SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

818 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'l-Husûmât», «Fedâilü'l-Kur'ân», -Kitâbu't-Tevhîd- ve İstitâbetü'l-Mürteddîn» de; Ebû Dâvûd «Kitâbü's-Salât» da; Tirmizî «Kıraat» da; Nesâî «Kitâbu's-Salât» ile Fedâilü'l-Kur'ân» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

 

«Az kaldı acele edecekdim...» cümlesinden murâd: Hişâm'a inkâr hussûunda acele ederek ona hücumda bulunacakdım; demekdir.

 

Hz. Ömer ile Hişâm (Radiyallahu anh)'in okuyuşları biribirine ne şekilde muhalif olduğunu Ulemadan hiç biri beyân etmemişdir.

 

Hadîs-i şerîfde dahî yalnız Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in her ikisinin kıraatini tasdik ile: «Bu sûre böyle indirildi...» buyurduğu ve neticede Kur'ân'ın yedi harf üzerine indirildi...» buyurduğu ve neticede Kur'ân'ın yedi harf üzerine indirildiğini beyân ile :

 

«Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse, onu okuyun!» emrini verdiği bildiriliyor.

 

Ulemâ, yedi harfden ne murâd edildiğini beyân hususunda ihtilâf etmişler; neticede ortaya on kavil çıkmışdır. Şöyle ki:

 

1- İmam Halil'e göre «yedi harf» den murâd; yedi kirâatdir. Burada şöyle bir suâl vârid olabilir: İndirilen bir âyet için nasıl olur da aded itlaak edilerek yedi harf üzerine nazil oldu; denilebilir? Bir âyet ancak bir defa nazil olur. Meğer ki tekrar kaldırılıp da, başka harfle indirilmiş ola?

 

Cevap: Cibril (Aleyhisselâm) her ramazanda Kur'ân-ı Kerîm'i Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e arz eder; baştan sona okurdu. İşte her ramazanda Kur'ân-ı Kerîm'i ayrı bir harf üzere okumuş; yedi kıraat bundan hâsıl olmuşdur.

 

Bu hakikati anlatırken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz :

 

«Cibril (Aleyhisselâm) her defasında Kur'ân'ı bana bîr harf özerine okuttu. Ben kendisine müracaat ettim ve daha fazla harf üzerine okumasını isteye isteye nihayet yedi harfde karar kıldı.» buyurmuşdur.

 

Bu gün Kur'ân-ı Kerîm'in yedi harf üzerine okunup okunamıyacağı hususunda usûl-i fıkıh ulemâsı ihtilâf etmişlerdir.

 

Taberî ile diğer bir takım ulemâya göre, bu gün Kur'­ân-ı Kerîm yalnız Hz. Zeyd'in okuduğu harf üzere kıraat olunur.

 

Kaadı Ebû Bekr-i Bâkıllânî dahî bu kavli beğenmişdir.

 

İmam Ebû'l-Hasen El-Eş'arî ise: «Müslüman'lar, Allah Teâlâ'nın indirdiği ve okunmasına müsaade buyurduğu kıraetleri menetmenin caiz olmadığına ittifak eylemişlerdir. Allah Teâlâ'nın itlaak ettiğine manî olmak, ümmetin elinde değildir. Bu yedi harf, bizim kırâatlarımızda mevcûddur. Yalnız Kur'ân-ı Kerîm'in içinde dağınık bir hâlde olup; nerede oldukları aynen malûm değildir. Buna göre ehl-i tevâtür'ün naklettiği yerlerde bir harfi, diğerinden ayırmaksızın Kur'ân-ı vücûh üzere okumak caizdir. Meselâ Nâfi'in harfi, Kisâî ile Hamza'nın harfleri ile birlikde ezberlenebilir. Bunda bir güçlük de yokdur. Çünkü Allah Teâlâ kullarına kolaylık olmak üzere Kur'ân'ı yedi harf üzere indirmişdir.» demiştir.

 

Hattâbî diyor ki: «Bu husûsda en akla yakın söz şudur: Kur'-ân-ı Kerîm, okuyanın kolayına geldiği şekilde yedi harf üzere okuması için ruhsat verilerek indirilmişdir. Ancak bu, mânânın birbirini tuttuğu yahut biribirine yakın olduğu yerlerde caizdir. Bu mes'ele ashâb-ı kirâm'ın icmâ'ından önce böyle idi şimdi ashabın icmâ'ı hilâfına okumak caiz değildir.»

 

Hattâbî  bu son sözü ile, ashâb-ı kiramın bir kırâet üzerine icmâ' ettiklerini anlatmak istemişdir.

 

2- Ebû Hatim Es-Sicistânî'ye göre Kur'an; Kureyş, Hüzeyl, Teymer-Rebâb, Ezd. Rabîa, Hevazin ve Sa'd b. Bekr'ler ile inmiştir. Fakat İbni Kuteybe bunu kabul etmemiştir. Ona göre yedi harften murâd: Kureyşin batınlarıdır.

 

3- Yedi harfden murâd, yalnız Mudar lehçesidir. Bu lehçeye âid olan yedi harf, Kur'.ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerinde dağınık bir şekilde bulunmaktadır.

