1111 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu's-Savm»
in bir iki yerinde ve «Kitabu'l-Edeb'de Ebû Dâvud, Tirmizi, Nesai ve İbni Mâce «Kitâbu's-Savm»
da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e gelerek «Helak oldum yâ Resûlallah,» diyen zâtın ismi Selemetü'bnü
Sahr El-Beyâdi'dir.
«Selmân b. Sahr»
diyenler de olmuştur.
Bu rivayette Hz.
Seleme'nin «Helak oldum.» dediği görülmektedir. Bundan sonra gelecek Hz. Âişe
hadîsinde mezkûr kelimesinin yerine «Yandım.» denilmiştir. Hadisin bazı
tariklerinde: «Helak oldum.» ve «Helak ettim.» rivayeti vardır.
«Helak ettim.» tâbiri
üzerinde bir hayli söz edilmiş, Hattâbi rivayetlerin hiç birinde bu kelimenin
bulunmadığını söylemiş, Beyhakî de: «Hadîs imamları bu kelimeye razı
değillerdir.» demiştir.
Kaadı İyâz dahi buna
benzer sözler söylemiştir.
Aynî diyor ki:
«Üstadımız Zeynüddîn (Rahimehullah) bu kelimenin müsned olarak üç tarikden
rivayet edildiğini söylemiştir.
Birincisi Ebû Sevr
tarîkidir. Bunu Darakutnî rivayet etmiştir. Râvîleri sikadır.
İkincisi Evzaî tarîkidir.
Mezkûr tarîki Beyhakî senedi ile nakletmiş sonra Hâkim'in hadisdeki «Helak
ettim.» lafzını zayıf bulduğunu söylemiştir.
Üçüncüsü Ukayl
tarîkidir: Bunu dahî Darakutnî tahric etmiştir. Râvileri arasında hakkında söz
edilenler vardır.»
Ebû Zür'a'ya göre :
«Helak ettim.» sözünü
nakleden en güzel tarik Mualla b. Mansur tarîkidir.
Yalnız bu zatın hadisi
kabul edileceğine Buhâri ile Müslim ittifak etmekle beraber İmam Ahmed b. Hanbel
ondan halis rivayet etmemiş, «Ben, ondan hadîs yazmadım, çünkü re'ye muvâfık
alan hadîsleri rivayet eder ve her gün iki-üç hadîsde hatâya düşerdi.»
demiştir,
Muallâb. Mansûr, îmam
A'zam'ın ashabındandır. Yahya b.Maîn onu mûtemed saymış,Yâkub îbni Şüyhe dahi
mevsuk olduğunu söylemiştir. Daha başka tevsik edenler de vardır.
Faziletli bir zât imiş.
Defalarca kadı tâyin edilmek istenildiği halde bu vazifeyi kabul etmemiştir.
İbni Sa’d onun Özü sözü doğru, fakih ve muhaddis bir zât olduğunu söyler.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) «Helak oldum» diyen zâta «Seni helak eden nedir?» sormuştur.
Bir rivayette «Vay haline, derdin nedir?» Buhâri'nin bir rivayetinde «Vay
haline ne yaptın?» buyurmuştur.
Bâzı rivayetlerde gelen
zâtın : «Oruçlu iken zevcemle cima ettim.» dediği bildirilmişse di burada
«Ramazanda zevcemle cima ettim.» denilerek, vak'anın Ramazanda geçtiği beyân
edilmiştir.
Bu gösteriyor ki cimâdan
dolayı keffâret îcab etmek için Ramazan orucuyla başka oruçlar arasında fark
vardır.
Mâlikîler 'den bâzıları
hangi oruç olursa olsun, bozan kimseye keffâret lâzım geleceğini söylemişlerse
de, babımız hadîsi onların bu kavlini reddetmektedir.
Hz. Ebû Hureyre 'nin bir
rivayetinde «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
— «Ne çirkin bir iş yapmışsın. Bir köle âzad
et» buyurdu.» denilmiştir.
Taberânî 'nin «El-Kebir»
nam eserinde tahric ettiği İbni Ömer (Radiyallahu anh) rivayetinde : «Bir adam
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek:
— Ben Ramazan günlerinden birinde orucumu
bozdum, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
— Hiç bir özür ve hastalık olmadığı halde mı?
diye sordu. O zât;
— Evet, cevâbını verdi. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem):
— Ne çirktn iş yapmışsın, buyurdular. Gelen
zât:
— Evet, (öyle oldu. Şimdi
bana) ne emir buyurursun? dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
— Bir köle azot et, buyurdular.» denilmektedir.
O zâtın Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrine mukaabil söylediği söz dahi muhtelif şekillerde
rivayet olunmuştur. Babımız hadîsinde bir tek kelime iIe «Hayır* cevâbını
verdiği görülüyor. Bir rivayette «Hayır ya Resûlallah" demiş. Başka bir
rivayette «seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederini ki ben, hiç bir vakit
köleye malik olmadım.» cevâbını vermiştir.
