1669 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhâri «Edeb»
bahsinde, bir kısmını da «Sulh»da tahrîc etmiştir.
Bâzı cümlelerin izahı:
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) gelen üç kişilik cemaatin içinde yaşça en küçükleri olduğu
halde evvelâ söze başlayan Abdurrahmân (Radiyallahu anh) öldürülen Abdullah'ın
kardeşidir. Huveyyisa ile Muhayyisa ise bunların amcası oğullarıdır. Burada hak
sahibi Hz. Abdurrahmân olduğu halde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
onu dinlemeyip yaşça en büyük olan Huveyyisa'yi konuşturması, vak'ayı güzelce
anlayıp dinlemek içindir; nitekim mesele anlaşıldıktan sonra hak sahibi
Abdurrahmân'ı da dinlemiştir.
«Elli yemîn verebilir
misiniz ki, arkadaşınızı (yahut katilinizi) hak edesiniz?» cümlesindeki
arkadaştan murâd maktuldür. Burada Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
katili mi yoksa maktulü mü hak edesiniz buyurduğunda râvi şek etmiştir. Hak
etmekten maksat: Haklarının sabit olmasıdır.
«öyle ise yahudîler sizi
elli yeminle tebrie etsinler mi?» cümlesinin mânâsı; Yahudilerden elli kişi
yemin vererek sizin dâvanıza karşı berâet etsinler mi? demektir. Ulemâdan
bâzılarına göre bu cümle: Yahudiler yemin ederek sizi yeminden kurtarsınlar mı?
mânâsına gelir ki; yemin ederlerse dâva biter; aleyhlerine bir hüküm sabit
olmaz; siz de yeminden kurtulmuş olursunuz, demektir. -Yahud- kelimesi kabile
ismi olduğu için tenvînsiz okunmuştur; gayr-i münsariftir.
«Ve adam tamamı ile size
verilir.» cümlesinden murâd: Hiç bir noksansız size teslim edilir... demektir.
«Rumme» aslında: Kaçmasın diye hayvanı bağladıkları iptir. Vaktiyle bir adam
bir deve satmış. Devenin boynunda ip varmış. Alıcı: «Deveyi ipi ile ver?»
demiş. Bilâhare bu söz darb-ı mesel gibi kalmış ve tastamam, noksansız
mânâsında kullanılmıştır.
Hadîsin beşinci
rivâyetindeki: «Ona diyet olarak sadaka develerinden yüz deve verdi.» cümlesi
ulemâdan bâzılarına göre, râvilerin hatasıdır. Çünkü farz olan sadaka yâni
zekât, böyle bir yere sarf edilemez. Zekâtın verileceği yerleri Cenâb-ı Hak
bildirmiştir. Şâfiîler'den Ebû İshâk El-Mervezî , bu hadîsin zahirî ile
istidlal ederek zekât develerinden diyet verilebileceğine kail olmuşsa da
cumhûr-u ulemaya göre bu doğru değildir. Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) o yüz deveyi, zekât olarak verilen fakirlerden satın almış da
vermiştir. Nevevî: Muhtâr olan kavil, hikâye ettiğimiz cumhur kavlidir ki, o da
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu develeri sadaka develerinden
satın almış olmasıdır.» diyor.
Develerin kıymetini sırf
kendi malından yahut Beytülmalden vermiş olması mümkündür. Davacıların hakkı
henüz sabit olmamışken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in diyeti
kendinden vermesi, nizâı ortadan kaldırmak ve davacıların gönlünü almak içindir
hükmü —yeminin davacıya verdirilmesi ciheti ile— sair dâvalara muhaliftir.
Kasâme icmâ-ı ümmet ve burada görülen hadîslerle meşru' olmuştur.
