SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1539 nolu Hadis’in devamının İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Buyü'» bahsinin bir iki yerinde, Tirmizî «Buyû'»da; Nesâî «Buyu'» ve «Şurût» bahislerinde; İbni Mâce «Ticâret de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

 

Hadîsin ilk rivayetinde müzâbene ve muhakale nâmı verilen satışların memnu' olduğu bildirilmekte ve bunların ta'rîfi yapılmaktadır. Bu husustaki tafsilât babımızın îbni Ömer (Radiyallahu enh) hadîsinde görülecektir. Biz burada «Ariyyeden bahsedeceğiz; zira Hz. Zeyd rivayetlerinin sıklet merkezi odur.

 

Ariyye: Yemişi başkasına bağışlanmış hurma ağacı demektir. Kelimenin aslı «Arâya'rû) dur; yâni nâkıs-ı vâvîdir. Bu takdirde ariyye: faîle vezninde olup mef'ul mânâsında kullanılmıştır; maksûd hurma demek olur. Mamafih nâkıs-ı yâ' yâni (Ariye'ya'râ) aslından gelmiş olması da muhtemeldir. Ve bu sefer fail mânâsında kullanılmış olur. (Ariye) elbisesini çıkardı demektir. Ariyye hurması haram kılınan satışlardan hâriç kaldığı için ona bu isim verilmiştir. Bâzıları bu kelimenin yemişi bağışlanan hurma ağacına verlen bir ism-i hâs olduğunu söylemişlerdir. Şu halde ariyye satış değil, bağıştır.

 

Ulemâ (Ariyye) nin şer'an tefsirinde de ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, Evzâî, İmam Ahmed ve İshâk'a göre bu hadîste zikri geçen ariyyeden murâd: Bir kimsenin bahçesinden bir veya iki hurma ağacını bir seneliğine başkasına vermesidir. Bir takım ulemâ:

 

«Ariyye: Bir kimsenin iki-üç hurma ağacını başkalarına vermesi, onların da bu hurmaların yemişini göz karariyle kuru hurma karşılığında satmalarıdır.» demişlerdir. Yahya b. Saîd el-Ensârî ile Muhammed b. İshâk'ın mezhepleri budur. Mezkûr kavil Hz. Zeyd b. Sabit'ten rivayet olunmuştur. Süfyân b. Hüseyn ile Süfyân b. Uyeyne'nin kavilleri de bu ise de onlara göre bu bağış yalnız fakirlere yapılır. Bu hurmaların yemişini satmak ihtiyaçlarından dolayı onlara mubah kılınmıştır.

 

İmam Şafiî ile Ebû Sevr ariyyeyi şöyle ta'rîf etmişlerdir: «Taze hurma zamanı gelince bazı fakirler para bulup onu alamazlar. Bu gibilerin ellerinde senelik yiyeceklerinden artma kuru hurma bulunur, işte ariyye, beş vesktan az olmak şartiyle bunların göz karariyîe kuru hurma vererek tazesini satın almalarıdır.» Onlara göre hurma ile üzümden başka meyvelerde ariyye yoktur.

 

Buradaki göz kararından maksad: Taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacağını tahmin etmektir. Yâni taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacaksa alıcı o kadar kuru hurma verecek, bu suretle verdiği aldığma denk olacaktır.

 

Tahâvî'nin beyanına göre İmam Âzam ariyyeyi şöyle ta'rîf edermiş: «Bizce bunun mânâsı: Bir kimsenin hurma ağaçlarından birini başkasına tahsis etmesi, fakat teslîm edemeyeceğini aklı keserek va'dinde durmuş olmak için onun yerine göz karariyle kuru hurma vermesidir.»

 

Bazılarına göre ariyye: Hurmadan verilen atiyye ve teberru'dur. Araplar kıtlık senelerinde hurması olmayanlara bir miktar hurma verir ve bununla iftihar ederlerdi.

 

Nevevî diyor ki: «Ariyye, bir tahmincinin birkaç hurma ağacı üzerinde tahminde bulunarak: Bu ağaçlardaki hurma kuruduğu vakit meselâ; üç yük kalır, demesi; hurma sahibinin de ağaçlardaki taze hurmayı birine üç yük kuru hurma mukabilinde vermesi ve o mecliste hesaplaşarak alıcının kuru hurmayı, satıcının da tahliye suretiyle taze hurmayı teslim ve tesellüm etmeleridir. Beş veskten azda bu caiz; fazlasında caiz değildir. Tam beş veskte caiz olup olmadığı hususunda İmam Şafiî'den iki kavi rivayet olunur ki, bunların esah olanına göre caiz değildir. Zira esas itibariyle kuru hurma mukabilinde taze hurma satmak haramdır. Ariyyelere ruhsat verilmiştir. Bu ruhsatın beş veskte mi yoksa daha azda mı olduğunda râvi şekk etmiştir. Binâenaleyh yakînen malûm olanla amel icâb ederki, o da beş veskten az olmasıdır. Beş vesk ise haram olarak kalır.                       

