1457 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'I-Buyu»un bir-iki yerinde, «Ahkâm». «Miras», «Vesayâ» ve «Megâzî»
bahislerinde; Nesâî: «Talâk» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Aynî'nin beyanına göre
hadîste bahsi geçen kıssanın aslı şudur: Cahiliyet devrinde Araplar
cariyelerine vergi koyarlardı. Cariyeler bu vergileri ödemek için
yolsuzluklarda bulunur, zina ederlerdi. Bu esnada sahipleri de onlarla cima'da
bulunurdu. Câriye çocuk doğurursa bâzan sahibi, bâzan da zina ettiği adam
«çocuk bendendir» diye iddia ederlerdi Şayet câriye sahibi çocuğu iddia veya
redd etmeden ölür de veresesi iddia ederlerse çocuğun nesebi câriye sahibine
İlhak olunur; yalnız miras alamazdı. Mirasçı olabilmesi için miras taksim
edilmezden önce ilhak edilmiş olması lâzım gelirdi. Câriye sahibi doğan çocuğun
kendine âid olduğunu inkâr ederse çocuğun nesebi ona ilhak olunamazdı.
Ezvâc-ı tâhirâttan Hz,
Sevde'nin babası Zem'atü'bnü Kays'ın da bu neviden bir cariyesi vardı; onunla
cinsî münasebette bulunurdu. Bir ara câriye gebe kaldı. Çocuğun Hz. Sa'd b. Ebî
Vakkaas'ın kardeşi Utbe'den kaldığı zannediliyordu. Bu adam Uhud gazasında
Peygamher (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dişini kırmış; onun bedduasına uğramıştı.
Birkaç zaman sonra kâfir olarak ölmüş; vefatından önce kardeşi Sa'd
(Radiyallahu anh)'a vasiyyette bulunarak: «Zem'a'nın cariyesinden doğacak
çocuğu kendine ilhak et» demişti. Hz. Sa'd ilhak iddiasında bulununca Zem'a'nın
oğlu Abd ona i'tirâz etti. Sa'd (Radiyallahu anh): «Bu çocuk benim kardeşimin
oğludur» diyerek cahiliyet devrindeki âdetlerine işaret ediyor; Abd de : «Çocuk
benim kardeşimdir; babamın firâşında doğmuştur.» diyerek İslâm'ın hükmüne
telmihde bulunuyordu, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) câhiliyyet
âdetinin hükmünü ibtâl ıçm çocuğun Abd b. Zem'a'ya verilmesine hükmederek :
«O senindir yâ Abd!
Çocuk firâş sahibinindir.» buyurdular.
«O senindir» ifâdesi iki
suretle tefsir edilmiştir. Birinci tefsire göre bu sözden murâd: «O senin
kardeşindir» demektir; ve bu sözü Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abd
in ilhak isteğine değil, kendi ilmine istinaden söylemiştir. Çünkü Zem'a Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kayınpederi idi. Binâenaleyh onun
cariyesi ile cinsî münâsebette bulunduğunu bilmiş olabilir. İkinci tefsire
göre: «O senindir» cümlesi, «Senin mülkündür» mânâsına gelir. Zira bir
cariyenin gayri meşru surette doğurduğu çocuk köle olur. Zem'a bu çocuğun
lehinde veya aleyhinde bir şey söylemediğine göre çocuk annesine tebean
köledir; ve Abd'e babasından miras olarak intikal etmiştir. İbni Cerîr'in kavli
budur.
Tahâvi'ye göre; «O
senindir» sözünden murad mülkiyet değil, zilyedliktir. Yâni : «Bu çocuğu sen
alırsın, ama imik olarak değil, başkasına vermeyip kendi himayende bulundurmak için» demektir. Nitekim
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kayıp eşya bulan bir kimseye de: «O
senindir» buyurmuş; bu sözü ile: «Bulduğun eşyayı sahibi çıkıncaya kadar elinde
tut» demek istemiştir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize izafeten:
«Cariyenin çocuğunu Zem'a'nın oğlu olarak kabul etti; ama bu çocuğun kız
kardeşine ondan kaçmasını emretti.» demek caiz değildir. Ancak Abd b. Zem'a'nın
iddiasında kız kardeşi Sevde (Radiyallahu anha) dahî ortak olacağı için, doğan
çocuğu ona kardeş tanımamış; ondan kaçmasını emir buyurmuştur.
Ulemadan bâzıları
Tahâvi'nin sözüne i'tirâzla bu hadîsi Buhâri'nin «Meğâzî» bahsinde:
«O senindir; o senin
kardeşindir ya Abd b. Zem'a» şeklinde rivayet ettiğini soylemişlerse de Aynî
bunlara cevap vermiş; ve İmam Ahmed'in «Müsned»i ile Nesâî'nin «Sünen»inde
hadîsin :
«O senin kardeşin
değildir» tarzında rivayet edildiğini bildirmiştir. Gerçi bu ziyadeyi Beyhakî,
Münzirî ve Mâzerî ma'lul bulmuşlardır; fakat Hâkim ziyâde isnadının sahih olduğunu
beyân etmiştir.
