)
"Kim İslam dini dışında bir din adına yalan yere yemin ederse ... adak
olmaz." (300) Bir rivayette de: "Kim kasten yalan yere İslam dışında
bir din adına yemin ederse o dediği gibidir. " (299) Diğer hadiste de
şöyle buyurulmaktadır: "Mülkiyeti altında olmayan bir şey hakkında adak
yoktur ... Kim günahkar bir yemin ederse ... " Bu bapta geri kalan diğer
hadisler de vardır. Yüce Allah'ın izniyle bunların lafızları ve anlamları da
gelecektir.
Ravi
İsimleri ve İsnad İ1miyle İlgili Hususlar
Ravi
isimleri ve isnad ile ilgili hususlara gelince, künyelere ve senetteki birtakım
inceliklere dair pek çok husus daha önceden sözkonusu edilmişti.
Müslim'in:
"Bize Halid -yani b. Haris- tahdis etti" demesi gibi. Daha önce
burada -o b. Haris'tir- sözünün faydasını açıklamış idik. Bir diğer örnek de
"A'meş, o Ebu Salih'ten" ifadesindedir. Bilindiği gibi A'meş tedlis
yapan bir ravidir. Tedlis yapan ravi ise "an: den, dan" lafzını
kullandığı vakit başka bir cihetten semaı sabit olmadığı sürece rivayeti delil
gösterilmez. Fakat Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde tedlis yapan bir raviden bu
şekilde "an" lafzı ile yapılan rivayetin semaın (doğrudan işitmenin)
bir başka cihetten' sabit olduğu şeklinde yorumlanması gerektiğini de
açıklamıştık. Burada da sema Şube'nin rivayet ettiği başka yoldan açıkça ifade
edilmiş bulunmaktadır.
Müslim'in
babın baştaraflarında: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Said el-Eşec
tahdis etti. .. " isnadının bütün ravileri Ebu Hureyre dışında Kufelidir.
Ebu Hureyre ise Medinelidir.
el-Eşec'in
adı Abdullah b. Said b. Husayn'dir. 257 yılında Müslim'den dört yıl önce vefat
etmiştir.
(297)
"Hepsi bu isnad ile aynısını rivayet etti." (2/119) Şube'nin
Süleyman'dan diye naklettiği rivayette ise: "Zekvan'ı dinledim, dedi"
sözlerinde "bu isnad ile" demekten maksadı sözü geçen bu topluluk
yani Cerir, Abser ve Şube bu hadisi A'meş'ten tıpkı Veki"in birinci yolda
rivayet ettiği gibi rivayet etmişlerdir. Ancak burada Şube güzel ve faydalı bir
husus ekleyerek: O Süleyman'dan -ki o A'meş'dir- şöyle dediğini nakletti:
Zekvan'ı dinledim ... Zekvan ise Ebu Salih'in kendisidir. Böylelikle de semaı
açıkça ifade etmiş olmaktadır. Geri kalan rivayetlerde ise "an"
demektedir. A'meş ise tedIis yapan bir ravidir. An lafzı ile naklettiği
rivayeti bir başka cihetten dinlemiş olduğu sahih olarak gelmedikçe an lafzı
ile naklettiği rivayeti delil gösterilmez. Böylelikle Müslim bunun Şube'nin
rivayetinden sahih olarak geldiğini beyan etmiş olmaktadır. Yüce Allah en iyi
bilendir.
Ebu
Kilabe'nin adı Abdullah b. Zeyd' dir.
(300)
"Halid el-Hazza" ile ilgili olarak hadis alimleri şöyle demişlerdir:
Ona "el-Hazza" deniliş sebebi onun Hazza'lar (ayakkabıcılar) arasında
oturmasından dolayıdır. Yoksa o kesinlikle ayakkabıcılık yapmamıştır. Meşhur
olan budur. Bizler Fehd b. Hayyan'dan şöyle dediğini rivayet ediyoruz: O
kesinlikle bir ayakkabı imal etmiş değildir. Bunun yerine o şöyle derdi: Siz bu
şekilde hizada olunuz. Bundan dolayı ona Hazza lakabı verildi. Adı ise Halid b.
