|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
158 – 160 NOLU HADİSLER İÇİN
Bu
babta (358) "bir adamın Resulullah (sallallahu a1eyhi ve sellemı'e gelerek
ey Allah'ın Resulü ... dediği ... O ateştedir" buyurduğu hadisi yer
almaktadır.
Bu
başlıktaki (açıklanması gereken yeni) lafızlara gelince, şehit ile ilgili
olarak en-Nadr b. Şumeyl şöyle diyor: Ona bu adın veriliş sebebi hayatta
olmasıdır. Çünkü şehitlerin ruhları Darusselam'a (cennete) tanık olmuştur.
Onların dışındakilerin ruhları ise oraya ancak kıyamet gününde tanık olacaktır.
(2/163) İbnu'l-Enbari dedi ki: Çünkü yüce Allah ve onun melekleri -selam
onlara- onun cennetlik olduğuna şahitlik ederler. Buna göre şehit lehine
şahitlik edilen demektir.
Bir
diğer açıklamaya göre şehit adının veriliş sebebi, ruhunun çıktığı zamanda
kendisine verilecek sevap ve ikramlara tanık olmasıdır. Başka bir açıklamaya
göre rahmet meleklerinin onun yanında hazır bulunarak ruhunu aldıkları için ona
şehit denilmiştir. Ona iman sahibi olduğu ve zahir hali itibariyle son halinin
de hayırlı olduğuna şahit olunduğu için bu ismin verildiği, onun üzerinde şehit
olduğuna dair şahitlik eden bir tanık olduğundan ötürü bu ismin verildiği
açıklamaları da yapılmıştır. Onun üzerindeki bu şahit ise onun kanıdır; çünkü
şehit yarasından kan aktığı halde ba's olunacaktır (dirilecektir) .
el-Ezheri
ve başkaları bir başka görüş daha nakletmektedir. Buna göre ona şehit denilmesi
onun kıyamet gününde ümmetiere şahitlik edecek kimselerden oluşu
dolayısıyladır. Ama bu görüşe göre böyle bir sebep sadece ona özgü değildir.
Bilelim
ki şehit üç türlüdür. Birincisi, savaş sebeplerinden bir sebeple kafirlerle
savaşırken öldürülen kişidir. Böyle bir kimse için ahiret sevabı itibariyle de,
dünya hükümleri itibariyle de hükmü sözkonusudur. Dünyadaki hükmü yıkanmaması
ve cenaze namazının kılınmamasıdır.
İkincisi,
ahiretteki sevabı itibariyle şehit olmakla birlikte dünya ahkamı itibariyle
böyle olmayandır. Bu da karnındaki hastalıktan dolayı ölen, taundan ölen, göçük
altında kalarak, malı uğrunda çarpışırken öldürülen ve bunların dışında sahih
hadislerde kendisine şehit adı verilen diğer kimseler bu tür şehittir. Bu gibi
kimseler yıkanır, cenaze namazı kılınır, ahirette ona şehitlerin sevabı
verilir. Ancak birinci tür şehit gibi sevap alması gerekli değildir.
Üçüncüsü
ise kafirlerle savaşırken öldürüldüğü takdirde, kendisine şehit adının verilmeyeceğini
belirten rivayetlerin varid olduğu ganimetten çalan ve benzeri kimselerdir. Bu
gibi kimseler için dünyada şehitlerin hükmü sözkonusudur. Yıkanmaz, cenaze
namazı kılınmaz ama bunların ahirette kamil şehit sevapıarı da olmaz. Allah en
iyi bilendir.
Başlıkta
yer alan ikinci hadiste (359): "çarpışmaya hazırlandılar. Halid b. eı-As
bineğine bindi ... " Yani birbirleriyle çarpışmak için gerekli
hazırlıklarını yapıp, tedariklerde bulundular. "(Bineğine) bindi"
anlamındaki lafzı bu şekilde -başında fe harfi ile- zaptettik. Bazı asıl
nüshalarda (fe yerine) vav ile zaptedilmiş, bazılarında ise fe' siz ve vav'sız
olarak gelmiştir. Hepsi de sahihtir.
Daha
önce "eı-Ası" isminde fasih söyleyişin ye' nin de bulunması olduğu
geçmişti, hazfedilmesi de caizdir. Muhaddislerin büyük çoğunluğunun yahut
tamamının kullandığı şekil de budur (hazf edilmiş şeklidir). (2/164) Bundan
sonra: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ... buyurduğunu
bilmiyor musun" buyruğunda fiil karşısındaki şahsa hitaptır. Allah en iyi
bilendir.
Babtaki Hadislerin Hükümleri
1-
Haksız yere mal almayı kasteden kişiyi öldürmek caizdir. Hadis genel olduğu
için malın az ya da çok olması arasında fark yoktur. Bu da ilim adamlarının büyük
çoğunluğunun görüşüdür. Maliki mezhebine mensup bazı kimseler ise elbise ve
yemek gibi değeri az bir şey (gasp etmek) isterse öldürü]mesi caiz değildir,
demişlerdir. Ancak bu görüşün bir kıymeti yoktur. Doğrusu çoğunluğun dediğidir.
2-
Kişinin mahremlerini savunmasına gelince, vacip olduğunda görüş ayrılığı
yoktur.
3-
Saldırganı öldürmek suretiyle nefsi müdafaa hususunda ise hem bizim (Şafii)
mezhebimizde, hem başka mezheplerde görüş ayrılığı vardır.
4-
Bununla birlikte malını savunmak vacip (farz) değil, caizdir. Allah en iyi
bilendir.
5-
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ona (malını) verme"
buyruğu malını ona vermen senin için lüzumlu değildir, demektir. Yoksa maksat
malın verilmesinin haram kılınması değildir.
6-
Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in saldırgan hakkında, öldürüldüğü takdirde
o ateştedir buyurmasının anlamı ise, bunu hak eder, şeklindedir. Ona bu ceza
verilebilir de, affedilebilir de. Herhangi bir tevilde bulunmaksızın bu işi
helal gören birisi olması hali müstesnadır. Bu durumda o kafirdir ve
affedilmez. Allah en iyi bilendir.