«O senindir yâ Abd»
cümlesinin «O senin köîendir» şeklinde
de rivayet olunduğu söylenir. Hattâ Kurtubî bu rivayeti Hanefîler'den
bâzılarına nisbet etmiş; sonra : «Rivayet nida harfi olan (yâ) iledir. Burada
Abd kelimesi ismi alem olup münâdâdır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
onunla Zem'a'nin oğlu Abd'i kasdetmiştir. (Yâ) sız rivayeti kabul etsek bile
muhâtab yine Abd b. Zem'a 'dır. Kelime şüphesiz ki. münâdâdır; şu kadar var ki,
Araplar ismi alemlerden nida harfini hazf ederler...» diyerek mezkur kavli
reddetmiştir.
Cariyenin doğurduğu
çocuğun ismi Abdurrahmân b. Zem'a'dır.
Firâş : Döşek demektir.
Burada ondan kinaye yolu ile koca mânâsı kasdediimiştir. Bâzıları kinaye tarîki
ile karı ile kocadan her birine firâş denilebileceğini söylemişlerdir. Fukaha
bu kelimeyi umumiyetle helâl cima' ve nesil elde etmek için yapılan meşru'
cima' mânâlarında kullanırlar. Firâş'm kavı, zaif ve orta olmak üzere üç
mertebesi vardır.
1- Kavî mertebesi, nikâhlı
kadının firâşıdir. Böyle bir kadının doğurduğu çocuğun nesebi doğrudan doğruya
sabit olur. Kocasının «Bu çocuk bendendir» diye iddiasına hacet yoktur. Bir de
mücerred «Bu çocuk benden değildir» demekle neseb nefi edilmiş olmaz; behemehal
liân lâzım gelir.
2- Zaîf firaş, cariyenin
firâşidır. Bunun hükmü: İddia edilmedikçe nesebin sabit olmaması «Benden
değildir» demekle müntefî olmasıdır.
3- Orta firâş ümmülveled
yâni döl almak için ayrılan cariyenin firaşıdır. Bu firâş iddiaya lüzum
kalmadan nesebin sübutu, «Çocuk benden değildir» demekle müntefî olmasıdır.
Nikâh akdinden sonra
hemen boşanan ve altı ay sonra çocuk doğuran bir kadının hükmü fukahâ arasında
ihtilaflıdır. İmam Mâlik ile Şafiî'ye göre doğan çocuğun nesebi sabit olmaz.
Çünkü meşru surette münasebeti cinsiyye imkân bulunmamıştır; binâenaleyh bu
mesele küçük çocuğun nikâhlanması kabilindendir.
Hanefîler'ce çocuğun
nesebi sabit olur; zîra bu kadın kocasının firâşı olmuştur. Câriye meselesi de
ihtilaflıdır. İmam Mâlik ile Şafiî'ye göre sahibi istibrâ iddia etmeden
cariyesi ile cinsî münâsebette bulunur veya bulunduğuna ikrar ederse, çocuğun
nesebi sabit olur. Hz. Ömer bu suretle hükmetmiştir. îbn-i Ömer (Radiyallahu
anh)'a. kavli de budur. Artık o câriye ümmü veled olur: Ancak sahibi istibrâ
iddia ederse «Çocuk benden değildir» diyebilir. Cima' bulunmadan mücerred mâlik
olmakla câriye firâş sayılamaz.
Hanefiler ise cariyenin
cima' ile firâş olamayacağına kaaildirler. Onlara göre cariyenin firâş olması
için sahibin «Çocuk bendendir» diye iddia etmesi şarttır. Çocuğu nefi ettiği
takdirde ise cimâ'yı ikrar etsin etmesin ve keza istibrâ yapsın yapmasın mutlak
surette nesebi ondan sabit olmaz.
Âhir : Zina eden
mânâsına gelir. «Zânîye de taş vardır.» cümlesinden murâd: Zina edene haybet ve
husrân vardır; doğacak çocuk üzerinde onun bir hakkı yoktur, demektir. Araplar
bu cümleyi haybet ve hüsran mânâsında darb-ı mesel olarak kullanırlar.
Bâzıları bu cümleyi:
«Çocuk firâş sahibine âiddir; zina edene de haybet ve mahrumiyet vardır.»
mânâsına almışlardır.
Bir takımları bu
hadîsdeki (taş) dan recim kasdedildiğini iddia etmişlerse de doğru değildir;
çünkü her zina mutlaka recim iktizâ etmez. Recim ancak muhsan olduğu halde zina
edene tatbik olunur.
«Sen de ondan kaç, ya
Sevde!..» cümlesinden ne kasdedildiği eskiden ulema arasında müşkil sayılmış
bir meseledir. «Haram olan bir şey helâli haram kılamaz; zinanın haram kılmakta
te'sîri yoktur.» diyenlerin ekserisine göre bu söz tenezzühen söylenmiştir.
Erkek karısını, kadının kardeşine görünmekten men edebilir. İmam Şafiî ile
Abdülmelik b. Mâceşun'un kavilleri budur.
Ulemâdan bir cemaat
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu sözünü sedd-i zerîa yâni
kötülüklerin yolunu kesmek için söylediğine kaildirler. Burada sanki iki hüküm
vardır. Bunların biri zahire göre verilmiştir ki, çocuğun firâş sahibine
verilmesidir. İkinci hüküm bâtınîdir. O da şüphe dolayısı ile kaçmaktır. Şöyle
denilmiş gibidir: «Bu çocuk senin kardeşin değildir Sevde! Ancak Allah'ın
hükmünde kardeşin sayılır.»