SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

939 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadisi  Buhârî onbir tarîkden tahric etmiştir. Bunların bâzısı «Kitâbut-Tahâre- de; bir takımları da «Cenaze» bahsindedir. Onu bütün Kütüb-ü Sitte sahipleri Cenaze bahsinde muhtelif râvîlerden tarhîc etmişlerdir.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in vefat eden kızı  Zeyneb  (Radıyallahü an/ra)'dır. Nitekim  Müslim'in bir rivayetinde ismi tasrîh edilmiştir.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onu Ebû'l-Âs ibnü'r-Rabî' ile evlendirmişti. Hz. Zeyneb'in ondan Ali ve Ümâme isminde iki çocuğu dünyâya gelmiştir. Ümâme'yi, Resulullah (Sullallahu Aleyhi ve Sellem), Efendimiz pek severdi. Namazda kucağında taşıdığı bildirilen kız çocuğu Hz. Ümâme'dir. Hz. Zeyneb Hicret'in 8. yılında vefat etmiştir. Ekser-i ulemâdan rivayet edilen budur.

 

Bâzıları, o gün vefat eden kızının: Ümmü Gülsüm (Radıyallahu anhâ) olduğunu söylemişlerdir. Hz. Ümmü Gülsüm, Osman b. Affân (Radiyallahu anh) ile evliydi. Ebû Davud'un Ahmed b. Hanbel tarikiyle rivayet ettiği bir hadîsde Leylâ binti Kaanif: «Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kızı Ümmü Gülsüm vefat ettiği vakit onu yıkayanlar meyânında bulunuyordum. Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bize ilk verdiği şey gömleği, sonra kaftanı sonra başörtüsünü, sonra da göğüs sargısı oldu...» demiştir. Ancak Münzir bu hadîsin isnadında zayıf râvîlerden Muhammed b. İshâk bulunduğunu söylemiştir. Râviler arasında meşhur olmıyan bir zât da vardır. Doğrusu o gün vefat eden Hz. Zeyneb 'dir. Çünkü  Ümmü  Gülsüm  (Radiyallahu anhâ), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir'de bulunduğu sırada vefat etmişti.

 

İbnü'l-Kattân, Leylâ hadîsinin râvîleri arasında bulunan Nûh b. Hakîm'in meçhul bir kimse olduğunu; adaleti sübüt bulmadığını söylemiştir.

 

Ulemâ, İbni Münzir'in Hz. Ümmü Gülsüm 'ün vefatı hakkındaki sözünü hatâ sayarlar. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir'de iken vefat eden kızı Ümmü Gülsüm değil; Rukiyye'dir.

 

Gerçi Hz. Ümmü Atıyye 'nin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kerîmelerinden Ümmü Gülsüm 'ün cenazesini yıkayanlar meyânında bulunduğu rivayet ediliyorsa da, bundan o gün vefat edenin Hz. Ümmü Gülsüm olması lâzım gelmez. Çünkü Ümmü Atıyye (Radiyallahu anhâ) sahâbî kadınların en faziletlilerinden biri olup; kadın cenazelerini yıkar, hastaları tedavi eder, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte gazalara giderek Gâzî'lerin yaralarını sarardı. Onunla birlikte yedi Gazada bulunduğu rivayet olunur. İsmi Nüseybe'dir.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in cenazeyi üç veya beş, lüzum görüldüğü takdirde daha fazla yıkamalarını emir buyurması: Yâ en az üç defa yıkanması lüzumuna yahut «tek aded» yıkamanın müstehab olduğuna işaret içindir.

 

Tek aded yıkamanın son haddi yedidir. Nitekim bir rivayette «yedi» olduğu tasrih buyurulmuştur. Yalnız Ebû Dâvûd'un bir rivayetinde «yedi defa yahut lüzum görürsen daha fazla yıka» buyurulmuştur. Bundan da: Tek olmak şartıyla yediden fazla yıkamanın müstehab olduğu hükmü çıkarılmıştır. Çünkü fazla yıkamak, daha fazla temizliğe sebep olur.

 

İmam Ahmed b. Hanbel, yediden fazla yıkamayı mekruh görmüştür.

 

Ulemâdan İbni Abdilberr dahi: «Yediden fazla yıkanacağına kaail olan kimse bilmiyorum.» demiştir.

 

Mârûdi ise yediden fazla yıkamayı israf sayar.

 

Îbnü'l-Münzîr: «İşittim ki su vurulunca ölünün cesedi gevşermiş. Onun için ben yediden ziyâde yıkanmasını münâsip görmem.» demektedir.

 

Sidr: Nebg ağacı, demektir. Eskiden bu ağacın yaprakları temizlikte sabun yerine kullanılırmış. Maamâfih  Tıybi'nin rivayetine göre, her yıkayışta suya «sidr» katmak icâb etmez. Müstehab olan, ilk yıkayışta sidr kullanmaktır.

 

İbni Tin. cenaze yıkarken suya sidr kullanmanın sünnet olduğunu, bu hususta «Hitmî» denilen nebatın da aynı vazifeyi gördüğünü; bunlar bulunmadığı takdirde onların yerine «üşnân» gibi güzel kokulu nebatlar kullanılacağını söylemiştir.

 

Avâm'ın yaptığı gibi sidr yaprağını suya atmanın bir mânâsı yoktur.

 

îmam Ahmed b. Hanbel bunu doğru bulmamış ve kabul etmemiştir. Meyyit'in cesedini sidrle ovarak, üzerine su dökmek de böyledir.

 

Ulemâdan bâzıları, her yıkayışta suyla beraber sidr kullanılacağına kaail olmuşlardır. îmam Ahmed 'in mezhebi de budur. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i yıkarken üç defa gusül tekrar edilmiş; üçünde de su ile beraber sidr kullanılmıştır.

 

Son defada suya «kâfur» katılmasının hikmeti: Kâfur, cismi katılaştırdığı, onun kokusundan sinekler kaçtığı içindir. Ayrıca onu kullanmak Melâike'y© ikram sayılır.

 

Hadîsde râvi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kâfur mu, yoksa kâfûr'dan bir parça mı dediğinde şüphe etmiştir.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sırtındaki elbisesini vererek, kızının vücûduna sarılmasını emir buyurması, Âsâr-ı şerifesi ile teberrük olunmak içindir. Bunu bütün işler bittikten sonra vermesi: Elbise cesetten cesede geçerken araya fasıla girmemesi içindir. Sulananın eserleri ile teberrük hususunda asıl olan budur.