856 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbü'l-Vudû», «Cumua», «Cihâd», «Eymân Ve'n-Nuzûr», «Dyât», «Tâbîr» ve
«Tevhîd» de tahrîc ettiği gibi Nesâî dahî rivayet etmişdir.
Muhtelif rivayetlerinden
anlaşıldığına göre hadîsin mânâsı şudur: «Biz zaman îtibâriyle sonra gelsek de,
kıyamet gününde.derece itibâriyle en öndeyiz. Evvelâ herkesden önce bizim
hesabımıza bakılacak; ve lehimize hüküm verilerek. Cennete ilk girenler biz
olacağız.»
Bu hadîse daha başka
mânâ verenler de olmuşdur. Şöyle ki:
1) Hadîsin mânâsı:
»Bizden önce geçen kavimlere, bizden evvel kitap verilmek için biz geriye
bırakılmışızdır. Fakat Allah'ın bize olan hidâyeti hususunda biz herkesden
önceyiz.» demekdir.
2) Biz bütün ümmetlerden
sonra gelmiş bir ümmetiz. Ama kıyamet gününde
durak yerine herkesden evvel
varacak, cennete de herkesden önce girecek olanlar biziz. Nitekim Ebû Hureyre
ile Huzeyfe hazerâtının rivayeti bu mânâyı te'yîd eder.
3) Bu hadîsdeki
«öncelik» den murâd: Fazîletçe önde bulunan cum'a gününün faziletini
kazanmakdir.
4) «Öncelik» den murâd:
Ehl-i Kitâb'ın. mahrum kaldıkları tâat ve kabuldür. Çünkü onlar Allah'ın
emirlerine karşı: «işittik ve isyan ettik» demişlerdi.
«Beyde» : Hem vezn'en
hem de ma'nen «ğayra» gibi istisna edatıdır.
İmam Halîl ile Kisâî
cezmen bu mânâya kaail olmuş; başkaları ise tercîhan bu mânâya geldiğini kabul
etmişlerdir. Bu takdirde hadîsin ibaresi medhi, zemrae benzeyen bir sözle
te'kîd kabilinden olur. Yâni biz kıyamet gününde herkesden önce fazileti ihraz
ederiz. Şu kadar var ki yahudîlerle hıristiyanlara bizden önce kitap
verilmişdir. Reyde «Bundan dolayı» ve «Bu şartla» mânalarına da gelir.
Bu hadîsde mârife olarak
zikredilen kitabın elif-lâm'ı cins içindir. Bundan murâd Tevrat ile İncil 'dir.
Vâkıâ Aynî: «elif-lâm'ın cins için alınması doğru değildir.» demişse de, onun
bu sözü delilsiz bir dâva sayılarak kabul edilmemişdir.
Elîf-lâm'ın ahd-i zihnî
için gelmiş olması muhtemel ise de, cins için olması zahirdir. Murâd: Tevrat,
Zebur ve încîl'dir.
«Bizden önce kendilerine
kitap verildi...» sözünden murâd: Yahudilerle hıristiyanlardır.
Hadîs-i şerif de: «Sonra
Allah'ın bize farz kıldığı bu gün...» diye işaret edilen günden mur'ad:
Cumâ'dır.
Rivayetlerin birinde:
«îşte Yahudilerle Hıristiyanlar'a farz kılınıp da, hakkında ihtilâf ettikleri
gün budur.» denilmişdir. Şu hâlde anlaşılıyor ki cum'a gününü ta'zîm bize
emredildiği gibi Yahudilerle, Hıristiyanlara da emredilmişdir. Filhakika İbni
Ebî Hatim'in Süddî'den rivayet ettiği bir hadîsde beyân olunduğuna göre Allah
Teâlâ Hazretleri Yahudilere cum'a gününü ta'zîm etmelerini emir buyurmuş; Yahudiler:
— Yâ Mûsâ! Allah,
cum'artesi günü hiçbir şey halk etmemişdir; sen bize cum'artesini tahsis et!»
diye itirazda bulunmuşlar; o da, o günü Yahudilerin aleyhine tesbît etmişdir.
Yahudiler cum'a günü
ibâdette bulunmak için teayyün etmişmidir, yoksa onu başka bir günle
değiştirmek mümkünmüdür? mes'elesinde ihtilâfa düşmüşlerdir. Bu bâbda ictihâd
etmişlerse de, ictihadlarındada hatâdan kurtulamamışlardır.
