935 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhâri
«Cenâiz» bahsinin bir iki yerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâi dahî aynı bahiste
muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Hadîsde şehid edildiği
bildirilen İbni Harise 'den murâd: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
azatlısı Zeyd b. Harise (Radıyallahu anh)'dır. Hz. Zeyd küçüklüğünde annesi ile
beraber akrabasını ziyârete gittiğinde Beni Kays kabilesinden birtakım
atlıların hücumuna uğramış, onların eline esîr düşmüştü. Kendisini Hakim b.
Hizam, halası Hatice binti Huveylid için satın almıştı. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi olan Hatice (Radiyallahu anhâ), onu Nebi-i Zîşân.
{Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize hibe etti. Bil'âhara Hz. Zeyd'in
babası yakınlarından birkaç kişi ile birlikte Mekke'ye geldi. Oğlunun orada
köle olarak satıldığını işitmişti. Zeyd'in babası para mukaabilinde oğlunu
almak isteyince Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz. Zeyd'i
çağırtarak, gelenlerin babası ile sair akrabası olduklarını bildirmiş ve
kendisini meccânen babasına gitmekle Mekke'de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in yanında kalmak arasında muhayyer bırakmıştı. Hz. Zeyd Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hâne-i saadetinde kalmayı tercih etti. O da
kendisini azâd ederek oğulluk edindi. Artık ona herkes Zeyd b. Muhammed
diyorlardı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini pek seviyordu.
Onu azatlı cariyesi Ümmü Eymen'le evlendirdi. Bu izdivâcdan: Usâme b. Zeyd
dünyâya geldi.
Hz. Aişe'den rivayet
olunduğuna göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seriyye ile Hz.
Zeyd‘i de gönderirse o seriyyeye mutlaka kendisini kumandan tâyin edermiş.
Hattâ Aişe (Radiyallahu anhâ), «Zeyd Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den
sonra hayâtta kalsaydı onu mutlaka Halîfe ta'yîn ederdi.» dermiş.
Bu hadisi imâm Ahmed ile
Nesâi ve İbni Ebî Şeybe rivayet etmişlerdir. Sahih ve garîb bir hadistir.
Şehîd edilen Ca'fer
(Radiyallahu anh)'a gelince: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in.
amıcası Ebû Tâlib'in oğlu olup, kardeşi Hz. Alî 'den on yaş büyüktür. Eskiden
Müslüman olmuş ve Habeşistan'a hicret etmişti. «Ca'fer-i Tayyar» demekle
meşhurdur. Hz. Ca'fer'in şehîd olacağını bizzat Resûl-i Ekrem (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimiz haber vennişdir. Ca'fer (Radiyallahu anh) cennetle
müjdelenen bahtiyarlardandır.
Şehîd edilen üçüncü zât
Abdullah b. Ravâha'dır. Künyesi Ebû Muhammed veya Ebû Revâha olan bu zât dahi
eskiden Müslüman olmuş, Akabe, Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye ve Hayber gibi
bir çok vak'alarda hâzır bulunmuştur. Onun dahî şehîd olacağını ve cennete
gireceğini bizzat Fahr-i Alem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz
müjdelemiştir. Bu üç zât'ın şehid edilmeleri şöyle olmuştur:
Kendilerini Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç bin kişilik bir ordu ile Hicret'in 8. yılında
Şam taraflarına harbe göndermiş, Hz. Zeyd'i orduya kumandan tâyin etmişti.
Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerine bâzı tavsiyelerde
bulunmuş, bu meyânda: Şayet Zeyd vurulursa yerine Ca'fer'in geçmesini; o da
vurulursa yerine Abdulah b. Ravâha'nın kumandan olmasını emir buyurmuştu. Ordu
yola revân olurken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de teşyî'a
çıkmıştı; böylece hareket ederek Ma'ân taraflarına vardılar. Orada Bizans
İmparatoru Hırakl'in, Belkaa' taraflarına yüzbin kişilik bir Roma ordusu ile
geldiğini ve kendilerine o taraflardan da yüz bin kişi katıldığını; bu suretle
İkiyüz bin kişilik bir ordu teşkil ettiklerini haber aldılar. Müslümanlar bu
vaziyet karşısında Mûte denilen bir yere çekildiler. Sonra düşmanla
karşılaştılar, Hz. Zeyd şehid oluncaya kadar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in sancağı elinde olduğu hâlde düşmanla çarpıştı ve nihayet şehîd
düştü. Arkasından sancağı Ca'fer aldı; o da şehîd düşünceye kadar düşmanla
çarpıştı. Nihayet sancağı Abdullah b. Revâha aldı. Enes (Radiyallahu anh)'ın
beyânına göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu üç zâtın şehîd
düştüğünü haber verirken gözlerinden yaşlar boşanmış. Sonra:
«Sancağı Allah'ın
kılıçlarından bir kılıç aldı.» buyurmuş. Bu kılıç: Meşhur İslâm kumandanı Hâlid
b. Velid (Radiyallahu anh) Hazretleri'dir. Allah Teâlâ, Hz. Hâlid kumandasında
Müslümanlara futuhat nasîb etmişti. Rivayete göre Hz. Hâlid: «Gerçekten Mûte
Harbinde benim elimde dokuz kılıç kırıldı. Nihayet elimde bir Yemen kılıcından
başka bir şey kalmadı.» demiştir. Mûte Harbinde Müslümanlardan oniki kişi şehîd
olmuştur. Mûte harbi, târihin eşini kaydetmediği muharebelerden biridir.
Biribirine din düşmanı olup; Biri hak yolunda cihâd eden fakat sayısı «üç bin»
i geçmeyen; diğeri kâfir olup ikiyüz bin kişilik bir orduya mâlik bulunan iki
ordunun birbiri ile çarpışması akıllara durgunluk verecek derecede büyük bir
iştir. Sonunda bir avuç mü'minîn koskoca ikiyüz bin kişilik küfür ordusuna
galebe çalması şüphesiz ki Allah'ın mu'mîn kullarına lütfettiği bir
mûcizesidir.
Tıybî'nin tahminine
göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Mûte Harbinde üç kumandanının
arka arkaya şehit düştüğü haberini alınca cidden mahzun olmuş. Bunu ne kadar
gizlemeğe çalışmışsa da, fıtrat-ı beşeriyye iktizâsı yine yüzünden belli
olmuştur.
Kalbinin kan ağladığı
bir sırada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize gelerek Hz. Ca'fer'in evinde kıyametler koptuğunu, aile
efradının feryâd-ü figân ettiklerini bildiren zatın kim olduğu malum değildir.
İhtimâl Hz. Aişe kendisine kırıldığı için ismini tasrîh etmemiştir.
Ca'fer (Radıyallahü
anh)'in kadınlarından murâd: Zevcesi Esma binti Umeys ile onun yanında bulunan
kendi akrabası ve Hz. Ca'fer'in akrabası kadınlardır. Burada cümlede hazf
vardır. Aişe (Radtyallahü anhâ) cümleden delâleti hâl karinesi ile «inne» nin
haberini hazfetmiştir. Mânâ şudur: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e
gelen zât: Ca'fer'in kadınları bağıra çağıra ağlamak ve feryâd-ü figânda
bulunmak gibi şer'an memnu olan işler yaptılar; dedi.»
Kurtubî diyor ki:
«Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: (Kadınların ağzına toprak saç.)
enirini vermesi: Kadınların yüksek sesle ağladıklarına delildir. Bundan
vazgeçmeyince ağızlarını toprakla tıkamayı emir buyurmuştur.»
Kaadî îyâz'a göre ise:
Bu cümleden murâd: Ta'cizdir. Yâni bu kadınlar ağızları tıkanmazsa susmazlar.
Ağızlarını da ancak toprakla doldurmak suretiyle tıkayabilirsin, demektir.
Yine Kurtub i'nin
beyânına göre, kadınların söz dinlememesi, bu emrin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
SelIem)'den geldiğini söylemediği için olabilir. Bu sözü kendiliğinden
söylediğini zannettikleri için o zâta itaat etmemişlerdir. Yahut emrin
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den geldiğini anlamışlar fakat
musibetin şiddetinden kendilerine mâlik olamamışlardır.
Ayni, Kurtubî'nin bu
mütâlâasını yerinde bulmakta ve: •Sahâbî kadınlara lâyık olan budur. Çünkü
haram bir şeyden tekrar tekrar nehyolunduktan sonra ondan vazgeçmeyip, devam
etmeleri ihtimâlden uzaktır.» demektedir.