SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1211 nolu Hadis’in ikinci bölüm İzahı:

 

Görülüyor ki, bütün bu rivayetler aynı hâdiseye aiddir. Şimdi bunları birer birer gözden geçirerek bâzı cümlelerini izah edelim :

 

Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayetinde Hz. Âişe:

 

«Yalnız hacc edilecek sanıyorduk» demiştir. Bunun sebebi Ashâb-ı Kiram'ın hacc aylarında Umre yapılamaz zannetmeleridir, Yahud bu sözle ashabın ekseriyetle hacca niyet ettiklerini, bir ihtimâle göre de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hâlini anlatmak istemiştir. Âişe (Radiyallahû anha) Umreye niyetlenmişti.

 

Şerif: Mekke'ye sekiz on mil mesafede bulunan bir yerdir. Oraya vardıkları zaman Hz. Âişe hayz görmüş ve hacc'dan mahrum kalıyorum endişesîyle ağlamıştır. Bu sırada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  onun yanına girmiş; niçin ağladığını anlayınca onu teselli için :

 

«Bu, Allah'ın Adem kızlarına takdir ettiği bir şeydir» buyurmuştur. Yâni : «Bu iş sâde senin başında değildir; o bütün benât-ı Adem'in başına gelen bir hâldir; nitekim bevl ve kazurat gibi şeyler bütün insanlara âmm ve şâmildir.»

 

Buhâri bu hadîsle istidlal ederek hayzın bütün benât-ı Âdem'e şâmil olduğunu söylemiş; onu ilk defa Benî İsrail kadınlarının gördüğünü iddia edenlere red cevâbı vermiştir.

 

Filhakika Hakem'in sahih bir isnâdla Hz. îbnı Abbâs’dan rivayet ettiği bir hadîsde:        

 

«Hayz Havva (Aleyhisselâm) cennetten çıkarıldıktan sonra onunla başlamıştır.»   denilmiştir.

 

Süleyman b. Ubeydillâh rivâyetindeki «Hasbe gecesinden murâd: hacıların Mina'dan dönüşde geceledikleri «el-Muhassab» dır. Bu yor Mekke ile Mina arasındadır. Teşrik günlerini müteâkıb orada bir gece kalmışlardı.

 

Muhammed b. Abdîllâh b. Numeyr rivâyetindeki: «Umreyi de duydum" cümlesi Kaadi İyad'ın beyânına göre Müslîmin ekseri râvîleri tarafından ba şekilde tesbît edilmiştir. Mezkûr cümleyi; «Halbuki ben Umreden mahrumum» diye rivayet edenler de olmuştur ki, doğrusu da budur.

 

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in : «Nen var?» suâline Hz. Âişe'nin: «Namaz kılamıyorum» diye cevab vermesi hayzın en güzel kinayelerinden biridir.

 

Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyetindeki: «İki ibâdet'den murâd: hacc ile Umre, «bir ibâdet» ise yalnız hacc'dır. Netekim müteâkıb rivayette bu cihet tasrîh olunmuştur.

 

«Yahut, senin nafakana göredir» cümlesindeki «yahut» kelimesi ResûIullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sözüdür; ve tenvî için kullanılmıştır; yahut râvînindir. Bu takdirde «meşakkate» mi, yoksa «nafakana göre» mi buyurduğunda râvi şekketmiş demektir.

 

Züheyr b. Harb rivâyetindeki «Safiyye: zannederim sizi ancak ben alıkoyacağım dedi.» cümlesiyle, Ümmü'l-muminîn Hz. Safiyye (Radiyallahû anha)'nın veda tavafından evvel hayz gördüğüne işaret olunmuştur. Hz. Safiyye bu sözü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'ye dönmek istediği zaman söylemiş; ve hayzından temizlenerek veda tavafını yapması için kafileyi bekleteceğinden dolayı özür beyân etmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine:

 

«Allah hayrını versin...» mukaabelesinde bulunmuştur. Fahri Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bu mânâda «akrâ» ve"«halkaa» kelimelerini kullanmıştır.

