769 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü't
- Teheccüd», «Kitâbü'd-Deavât» ve «Kitâbü't-Tevhîd» de; Nesâi «Kitâbü's-Salât»
ve «Kitâbü'n-Nüûd» da; İbni Mâce dahî «Kitâbü's-Salât» da muhtelif râvîlerden
tahric etmişlerdir.
Hadîsin zahirinden
anlaşıldığına göre Fahr-i Âlem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, bu duayı namaza kalktığı vakit
okurmuş.
«Göklerle yerin nûr'u
sensin!...» cümlesinin mânâsı: «Onları nûrlandıran yâni göklerle yerin nûr'unu
halk eden sensin.» demekdir.
Ebû Ubeyd'e göre mânâ:
Yer ve gök ehli senin nûr'unla hidâyet bulur; demekdir.
Hattâbî, Teâlâ
Hazretlerinin nur ismini tefsir ederken: «Bu kelimenin mânâsı: Görmeyen, onun
nûr'u ile görür; yolunu sapıtan, onun hidâyeti ile yol bulur; demekdir. Allah,
semâvâtın nûr'udur: Tâbiri de bundan alınmadır. Yâni göklerle yerin nûr'u da
Allah'dandir; demekdir. Bu kelimenin nûr sahibi mânâsına gelmesi de
muhtemeldir. Yalnız nûr Allah'ın zâtına sıfat olamaz. O, fiil sıfatıdır.»
demişdir.
Bir takım ulemâya göre
«Göklerle yerin nuru...» cümlesinden murâd: onların güneşini, ay'ını ve
yıldızlarını tedbîr edendir.
Kayyim, kayyâm ve kayyûm
kelimeleri, bir mânâya kullanılırlar. Bundan murâd mahlûkaatını daimî sûretde
tedbîr eyleyen, onlara kıvamını bulduran şey'i veren yahut kendi kendine kaaim
olup başkasını da ikaame eden, daha doğrusu varlığı kendinden olup, başkasını
vâr edendir.
Bâzıları: «Kayyâm,
mubaleğalı ism-i faildir; mahlûkaatın muhtaç olduğu her şey'i hazırlayan
mânâsına gelir.» demişlerdir.
Bir takımları da
kayyim'in yaradan ve tutan, mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Bunlara göre
göklerle yerin kayyimi, onların yaradanı demekdir.
Ulemânın beyânına göre
Rabb'ın lûgatda üç mânâsı vardır.
a) İtaat edilen ulu; b)
Islah eden; c) Sahip ve Mâlik.
Bâzıları: «Eğer Rabb
kelimesi itaat edilen büyük mânâsına gelirse, merbûbun yâni o Rabb'a itaat
edenin akıllılardan olması şarttır.» derler.
Hattâbî: «Seyyidü'l-
Cibâl denilemez.» sözü ile buna işaret etmişdir. Fakat Kaadı İyâz buna itiraz
etmiş ve: «Bu şart, fâsiddir. Bilâkis her şey Allah Teâlâ'ya mutî'dir...»
demişdir.
Yine ulemânın beyânına
göre Allah Teâlâ'nın isimlerinden biri olan Hakk'ın mânâsı, mevcudiyeti
muhakkak; demekdir. Vücûdu tehakkuk eden her şey Hak'dır.
«Hakka» kelimesi dahî
Hak'dan alınmışdır. Ve: hiç şüphesiz olacak; mânâsına gelir. Bu fadîsdeki
Hak'ların hepsi bu mânâyadır. Yâni: «Senin va'din, sözün, sana kavuşmak,
cennet, cehennem ve kıyamet mutlaka tehakkuk edecekdir; bunların olacağında
asla şüphe yokdur» demekdir.
Bâzıları bunu: «Senin
haberin hak ve doğrudur.» mânâsına almış, bir takımları: «Hak'dan murâd, hak
sahibi demekdir.» mutâleasında bulunmuşlardır.
Hak'dan murâd, onu
yerine getirendir.» diyenler de vardır. «Sana kavuşmak hakdır.» cümlesinden
murâd, öldükden sonra dirilmekdir.
«Yâ Rabb! Sana teslim
oldum...» cümlesinden murâd, emir ve nehiyIerine râm oldum; ne buyurursan onu
yapmağa hazırım; demekdir.
Yalnız sana rücû ettim»
: Sana itaat ettim, senin ibâdetine yöneldim; demekdir. Bâzıları bundan murâd,
Her tedbirimde sana rücû ettim yâni umurumu sana havale ettim; demekdir...
derler.
«Seninle muhâsama ettim»
bana verdiğin kuvvet ve delillerle, sana küfür edenlere karşı muhâsama ettim ve
onları hüccetle, kılınçla mağlûp ettim; demekdir.
«Düşmanınla aramızdaki
muhâsamada senin hakemliğine müracaat ettim» : Yâni hakkı inkâr edenlere karşı yalnız
senî hakem tanıdım; Küffâr'ın yaptıkları gibi putları, kâhinleri, ateşi,
şeytanı v.s. yi değil, ben ancak senin hükmüne razı olurum; senden başka hiç
bir kimsenin hükmüne i'timâd edemem; demekdir.
Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bütün mütesavver günahları affedilmiş olduğu
hâlde bu hadîsin sonunda yine :
«Allah'ım benim gelmiş
geçmiş bütün günahlarımı affet...» demesi, iki vecihden dolayıdır. Bunlardan
biri tevazu göstermek ve Allah Teâlâ'ya ta'zîmde bulunmak içindir. Diğeri duâ
hususunda kendisine tabî olmaları için ümmetine tâ'lîmdir.
Müfessirlerin beyânına
göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında gufran, geçmiş ve
gelecek bütün fiillerine şâmildir.
«Gizli ve aşikâr bütün
yaptıklarımı affet.» cümlesinden murâd, gönülden geçen ve dilin söylediği
şeyler olabilir.
Kirmani: «Bu hadîs
cevâmiû'l-Kelim'dendir.» demişdir. (Cevâmiû'l - Kelim: Az sözle çok mânâ ifâde
eden hadîslerdir. Bir hadîsde beyân edildiği vecihle bu şekilde ifâde yalnız
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem} Efendimize verilen hasâistandır.