AHMED
DAVUDOĞLU
238 ve
239 NOLU HADİSİNLERİN ŞERHİ:
Bu hadisi Müslim bir kaç yoldan rivayet
ettiği gibi Buharı dahi : Hayız, Oruç, Bayram namazları bahislerinde; Nesaî
Namaz bahsinde taline etmiştir. Onu İbni Mace ile başkaları da rivayet
etmişlerdir.
Buhari'nin rivayetine
göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bir kurban veya ramazan bayramı
namazına giderken kadınlara rastlamış ve hadisde geçen sözleri kendilerine o
zaman söylemiştir.
Ekseriyetle
cehennemliklerin kadınlar olduğu Nebi (Sallallahui Aleyhi ve Sellemj'e İsra
gecesinde gösterilmiştir. Hadiseyi anlatırken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in kadınlara hitaben: «sizi gördüm» demekten muradı muhatabı olan
kadınlar değil, hemcinsleridir. Yani ekseriyetle cehennemlikler sizin
sınıftandır; demek istemiştir. Cennetlikler hakkında varid olan bir hadisde:
«Onların her birerlerinin ikişer karısı olacak...» buyurulmuştur.
Bu hadis, kadınların
erkeklerden çok olacağına delalet ederse de el-Übbi'nin beyanına göre;
kadınların o gün erkeklerden çok olması her zaman onlardan fazla olmalarını
istilzam etmez. Yahud : kadınlar cehennemde erkeklerden çoktur; bir erkeğe iki
kadın verilmesi ise cehennemden çıktıkdan sonra olacaktır.» denilir. Maama'fih
bir erkeğe verilen iki kadının hurilerden olması ihtimali de vardır. Nitekim
Allah'u Teala ehl-i cennet erkekleri hurilerle evlendireceğini va'detmiştir,
Her şeye la'net etmek arap kadınlarının adeti îdi. Sonra bu adet erkeklerine de
geçmiş ve o derece şüyu' bulmuştu ki beğendikleri her şeyi la'netle anarlar;
mesela: «filan ne de şairmiş Allah lanet etsin!..» derlerdi. Hatta İbni
Düreyd'in kasidesini pek beğendikleri için onun hakkında da bu sözü söylemişler
ve bu sebeble mezkur kasideye «el-Mel'une» denilmiştir.
Son nefesinde imanını kurtarıp kurtaramadığı
bilinmeyen bir kimseye la'net etmek, ulemanın ittifakile haramdır. Fakat İblis,
Ebu Cehil ve Ebu. Leheb gibi akıbetleri nassan ma'lum olan kafirlere la'net
caizdir. Çünkü kafir olarak öldüğü veya öleceği nasla bildirilen kimse kat'î
olarak Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmıştır; binaenaleyh ona lanet edene
günah yoktur. Ta'yin etmemek şartıyla bir sıfatın sahibine îa'net etmek,
mesela: zalimler, kafirler... demek caizdir.
Bu cümleden murad:
kadınların kocalarına karşı küfran-ı ni'mette bulunduklarını, onlardan
gördükleri nimetleri azınsadıklarını beyandır.
Hadisde kadınlara hıtab
umumîdir; yalnız mevcud olanlar orada bulunmayanlara tağlib edilmişlerdir.
Çok la'net etmekle
küfran-ı ni'met edenlerin cehennem azabyile tehdid olunmalarından bunların
büyük günah olduğu ma'nası çıkarılmıştır. Hatta Davudî: küfran-i ni'met en
büyük günahlardandır.» demiştir. Ancak El-Übbî la'netle küfran arasında hüküm
i'tibariyle fark görmektedir. Ona göre küfran-i ni'met büyük günahtır; çünkü
cezası cehennemdir. La'n ise küçük günahlardandır. Zira hadisde onun çok
yapıldığı beyan Duyurulmuştur; küçük günahlar ancak çok yapıldığı zaman büyük
günaha inkılab ederler.
Akıl: lügatte humkun
zıddıdır. Asmaî 'ye göre masdar bir kelimedir. İbni Düreyd (ıkaal) den müştak
olduğunu söylemiştir. Ikal devenin bacağını bağladıkları iptir; bu ip deveyi
nasıl zabt ederse; akıl da insanı cehilden öylece koruduğu için ona bu isim
verilmiştir. Ezherî'nin «Tehzib»inde: «Akıllı kimse, nefsini habseden ve onu
hevasına tabî' olmaktan men' eyleyendir.» denilmiştir. Bazıları aklı: «Bir
garizedir ki, manî' bulunmadığı takdirde zaruriyatı bilmek buna tabi'dir.» diye
ta'rif etmişlerdir. Akim; hilm, hicr, lüb, maht ve zihn gibi bir çok
müteradifleri vardır. Aklın yeri bazılarına göre dimağdır. İmam-ı A'zam'ın
kavli de budur. îmam Şafii ile diğer bir takım ulemaya göre aklın yeri kalbdir.
