1059 nolu Hadis’in
İzahı:
Hz. Enes'in buradaki
rivayetlerini Buhâri «Kitâbu Fardı'l-Hums», «Kitâbü'l-Menâkib»,
«Menâkıbi-Ensâr» ve «Megazî»'de ve daha başka yerlerde tahrîc etmiştir.
«Üsra» yahut «Esera»:
Müştereki tercih etmek, mânâsına gelir. Kelimenin meşhur olan kıraati
«Esera»'dır.
Hadîs-i şerîfde bu
kelimeden murâd «Yakında haksız yere başkalarını size tercih edecek hükümdarlar
gelecek.» demektir.
Kubbe»: «Küçük ve
yuvarlak çadır.» demektir. Araplar ekseriyetle böyle deriden yapma çadırlarda
yaşarlardı.
«Rihal»: Rahl'in
cem'idir. Rahl: Ev yahut yük mânâsına gelir.
Şib: İki dağ arasındaki
geçit yahut sarp dağ yolu, demektir.
Neam: «Ev hayvanları»
mânâsına gelirse de, ekseriyetle deveye ıtlak olunur. Cem'i: En'âm gelir.
Kastalânî' nin beyânına
göre Araplar harpte düşmanın önünde sebat edebilmek için kadınlarını
çocuklarını ve bütün hayvanlarını cenk meydanına götürürleriniş.
Tulekaa: Talîk'in
cem'idir. Talik: Serbest bırakılan, salınıveren; demektir.
Hadis-i şerif de bu
kelimeden murâd: Mekke' nin fethinde Müslüman olanlardır. Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunlara minnet ve ihsan buyurduğu için
kendilerine bu isim verilmiştir.
Rivayetin birinde Huneyn
gazasında Müslümanların 10.000 kişi, diğerinde 6.000 kişi oldukları
bildiriliyor.
Kaadı îyâz, 6.000
rivayetini doğru bulmamış: «Bu rakkam Enes'den nakleden râvinin vehmidir.
Doğrusu: îlk rivayette vârid olduğu gibi 10.000 kişidir. Bunlarla beraber
Mekke, Müslümanları da vardır. «Megazî* kitaplarında meşhur olan rivayete göre:
O gün Müslümanların adedi 12.000 idi. Bunların 10.000'i Mekke'nin fethinde
hazır bulunmuş; 2.000'i Mekke' lilerle. onlara katılanlardan müteşekkildi.»
demiştir.
Mücennebe: Yolun sağ tarafını
tutan süvari bölüğü, demektir. Süvârî bölükleri sağ ve sol cenah nâmları ile
iki kısım olur.
İmmiyye» kelimesi
Müslim'in «Sahîh*'inde «Uhmiye», «Ammiye» şekillerinde rivayet olunmuştur.
Kaadı îyaz'ın beyânına
göre «îmmiyye» şiddet, diye tefsir olunmuştur. «Ummiye» de aynı mânâya gelir.
-Ammiye»: Amıcam,
demektir.
Kaadı İyad diyor ki: «Bu
taktirde benae bu kelimenin mânâsı: Cemâatini; Yâni: Benim cemâatimin rivayet ettikleri
hadîs budur, demektir. Hadîse yakışan mânâ da budur.»
Humeydî mezkûr kelimenin
«ammiyye» şeklinde okunduğunu da söylemiş ve onu amıcalarım, mânâsına almıştır.
Bu taktirde cümlenin mânâsı: «İşte benim amıcalarımın faziletini bildiren hadis
budur» yahut «amıcalarımın bana rivayet ettikleri hadîs budur.» demek olur. Her
hâlde Hz. Enes hadîsin ilk kısmını müşâhadesine istinaden rivayet etmiş; Ordu
dağıldığı için burasını zaptedememiş, onu da gören amıcalarından yahut
cemâatdan dinlemiştir. Onün için de bu cümleden sonra yine müşâhedâtına
dönerek: «Biz: Lebbyk yâ Resûlallah! dedik.» şeklinde sözüne devam etmiştir.
Aynî' nin beyânına göre
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in. kendilerine yüz'er deve ganimet
verdiği kimseler Müellefe-i kulûb'dan Ebû Süfyân Sahr b. Harb, oğlu Muâviye,
Hâkîm Hizam, Haris b. Haris, Haris b. Hişâm, Sehlb. Amr, Huveytıb b.
Abdil'uzzâ, Ala' b. Harise, Uyeynetü'bnü Hism, Safvân b. Ümeyye, Akra' b. Hâbis
ve Mâlik b. Avf (Radiyallahu anhüm) hazerâtıdır.
Bâzı kimselere yüz
deveden daha az ihsânde bulunmuştur ki, Kureyş'den Mahrametü'bnü Nevfel,Umeyr b.
Vehb ve Hişâm b. Amr hazerâtı bunlar meyânındadır.
îbni îshâk: «Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bunlara kaç'ar deve verdiği hatırımda
değildir.» demiştir.
