1184 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhâri, Ebû
Dâvud ve Nesaî «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Görülüyor ki, Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in telbiyesi bu şekilde imiş:
Ulemâ telbiye lâfzı
üzerinde ihtilâf etmişlerdir.
Sibeveyhye göre bu lâfız
tesniyedir. Yalnız onunla çokluk ve sayıda tekrar kastedilir.
Zira tesniyenin hakikati
ikiye şâmil olmaktır. Yûnus'a göre müfreddir.
Mânâsı hususunda dahî
ihtilâf vardır. Bâzıları «tekrar tekrar icabet ederim. > mânâsına geldiğini
söylemişlerdir.
Bir takımlarına göre
«Sana tekrar tekrar itaat ederim.» daha başkalarına göre: «Teveccühüm sanadır.»
mânâsına gelir.
«Muhabbetim sanadır.»
mânâsına geldiğini söyleyenler de bulunduğu gibi, «Samimiyetim sanadır.»,
«Yakınlığım sanadır.» mânâlarında kullanıldığını iddia edenler de olmuştur.
Bunların en meşhuru birinci mânâdır. Çünkü ihrama giren bir kimse Allah'ın
dâvetine icabet etmiş demektir.
Kaadî lyâz'a göre bu
icabet Hz. îbrâhim (Aleyhisselâm) dan kalmıştır.
İbni Abbâs (Radiyallahu
anh)'dan rivayet olunan bir hadîsde : «İbrahim (Aleyhisselâm), Kâbeyi bina edip
tamamladıktan sonra kendisine:
— Hacc İçin insanları
davet et, emri verildi, İbrahim (Aleyhisselâm):
— Benim sesim onlara ulaşmaz, dedi. Teâlâ
hazretleri:
— Sen davet et, Sesini duyurmak bana aittir,
buyurdu. Bunun üzerine İbrahim (Aleyhisselâm):
— Ey insanlar, Beyt-i Arîki haccetmeniz size
farz kılınmıştır, diye nida etti. Bu sözü yerle gök arasında bulunanların hepsi
işitti. Görmüyor musunuz ? İnsanlar en uzak yerlerden icabet edip geliyorlar.»
denilmiştir.
Bu hadîsi îbni Ebî Hatim
rivayet etmiştir. Hadîsin diğer bir rivayetinde: «Bu davete insanlar
babalarının sulplerinde ve annelerinin rahimlerinde telbiye ile icabet ettiler.
ilk icabet edenler
Yemenliler oldu. O günden kıyamete kadar haccedecek olanlar yalnız İbrâhim
(Aleyhisselâm)'in o günkü dâvetine icabet edenlerdir.» ifâdesi de vardır.
Hz. İbrahim, Cebel-i Ebî
Kubeys'in üzerine çıkarak insanları davet etmişdir.
Zahirîler 'den îbni
Hazm'e göre telbiye Allah'ın emrettiği bir şeriattır. Onun sebep ve illeti
ancak kulları imtihandır.
Cümledeki «İnne» edatı
«Enne» şeklinde de rivayet olunmuştur.
«İane» rivayeti söz başı
olmasına nazarandır.
Lebbeyk- diyen hacı bu
edatla başka bir cümleye başlamış gibi olur.
Muhammed b. Hasen ile
Kisâi bu mânâyı ihtiyar etmişlerdir.
Edat «Enne» okunduğuna
göre ta'lil murâd olunur. Ve: «Sana icabet ederim, çünkü hamd ve nimet sana
mahsustur.» denilmiş gibi olur.
Cumhûr-u ulemâya göre
mezkûr edatı «Inne» okumak daha güzeldir. Lugât ulemâsından Sa'leb: «Çünkü
(înne) okuyan bu sözü : Her hâl-ü kârda hamd sana mahsûstur, Enne okuyan ise
Sana bu sebepten dolayı icabet ederim, mânâsına almış olur.» diyor.
Nîmet ve mülk kelimeleri
meşhur kırâete göre mef'ul olmak üzere mansûb okunurlar.
Kaadi tyâz bunların
mahzûf bir habere müptedâ olmak üzere merfû dahî okunabileceğini söylemiştir.
Bu takdirde cümlenin mânâsı:
«Şüphesiz ki hamd ve
nimet senin için karar kılmıştır.» demek olur.
Telbiyenin hikmeti Allah
Teâla'nın kullarına olafcı ihramına tembihdir.
Burada şöyle bir suâl
hatıra gelebilir: Telbiyede hamdle nimet beraber, mülk ayrıca zikredilmiştir.
Bunun sebebi nedir?
Cevâp: Çünkü hamd,
nimete müteallikdir. Bundan dolayıdır ki: «Bütün nimetleri için Allah'a hamd
olsun.» denilir. Beraber zikredilmelerinin sebebi budur. Ve telbiye eden sanki:
«Hamd ancak sana mahsûstur, çünkü nimet ancak senden gelir.» demiş gibi olur.
Mülkün mânâsı ise müstakildir.
Bu kelime bütün nimetlerin Allah'a âit olduğunu tahkik için zikredilmiştir.
Zira mülkün sahibi Allah'dır.
Telbiyenin hükmü
hususunda dört kavil vardır.
1) îmam Şafiî ile Hasan
b. Hayy'a göre telbiye sünnettir.
2) Malikiler'e göre
telbiye vâcibdir. Terk edilir» hayvan kesmek icab eder.
3) Telbiye ihramın
şartlarındandır. Telbiyesiz ihram sahîh olamaz. Sevrî ile Ebû Hanîfe 'nin
mezhepleri budur. Onlara göre namaz için tekbîr ne ise ihram için telbiye de
odur.