 

«Akrâ» Allah vücudunu yaralasın; «halkaa» traş etmek suretiyle elem versin, yahut boğazını acıtsın, mânâlarına gelir. Ebû Ubeyd: «Hadîs uleması bunu (akrâ, halkaa) diye rivayet ederlerse de doğrusu (akran halkan) dır. Vukuunu dilemedikleri bir şeye duâ etmekde Arapların âdeti budur.» demiştir. Kendisine:

 

  Bu kelimenin «akrâ» şeklinde okunmasını niçin caiz görmüyorsun? denilince:

 

  Çünkü «fa'lâ» vezni sıfat olarak kullanılır: duada kullanılmaz» cevâbını vermiştir.

 

«El-Muhkem» sahibi «akraa»mn burada masdar olduğunu söylüyor. Bâzılarına göre bu cümleden murâd: «Safiyye uğursuzluğundan dolayı kavmini yaralar; onları traş eder» demek olduğunu söylemişlerdir. «Akrâ»nın hayız gören mânâsına geldiğini iddia edenler de vardır.

 

Nevevî diyor ki: «Akra'nın : Allah onu kısır bıraksın! halkaanın ailesi için uğursuz yapsın! mânâlarına geldikleri de söylenir. Bu kavillerin her birine göre cümlenin asıl mânâsı, anlattığımız şekildedir. Sonraları Araplar mânâyı genişleterek onun hakikatini kasd'etmez olmuşlardır. Netekim (elleri topraklansın!) ve (Allah belâsını versin, ne cesurmuş; ne de şâirmiş!) sözleri dahî bu kabildendir.»

 

Resû!-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Safiyye'ye: «Zararı yok, dön!» buyurması: «Minâ’dan veda' tavafını yapmadan Medine'ye dön!» manasınadır.

 

Mus'ıd: Bir yere giren, münhebit yahud mütehebbit: bir yerden çıkan demektir. Müennesleri: münhebita ve mühebbita gelir.

 

Ebû Bekr b. Ebî Şeybe 'nin ikinci rivayetinde : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öfkeli bir hâlde gelerek yanıma girdi.» deniliyor. Buna sebeb, verdiği emre karşı ashabının tereddüd göstermeleridir. Zîrâ Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara traş olarak ihramdan çıkmalarını emir buyurmuş; onlar bu hususda mütereddid davranmışlardı. Bunun üzerine:

 

«Geride bıraktığım şu vak'a tekrar karşıma çıksa yanımda hedy getirmez; onu satın alırdım; sonra bunların çıktığı gibi ihramdan çıkardım»  buyurdular. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bundan muradı: «Ashabımdan müşahede ettiğim bu tereddüdü ihrama girmeden bilmiş olsaydım, ben de Umreye niyet eder; yanımda hedy getirmez, onu Mekke'ye vardığımda satın alır; Umreden sonra ihramdan çıkardım.» demektir.

 

Muhammed b. Hatim rivâyetindeki «Nefr günü»nden murâd: Hacıların Mina'dan çekildikleri gündür.

 

Müteâkıb rivayetteki: «Safa ile Merve arasında tavaf «Safa ile Merve arasında yapılan sa'y den ibarettir.

 

Yahya b. Habîb rivayetinde Hz. Âişe'nin başörtüsünü boynundan açtığı, kardeşi Abdurrahman'ında deveyi sürdüğü çubukla onun ayağına vurduğu bildiriliyor. Buradan anlaşılıyor ki Âişe (Radiyallahu anha) oralarda kimse olmadığını görerek, sıcaktan biraz nefes almak için başörtüsünü aralamış, kardeşi ise tesettüre riâyet etmediği için ayağına vurmuştur. Hz. Âişe «Burada hiç bir kimse görüyor musun?» demekle kendilerinin insandan hâlî bir yerde bulunduklarına, karşılarında kendisinden kaçmak îcâb edecek yabancı biri bulunmadığına işaret etmiştir