Müslim Sarihlerinden
Übbî'nin nakline göre Mûsâ (Aleyhisselâm) Yahudilere ibâdet günü olarak cum'âyı
ta'yin etmiş ve onun son derece faziletli bir gün olduğunu kendilerine haber
vermiş; fakat Yahudiler «cum'artesi günü daha faziletlidir.» diye i'tirâzda
bulunmuşlar. Bunun üzerine Teâlâ Hazretleri Hz. Mûsâ'ya «onları ihtiyar
ettikleri günle başbaşa bırak!» diye vahy buyurmuş.
«İrşâdü's-Sârî» de şöyle
deniliyor: «Zahire bakılırsa Hz. Mûsâ cum'a gününü Yahudiler'e ibâdet günü
olarak tâyin etmişdir. Çünkü hadîsin siyakı o günü bıraktıkları için
yahudilerin zemmedildiğine delâlet ediyor. Binâenaleyh o günü onlara tâyin
etmiş olması îcâb eder. Zira tâyin etmeyerek ibâdet gününü seçmeyi onların
ictihâdlarına bırakmış olsa Yahudilere gayr-i muayyen bir günü ta'zîm lâzım
gelirdi, îctihâdları ile onlar da bu günün cum'artesi yahut pazar olduğunu
tâyîn edince, o günde ibâdet etmeleri günah olmamak lâzım gelirdi. Çünkü
müctehidin içtihadı sayesinde vâsıl olduğu netice ile amel etmesi gerekir.
Nitekim hadîsde (işte onlara farz kılman gün budur! Onlar bu gün hakkında
ihtilâfa düştüler.) buyurulmuş olması buna şâhiddir. Çünkü mezkûr cümle tâyîn
hususunda zahir yahut nassdır. Yahudilerin bu muhalefetleri şaşılacak bir şey
değildir. Çünkü onlar (işittik ve isyan ettik.) deyen bir milletdir.»
îbni Battal diyor ki:
«Maksad: cum'a günü aletta'yîn yahudîlere farz oldu da, onu terk etitler demek
değildir. Çünkü mü'min olduğu hâlde bir kimsenin üzerine Allah'ın farz kıldığı
bir şey'i terk etmesi caiz değildir. Allah-ü A'Iem bu hadîs cum'a gününün
onlara farz kılınarak, o gün şeriatlarını ikaame etmeleri hususunda kendilerine
serbesti verildiğine; onların da bu günün hangi gün olduğunda ihtilâfa
düştüklerine, netîcede cum'a gününe isabet edemediklerine delâlet etmektedir.»
Kaadi İyâz bu kavle
meyletmiş ve: «Eğer cum'a onlara aletta'yîn farz kılınsaydı, ondan i'râz
ettikleri vakit (ihtilâfa düştüler.) denilmez, (muhalefet ettiler.) denilirdi.»
diyerek, onu tercih ettiğine işâretde bulunmuşdur.
Nevevî'ye göre
yahudîlere sarahaten cum'a günü ibâdet emredilmiş olabilir. Onlar aynen bu
günde mi ibâdet edileceği yoksa değiştirmesi kaabil mi olduğu hususunda
ihtilâfa düşmüş; bu husûsda ictihâd ederek hatâ işlemişlerdir.
Maamâfîh hadîsin
muhtelif rivâyetlerindeki ihtilâfdan, yahudîlerle hıristiyanların ihtilâfı da
kasdedilmiş olabilir.
«Allah ona, bizi hidâyet
buyurdu.» cümlesinden murâd: «Allah, onu bize nassan emretti.» yahut «Allah
ictihâd yolu ile bizi ona irşâd etti.» demekdir.
Abdurrazzâk'ın sahîh bir
isnâd ile Muhammed b. Sîrîn'den rivayet ettiği şu haber ikinci ihtimâle
şâhiddir.
îbni Sîrîn şöyle
demişdir: «Medîneliler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oraya gelmezden
ve cum'a âyeti inmezden evvel bir yere toplanmışlar. Ensâr : Yahudilerin her
yedi günde bir toplandıkları günleri var. Hıristiyanlar'ın da öyle. O hâlde biz
de toplanıp Allah'ı zikredeceğimiz, namaz kılıp; ona şükürde bulunacağımız bir
gün tâyîn edelim! demişler; neticede Arûbe gününü kendilerine toplantı günü
tâyîn etmişler; ve Esad b. Zürâra'nın yanında toplanmışlar. O gün namazı
kendilerine Hz. Es'ad kıldırmış; ondan sonra Allah Teâlâ Hazretleri (cum'a günü
namaz için ezan okunduğu vakit...» âyet-i kerimesini indirmiş.
