850 nolu Hadis’in
İzahı:
Hz. Ebû Hureyre'nin
buradaki iki hadîsinden birincisini (849 / 9) Buhari. «Kitâbü'l-Cumua» ile
«Benî İsrail» bahislerinde; Nesâî dahî «cuma» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Buhârî'de bu hadîs,
başka bir hadîsin sonunda zikredilmektedir. Hadîsin tamâmı şöyledir: Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Biz kıyamet gününde,
bizden önce kendilerine kitap verilenleri geçecek olan sonra gelenleriz. Hem
bize onlardan sonra kitap verilmişdir. İşte bu gün onların, hakkında ihtilâfa
düştükleri gündür. Bize ise Allah hidâyet vermişdir. Yârın yahudiler için,
yarından sonraki gün de Hıristiyanlar içindir.» buyurdu. Sonra «Öyle ise her
yedi günde bir gusül ederek başını ve bedenini yıkamak her müslümanın boynuna
borçdur.» buyurdular.
Yahudilerle
hıristiyanların, hakkında ihtilâf ettikleri gün: Kıyamet günüdür.
«Yarın yahudüer
içindir...» cümlesinden murâd: cumartesi günü, ondan sonraki hıristiyanların
toplanmasına âid olan gün de: pazardır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bu sözleri ile dünyâda cumartesi günü yahudilerin; pazar günü de
hıristiyanların toplantı günü olduğu gibi, âhirette de herkes kendi gününde
hesaba çekilecek demek istemiş olsa gerekdir.
İkinci hadîsi (850 / 10)
Buhârî yine «Kitâbü'l-Cumua» da; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Kitâbu's-Salât» da;
Nesâî «Melâike» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Nesâî'nin bir
rivayetinde hadîsin lâfzı şöyledir :
«Melekler mescidlerin kapıları
başında oturarak (cemaata gelen} insanları derecelerine göre yazarlar. Bu
husûsda cemâatin kimisi bir deve, kimisi inek, kimisi koyun, kimisi tavuk,
kimisi serçe; bâzısı da bir yumurta tesadduk etmiş gibidir.»
Hadîsi İbni Mâce dahî
rivayet etmişdir.
Cemaata ilk gelenlerle
onlardan sonra peyderpey gelenlerin kazanacakları sevaplar muhtelif
rivayetlerde az çok farklarla temsil büyurulmuşdur. Bütün rivayetlerin ittifak
ettiği husus, hatîb minbere çıktıkdan sonra defterlerin kapanması ve sevap
yazan meleklerin hutbeyi dinlemek için câmi'e girmiş olmasıdır.
Ebû'l-Fadl Cezvî 'nin
«Kitâbü't - Tergîb» nâm eserinde Hz. İbni Abbâs 'dan şu hadîs rivayet
olunmuşdur :
«Cuma günü geldimi
meleklere homd sancakları verilerek kılınan mescidlere gönderilirler. Cebrail
Aleyhisselâm da Mescid-i Harâm'a gelir. Her Meleğin yanında bir kitap vardır.
Meleklerin yüzleri Bedir gecesindeki ay gibidir. Beraberlerinde gümüşden
kalemler ve gümüşden kâğıtlar vardır. Gelen cemâati derecelerine göre yazarlar,
imamdan önce câmi'e gelen sâbikînden (evvel gelenlerden) yazılır. İmam minbere
çıktıkdan sonra gelen, hutbeye yetişti, namaz kılınırken gelen cum'âya
yetişti... diye yazılır. İmam selâm verdikden sonra melekler cemâatin
yüzlerini, gözden geçirirler. İçlerinden eskiden câmi'e ilk gelenlerden birinin
gelmediğini görürlerse: (Yâ Rabb! Filancayı göremedik. Bu gün ne sebeple
gelmediğini bilmiyoruz. Eğer ruhunu kabzettinse, ona rahmet eyle! Hasta ise,
şifâ ver! Yolcu ise, kendisine iyi arkadaşlar nasib et!) derler. Beraberindeki diğer
yazıcı melekler de (Âmin!) derler.
