AHMED
DAVUDOĞLU
456 -
459 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Hadis-i şerif bütün rivayetîeri
ile cehennemdeki mu'minlere şefaat edileceğine delalet etmektedir. Bu hususta
Kaadî İyaz şunları söyler: «Ehl-i sünnetin mezhebine göre şefaat aklen ve
naklen caizdir. Teala Hazretlerinin.
«O gün rahman olan
Allah'ın izin verdiklerinden başka hiç bir kimseye şefaat fayda vermez.» ayet-i
kerimesi- ile emsali ayetler ve mecmu'u tevatüre varan sahih hadisler buna
delildir. Ehl-i sünnetin selef ve halef ülemasıda şefaatin caiz olduğuna
ittifak etmişlerdir. Buna yalnız Haricilerle bazı Mutezileler itiraz
etmişlerdir. Onların mezhebine göre asi mu'minler cehennemde ebedi
kalacaklardır. Delilleri: «Cehennemliklere şefaatçilerin şefaati fayda
vermiyecektir.» ve «Zalimler için (o gün) ne bir dost vardır, ne de sözü
dinlenir bir şefaatçi.» ayet-i kerimeleridir. Fakat bu ayetler kafirler
hakkındadır. Şefaat hadisi dahi; «Derecelerin arttırılması» hakkındadır diye
te'vil ederlerse de bu teVil dahi batıldır. Bizzat sadedinde bulunduğumuz
hadislerin lafızları onların mezhebinin butlanı hakkında sarih delildirler.
Şefaat Beş Kısımdır
1: Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e mahsustur ki; kıyamet gününde durak yerindeki şiddet ve dehşetten
rahata kavuşmak ve hesabın çabuk görülmesi hususundadir.
2: Bir takım
bahtiyarların sualsiz hesapsız cennete girmeleri hususundadır. Bunun dahi Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e mahsus olduğuna dair hadis vardır.
3: Cehennemi haketmiş
bazı mu'minler hakkındadır. Bunlara da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
ile Allah 'ın dilediği bazı zevat şefaat edeceeklerdir.
4: Fiilen cehenneme
girmiş günahkarlar hakkındadır. Bunlara
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
melekler ve bazı mü'minler şefaat edecek bu sayede Allah Teala için «La
ilahe illallah» diyen mu'minler cehennemden kurtulacaklardır.
5: Cennetliklerin derecelerini ziyadeleştirmek
hususundaki şefaattir. Mü'tezile bu şefaati inkar etmedikleri gibi ilk haşr
zamanındaki şefaati da inkar etmezler. Meşhur rivayetlerle sabit olmuştur ki;
selef-i salihin (Radıyallahu Anhüm) Nebiimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den
şefaat niyazında bulunmuşlardır. Binaenaleyh: «Bir kimsenin Allah 'tan
Nebininin şefaatini istemesi mekruhtur. Çünkü istenilen şefaat günahkarlar için
olacaktır» diyenlerin sözüne i'tibar edilmez. Zira şefaat yalnız günahkarlar
için değil yukarda da arz ettiğimiz gibi bazen hesabı hafifletmek ve dereceleri
yükseltmek içinde olur. Sonra aklı başında olan herkes Allah'a karşı kusur
işlediğini ve onun affına muhtaç olduğunu itiraf eder. Kendi amellerine
güvenmez. Helak olunanların zümresine katılacağından korkar. Şefaat istemeyi
kerih gören bu kavle göre Allah'tan mağfiret ve rahmet dilemekte doğru olmamak
lazım gelir. Çünkü bunlar da günahkarlar içindir. Halbuki selef ve halefin
duaları bunun aksini ispat etmektedir.
«Kalbinde harda! danesi
kadar iman olan...» ifadesi bir temsildir. Ölçü hususunda mi'yar değildir.
Çünkü; iman cisim olmadığı için tartılmaz. Fakat bu husustaki kavl-i tahkika
göre kulun ameli indallah bir cisime konarak tartılacaktır. İmamu'l-Harameyn:
«Amel defterlerini Cenabu Allah tartacaktir...» demiş bunun aîden müstahil
olmadığını söylemiştir. Amellerin tartılması ya bu suretle olacak yahut ameller
cisim suretinde temsil edilerek tartılacaktır. Zeccac ve diğer ehl-i sünnet
müfessirleri insanın son amellerinin tartılacağını ve ona göre hayır veya şer
verileceğini rivayet etmişlerdir. Burada hayat nehri şekk ile rivayet edilmiş:
«Hayat yahut haya nehri» denilmiştir. Buharî Sahihinde bu şekkin hadisi rivayet
eden Malik 'ten olduğunu tasrih etmiştir. Malik'ten başka raviler «Hayat nehri»
diye şeksiz olarak rivayet etmişlerdir.
Haya kelimesi yağmur manasına
gelir. Yağmura haya denilmesi yer yüzünü ihya ettiği içindir. Hayat nehrinin
suyu cehennemde yanıp kavrulan insanları ihya ederek onları taptaze bir hale
getireceği için ona haya denilmiştir.
«Gusa» selin getirdiği
şeylerdir. «Hamie» nehirlerin kenarındaki kara çamurdur. «Hamile» ise Gusa'
manasınadır. Yani selin getirdiği şeylerdir.
MüsIim'in Nasr b. Ali
'den tahriç ettiği bir rivayette Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
cehennemliklerin cehennemde ne ölü ne diri bir halde bulunduklarını haber
veriyor. Bundan murad — Allah-u Alem— kafirlerdir. Çünkü; ebedi olarak
cehennemde kalmayı hak eden onlardır. Küffar cehennemde yanıp kül olmazlarsada
bir an rahat yüzü görmedikleri için onların hayatına hayatta denmez. Nitekim
ayni ifade Kur'an-ı Kerîm'dede mevcuttur. Allah Teala «Sonra cehennemde ne
ölür, ne dirilir.» buyurmuştur. Ehl-i hakkın mezhebi de budur onlar: «Ehl-i
cennetin nimetleri daimi olduğu gibi küffarın cehennemdeki azapları da
daimidir» derler.
Nevevî 'nin beyanına
göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Lakin bir fakım insanlar
vardır ki; günahları sebebiyle (yahut hataları sebebiyle) kendilerine ateş
isabet etmiş ve onları adamakıllı öldürmuştur...» sözü günahkar mu'minler
hakkındadır. Bunlar Allah'ın dilediği kadar, azap olunacaklar sonra öleceklerdir.
Buradaki ölümden murad
da hissi gideren hakiki Ölümdür. Demek oluyor ki; günahkar mu'minler
günahlarına kadar yanacak, sonra Allah Kendilerini öldürecek ve Allah'ın
dilediği kadar cansız olarak cehennemde kalacaklar sonra ölü olarak cehennemden
çıkarılacak eşya taşır gibi takım takım cennet nehirlerine götürüleceklerdir.
Kömür haline gelmiş bulunan vücutlarına hayat suyu serpilince hemen
dirilecekler ve sel yatağında biten otlar gibi çabucak büyüyecekler bütün
uzuvları ve kuvvetleri tamamen eskisi gibi olacak ondan sonrada yerlerine
gönderileceklerdir.
Kaadi İyad buradaki
ölümün iki vechi olduğunu nakleder:
1) Buradaki ölümden murad
hakiki ölümdür.
2) Murad hakiki ölüm
değildir. Ancak çektikleri ızdıraptan dolayı hissiz kalırlar. Fakat Nevevi
«Muhtar olan bizim arzettiğimizdir. Yani ölümden murad hakiki ölümdür» diyor