843 nolu Hadis’in
İzahı:
Babımız hadîslerinin
ekserisini «Kütüb-ü Sitte» sahipleri tahrîc etmişlerdir. Buhârî onların
bâzılarını «Ebvâbu Salâti'l-Havf» de; bâzılarını da «Kitâbü'l-Megâzî» de tahrîc
etmişdir.
Korku namazı adlı
namazdan murâd: Zelzele ve yangın gibi musibetler zamanında kılınması tavsiye
buyurulan nafile namazlar değildir. Buradaki korku ile harp kasdedilmişdir.
Binâenaleyh babımızın hadîsleri harp devam ederken kılınacak vakit namazlarının
keyfiyeti hakkındadır.
Her müslüman peşinen
bilmelidir ki harp esnasında yâni gülle ve kurşundan cihan yandığı, yer
yerinden oynadığı anlarda bile beş vakit namazı kazaya, bırakmaya ruhsat
verilmemiş; O müthiş anlarda dahî namazın edası emrolunmuşdur, Fahr-i Kâinat
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin ölüm döşeğinden kalkarak namaz
kılması hattâ bir kaç defa arka arkaya bayılarak her ayıldıkça namaza
davranması, bu mübarek ibâdetin derece-i ehemmiyyetini göstermeye kâfidir.
Biz bu bâbdaki tafsilâtı
fıkıh kitaplarına bırakarak sadede avdet edelim...
Harp zamanında kılınacak
vakit namazlarının sulh zamanındaki vakit namazlarına uymadığı Kur'ân-ı Kerîm
ile sâbitdir. Bu bâbda Teâîâ Hazretleri [ Nisa 101-103 ] :
Yer yüzünde sefere
çıktığınız zaman şayet kâfirlerin size fenalık yapacağından endişe ederseniz
namazı kasretmenizde üzerinize bir vebal yokdur. Şüphesiz ki kâfirler sizin
apaçık düşmanlarınızdır. Sen de ashabının aralarında bulunur da, kendilerine
namaz kıldırırsan onların bir kısmı seninle birlikde namaza dursun!...»
buyurmuşdur. Yalnız bu namazların suretleri sünnetle beyân edilmişdir.
Şurası da
unutulmamalıdır ki harp ve düşman korkusu namazın rek-atlarını azaltma
hususunda müessir değildir.Yalnız İbni Abbâs (Raâiyallahû anh) ile Tabiîn 'den
Hasan-ı Basrî ve Tâvûs hazerâtına göre düşman korkusu, namaz rek'âtlarının bire
indirilmesi hususunda müessirdir. Mücâhid'in İbni Abbâs 'dan rivayet ettiği bir
hadîsde: İbni Abbâs (Radiyallahû anh):
«Allah, namazı
Nebiimizin dilinden hazarda dört, seferde iki ve harpte bir rek'ât olarak farz
kılmışdır.» demişdir.
Bu hadîsi Müslim, Ebû
Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce tahrîc etmişlerdir.
'Atâ' Mücâhid, Hakem b
Uteybe, Katâde, İshâk ve Dahhâk'in mezhepleri de budur.
Ekseri ulemâ ile ashâb-ı
kiramdan İbni Ömer (Radiyallahû anh}a ve tabiînden İbrâhîm Nehai ile Süfyân-ı
Sevrî'ye, Hanefîlerle, imam Mâlik ve İmam Şâfiî'ye göre harp. korkusunun rek'at
sayılarına hiç bir te'sîri yokdur. Binâenaleyh harpde bir rek'ât namaz kılmak,
onlara göre caiz değildir. Namazın kasredilmesi harple değil; seferle ilgili
bir mes'eledir.
Babımız hadîslerinde
zikri geçen gazadan murâd: Zâtü'r-Rikau gazâsıdır. Bu gaza Hicret'in dördüncü
veya beşinci yılında Necıd'in Gatafân semtlerinde vuku' bulmuşdur.
Rikaa': Ruk'a'nın cem'i
olup; yamalar mânâsına gelir. Mezkur gazaya Zâtü'r-Rikaa' denilmesinin sebebi:
Müslümanların ayaklan delinerek, üzerlerine bez parçaları sarmalarıdır.
Bâzıları müslümanların
sıcakdan ayaklarını sardıklarını söylerler.
Bir takımları: «Bu
gazaya Zâtü'r -Rikaa' denilmesi orada. bu isimde bir ağaç bulunduğu içindir.»
demişlerdir.
Vâkıdî bu ismin
verilmesine sebep olarak: O yerde bulunan kırmızı, beyaz, siyah alacalı bir
dağı gösterir.
Yine Vâkıdî'nin beyânına
göre Zâtü'r-Rikaa'. gazasına sebep: Halep'den gelen bir bedevinin verdiği
mâlûmâtdır. Bu adam Benî Sa'lebe ile Beni Enmâr kabilelerinin müslümanlarla
harp etmek üzere hazırlandıklarını ve pek çok asker topladıklarını söylemiş;
bunları gözleriyle gördüğünü te'yîd ettikden sonra müslümanlara: «Siz hâlâ
gafletdesiniz!» diyerek onları harbe teşvik etmişdir.
Bunun üzerine Resûl-î
Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir rivâyetde dörtyüz, diğer rivayette
yediyüz kişilik bir ordu ile onlarla harbe çıktı.