Kaadî İyâd'ın beyânına
göre kasâme hadîsi şeriatın temellerinden bir temel, ahkamın kaidelerinden bir
kaide ve kulların maslahatları rükünlerinden bir rükündür. Sahabe ve tabiînin
bütün ulemâsı ile onlardan sonra gelen Hicaz, Şam, Küfe ve diğer şehirlerin
âlimleri onunla amel etmiş, sâdece nasıl amel edileceğinde ihtilâf olunmuştur.
Bir cemaat kasâmeyi iptal
etmiş; onun bir hükmü olmadığını binâenaleyh onunla amel edilemiyeceğini
söylemişlerdir. Salim b. Abdillâh, Süleyman b. Yesâr, Hakem b. Uyeyne, Katâde, Ebû Kılâbe, Müslim b. Hâlid, İbni
Uleyye ve Buhari bunlardandır. Ömer b. Abdilâzîz'den caiz olup olmayacağına
dair, iki rivayet vardır.
Kasâmeyı caiz görenler
dahî, ölüm kasdi olduğu takdirde kısas lâzım gelip gelmıyeceği hususunda
ihtilâl etmişlerdir. Hicaz ulemâsının ekserisine göre kısâs vâcibtir.
Mâlikîler'le, Zühri, Rabîa, Ebû'z-Zinâd, Leys, Evzâî, İmam Ahmed, İshâk , Ebû
Sevr, Dâvûd-u Zahirî ve eski mezhebine göre İmam Şafiî'nin kavilleri de budur.
Aynı kavil ibni Zübeyr. ile Ömer b. Abdilâzîz'den de rivayet olunmuştur. Hattâ
İbni Zübeyr: «Biz kasâmeye Resûlullah (Sallallahu Aieyhî ve Sellem)'in ashabı
kalabalık iken kail olduk; zannediyorum ki, bin kişi idiler; ve içlerinden iki
tanesi ihtilaf etmemişlerdir.» demiştir.
Kûfeliler'le esah
kavline göre İmam Şafiî: «Kasâme ile kısas lâzım gelmez. O yalnız diyet
îcâbeder.» demişlerdir. Bu kavil: Hasan-ı Basrî ile, Şa'bî, İbrahim Nehâî,
Osman El-Leysî , Hasan b. Salih'den ve keza Ebû Bekir, Ömer, İbni Abbâs ve
Muâviye (Radiyallahû anhum) hazerâtından rivayet olunmuştur.
Kasamede kime yemin
verdirileceği de ihtilaflıdır. İmam Mâlik, Şafiî ve cumhur, yeminin mirasçılara
verdirileceğine kaildirler. Onlara göre mirasçılar elli yemin verirlerse hak
sahibi olurlar. Delilleri bu hadîstir. İmam Mâlik: «Kasâmede yemine
davacılardan başlanacağına eski ve yeni bütün imamlar ittifak etmişlerdir.»
demiştir. Yemine dâvâlıdan başlanacağını bildiren rivayet onlara göre zayıftır.
Kasâmede kısası meşru'
görmeyip «yalnız diyetle iktifa edilir.» diyenlere göre yemine dâvâlılardan
başlanır. Ancak, İmam Şafiî ile İmam Ahmed bu meselede cumhurla beraberdirler.
Yâni onlara göre yemine davacıdan başlanır; o yemin etmezse dâvâlıya geçilir.
Galebe-i zan ifâde
edecek kuvvetli bir şüphe bulunmadıkça mücerred dâva ile kısas ve diyet vâcib
olmayacağı hususunda ulemâ müttefiktir. Kasâmeyi îcâb ettirecek bu mu'teber
şüphenin ne olacağı ise ihtilaflıdır. Meselenin yedi sureti vardır:
1- Maktul ölmeden:
«Hakkım filândadır. Beni o öldürdü» yahut «Beni o vurdu» gibi bir sözle işin
içinde kasıd olduğunu anlatırsa İmam Mâik'le Leys'e göre kasâme vâcib olur.
Mâlik'in: «Eski yeni bütün imamlar ittifak etmişlerdir.» dediği suret budur.