Bazıları: «Akim yeri dimağdır. Ancak onu kalp tedbir eder.» demişlerdir. Bundan
dolayıdır ki: «Akıl bir cevherdir. Allah onu dimağda yaratmış; nurunu kalbe
vermiştir; onun sayesinde mugayyebat vasıta ile mahsusat ise müşahede suretyile
anlaşılır.» denilmiştir.
Kelam ulemasına göre
akıl, ilim demektir. Aklın daha başka ta'rifle-ri de vardır.
Lübb: Halis akıl
demektir. Akılla lübb arasında umum ve husus mutlak vardır. Her lübb akıldır;
fakat her akıl lübb değildir. Kadınlar nercihetten erkeklerden noksan oldukları
halde yine onlara galebe çalarlar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
buna teaccüb etmiştir. Hz. Muaviye (Radiyallahu anh)'in kadınlar hakkında :
«Onlar iyi adamlara galebe çalarlar; kötü adamlar da onlara galebe çalarlar.»
dediği rivayet olunur. Lisanımızda da : «Kadının fendi erkeği yendi.» denilir.
İmam Gazalî'nin rivayetine göre Said b. el-Müseyyeb 40 yaşına vardığı zaman bir
gözü görmez olmuş. Bundan sonra 40 yıl yaşadığı ve yalnız evinden mescide
giderken görüldüğü halde: «Nefsim için en ziyade korkum kadınlardandır.»
dermiş.
Maamafih bu hadisden
murad; akıl ve dinleri noksan olduğu için kadınları zemmetmek değildir. Çünkü:
noksanlık onların yaradılışları iktizasıdır. Onun zikredilmesi, kadınların
fitnesine kapılmakdan bilhassa aklı başında, tedbirli erkekleri sakındırmak
içindir. Zira; böyleleri kadınların fitnesine kapılırlarsa onlar gibi akıl ve
dinleri noksan; adaletleri sakıt olur. Artık başkalaryîle birlikte dahî
şehadetleri kabul edilmez.
Nevevi diyor ki:
«Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in, namaz ve orucu terk ettikleri
için kadınları din noksanlığı ile vasıflandırmasının ma'nası müşkil görülüyorsa
da hakikat halde müşkil değildir. Çünkü dîn, iman ve İslam kelimeleri ayni
ma'nada müşterektir. Kimin ibadeti çok olursa dîn ve imanı da artar. İbadeti
noksan olanın dini de noksanlaşır.» Fakat Buhari şarihi Ayn î Nevevi'nin bu
sözüne i'tiraz etmiş; ve: üç şeyin ma'nada müşterek olduğu iddiası müsellem
değildir. Çünkü aralarında lügaten ve şer'an fark vardır. îmanı arttı veya
azaldı demek, imanın zatına değil, sıfatına raci'dır... demiştir.
Akıl ve dîn noksanlıığı
bu hadisde bütün kadınlara amm ve şamil görünüyor. Halbuki Tirmiz! ile İmam
Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettikleri Enes (Radiyallahu anh) hadîsinde Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «cihan kadınlarından dört danesi sana kafidir:
Meryem binti İmran, Fir'avnin karısı Asiye, Hadice binti Huveylid ve Fatime bin
ti Muhammed.» buyurmuştur.
Bazıları bu iki hadisin
arasını bulmak için: «Umum ifade eden kadınlar hadisinden bazı ferdler hariç
kalmıştır; çünkü bunlar azdır.» demişlerdir. Allame Aynî bu cevabı beğenmemiş;
ve: «Bu hususta doğru cevap şudur: Bir şeyin bütününe hükmetmek onun her
ferdine hüküm sayılmayı istilzam etmez.» demiştir.
Nevevî dinde noksanlığın
yalnız günah icab eden şekle münhasır kalmadığını beyanla şunları söylemiştir:
«Din noksanlığı bazan günah icab edecek şekilde olur. Özürsüz namazı terk etmek
gibi. Bazan günah icabetmeyecek şekilde olur. Bir özürden dolayı cuma namazını
terk etmek gibi. Bazan da mükellef iken olur. Hayızlı kadının namaz ve orucu
terk etmesi gibi. Fakat bu kadın ma'zur olduğuna göre acaba hayız zamanında
kazasız olarak terk ettiği namazlardan dolayı kendisine sevap verilir mi?
Nitekim hastaya sevap verilir; ve sağlamken kıldığı nafile namazlar,
hastalığında da kalmış gibi yazılır* denilirse cevap şudur: Hadisin zahirine
göre bu kadına sevap yoktur. Aralarındaki farka gelince: Hasta o namazları
devam niyeti ile kılardı ve kılmaya da ehil idi. Hayızlının hali öyle değildir.
Onun niyeti, hayız zamanında namazı terk etmektir. Hem nasıl terketmesin ki, o
halde namaz kılmak kendisine o zaten haramdır.»
Ayni Nevevi'nin bu son
sözüne de i'tiraz etmiş; ve: «haramı terk ettiğinden dolayı sevap verilmesi
icabeder.» demiştir.
Hasılı, dinde noksanlık,
nisbi bir şeydir. Dîni bütün bir kimse kendimden daha mükemmel olana nisbetle
nakıs sayılır.