Hz. Câbir hadîsinin bir
rivayetinde îsmi bildirilmeden müşriklerden olduğu söylenen ve Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'i kendi kılıcı ile vurmak istediği beyân edilen
şahsın ismi Gavres b. Hars 'dır. Nitekim Buhârî'nin bir rivayetinde tasrih
edilmişdir. îbni îshâk'ın rivayetinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
müşrike cevabını verdikten sonra: «Cibril onun göğsüne dokundu ve elinden kılıç
düştü. Bu sefer onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) alarak ;
Şimdi benden seni kim
kurtarır? dedi. Müşrik: Hiç kimse!., cevabını verdi. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) :
— «Kalk işine git!
buyurdu.» deniliyor.
Buhari rivayetlerinde de
beyân edildiğine göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz
neticede galebe kendi eline geçtiği hâlde o Adamı muâhaze buyurmamışdir. Çünkü
küffârın müslüman olmalarını gönülden arzu ediyordu. Bunu da ileride müslüman
olur ümidi ile affetmişti, Nitekim Vâkidî'nin beyânına göre bu zât sonradan
müslüman olmuş ve kavm-ü kabilesinin yanına dönerek bir çok kimselerin
müslümanlığı kabul etmelerine sebeb olmuşdur.
Salih b. Havvât'ın :
«Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde namaz kılan...» dediği
zâtın ismi bâzılarına göre: Sehl b. Ebi Hasme'dir. Bazıları Sehl b. Abdillâh olduğunu söylemiş; bir takımları da
Salih b. Havvat'ın babası Havvât b.
Cubeyr olduğunu tercih
etmişlerdir.
Allâme Aynî; Salih b.
Havvât'ın hadîsi hem babasından hem de Sehl b. Ebî Hasme 'den işitmiş olduğuna
ihtimâl vermekte ve: «Bundan dolayıdır ki onun ismini bazen müphem bırakıyor;
bazen de tefsir ediyor.» demektedir.
Havvât hadîsini Buhârî
hem merfû' hem mevkuf yollardan tahrîc etmişdir.
Bu hadîs hakkında îmam
Mâlik: «Korku namazı hususunda işittiğim en güzel hadîs budur..» demişdir. Hz.
Mâlik'in bu sözü, korku namazının keyfiyyeti hakkında muhtelif sıfatlar işitmiş
olmasını iktiza eder. Kendisi bunların içinden Salih b. Havvât hadîsi ile amel
etmişdir.
Filhakika korku namazı
hakkında muhtelif rivayetler vardır.
Tirmizî, îbni Ömer
(Radiyallahû anh) hadîsini tahric ettikden sonra: «Bu bâbda Câbir, Huzeyfe,
Zeydü'bn Sabit, İbni Abbâs, Ebû Hureyre, îbni Mes'ûd, Sehlü'bnü Ebî Hasme, Ebû
Ayyaş Zeyd b. Sâbit ve Ebû Bekre (Radiyallahu anhûm)'den dahî rivayetler
bulunduğunu söylemişdir. Aynî bunlara Hz. Alî, Âişe Havvât b. Cübeyr ve Ebû
Mûse'l-Eş'ari (Radiyallahû arthûm) hazerâtınıda ilâve etmişdir. Bunlardan Câbir
hadîsi babımız hadîsleri meyânındadir. Aynı hadîsi Buhârî muallâ olarak
«Meğâzî» bahsinde rivayet etmişdir. Huzeyfe hadîsini Ebü Dâvûd ile Nesâî; Zeydü'bnü Sabit hadîsini Nesâî,
Hz. Alî hadîsini Bezzâr, Âişe (Radiyallahu anh Ebu Hureyre hadisini Buhârî ile
Nesâî, İbni Mes'ûd hadîsini Ebû Dâvûd; Sehlü'bnü Ebî Hasme hadîsini Tirmizî,
Ebû Ayyaş hadîsini Ebû Dâvûd ile Nesâî; Ebû Bekre hadîsini yine Ebû Dâvûd ile
Nesâî, Hz. Alîy hadîsini Bezzâr, Âişe (Radiyallahu anha, hadîsini Ebû Dâvûd;
Havvât b. Cübeyr hadîsini İbni Mendeh; Ebû Mûsâ (Radiyallahu anh) hadîsini de
îbni Abdilberr tahrîc etmişlerdir.
Korku namazının ilk
def'â ne zaman kılındığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Cumhûr'a göre: İlk defa
Zâtü'r-Rikaa' gazasında kılınmışdır.
'Bâzıları, daha başka
yerde kılındığını söylerler.
îmam Gazâlî «El-Vasît»
nâm eserinde Zâtü'r-Rika gazasının, son gaza olduğunu söylemiş; Râfiî dahî bu
husûsda ona tabî olmuş ise de İbni's-Salâh «Müşkilü'l-Vasît» adlı eserinde,
bunun doğru olmadığını, Zâtü'r-Rika' gazasının son gaza değil, sona yakın
olanlardan bile olmadığını söylemiş; «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in son gazası Tebûk'dür.» demişdir.
îbni Hazm: «Korku
namazının en güzel vasfı Ebû Bekre hadîsinde yapılmışdır. Çünkü bu namaz
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kıldığı son korku namazıdır.»
demişdir.
Resûîüllah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kıldırdığı bu namaz bâzı rivayetlere göre ikindi;
diğer bâzılarına göre öğledir.