Köle âzad edemiyeceğini
görünce Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine iki ay peşi peşine
oruç tutup tutamıyacağmı sormuş, o zât buna da «Hayır.» cevabını vermiştir.
İbni İshâk'in rivayetine
göre: «Zâten başına ne geldiyse oruçtan geldi ya.» cevabını vermiştir. Bunun
üzerine Fahr-i Alem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, ona altmış fakir
doyurup doyuramıyacağını sormuş o bu suale de «Hayır.» cevâbını vermiştir.
İbni Ömer (Radiyallahu
anh) rivayetinde «Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki ben ailemi
bile doyuramıyorum.» diye cevap vermiştir.
îbni Dakîki'1-îd bir gün altmış fakirin yerine
on gün altı fakir doyurmanın caiz olamıyacağını söylemiş, hadîsin ondan bu
mânayı çıkaranlar aleyhine delil olduğuna işaret etmiş ve: « Hanefîiler'in
meşhur kavline göre bu kâfidir. Hattâ bir kimse bir fakiri altmış gün doyursa
onlara göre caizdir.» demiştir.
Aynî buna şu cevabi
vermiştir: «Hanefîiler'le uğraşan bu adamlar bir şey belliyor fakat bir çok
şeyleri unutuyorlar. Bilmiyorlar mı ki burada maksat fakirin hacetini
gidermek!. Altmışın manasına riâyet şartıyla fakirin haceti giderilince ortada
ta'n edecek bir şey kalmaz. Sonra hadîsdeki doyurmadan murâd, yemeğe imkân
.bahşedecek şekilde fakirlere vermektir. Maksat yiyeceği fakirin ağzına koymak
değildir.»
Burada şöyle bir suâl
hatıra gelebilir: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu üç şey'i
tâyin etmesindeki hikmet ve bunlarla oruçlu arasında ki münâsebet nedir?»
Cevap : Ramazan gününde
kasden cima etmek suretiyle orucun hürmetini ayak altına alan kimse mâsiyet
sebebiyle kendini helak etmiş demektir. Bu sebeple nefsine bir fidye olmak
üzere köle âzad etmesi münâsip olur.
ResûIullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in :
(Her kim bir köle azat
ederse, o kölenin her uzvuna mukaabil Allah da onun bir uzvunu cehennemden azat
eyler.} buyurduğu sahih rivayetle sabit olmuştur:
Oruç tutmanın münâsebeti
meydandadır. Çünkü oruç cinayet cinsinden bir ceza ve âdeta bir kısastır.
Orucun iki ay olmasına
gelince: Müslüman Ramazan ayının her gününde oruç tutarak nefsine sabrettirmeye
me'murdu. Binâenaleyh bir gün orucunu bozmakla bütün ayın orucunu bozmuş gibi
oldu. Zira oruç günlerinin nev'i itibarıyla bir ibâdet sayılır. Onun için
maksadının nakızi ile mukaabele olunarak orucunu bozan kimseye bir yerine iki
&y oruç yüklenmiştir.
Fakîr doyurmanın
münâsebeti de aşikardır. Her oruç gününe bedel bir fakir doyurulması emir
buyurulmuştur.
Bir de bu hasletler bir çok
haklara şâmildirler. Oruç, Allah'ın hakkıdır. Yemek vermek hür olan kulların,
âzad olmak kölelerin, emre imtisal-den dolayı verilecek sevap cinayet sahibinin
haklarıdır.
Zenbiller hurma getiren
zâtın kim olduğu malum değilidr. Bazı rivayetler de ensârdan olduğu
kaydedilmiştir. İsmi yine meçhuldür.
ResûluIIah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem):
«Bunu al da tasadduk
et,» emrini verince Hz. Seleme:
«Bizden daha fakirine
mi?» mukaabelesinde bulunmuştur. Bundan muradı: O gün Medine'de kendisinden
daha fakir kimse bulunmadığını anlatmaktır. Nitekim sözüne devamla: «Medine
'nin iki taşlığı arasında bizden daha muhtaç bir aile yoktur diyerek maksadını
izah etmiştir.
Hz. Seleme'nin son
sözlerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülmüştür. «Hattâ yan dişleri
göründü.» cümlesiyle Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o defa tebessümden
biraz fazla güldüğü ifâde olunmuştur. Zira Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
efendimiz ekseriyetle tebessüm buyururlardı.
Bâzıları: «Dünya umuru
için yalnız tebessüm ile iktifa buyurur, âhiret umuru için bazen gülerdi.»
demişlerdir.
Burada gülmesinin
sebebi: Hz. Seleme'nin halinde müşâhade etliği değişmedir. Seleme (r.a.) nefsinin
helak olduğundan korkarak onu kurtarmak için mümkün mertebe fidye vermek için
gelmişti. Neticede bu babdaki ruhsatı görünce keffâret için kendisine verilen
hurmayı yemeye tama etti.