Mihran Ebu'l-Munazil'dir.
(300)
"Şube'den, o Eyyub'dan, o Ebu Kilabe'den, o Sabit b. ed-Dahhak
el-Ensari'den" dedikten sonra senet tahavvul ederek: "es-Sevri'den, o
Halid el-Hazza'dan, o Ebu Kilabe'den, o Sabit b. ed-Dahhak'tan"
demektedir.
Bu
Müslim'in ve başkalarının alışkanlıkl.arına muhalif olarak sözü uzatmaktır.
Onun hakkı ve alışkanlığının gereği olarak önce yalmzca Ebu Kilabe'yi zikredip
sonra da ona kadar ulaşan diğer rivayet yolunu zikretmesi gerekirdi. Sabit'in
ilk olarak adının zikredilmesine bir gerek de yoktu denilebilir.
Buna
cevap şudur: Birinci rivayette Şube'nin Eyyub'dan rivayetinde Sabit b.
Dahhak'ın nispetini sözkonusu ederek "el-Ensari" olduğunu söylemiştir.
(2/120) es-Sevri'nin Halid'den rivayetinde ise onun nispetini belirtmemektedir.
Bu sebeple nesebini zikretmesinin sahih olabilmesi için bu yaptığım yapması bir
zorunluluktu.
(302)
"Yakub el-Kar i" isminde nispetin ye'si şeddelidir, az önce geçmişti.
Sehl b. Sa'd es-Saidi'den rivayeti nakleden Ebu Hazim'in adı Seleme b. Dinar,
Ebu Hureyre'den rivayet nakleden Ebu Hazim'in adı ise Azze'nin azatlısı Selman'
dır. Allah en iyi bilendir.
Bapta
geçen lugavi lafızlara gelince; "Cehennem" ahiretteki ateşin adıdır.
Allah ondan ve her türlü beladan bize afiyet versin. Yunus ve nahivcilerin
çoğunluğu bu isim acemi (Arapça olmayan) bir isimdir. Bundan dolayı hem marife
olması, hem de Arapça olmayan bir isim olması dolayısıyla munsarıf değildir.
Başkaları ise Arapçadır ama müennes ve alem olduğundan ötürü munsarıf değildir.
Ona bu ismin veriliş sebebi ise dibinin oldukça uzak (derin) oluşundan
dolayıdır, demişlerdir .
Ru'be
dedi ki: "Bi'run cihnam" ibaresi dibi derin kuyu demektir. Cehennemin
"el-cuhume"den türemiş olduğu ve bunun haşinlik demek olduğu
söylenmiştir. Mesela "cehmu'l-vech" yüzü haşin ve kaba demektir. Ona
cehennem denilmesi kabalığı ve sertliğinden dolayıdır. Allah en iyi bilendir.
(296)
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Kim bir zehir içerse o onu
(azar azar) içer." (Zehir anlamındaki): Summ lafzının sin harfi ötreli,
fethalı ve kesreli okunabilmekle birlikte fethalı (semm şeklinde) okunması en
fasih olanlarıdır. Üçüncüsü (kesreli) el-Metali'de geçmektedir. Çoğulu
"simam" diye gelir. "Azar azar içer" onu ağır ağır, yudum
yudum içer, demektir.
(299)
"Kim yalan bir iddiada bulunursa" Bu buyruk fasih söyleyiştir.
Çünkü
"batıl bir dava" denilirken "batıı" lafzının sonuna yuvarlak
te getirilebilir de, getirilmeyebilir de. el-Muhkem sahibi bu iki kullanışı
nakletmiştir. Ancak yuvarlak te'nin getirilmesi daha fasihtir.