 

Esah kavle göre ariyye zengin fakir herkese caizdir. Meyvelerde burma ile üzümden başkasında ariyye caiz değildir. Zaif bir kavle göre ariyye fakirlere mahsustur ve yalnız hurma ile üzüme münhasır değildir. İşte ariyye hakkında Şafiî mezhebinin tafsilâtı budur. İmam Ahmed'le diğer bazı ulemânın mezhepleri de budur. İmam Mâlik ile Ebû Hanîfe ariyyeyi başka şekilde te'vîl etmişlerdir. Ama hadîslerin zahirleri onların te'villerini reddetmektedir.»

 

Ebû Ömer İbni Abdilberr: İmam Mâlik'in mezhebini şöyle hülâsa etmiştir: «Ariyye: Bir kimsenin beş vesklik veya daha az olan bahçesini başkasına hibe etmesi, sonra meyve kemâle gelince hibe ettiği şahıstan onu satın almak istemesidir. Bedelini göz kararı ile kuru hurmadan vermek şartiyle meyve toplanırken bu satış mubah kılınmıştır. Peşinen caiz olmadığı gibi, hibe edilen şahıstan başkasına da caiz değildir. Çünkü ruhsat yalnız ona verilmiştir. Ama hurmayı başkasına para ile satabilir...»

 

Hz. Zeyd hadîsinin ilk rivâyetindeki: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan sonra ariyyenin taze veya kuru hurma mukabilinde satılmasına ruhsat vermiş; bundan başkasına ruhsat vermemiş.» ifadesiyle istidlal eden bazı ulemâ Hanefîler'in ariyyeyi satış değil bağış saymalarına şöyle mukabele etmiştir: «Bu hadîs Hanefîler'den. kuru hurma karşılığında taze hurma satmanın yasak edilmesini umum mânâsına hamledip ariyye satışının bu umumdan müstesna olduğunu kabule yanaşmayanlara red cevâbı hususunda vârid olan en açık delillerdendir. Onlar hurma mukabilinde hurma satışı ile ariyyeyi bir siyakta vârid olmuş iki hüküm saymışlardır. İbni Münzir'in hikâye ettiği vecihle bâzı Hanefîler'in ariyye meselesinin kuru hurma mukabilinde taze hurmayı satmayı yasak eden hadîsle neshedildiğini iddia etmeleri de böyledir. Çünkü nâsih olmadan mensûh bulunmaz.»

 

Bu söze Hanefîler'den Aynî cevap vermiştir. Hülâsası şudur: Nehyi umumu üzere bırakmak, onun bir kısmını iptal etmekten evlâdır. Kuru hurma karşılığında taze hurma satmaktan nehî ile ariyyeleri satmanın bir siyakta vârid iki hüküm olmalarına hiç bir mâni' yoktur. Bunların bir arada zikredilmesi hükümlerinin de bir olmasını, birinin sonra hükümden çıkarılmasını istilzam etmez. Zîra her iki cümle müstakildir. Usûl-i fıkıh ulemâsının muhakkıklarına göre nazımda kıran hükümde de kıranı îcâb etmez. (Yâni iki meselenin bir delilde yan yana zikredilmesi onların aynı hükümde olmalarını îcâb etmez; meğer ki ikinci cümle nakıs ola. O zaman ikisi de aynı hükümde olur. Meselâ: «Ahmed geldi, Mehmed de» ifadesinde «Mehmed de» cümlesi nakıs olduğu için hüküm itibariyle evvelki cümleye bağlıdır; ve Mehmed de geldi, demektir.)

 

Hz. Zeyd'in ariyye hakkındaki sözü tam bir cümle olup mânâ hususunda evvelki cümleye muhtâc değildir.

 

Hadîste ariyyeye (satış) denilmesi hakikaten satış hükmünde olduğu için değil, satış şeklinde tasavvur edildiğindendir. Ariyye yemişin hibe edilmesidir. Satış olsaydı bir müddete kadar kuru hurma karşılığında yaş hurmayı satmak mânâsına gelirdi ki, bunun caiz olmadığında hilaf yoktur,

 

îbni Münzir'in bâzı Hanefîler'den naklettiği söz doğru değildir. Kaldı ki, bir râvinin hem hurmaya mukabil hurma satmanın yasak edildiğini hem de ariyyeye ruhsat verildiğini rivayet etmesi nesha mâni değildir.

 

Tahavî ile Taberânî'nin rivayet ettikleri îbni Ömer (Radiyallahu anh) hadîsi ve emsali hadîsler Hanefîler'in kavlini te'yîd etmektedirler. îbni Ömer (Radiyallahu anh) hadîsinde :

 

«Zeyd b. Sabit dedi ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir-iki ağaç hurmanın ariyyesine ruhsat verdi. Bunlar bir kimseye hibe edilir; o da onları göz kararı ile kuru hurma karşılığında satar.» denilmektedir. Tahâvî: «İşte Zeyd b. Sabit!. Kendisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ariyye hakkında ruhsat verdiğini rivâyet edenlerden biridirki, onun hibe olduğunu söylemiştir.» diyor.