Hz. Abdullah îbni
Ömer'in telbiyesine gelince: İbni Abdilberr, ulemânın bu hususta ihtilâf
ettiklerini söylüyor. İmam Mâlik:
«Ben, Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in telbiyesinden fazla telbiye yapılmasını kerih
görürüm.» demiştir.
Maamafih ziyade hakkında
«Beis yoktur.» dediği de rivayet olunur. Sevrî, Evzai ve Muhammed b. Hasen'e
göre telbiyeye istenildiği kadar sözler ziyade edilebilir.
îmam A'zam ile îmam
Ahmed ve Ebû Sevr dahî ziyâde hususunda bir beis görmemişlerdir.
Tirmizî'nin rivayetine
göre îmam Şafiî: «Telbiyeye Allah Teâlâ'yı ta'zim ifâde eden sözler ziyade
etmekte inşaallah beis yoktur. Ama ben telbiyede Resulullah (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'in sözleriyle iktifa olunmasını daha makbul sayarım.» demiştir.
Hanefiiler'den îmam Ebû
Yûsuf ile bir rivayete göre îmam Şafiî, Resuluillah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in telbiyesine bir şey katmayı tecviz etmemişlerdir.
Tahavî bu kavli tercih
etmiştir.
Ashâb-ı kiram'dan Hz.
Ömer, oğlu Abdullah, îbni Mes'ud, Esved b. Yezîd (Radiyallahu anh) ve başkaları
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in telbiyesinden fazla sözlerle
telbiye yapmışlardır.
Ezrakî'nin «Tavih-i
Mekke» adlı eserinde bazı Nebilerin telbiyeleri rivayet olunmuştur. Ezcümle:
Hz. Yûnus
(Aleyhisselâm):
«Tekrar icabet sana ey belâları
gideren Allah, tekrar icabet sana.,
Hz. Musa (Aleyhisselâm):
«Tekrar icabet sana, Ben, emrine amade kulunum. Tekrar icabet sana.»
Hz. İsa (Aleyhisselâm):
«Ben, senin kulun ve kulunun kızı cariyenin oğluyum. Tekrar icabet sana.» şeklinde telbiye yaparlarmış.
«Sadeyk'yin mânâsı:
«Tâatın için tekrar müsaade.» demektir.
Hâsılı telbiye ihrama
girilirken başlar. îhrâmdan murâd: Yukarda da işaret ettiğimiz vecihle hacca
niyet etmek, dikişsiz elbise giyerek hacı olmayanlara mubah kılınan birçok
şeylerin kendisine haram olduğunu iltizâm eylemektir. Telbiye şeâir-i
islâmiyedendir.
Cumhura göre telbiyeyi
yüksek sesle yapmak müstehabdır. Bu hususta birçok hadîsler vârid olmuştur.
Ezcümle:
Ebû Dâvud, Tirmizî,
Nesaî ve İbni Mace'nin tahric ettikleri Hallâd b. Sâib'in babasından naklettiği
bir hadîste Resulullah
«Bana, Cebrail
(Aleyhisselâm) gelerek, ashabıma telbiye ve ihlâli yüksek sesle yapmalarını
emretmemi tâlim buyurdu.» demiştir.
îbni Mâce'nin rivayet
ettiği Zeyd b. Halid (Radiyallahu anh) hadîsinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem):
«Bana Cibril geldi ve :
— Ya Muhammed, Ashabına
telbiyeyi yüksek sesle yapmalarını emret. Çünkü telbiye haccın searîndendir,
dedi.» buyurmuş.
İmam Ahmed dahî «Müsned»
inde Hz. Ebû Hureyre'den bu mânâda bir hadîs rivayet etmiştir.
Yine imam Ahmed, Hz.
İbni Abbâs'dan, Saîd b. Mansûr, Câbir (Radiyallahu anh)'dan, Beyhakî, Hz.
Aişe'den, Tirmizi, Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallahu anh)'dan, Hâkim, Sehl b. Sa'd
(Radiyallahu anh)'dan bu mânâda hadîsler rivayet etmişlerdir.
Sehl {Radiyallahu anh)
hadîsinde:
«Hiç bir telbiye eden
yoktur ki onunla birlikte sağındaki ve solundaki ağaçlar taşlar hatta sağındaki
solundaki yerler de telbiye etmesin.» buyurulmuştur.
Hâkim: «Bu hadîs Buhâri ile
Müslim'in şartlarına göre sahihtir. Fakat onu tahric etmemişlerdir.» diyor.
Ashâb-ı kiram
alabildiklerine yüksek sesle telbiyede bulunurlarmış. Abdullah b. Ömer
(Radiyallahu anh)'ın:
«Telbiyeyi yüksek sesle
yapın.» dediği rivayet olunur.
İbni Battal: «Telbiyeyi
yüksek sesle yapmak müstehabdır. demiştir. Ebû Hanîfe, Sevrî ve Şafiî'nin
kavilleri de budur.
Bu babda İmam Mâlik'den
muhtelif kaviller rivayet olmuştur. İbni Kaasim'in rivayetine göre İmam Mâlik
«Yüksek sesle telbiye ancak Mescicl-i haram ile Mina mescidinde yapılır.»
demiştir.
Ulemâ, kadının yalnız
kendi işiteceği kadar telbiye getireceğine ittifak etmişlerdir. Zira İbni Ebî
Şeybe'nin rivayetine göre Hz. İbni Abbâs: «Kadın yüksek sesle telbiye
getiremez.» demiştir.
Bazıları Hz. Aişe ile Meymûne
(Radiyallahu anha)'nın yüksek sesle telbiye ettiklerini gösteren rivayetlerle
istidlal ederek kadının da yüksek sesle telbiyede bulunabileceğini
söylemişlerdir.
Hadîs-i Şerif, ihramdan
önce yapışkan bir maddeyle saç taramanın müstehab olduğuna da delildir.