Bu hadîsin umûmunda
erkek, kadın, hür ve köle olmak üzere kendilerinden ibâdet beklenilen herkes
dâhildir.
Ulemâdan bâzıları
«cünüplükden yıkanır gibi...» tâbirinden, hakikat mânâsı kasdedildiğini
söylemişlerdir. Onlara göre nefsi teskin etmek ve gözü harama bakmakdan korumak
için cima ederek yıkanmak müstehabdır. Bu husûsda müddealarını isbât için Hz.
Evs-i Şekafî'nin rivayet ettiği bir hadîsle de istidlal ederler. Evs hadîsini
Tirmizî beğenmiş ve hakkında «Hasendir»
tâbirini kullanmışdir.
Ekseri ulemâya göre ise
hadîsdeki teşbih: hüküm için değil; keyfiyet itibârı ile yapılmışdır.
Bu hadîsdeki saatleri
imam Mâlik «lâtîf lâhzalar» diye tefsîr etmişdir.
Revâh : Bâzılarına göre,
zevalden sonra bir yere gitmekdir. Kaadî Hüseyin ile imâmü'l-Harameyn'in
kavilleri budur. Onlar mezkûr kelimenin lûgatda bu mânâya geldiğini iddia
ederler. Fakat cumhûr-u ulemâya göre revâh'dan murâd: Zevâl'den evvel, erken
gitmek manasınadır. İmam Şafiî ile Mâlikîler 'den İbni Habîb dahî buna
kaaildirler. Onlara göre hadîsde zikri geçen saatlerden murâd: Günün evvelidir.
Revâh ise: Günün evvelinde ve âhirinde bir yere gitmek demekdir.
Ezherî: «Arap dilinde
revâh : Gitmek mânâsına gelir. Günün evveli ile âhiri hattâ gece bu hususda
müsavidir.» demişdir. Doğrusu da budur.
Hâsılı cumhûr-u ulemâ
hadîsde zikri geçen saatleri sâir günlerde olduğu gibi zaman saati mânâsına
hamletmişlerdir.
Nesâî'nin rivayet ettiği
bir hadîsde dahî saatler bu mânâya alınarak: «Cuma günü oniki saatdir.»
buyurulmuşdur.
İlm-i mîkaat âlimleri
ise «gündüzün saatlerini gündüzün başlangıcı mânâsına almışlardır.
Bir rivâyetde
Şafiî'lerin kavli de budur. Başka bir kavle göre Şafiî'Ier bu mes'elede imam
Mâlik ile beraberdirler. Şâfiîler'den rivayet olunan dördüncü bir kavle göre
saatden murâd; Güneşin yükselmesidir.
Râfiî: «Saatlerden murad:
Gün ile gecenin taksim edildiği yirmidört parça değildir. Maksad: Dereceleri
tertibe koymak ve en öne gelenin, diğerleri üzerine fazileti olduğunu
bildirmekdir.» diyor.
Tekarrub mes'elesine
gelince: buradaki tekarrubdan murâd: Tasadduk'dur. Yâni cuma namazına erken
giden kimse bir deve tasadduk etmiş gibi ;ondan sonra giden bir sığır tasadduk
etmiş gibi... ilâ ahir... olur; demekdir.
Bâzıları bunu: «Cumâ'ya
erken gidene, kendisine kurban meşru olan bir kimsenin deve kurban etmekden
kazandığı sevap kadar sevap vardır.» diye tefsir etmişlerdir. Onlar: «Çünkü bu
ümmete kurban kesmek, eski ümmetlere meşru olduğu keyfiyyetde emrolunmamışdır.»
derler.
Bir takımları da: «Bu
hadîsden murâd: Cumâ'ya erken gidenlerin sevap itibâri ile bîribirlerinden
farklı olduklarını, cami'e ikinci olarak varanın birinciye nisbeti kıymet
itibâri ile sığırın, deveye nisbeti gibidir.» demişlerdir, kasdedilmişdir.
Çünkü mukaabilinde sığır zikredilmektedir.
Bedene: «deve» ve
«sığır» demek ise de burada ondan bil'ittifâk deve kasedilmiştir. Çünkü
mukabilinde sığır zikredilmiştir.