 

4- Bir kelimede dahî yedi harf üzre kıraat caizdir.

 

5- Yedi harf, idgam ve saire gibi tilâvet şekillerine âiddir.

 

6- Yedi harfden murâd: yedi husûsdur. Bunlar: Emir, nehiy, helâl, haram, muhkem, müteşabîh ve emsâl'dir.

 

7- Yedi harfden murâd, i'râbdır. Çünkü i'râb, kelimenin sonunda olur. Zâten «harf» : Son ve kenar, demekdir. îmam Mâlik'den bir rivayete göre yedi harfden murâd, âyetlerin sonlarını değiştirerek okumakdır;  yerine  okumak gibi. Yalnız  (Azâb) âyetini (Rahmet) âyetine yahut (Rahmet) âyetini (Azâb) âyetine tebdil caiz değildir.

 

8- Yedi harfden murâd, kelimeyi teşkil eden harflerden müteşekkil isim, fiil ve edatlardır. Meselâ «Merta'» ve «Nel'ab» gibi kelimeler yedi vecihle  okunabilirler.

 

9- Yedi harfden murâd, biribirinin Aynı veya biribirine yakın mânâlardır. «Akhil», «Teâle» ve «Helümme» gibi. Ki «beri gel» mânâsınadırlar. Bu kelimeler, Aynı mânâya geldikleri için İmam Mâlik, Hz. Ömer'den naklen onların biribirlerinin yerine okunmalarını tecviz etmişdir. «Hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun» emri de bu mânâyı takviye etmektedir.

 

Bâzıları Hz. Ömer'in, bunun yalnız minberde caiz gördüğünü söylerler.

 

10- Yedi harfden murâd: İmâle, medd, terkîk, tefhim, hemz, teshîl, idgam ve izhâr'dır.

 

Kurtubî, İbni Hıbbân 'dan naklen yedi harfin mânâsı hususundaki ihtilâfın otuz beş kavle bâlig olduğunu söylemiş fakat bunlardan yalnız beşini zikretmiştir. Münzirî bunlardan çoğunun makbul olmadığını söylemiştir.

 

Kaadı İyâz'ın beyânına göre «yedi harf» ifâdesindeki yedi sayısı hasr için değil; kolaylık olmak üzre zikredilmişdir. Fakat ekseri ulemâ buradaki «yedi» adedinden, o sayıya hasr ve kasr kastedildiğini söylemişlerdir. Meselâ Tilâvet suretinde yedi harf: îdgam, izhar, tefhim, terkîk, medd, hemz ve imâle gibi nutka âid şeylerdir. Tâ ki her kabile kendi lehçesine ve diline kolay geleni okusun. Yânî Kureyş kabilesinden olan bir kimseye hemz teklîf edilmediği gibi; Yemenliye de hemz terk ettirilmez. Benî Esed kabilesine muzâraat harfini üstün okuması teklif olunmaz.

 

Kadı Ebû Bekr-i Bâkıllânî şöyle demiştir: «Sahih olan kavil şudur ki: Bu yedi harf Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında meydana çıkmış ve şöhret bulmuşdur. Ümmet bunları Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den telâkki ederek bellemiş; Hz. Osman ile mushafları yazan cemâat da onları mushaflara geçirmiş ve sahîh olduklarını haber vermişler; Yalnız tevâtüren sabit olmıyanlarını mushaflara almamışlardır. Bu harflerin bazen mânâları; bazen de lâfızları değişirse de, hadd-i zâtında birbirlerine zıd ve muarız değildirler.»

 

Tahâvi'nin beyânına göre, yedi harf üzerine kırâet, zarûretden dolayı hassaten islâmiyetin ilk devirlerinde caizdi. Çünkü arapların lehçeleri muhtelif idi. Bütün kabilelerin lehçelerini öğrenmek ise güçdü. Müslümanların ve yazı yazanların adedi çoğalıp; zaruret ortadan kalkınca kırâetler birleştirildi.

 

Bu husûsda Dâvûdî dahî şunları söylemişdir: «Bu gün halkın okudukları yedi kırâetin her biri, Resûlullah zamanındaki yedi kırâetin biri değildir. Bil'akis birinin içinde, diğerleri de dağınık hâlde bulunur.»

 

Ebû Übeydillâh b. Ebî Sufra: «Bu günkü yedi kırâet, hadîsde zikri geçen yedi kırâetin birinden türemişdir; o da Hz. Osman'in mushafını toplarken tercih ettiği harfdir.» demişdir.

 

Mâzîrî'ye göre «yedi harf'den murâd: Yedi muhtelif mânâdır, ilâ ahir...» iddiası hatâdır. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yedi harfin her biri ile kıraati tecviz etmişdir. Bu cümleden olmak üzere bir harfi, başka bir harfle değiştirmek caizdir. Lâkin ahkâm hususunda ibdâl caiz değildir. Meselâ emsale âid bir âyeti ahkâm âyeti ile değiştirmenin haram olduğuna icmâ-ı ümmet tekarrur etmişdir. Ona göre âyetlerin sonunu değiştirmek dahî Aynı sebepden dolayı fâsiddir.