"Onunla
malını çok göstermek için" yani, onunla malını fazlalaştırmak için
demektir.
"Kim
de yalan yere yemin ederse" Asıl nüshalarda ibare bu kadarıyla gelmiştir.
Bunda hazfedilmiş sözler vardır. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki:
Burada
hadiste bu şekilde yemin edenin durumu ile ilgili haber gelmemiştir. Ancak
ondan önce geçen: "Kim yalan bir iddiada bulunursa ... Allah onun sadece
azlığını arttırır" ifadesine atfedilmesi hali müstesnadır. Yani yalan yere
yemin eden kişinin durumu da onunki gibidir.
Bu
hadisin anlamı bir başka hadiste tam ve beyan edilmiş olarak şöyle ce varid
olmuştur: "Her kim Müslüman bir kimsenin malını bu yolla kesip almak üzere
yalan yere ve kendisi onu facir (günahkar) olarak yapıyorsa Allah ona gazap
etmiş olduğu halde Allah'a kavuşur. " Hadisteki lafzıyla sabr yemini yemin
edenin hakimin huzurunda ve benzeri hallerde yapmakla yükümlü olduğu yemindir.
"Sabr"ın asıl anlamı alıkoymak, tutmaktır. (2/121)
(301)
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste: "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikte Huneyn' de bulunduk" ibaresi asıl nüshalarda bu
şekildedir. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Bunun doğrusu (Huneyn değil)
Hayber' dir.
"Ey
Allah'ın Resulü, az önce o cehennemliklerdendir dediğin adam" ibaresi
hakkında yahut onun sebebiyle böyle dediğin adam demektir. elFerra, İbnu'
ş-Şeceri ve onların dışındaki dilbilginleri (burada olduğu gibi) lam harf-i
cerri bazı hallerde "fi: de, da" anlamında da kullanılabilir. Aziz ve
celil Allah'ın: "Kıyamet gününde adalet terazi/erini kurarız."
(Enbiya, 47) buyruğu da bu türdendir.
"Bazı
Müslümanlar az kalsın şüpheye düşecekti" ibaresi de asıl yazmalarda bu
şekilde "en" ve "kade" birlikte kullanılmış olup, bu
kullanım caizdir ama az görülür. "Kade" eğer öncesinde nefy
(olumsuzluk) yoksa bir işi yapmaya çok yaklaşmakla birlikte onu yapmamak
anlamını ifade eder. Şayet nefy gelmiş ise o fiilin yapılmış olduğunu ama bir
süre geciktikten sonra yapıldığını anlalır. el-Vahid'i ve başkaları Araplardan
ve dildeki örneklerinden böyle nakletmişlerdir. (2/122)
(312)
"(.....): Onlardan ayrı kalıp da arkasından gitmedik kimseyi
bırakmıyordu." Şaz ve şaue topluluğun dışında kalan, topluluğun dışına
çıkan kimse için kullanılır. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: "Şaue"
kelimesinin müennes olarak kullanması "neseme (can)"ın anlamına
binaendir yahut dışarı çıkan kimsenin sürüden ayrılan koyuna benzetilmesi
suretiyle böyle denilmiştir. Bu da -mübalağalı bir anlatım ile- hiç kimseyi
terk etmediği, kaçırmadığı anlamındadır. İbnu'l-A'rab'i dedi ki: Bir kimse
karşısına çıkan herkesi öldürecek kadar kahraman ise onun hakkında bu tabir
kullanılır. Bu şekilde (ordudan) ayrı düşüp de öldürmedik kimseyi bırakmayan
şahsın adı Kuzman idi. Bunu el-Hatib el-Bağdadi ifade etmiş olup, o
münafıklardandı, diye eklemiştir.
"Filanın
gösterdiği yararlılığı bugün bizden kimse göstermedi" ifadesi bu kişinin
gösterdiği faydayı ve başarıyı hiç kimse gerçekleştiremedi, demektir.