Kendilerine «Müellefe~i
kulûb» ünvânı verilen bu zevat arapların eşrafından idiler. Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların bâzılarına ezasından korunmak için,
bâzılarına Müslümanlığı kabul eder de, onun vasıtasıyla tabileri de Müslüman
olur ümidiyle, bir takımlarına da kalbleri İslâm'a yatışsın, diye fazla ganimet
vermiştir.
«Bir kavmin kız kardeşi
oğlu, o kavmindendir.» rivayetini Tirmizi «Menâklb», Nesâî «Zekât» bahsinde
tahrîc etmişlerdir.
Bu rivayette zikri geçen
kız kardeş oğlundan murâd: Nu'man b. Mu'karrin' dir. Nitekim İmam Ahmed b.
Hanbel'in, Şu'be tarikiyle tahrîc ettiği Enes hadisinde sarahaten
zikredilmiştir.
Hanefiîler dayı ile
Zevu'l - Erham'ın mirasçı olacağına bu rivayetle istidlal etmişlerdir. Bittabi
bunların mirasçı olabilmeleri için mirasçılar arasında «asabe» denilen sınıf ile
ne miktar miras alacakları muayyen olan kimseler bulunmaması şarttır.
İmam Ahmed b. Hanbel'in
mezhebi de budur. Bu rivayeti dayı ile Zevu'l-Erhâm'a miras yoktur diyen İmam
Mâlik ile Şafiî'nin aleyhine delildir.
Hanefiiler bu bâbda daha
başka hadîslerle de istidlal etmişlerdir.
Fâide: Mekke-i Mükerreme
hicretin 8. yılı Ramazan' ında fethedilmiştir. aynı yılın Şevval' inde de
Huneyn gazası vukûbulmuştur. Babımız rivayetleri her iki gazaya da temas
etmekte ve daha ziyâde bu gazalarda elde edilen ganimetlerin taksimini
bildirmektedir. Ancak Mekke' nin fethi tam bir muvaffakiyetle sona erdiği hâlde
Huneyn gazasında Müslümanların ilk hamlede müthiş bir bozguna uğradıkları göze
çarpmaktadır. Bunun sebebi elbette merakı muciptir.
Siyer ulemâsı bu hususta
bir çok sebepler ileri sürmüşlerdir. Ezcümle:
1- Müslümanların ileri
hatları yeni Müslüman olmuş gençler'den müteşekkildi. Bunlar gençlik sâikasıyla
zırh giymeğe bile lüzum görmemişlerdi.
2- îslâm ordusunda 2.000
gayr-ı müsîim vardı.
3- Müslümanlarla harb
eden Hevâzin kabilesi araplar arasında okçulukla meşhur idi.
4- Bu kabile ile
müttefikleri Müslümanlardan evvel davranarak stratejik noktaları işgal
etmişlerdi.
5- Müslümanlar ortalık
aydınlanmadan hareket etmişlerdi.
6- Müslümanların işgal
ettikleri yerler alçak, müşriklerin yerleri ise yüksekti. Binâenaleyh
Müslümanların sebat etmesi pek müşkildi.» demişlerdir.
Fakat mühim olan bu
sebeplerin başında gelen en mühim hezimet sebebi Müslümanların adetçe
fazlalıklarına güvenerek gurura kapılmalarıdır. Bu hakikati Kur'ân-ı Kerîm şu
âyet-i kerime ile beyân eder:
«Huneyn gününü de
hatırla. Hani çokluğunuza mağrur olmuşdunuz. Fakat bu, size hiç bir fayda
te'mîn etmemiş, dünyâ bunca genişliği ile size dar gelmiş, sonra harpten
dönerek geri çekilmiştiniz. Bu mağlûbiyetten sonra Allah, Nebii ile Mü'minlere
sükûnet ve huzur İndirmiş, sizin görmediğiniz birtakım askerler göndermişti. Bu
suretle kâfirleri azâb etmişti. İşte kâfirlerin cezası budur. [Tevbe 25 - 26]»
Müslümanların
görmedikleri askerlerden murâd: Meleklerdir. Âyeti kerimeyi babımız rivayetleri
ile birlikte mütâlâa edersek şu netice hâsıl olur: Müslümanlar Allah'dan nusret
beklemeyi unutarak, varlıklarına güvenirlerse, Allah'ın yardımına nail
olamazlar. Bil'akis kendilerine gelerek Allah'a iltica ederlerse, Allah'ın
nusreti her zaman onlarla beraberdir. İslâm târihi bu hususa gösterilecek
misâllerle doludur. Kelimetullah'ı i'lân için yapılan harplerde Müslümanların
azlığı, çokluğu yahut kuvvet ve zaafı mevzubahis değildir. Allah Teâlâ kaadir-i
mutlaktır. Dilediği anda gökten melek orduları indirerek Müslümanları muzaffer
kılar.