Bu haber her ne kadar
mürsel de olsa, onun güzel bir isnâdla rivayet olunmuş bir şahidi de vardır.
Mezkûr şahidi imam Ahmed, Ebû Dâvûd ve îbni Mâce rivayet etmişlerdir. Aynı
hadîsin Kâ'b b. Mâlik rivayetini Îbni Huzeyme ile birçok hadîs imamları sahîh
bulmuşlardır.
îbnî Sîrîn'in mürsel
olan bu rivayeti gösteriyor ki: o gün toplanan ashâb-i kiram ibâdet için cum'a
gününü ictihâd sûretiyle seçmişlerdir. Ama onların bu içtihadı Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Mekke'de iken mes'eleyi vahy sureti ile telâkki edip de,
orada ifâsına imkân bulamamış olmasına munâfî değildir. Filhakika bu bâbda Hz.
İbni Abbâs'dan bir nadîs rivayet etmişdir. Bundan dolayıdır ki Resûl-i Ekrem
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medîne*ye gelir gelmez ashabına cum'a
kıldırmışdır. Demek oluyorki cumâ gününe hidâyet iki cihetden yânî hem beyân
hem de tevfîk sureti ile vâki' olmuşdur.
Bâzı ulemâya göre ashabın
cum'âyı seçmelerindeki hikmet Âdem (Aleyhissetâm) 'ın o gün halk edilmesidir.
însan ancak ibâdet için halkedilmişdir. Bu sebeple o günde ibâdet ile meşgul
olmak münâsib düşmüşdür. Bir de Allah Teâlâ bütün mevcudatı o gün ikmâl etmiş;
onlardar istifâde eden insanı da o gün yaratmişdır. Binâenaleyh o gün Allah'a
ibâdet etmekle şükranda bulunmak münâsib olur.
«Sâir insanlar bize
tabidirler.» sözünden murâd ne olduğu «Yahudilerin bayramı yârın,
Hıristiyanlarınki ise öbüi gündür.» cümlesi ile îzâh buyurulmuşdur. Yâni
Yahudilerin bayramı cum'artesi, Hıristiyanlar'ın bayramı ise pazar günleridir.
Bu ibarede «Bayram» kelimesi zikredilmemişse de, onu mukadder saymaya mecburuz.
Tâ ki zarf-ı zamandan cüsseye haber yapılmış olmasın. Çünkü bu caiz değildir.
Kurtubî'ye göre «Gaden»
kelimesi zarf olmak üzere mansûbdur, Müteallâk'ı hazf olunmuşdur. Cümle:
«Yahudiler yârını ta'zîm ederler. şeklinde takdir olunur. Öbür gün dahî aynı
vecihle halledilir.
Yahudilerin ibâdet için
cum'artesini seçmeleri zu'mlarmca Allah Teâlâ mahlûkaatını yaratma işinden o
gün fariğ olduğu içindir.
Hıristiyanların pazar
gününü seçmeleri ise Allah mahlûkaatını yaratmağa o gün başladığı içindir.
Onlarca o gün, içerisinde yapılan ta'zîme bu sebeble müstehak olmuşdur.
Bu Hadisden Çıkarılan
Hükümler :
1- Cuma namazı farzdır.
Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Selîem) Efendimizin: «Allah, onlara farz kıldı
da, onun hakkında ihtilâfa düştüler. Allah da o güne bizi hidâyet eyledi.»
sözleri bunu ifâde eder. Çünkü cümlenin takdiri şöyledir: «Allah, cum'ayı hem
onlara hem bize farz kıldı. Fakat onlar saptı; biz hidayet bulduk.»
2- Hidayet ve idlal
Allah'dandır. Ehl-i sünnet ulemasının kavilleri budur.
3- İcma'ın hata'dan
salim olması bu ümmete mahsusdur.
4- Hadîs-i şerif bu
ümmetin geçmiş milletlerden daha faziletli olduğuna kuvvetli bir delildir.
5- Nassın karşısında
kıyas sakıt olur.
6- Hadîs-i şerîfde
ihtiyarı terkedip, umuru tefvize işaret vardır. Çünkü yahudiler'le
Hıristiyanlar ihtiyarda bulundular. Müslümanlar'sa ihtiyar'ı sahib-i hakîkisine
tefviz ettiler. Neticede o da kendilerine hidayet vermek sureti ile ihsanda
bulundu.