SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

822 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhari «Kitâbü'l-Ezân» da; Ebû Dâvûd ve Nesâî dahî «Kitâbü's-Salât» da tahrîc etmişlerdir.

 

İbnü Mes'ûd (Radiyallahû anh) Hazretlerinin kendisine suâl soran Hz. Nehîk'e:

«Sen bütün Kur'ân'ı kelime kelime elden geçirdin de, anlamadığın yalnız bu mu kaldı?» diye sorması, onun bu suâli sormakda samimî olmadığını anladığına hamledilir. Çünkü hakikati anlamak için sormuş olsa, buna cevap vermek îcâb ederdi. Hâlbuki İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh)'in söyledikleri cevap değil; onu baştan savmağa yarayan sözlerdi.

 

İbnü Mes'ûd (Radiyallahu anh)'ın bu sözlerine karşı Hz. Nehik'in :

 

«Hakîkatta ben uzun sûreleri bir rek'âtda okurum!» demesi, kendisinin câhilin biri olmadığını; Kur'ân-ı Kerîm'i mükemmel şekilde ezbere bildiğini anlatmak içindir.

 

İbnü Mes'ûd (Radiyallahû anh) onun bu sözüne de: «Şiir geveler gibi geveleyerek mi?..» diye mukaabele etmişdir.

 

Hezz: Son derece sür'âtle okumak ve kelimeleri sür'atle kesmekdir.

 

Hz. İbnü Mes'ûd 'un bu suâli : îstifhâm-ı inkârîdir. Bundan sonraki sözleriyle dahî: Bâzı insanların Kur'ân okumakdan kazandıkları nasîp, ; yalnız çenelerinin yorulması olduğunu, zîra okudukları Kur'ân'ın boğazlarından aşağı geçmediğini; hâlbuki Kur'ân okumakdan matlûb bu olmadığını, Kur'ân'ın mutlaka kalplere yer ederek tedebbür suretiyle okunması gerektiğini anlatmak istemişdir.

 

«Mufassal sûreler» den muradın ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bunu yerinde görmüşdük.

 

Nezâir: Nazîra'nın cem'idir. Bundan murâd: Uzunlukda kısalıkta biribirine benziyen sûrelerdir. Bâzıları : aded itibarıyla biribirine benzeyen sûreler olduğunu söylemişlerdir. Burada maksad: Biribirine yakın uzunlukdaki sûrelerdir. Meselâ Duhân sûresi altmış, Amme sûresi kırk âyetdir.

 

Bâzıları : «Nezâir : Va'z, kıssa ve hikmet gibi mânâ hususunda biribirine benzeyen sûrelerdir. Âyet sayısında denklik aranmaz.» demişlerdir. Fakat bu söz itirazla karşılanmışdır. Zîra bu gibi yerlerde sûrelerin mânâca biribirlerine denk olmalarının hiç bir te'sîri yokdur. Burada murâd : Okunan mikdârda âyet ve sûrelerin biribirine denk olmasıdır. Zâten hadîsin bâzı rivayetlerinde bu cihet tasrîh olunmuş; ve Rahman ile Necm sûreleri nezâire misâl gösterilmişdir. Bu sûreler mânâca değil; âyet mikdârı itibârı ile birbirlerine yakındır. Çünkü Rahman sûresi yetmiş iki; Necm sûresi de altmış iki âyetden müteşekkildir.

 

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki, İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) biribirine nazîr yirmi sûre saymışdır.

 

Burada onlardan bahsedilmemişsede; Ebû Dâvûd'un rivayetinde tafsilâtı ile beyân edilmiş ve: «Lâkin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezâirden iki sûreyi (yâni) Rahman ile Necm sûrelerini bir rek'âtda, «îkterabet» ile «El-Haakkah» sûrelerini bir rek'âtda, « Zâriyât » ile «Tûr» sûrelerini bir rek'âtda, «Vakıa» ile «Nûn»u bir rek'âtda, « Se'ele»  ile «Naziât» ı bir rek'âtda, «Mutaffifîn» ile «Abese» yi bir rek'âtda, «Müddessir» ile « Müzzemmil»i bir rek'âtda, Heletâ», ile «Lâ uksimu'yu bir rek'âtda, «Amme» ile «Mürselât» ı bir rek'âtda ve . « Tekvîr ile « Duhân» sûrelerini bir rek'âtda okurdu.» denilmişdir.

 

Hz. İbni Mes'ûd'un: «Şüphesiz ki namazın en faziletli rüknü: rükû' ile sücûddur.» sözü, kendi mezhebini beyândır. Yerinde de görüldüğü vecihle bu husûsda ulemânın ihtilâfı vardır.

 

Hadîsin bir rivayetinde İbni Mes'ûd (Radiyallahû anh)'in :

 

«Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onsekiz sûre mufassalardan; iki sûre de Hâ-Mîmlerden okurdu.» dedikden sonra, diğer rivayetinde: «Mufassal sûrelerden yirmi tanesini okurdu.» demiş olması, birbirine muarız değildir. Çünkü birinci rivâyetde muradı: «Okuduğu yirmi sûrenin ekserisi mufassal sûrelerden idi.» demekdir.

 

Nevevî diyorki: «Ulemâ Kur'ân'ın evveli yedi uzun sûredir. Sonra yüzlükler gelir; demişlerdir. Yüzlüklerden murâd: Sûrenin yüz âyet ihtiva etmesidir. Ondan sonra mesânî, daha sonra mufassalların nereden başlıyacağı hususundaki hilaf evvelce geçmışdi.

 

Bâzıları: bunların «Kıtal» sûresinden; diğer bâzıları: «Hucurât»dan, bir takımları da «Kaaf» dan başladığını söylemişlerdir.

 

ÂI-i Hâ-Mîm'den murâd: Hâ-Mîm diye başlayan bir gurup sûrelerdir.

 

Kaadı İyâz'ın beyânına göre bu sözden murâd; Bir tek Hâ Mîm sûresi de olabilir. Bu takdirde «Al» kelimesi mukham yâni ziyâdedir.