"O
adamlardan birisi: Ben onun yanında bulunacağım, dedi." Yani gizlice
onunla beraber olup, cehennem ehlinden birisi olmasına neyin sebep olacağını
göreyim, diye ondan ayrılmayacağım çünkü dış görünüşü itibariyle onun yaptığı
güzeldir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise cehennemliklerden olduğunu
haber verdi. Bunun mutlaka hayrete düşüren bir sebebi olmalıdır.
"Kılıcın
keskin tarafını memelerinin arasına yerleştirdi." Keskin taraf kılıcın alt
(sivri) tarafıdır. Onun üst tarafına ise kabzası denilir. (2/123)
(303)
Rasulullah {Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Bir adamda bir çıban Çıktı.
.. ölünceye kadar kanı kesilmedi." İfadesindeki karha (çıban) insan
vücudunda çıkan kabarcıklara denilir.
Kinane
(ok torbası, tirkeş), okların konulduğu torbaya denilir.
"Onu
açtı" kabuğunu alıp, onu deldi, açtı demektir. "Kanı dinmedi"
kesilmedi demektir. (2/124)
(304)
"Hurac" kelimesi de yine çıban demektir.
"Unutmadık,
onun yalan söylediğinden de endişe etmiyoruz." Bu ibareden maksat, sözü
bir bakıma vurgulamak ve nefisteki etkisini güçlendirmek yahut onun kesinlikle
böyle olduğunu ve buna herhangi bir yanlışlığın bulaşmamış olduğunu
bildirmektir.
Hadislerden
Çıkartılacak Hükümler ve Manaları
1
- İntihar etmek ve başkasının malını hakslZca almasına sebep olan yalan yere
yemin, eğer böyle bir şey varsa Yahudi olayım, Hıristiyan olayım yahut Lat ve
Uzza'ya yemin olsun gibi İslam dini dışında kalan bir şekilde yemin etmenin
ağır bir haram olduğu.
2-
Mülkiyeti altında olmayan bir şeyi adamak sahih değildir. Böyle bir adakla
herhangi bir şey yapmak gerekmez.
3-
Müslümana lanet etmek ağır derecede bir haramdır. Bunda görüş ayrılığı yoktur.
İmam Ebu Hamid el-Gazzali ve başkaları şöyle diyor: Bir müslümana yahut bir
hayvana lanet okumak caiz değildir. Müslümanın fasık olup olmaması arasında bir
fark yoktur. İster hayatta olsun, ister ölmüş bulunsun kafirlerden muayyen
şahıslara lanet okumak caiz değildir. Nas ile kafir olarak öldüğünü bildiğimiz
Ebu Leheb, Ebu Cehil ve benzerleri kimseler müstesnadır. Kafirlerden bir
taifeye lanet okumak caizdir. Allah kafirlere lanet etsin, Allah Yahudilere ve
hıristiyanlara lanet etsin demek gibi.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: (299): "Mümine lanet etmek onu öldürmek
gibidir" buyruğunun zahirinden anlaşılan haram oluşları itibariyle aslında
her ikisinin birbirine eşit olduğu kastedilmektedir. Öldürmek daha ağır bir
günah olsa dahi. İmam Ebu Abdullah el-Mazeri'nin tercih ettiği açıklama budur.
Bunun dışında açıkça anlaşılmayan (zahir olmayan) daha başka açıklamalar da
yapılmıştır.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (296) hadisteki: "O ebediyen ve temelli
olarak cehennemde kalacaktır" buyruğu ile ilgili çeşitli açıklamalar
yapılmıştır:
1
- Bu hüküm haram olduğunu bilmekle birlikte helal kabul ederek bu işi yapan
kimse hakkında yorumlanır. Böyle bir kimse kafir olur, cezası da budur.
