|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
323, 324 NOLU HADİSLER İÇİN
Bu
babta Abdullah b. Mesud (r.a.)'ın: "İman edip imanlanna zulüm
kanştırmayanlar ... " ayeti nazil olunca ... dediği gibidir,
buyurdu." Bu hadis burada Müs!im'in Sahihinde bu şekilde yer almıştır.
Buhari'nin Sahihinde de şöyledir: Ayet nazil olunca Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ashabı: Hangimiz kendisine zulmetmemiş ki, dediler. Bunun
üzerine yüce Allah: "Muhakkak şirk pek büyük bir zulümdür" (Lokman,
13) ayetini indirdi.
Bu
iki rivayetin biri diğerine açıklık getirmektedir. Buna göre bu husus
kendilerine ağır gehnce yüce Allah "şüphesiz şirk pek büyük bir
zulümdür" buyruğunu indirdi ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e orada
mutlak olarak sözkonusu edilip, kendisinden kayıtlı zulmün kastedildiği zulmün,
şirkin kendisi olduğunu bildirdi. Bundan sonra da Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) onlara: "ZuLÜm sizin anladığınız gibi mutlak ve genel anlamıyla
kastedilmemiştir. Kastedilen Lokman'ın oğluna söylediği gibi şirkten başkası
değildir" buyurdu.
Ashab-ı
Kiram (r.a.) da zulmü genel ve ilk anda anlaşılan anlamı ile algılamışlardı. Bu
ise her bir şeyi kendisine ait olmayan bir yere koymak demektir. Bu da şeriata
muhalefet etmektir. Böyle olduğu için de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kendilerine bu zulüm ile neyin kastedildiğini bildirinceye kadar ağır geldi.
Hattabi
dedi ki: Onlara ağır gelmesinin sebebi zulmün zahir anlamının insanlara
haksızlık etmek ve masiyet işlemek suretiyle kendilerine zulmetmek oluşundan
dolayıdır. Onlar böylelikle zahir anlamının kastedildiğini düşündüler. Zulmün
asıl anlamı ise bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymaktır. İbadeti de
yüce Allah'tan başkasına yapan bir kimse zalimlerin en zalimidir.
Bu
hadis-i şerifte çeşitli ilmi hususlar dile getirilmiş bulunmaktadır ki
bunlardan birisi masiyetlerin küfür olmayacağıdır. Allah en iyi bilendir.
İsnat ile ilgili açıklamalara gelince;
Müslim
(rahimehullah)'ın (323): "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. ..
Alkame'den,
o Abdullah'tan" (11143) Bu senedin bütün ravileri Kufeli ve son derece
üstün ve sağlam hafızlardan oluşmaktadır. Aralarında birbirinden rivayet
nakleden üstün imam ve fukahadan sayılan üç tane tabii vardır ki bunlar da
Süleyman A'meş, İbrahim en-Nehai ve Alkame b. Kays'dır. Bu isnatta bir araya
geldikleri gibi benzer ravilerin bir araya gelmesi oldukça azdır. Allah en iyi
bilendir.
(324)
"İbn İdris dedi ki: Bunu bana önce babam Eban b. Tağlib'den, o A'meş'ten
diye tahdis etti. Sonra ben bunu bizzat ondan (A'meş'ten) dinledim." Bu
sözleriyle İbn İdris buradaki isnadının ali olduğuna dikkat çekmektedir. Çünkü
böylelikle önceki senede göre iki ravi daha azı ile rivayeti nakledip, doğrudan
A'meş'ten dinlediğini ifade etmiştir. Bunun bir benzeri daha önce "din
nasihattir" hadisinde geçmişti.
Kitabın
mukaddimesinde "Eban" isminin munsarıf olup olmadığı ile ilgili görüş
ayrılığı ve muhakkikler tarafından tercih edilenin munsarıf olduğu Tağlib
isminin de munsarıf olmadığına dair bilgi geçmiş bulunmaktadır.
Hadiste
Lokman-ı Hakim'den söz edilmektedir. İlim adamları nübüweti hususunda görüş
ayrılığı içindedirler. İmam Ebu İshak es-Salebi şöyle der: Alimler onun hakim
olduğunu ancak bir nebi olmadığını ittifakla kabul etmişlerdir. Yalnız İkrime o
bir nebi idi demiştir ve bu kanaatinde yalnız kalmıştır. Lokman'ın: Allah'a
ortak koşma, dediği oğlunun adının En'um olduğu söylendiği gibi, Mişkem olduğu
da söylenmektedir. Allah en iyi bilendir.