AHMED
DAVUDOĞLU
376 -
379 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Hadisin bir tariki
hususunda imam Müslim'e itiraz edilmiştir. Çünkü bu tarikde Müslim hadisi Süfyan
b. Uyeyne vasıtasiyle Zühri'den rivayet etmektedir. Halbuki Humeydi, Said b;
Abdirrahman ve Muhammed b. Sabbah, Süfyan'la Zuhri'nin arasında Mamer'i de zikrederler.
Mahfuz olan da budur. Müslim onu senedden düşürmüştür.
Btı itiraza Nevevî şu
cevabı vermiştir; « Süfyan 'ın bu hadisi bir defa Zühri'den, bir defa da
Ma'mer'den dinlemiş; ve her iki veçhe göre rivayet etmiş olması muhtemeldir.
Binaenaleyh rivayetlerin biri diğerine dokunmaz,»
Şarihlerden bazıları
Nevevî nin sözünü de cay-i te'emmül bulmuş; fakat vechini beyan etmemiştir. Bu
te'emmülün vechini Buhari şarihi Aynî şöyle izah ediyor: Cami' denilen
kitaplarda olsun, müsnedlerde olsun Süfyan b. Uyeyne 'nin rivayetleri hep
Ma'mer vasıtasiyle Zuhrî 'dendir. Rivayetler Mamer'i zikretmekte bir birini
tutarlar. Sened'den Ma'mer'i düşüren, yalnız Müslim 'dir. Halbuki Müslim'in
şeyhi Muhammed b. Yahya 'nin «Müs-ned» inde Ma'mer zikredildiği gibi Ebu Nuaym'in
«Müstahrec »inde de mevcutdur. Ebu Mes'ud «EI-Etraf» nam eserinde buradaki
vehmin ravi İbni Ebî Ömer 'den geldiğini söylemektedir.
Müslim'e rivayet ederken
onun vehmetmiş olması muhtemeldir; fakat bu ihtimal teayyün etmiş değildir.
Vehim Müslim 'den de olabilir; Nevevi
'nin dediği gibi de. İhtimal kapısı açıktır.»
Hadis-i şerif Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir atıyye ve ihsan tevzini anlatıyor. Hz. Sad
b. Ebî Vakkas (Radiyallahu anh) 'ın görüp hikaye ettiği bu taksimde Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) imanı zaif olan bazı kimselere ihsanda bulunmuş;
dinî bütün fakir müslümanlar-dan bazılarına bir şey vermemiştir. Bunu gören
Sa'd (Radiyallahu anh) «Ya Resulallah, filana da ver; çünkü mu'mindir.» demiş;
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna sadece «yahud müsIimdir.» cevabını
vermekle iktifa etmiştir. Bu sözden muradı: «Filan mu'min'dir, diye kestirip
atma; çünkü kalben inanıp inanmadığını bilmezsin. mu'min diyeceğine müslim, de
zira müslim: teslim olan manasına gelir.» demektir.
Hz. Sa'd 'in gösterdiği
zatın ismi Cail b. Süraka 'dır. Fukara 'dan bir zat olup Uhud ve diğer gazalara
iştirak etmişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in onu bırakıp da imanı
zaif olanlara vermesi ona bir şey vermese de dininden dönmeyeceğini bildiği
içindir. İmanı zaif olanlara atiyye ve ihsanda bulunması ise kalplerini îslamiyete
yatıştırmak içindir. Bunlara «müellefe-i kulub» denilir.
Nitekim Resulüllah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Allah onu yüzü üstü cehenneme atmasın diye
veriyorum.» buyurarak bu ciheti izah etmiştir. Böyle tepe taklak cehenneme
atılmasına sebep: Kendisine bir şey verilmediği takdirde irtidad etmesi yahud
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i cimrilikle ithamda bulunarak dinden
çıkmasıdır.
Tepe taklak cehenneme
atmak, küfürden kinayedir. Çünkü bu mana küfrün lazımıdır. İbarede lazım
zikredilmiş; melzum murad olunmuştur.
Hadisin zahiri: «De ki:
Siz iman etmediniz; bari müslüman olduk deyin!» ayet-i kerimesine uymaktadır.
İkinci rivayette Hz. Sa'd
kendinden bahsettiği halde: «Ben de aralarında oturmakta iken» demeyip: «Sa'd
'da oturmakta iken...» ifadesini kullanması ve keza beğenen Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olduğu halde «en çok beğendiği» demeyip
«en çok beğendiğim» demesi bedî' ilmine göre birer iltifattır.
«Sa'd'da aralarında
oturmakta iken...» ibaresi tecrid de olabilir. Yani kendinden bir şahıs tecrid
ederek sanki oturan başka biri imiş gibi göstermiştir.
Hasılı Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) sevdiği ve takdir ettiği fakir bir muhacir olan Cail
(Radiyallahu anh) 'a bir şey vermeyerek müellefe-i Kuluba vermesinin iki sebep
ve hikmete istinad ettiğini Hz. Sa'd'a tenbih eylemiştir.
1- Müellefe-i kulub'a
bir şey vermese belki irtidad ederler ve ebedî kalmak üzere yüzleri aşağı
cehenneme atılırlardı.
2 - Bir kimseyi medhu
sena ederken onun batîni durumunu söylenıekten sakınmak gerekir; çünkü kişinin
batını halini ancak Allah bilir.
Burada şöyle bir sual
hatıra gelebilir. Cail (Radiyallahu anh)'in halis bir mu'min olduğunu
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bildiği ve takdir ettiği halde
acaba Sa'd (Radiyallahu anh) gibi bir zat'ın onun iman'ı hakkındaki şehadetini
neden kabul etmemiştir?
Cevap: Çünkü Hz. Sa'd
'ın; «Vallahi ben onu pek mu'min görüyorum.» sözü, şehadet için değil, onu
medhu sena etmek ve kendisine bir şeyler verilmesi hususunda tevessülde
bulunmak gayesiyle söylenmiştir. Onun içindir ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bu söz üzerinde onunla münakaşa etmiştir. İmanı hakkındaki kanaatini kabul
etmiştir: «Ey Sa'd! Ben adama veriyorum işte.» buyurması bunu gösterir.