2-
Ebedi kalmak sürekli oluşun gerçek anlamı ile değil, devam edip giden uzun bir
süre orada kalmaktır. Yüce Allah halifenin mülkünü ebedi kılsın, demeye benzer.
3-
Onun asıl cezası budur ama şam yüce Allah lütuf ve ikramda bulunarak Müslüman
olarak ölen kimseyi cehennemde ebedi bırakmayacağını haber vermiştir.
Kadı
Iyaz (rahimehullah): "Kim kendisini bir demir parçası ile öldürürse o
demir parçası elinde bulunduğu halde onunla karnını deşer" buyruğunda
katil kimseye kısasın ister ucu sivriltilmiş bir aletle, ister başkası ile
olsun hangisiyle öldürülmüşse onunla yapılacağına delil vardır. Böylelikle yüce
Allah'ın kendisini öldürene verileceği belirtilen cezaya uyulmuş olur.
Ancak
bunun bu hüküm için (2/125) delil gösterilmesi zayıftır.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (300): "Kim yalan yere İslam dini dışında
bir yemin ederse o dediği gibidir. " Diğer rivayette ise: "Kasten
yalan" denilmektedir. Bu buyruklarla böyle bir yeminin haramlığının
ağırlığı beyan edilmektedir. Allah Resulünün "yalan yere" buyruğundan
kasıt böyle bir yemini doğru olarak yapması ile ilgili bir kayıt koymak
değildir. Çünkü bu şekilde yemin eden bir kimse bu yemini sebebiyle yalancı
olmaktan kurtulamaz. Çünkü o böyle bir durumda (İslam dini dışında) adına yemin
ettiği şeyi mutlaka tazim etmiş demektir. Şayet onun büyüklüğüne kalbinden
inanıyor ise o bu hususta yalan söylemiş olur. Eğer kalbinden buna inanmıyorsa
ona yemin etmek suretiyle tazim etmiş olduğundan ötürü şekle n yalan söylemiş
olur. Onun her durumda yalancı olmaktan kurtulamayacağı öğrenildiğine göre
"yalan yere" kaydı yemin edenin yemin şeklini açıklamak ile ilgili olarak
yorumlanır ve böylelikle getirilen bu kayıt herhangi bir sebebe bağlı olarak
söylenmiş olur, onun bir mefhumu (bir hüküm ifade etmesi) sözkonusu olmaz.
Bu
da yüce Allah'ın: "Haksız yere nebileri öldürenler" (Al-i İmran,
112); "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin." (En'am, 151);
"Himayenizde bulunan üvey kızlarınız" (Nisa, 23); "Onların
Al/ah'ın sınırlarına dosdoğru uymayacaklarından korkarsanız, kadının nikahtan
kurtulmak için (kocasına) fidye olarak bir şeyler vermesinde ikisine de vebal
yoktur." (Bakara, 229); "Şayet korkarsanız namazı kzsaltmanızda sizin
üzerinize bir vebal yoktur." (Nisa, 101); "Cariyeleriniz iffetlerini
korumak isterken onları fuhuş yapmaya zorlamayınız." (Nur, 33)
buyruklarındaki kayıtlar gibidir. Benzeri ifadeler de pek çoktur.
Diğer
taraftan yemin eden kişi adına yemin ettiği şeyi tazim eden, onu üstün kabul
eden birisi ise kafir olur. Onu tazim etmeyip, aksine kalbi iman ile dopdolu
ise bu sefer adına yemin edilmemesi gereken bir şeye yemin etmesi ve onun
hakkında adına yemin edilen husus gibi bir tutum takınması ile yalan söylemiş
olur fakat böyle bir yemin sebebi ile İslam dininin dışına çıkmış bir kafir
olmaz. Bununla birlikte yapılan iyilikleri inkar, yüce Allah'ın nimetini inkar
maksadı ile onun hakkında kafir denilmesi de caiz olur çünkü bu böyle çirkin
bir yemin etmemesini gerektirmektedir.