Fakat Kaadî İyâd: «Şehirler fukahâsından buna Mâlik'le Leys 'den başka kail
olan yoktur.» diyor...
2- Vak'aya tam beyyine
değil de «levs» denilen yarı beyyine bulunur, îmam Mâlik ile Şâfiî'ye ve Leys'e
göre bu kâfidir. Bir tek âdil şâhid ve keza âdil olmayan bir cemâat levsden
mâdûddur
3- Maktulün
yaralandığına iki âdil kimse şâhidlik. eder. de birkaç gün yaşadıktan sonra o
yara iyileşmeden ölürse İmam Mâlik'le Leys'e göre bu da levs hükmündedir. îmam
Âzam'la Şâfiî'ye göre burada kasâme yoktur; iki âdil kimsenin şâhidliği ile
kısas vâcib olur.
4- İtham edilen şahıs,
beraberinde katle yarayan bir âlet, üzerinde de kan gibi bir eser olduğu halde
maktulün yanında bulunur veya onun tarafından gelmekte olduğu anlaşılır
oralarda yırtıcı hayvan gibi ölüme sebebiyet verecek bir şey de bulunmazsa,
yahut maktulün yanından bir cemaat dağılırsa, İmam Mâlik'le Şâfiî'ye göre bu da
levsdir; kassâmeyi icâb eder.
5- İki taife çarpışır da
aralarında bir ölü bulunursa, İmam Mâlik'le. İmam Şafiî, İmam Ahmed ve İshâk'a
göre kasâme lâzım gelir. İmam Mâlik'den bir rivayete göre burada kasâme yoktur.
Ölen şahıs taifelerin birindense diğer taife onun diyetini öder; değilse her
iki taife müştereken diyetini verirler.
6- Maktul kalabalık içinde bulunursa İmam Şafiî:
«Onun hakkında -kasâme sabit olur ve o cemaate diyet vâcib olur.» demiştir.
İmam Mâlik bunun heder olduğunu söylemiş; Sevrî ile îshâk diyetinin
beytülmâlden verileceğine kail olmuşlardır. Böyle bir kavil Hz. Ömer (Radiyallahu
anh) da rivayet olunmuştur.
7- Maktul, bir kavmin
mahallesinde, kabilesinde veya mescidinde bulunursa İmam Mâlik ile Leys, İmam
Şafiî, İmam Ahmed, Dâvûd.u Zahirî ve başkalarına göre. mücerred bununla kasâme
sabit olmaz; bu katil heder sayılır. Çünkü bir adan birini öldürerek bir
mahalleye atabilir. Bunu, suç onların üzerinde kalsın diye yapar. Ancak hiç.
kimsenin ihtilâtta bulunmadığı düşman mahallesinde olursa İmam Şâfiî'ye göre
kasâme lâzım gelir; ve mesele hadîs-i şerifte beyân edilen Hayber vak'asına
benzer; zîra Ensâr ile Hayber yahudîleri arasında düşmanlık vardı; vak'a
yerinde yahudilerden başka kimse de yoktu. îmam Ahmed'den de Şafiî'nin kavli
gibi rivayet vardır.
İmam Âzam, Sevrî ve Küfe
ulemâsının ekserisi: «Maktulün bir mahallede veya köyde bulunması kasâmeyi îcâb
eder.» demişlerdir. Onlara göre yedi suretten ancak burada kasâme vâcib olur;
zîra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kasâmeye hüküm verdiği suret bu
surettir. Bir de kasâme îcâbetmek için maktulün üzerinde eser bulunmak lâzımdır.
Maktul, mahallenin
arkasındaki mescidde bulunur da mirasçıları mahalle halkından hak dâva
ederlerse beytûlmâlden diyet vermek vâcib olur.
Evzâî'ye göre maktulün
mahallede bulunması kasâme îcâb eder; velevki üzerinde eser bulunmasın! Bu kavil
Dâvûd-u Zahiri-den de menkuldür.