AHMED
DAVUDOĞLU
466 -
468 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu hadis Sahih-i
Müslim'in bütün nüshalarında böyle, anlaşılması pek güç karma karışık bir halde
rivayet edilmiştir. Gelmiş ve geçmiş bütün hadis ulemâsının ittifakı ile bu
hadiste tasnif - tağyir vardır. Yani lâfızları değiştirilmiş ve biribirine
karıştırılmıştır. Hafız Abdul Hak «El cem'u Beynes - Sahiheyn» namındaki
eserinde Müslim'in kitabındaki bu karışıklığın kitabı istinsah eden kâtibin
biri tarafından yahut her nasılsa yapılmış olduğunu beyan etmiştir.
Kaadî İyad da şunları
söylemektedir: «Bütün nüshalarda hadisin şekli budur. Bu hadiste çok değiştirme
ve tashif vardır. Doğrusu «Kıyamet gününde biz bîr tepenin üzerine geleceğiz.»
şeklindedir. Hadis ulemâsından bazıları onu bu şekilde rivayet etmişlerdir.
İbni Ebî Hayseme 'nin kitabında Kâ'b b. Malik tarikiyle rivayet ettiği bir
hadiste «Kıyamet gününde ümmetim bir tepenin, sair İnsanlar da başka bir tepenin üzerinde toplanacaklar.» buyurulmuştur.
Taberî Tefsirinde Hz.
İbni Ömer (Radiyallahu anh) 'dan şu hadisi rivayet etmiştir
«O, yani Muhammed
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmeti ile
birlikte insanlardan yüksekte bîr tepenin üzerine çıkacaktır.»
Ka'b b. Malik'ten dahi: «İnsanlar
kıyamet gününde neşrolunacak, ben ve
ümmetim bir tepe üzerinde
bulunacağız.» mealinde bir hadis zikretmiştir.
Kaadî İyad şöyle diyor:
«Bütün bunlar gösteriyor ki; hadis değiştirilmiştir. Ravi ya bu «kum» ve «teli»
kelimelerini anlayamamış; yahut silmişte onların yerine şöyle böyle kelimeleri
koymuş sonra yukarısını göstererek bu insanların üzerinde olacak diye tefsirde
bulunmaya çalışmış üzerine de tembih için bak kelimesini yazmıştır. Ondan sonra
hadisi istinsah edenler râvinin tefsirini de tembihini de hadisin metninden
zannederek her ne buldularsa onu bu hadisten diye nakletmişler ve hadis şu
gördüğün şekli almıştır.» Kaadî'den sonra gelen hadis ulemâsından bir cemaat bu
hususta ona tabi' olmuşlardır.
Yine Kaadî İyad diyorki:
«Sonra bu hadis temamen Cabir'in sözü olup ona mevkuftur. Müslim'in şartı bu
değildir. Çünkü hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zikredilmemiştir
MüsIim'in onu müsned hadisler arasına alması başka rivayetlerinde müsned olarak
zikredildiği içindir. Meselâ İbni Ebu Hayseme, İbni Cüreyc'den onu «Yedhaku»
cümlesinden itibaren «Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den işittim»
diyerek merfu'an rivayet etmiştir. Müslim bu hadisten sonra gelen İbni Ebi
Şeybe rivayeti ile Şefâ'at ve cehennemden çıkarılanlara dair olan hadislerde bu
hususa tembihte bulunmuş hadisin müsned olduğunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) 'den işitildiğini bu hadisin manâsına uyan bazı cümleler nakliyle
tasrih etmiştir.»
«Allah Teâla onlara dihk
buyuracak» cümlesindeki tecelliden murad; görmeğe mâni olan şey'i kaldırarak
kullara görünmektir. Dihk'in ma'nâsını daha önce görmüştük. Şu halde bu
cümleden murad Allah'ın kullarından razı olarak onlara görünmesidir. Bazıları:
«Buradaki Dihk'in manâsı
kullarından gizlediği bazı şeyleri fadl-u keremi ile onlara göstermesidir.»
demişlerdir.
«mu'min veya münafık her
insana bir nur verilecek...» cümlesinden munafık'a da nur verileceği
anlaşılmaktadır. Bunun sebebi: Münafığın mu'min görünerek mu'minler arasına
karışmasıdır. .
Binaenaleyh orada da
evvelemirde kendisine mu'minmiş gibi muamele yapılacak ona da nur verilecektir.
Meselâ mu'minlerin abdest azaları nur içinde parlayacak sair ümmetlerden
bununla temayüz edeceklerdir. Bu nur münafıklara da verilecek fakat sonradan
söndürülerek münafıklar solcular arasına ayrılacak havz-ı kevserden kovulacak
nihayet cehenneme yuvarlanmak suretiyle rezil ve rüsvay olacaklar.' Ehî-i
mahşerin gözleri önünde münafıklıkları yüzlerine vurulacaktır.
«Sonra mu'minler
kurtulacak...» cümlesi birçok esas nüshalarda burada olduğu şekildeyse de
bazılarında «Sonra mu'minleri kurtaracak...» şekilde rivayet edilmiştir.