İmam
Ebu Abdurrahman Abdullah b. el-Mubarek (r.a.) zahiri itibariyle masiyet işleyen
kimselerin tekfir edilmesini ifade eden bu gibi benzer buyruklar hakkında
şunları söylemiştir: Şüphesiz bu gibi ifadeler böyle bir işi yapmanın ne kadar
ağır bir günah olduğunu anlatmak ve bu işi yapmaktan sakındırmak için
söylenmiştir. Bu da güzel bir açıklamadır. Bununla birlikte buna böyle bir kişi
nimetleri inkar eden bir nankör olur şeklindeki açıklamanın da eklenmesi
gerekmektedir.
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (299): "Kim onunla (malını) çok göstermek
için yalan bir iddiada bulunursa ... " buyruğu ile ilgili olarak Kadı Iyaz
şöyle diyor: Bu buyruk kişiye verilmemiş bir şey ile kişinin sahip olduğunu
gösterdiği her bir iddia çeşidi hakkında geneldir. Mesela kişinin sahip
olmadığı bir mal ile süsleniyor görünüp, başkalarına karşı böbürlenmesi yahut
ilgisi bulunmayan bir nesep ya da sahip olmadığı bir ilim yahut ehil olmadığı
bir dindarlık gösterisinde bulunması bunlara örnektir. İşte Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle bir kimsenin bu iddiasının mubarek
olmayacağını, bu yolla elde ettiği kazancın artış göstermeyeceğini
bildirmektedir. "Yalan yemin (belki) malın satılmasını sağlayabilir (ama)
kazancı (bereketini) yok eder" anlamındaki diğer hadis de bunun gibidir.
Resulullah
(sallallahu a1eyhi ve selleml'in (302): "Şüphesiz kişi insanlara göründüğü
kadarıyla cennetliklerin ameli ile amel eder ... " buyruğunda ise amellere
aldanmaktan sakındırılmakta, kulun amellerine bel bağlamaması gerektiği ve
ezeli takdir sebebiyle halin ters yüz olmasından korkarak onlara bağlanmaması
gerektiğine dikkat çekilmektedir. (2/126) Aynı şekilde isyankar bir kimsenin
Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesi, başkasının da onun ümidini kestirmemesi
gerekir.
Resulullah
(sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Şüphesiz kişi cehennem ehlinden olduğu
halde cennetliklerin ameli ile amel eder" buyruğu ve bunun aksi olan diğer
buyruk böyle bir durumun ortaya çıkmasının mümkün olduğunu anlatmaktadır.
Resulullah
(sallallahu a1eyhi ve selleml'in (303): "Sizden öncekilerden bir adamın
vücudunda bir çıban (yara) çıkmıştı ... Ona cenneti haram ettim" buyruğu
ile ilgili olarak Kadı Iyaz (rahimehullah) şunları söylemektedir: Bu kişi
muhtemelen böyle bir işi helal kabul ediyordu yahut hayırlarda öne geçenlerin
ve iyi kimselerin (es-sabikun ve el-ebrar'ın) gireceği zaman o cennete
girmekten mahrum kalacaktır ya da hesabı uzun sürecektir yahut Araf'ta
alıkonulacaktır. Kadı Iyaz' ın açıklamaları bunlardır.
Derim
ki: O çağın insanlarına gönderilen şeriatın büyük günah işleyen kimselerin
kafir olduğuna hükmetmek suretinde olma ihtimali de vardır. Diğer taraftan bu
şekilde çıbanını açması, ölümün daha çabuk gelmesini istemesi ya da herhangi
bir masIahat bulunmaması hali hakkında yorumlanmalıdır. Çünkü böyle bir iş
faydalı olacağı zannı yüksek olan tedavi maksadıyla yapılırsa haram olmaz.
Allah en iyi bilendir.