SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1035 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhâri «Zekât», «Vasâyâ», «Hums» ve «Rukaak» bahislerinde Tirmizi «Zühd» bahsinde; Nesaî «Zekât» ve «Rukaak» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

 

Buhâri'nin rivayetinde şu ziyâde vardır-. «Dedim ki: Yâ Resûlallah! Seni hak dînle gönderen Allah'a yemin ederim ki senden sonra dünyâdan gidinceye kadar hiç bir kimseden bir şey isteyerek malını azaltmam.

 

Bil'âhara Ebû Bekir (Radiyallahu anh) Hakîm'i kendisine ganimet malından bir şey vermek için çağırır fakat Hakîm bunu kabulden imtina ederdi. Sonra Ömer (Radiyallahu anh) dahî bir şey vermek üzere kendisini çağırdı fakat Hakîm yine hiç bir şey kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer:

 

— Ey Müslümanlar cemâati! Sizi, Hakîm'e şâhid olmaya dâvet ediyorum. Çünkü ben kendisine şu ganimetten hakkını vermek istiyorum, o almaktan çekiniyor; dedi.

 

Hâsılı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra Hakîm ölünceye kadar hiç  bir şey kabul etmedi.»

 

«Ha'dıra»: Yeşillik, demektir. Kelimenin müennes olarak kullanılması ya yeşillik nevileri itibârı ile yahut yeşil fâkihe yâni yemiş takdirinde olduğu içindir. Mala çok rağbet gösterilmesi yeşil ve tatlı yemişe benzetilmiştir. Çünkü manzara itibârı ile yeşil renk hoşa gider. Tatlı olan bir şey de makbuldür. Ayrı ayrı hoş ve makbul olan bu iki şey beraberce bulununca elbette rağbet o nisbette artar.

 

Bu cümlede malın bakî olmadığına işaret vardır. Çünkü insanların mala meyil ve hırsı, yeşil ve tatlı yemişlere benzetilmiştir. Bunlar ise baki değildirler.

 

Bu hadiste zikri geçen «Tryb-i nefis» hakkında Kaadı iyâz iki vecih ihtimâlinden bahsetmiştir.  Birinci ihtimâle göre.   «gönül hoşluğu» mânâsına gelen bu terkîb alana aittir. Yâni musallat olurcasına istemeden verilen şey'i alırsa bereketini görür, demektir.

 

İkinci ihtimâle göre: Bu tâbir verene aittir. Mânâsı: Sahibi tarafından gönül hoşluğu ile gözü kalmadan ve istemeden verilen bir şey'i alırsa onun bereketini görür, demektir.

 

Ulemânın beyânına göre «îşrâf-ı nefis»'den murâd: Birinin malına göz dikmek, ona musallat olmak ve tama' etmektir.

 

«Yiyip de doymayan»'dan murâd: Bâzılarına göre oburluk hastalığıdır.

 

Bir takımları* Buradaki teşbihden murâd: İhtimâl ki aç gözlünün otlayan hayvana benzetilmesidir.» demişlerdir.

 

Aynî diyor ki: *Bence bundan anlaşılan mide usaresinin şiddeti ve galebesidir. Yemek mideye iner inmez hemen hazmolunur. Aksi taktirde bir mideye istiâb edeceği miktardan fazla yiyeceğin doldurulması tasavvur olunamaz. Hikâye müelliflerinin anlattıklarına göre Bedeviler' den bir adam bütün bir deveyi, karısı da bütün bir deve yavrusunu yemişler...»

 

Hz. Hakim'in Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dünyâdan gittikten sonra evvelâ Ebû Bekir sonra Ömer (Radiyallahu anhümâ)'nın vermek istedikleri ganimet hissesini hakkı olduğu hâlde kabul etmemesi, âdet olacağından korktuğu içindir. Zira nefis almağa alışırsa bu hâl bir âdet olur. Hakkı olmayan şeyleri kabul etmeye başlayabilir. Bu düşünce ile nefsin tamâ'mı kırmış ve şüpheli şeylere yanaşmaktan çekinmiştir. Bir de Hz. Hakim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ondan sonra kimseden bir şey almayacağına hattâ bir rivayette o günden sonra Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bile bir şey istemeyeceğine söz vermişti.

 

Hz. Ömer'in, Hakîm (Rdiyallahu anh)'ın ganimet hissesini almadığına şahit çağırması, Hakîm'in kötü te'vîlinden korktuğu içindir. Ömer (Radiyallahu anh) bununla Beytü'l-Mâl'den verildiği hâlde hakkını almayan kimsenin bir daha o malda hakkı kalmadığını da göstermiştir.